Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
--

101- Haşr (59)

101/59 Haşr - 1: سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

Sebbeha lillahi: Allah için yüzerler
ma fis semavati: göklerin içinde olanlar
ve ma fil ard: ve yerin içinde olanlar
ve huvel azizul hakim: O, Aziz/sevgili hakim/bilge

101/59 Haşr - 2: هُوَ الَّذِي أَخْرَجَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ مِن دِيَارِهِمْ لِأَوَّلِ الْحَشْرِ مَا ظَنَنتُمْ أَن يَخْرُجُوا وَظَنُّوا أَنَّهُم مَّانِعَتُهُمْ حُصُونُهُم مِّنَ اللَّهِ فَأَتَاهُمُ اللَّهُ مِنْ حَيْثُ لَمْ يَحْتَسِبُوا وَقَذَفَ فِي قُلُوبِهِمُ الرُّعْبَ يُخْرِبُونَ بُيُوتَهُم بِأَيْدِيهِمْ وَأَيْدِي الْمُؤْمِنِينَ فَاعْتَبِرُوا يَا أُولِي الْأَبْصَارِ

Huvellezi ahracellezine keferu: çıkarılan inkarcılar
min ehlil kitabi: kitap ehlinden
min diyarihim: memleketlerinden
li evvelil haşri: ilkin toplamak için
ma zanentum en yahrucu : dışarı çıkabileceğimi düşündüm
ve zannu ennehum maniatuhum husunuhum minallahi : onlarda kalelerinin Allah'tan geleni engelleyeceğini düşündüler
fe etahumullahu : Onları Allah getirdiydi (içeri, bulundukları yere)
min haysu lem yahtesibu: sayamadılar nereden (getirildiklerini)
ve kazefe fi kulubihimur : ve kalplerinin içinde olanı fırlattılar
ru’be yuhribune buyutehum: korku mahvettiler evlerini
bi eydihim:kendi elleriyle
ve eydil mu’minine : eller güvenlidir
fa’tebiru : düşünün
ya ulil ebsar: evla olan gözdür

101/59 Haşr - 3: وَلَوْلَا أَن كَتَبَ اللَّهُ عَلَيْهِمُ الْجَلَاء لَعَذَّبَهُمْ فِي الدُّنْيَا وَلَهُمْ فِي الْآخِرَةِ عَذَابُ النَّارِ

Ve lev la en keteballahu: gerçi Allah yazmadı
aleyhimul celae le azzebehum fid dunya:tahliye edilmeleri onlara yer içinde de işkence için
ve lehum fil ahırati azabun nar: ve onlara ahirette ateş işkencesi var

101/59 Haşr - 4: ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ شَاقُّوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَمَن يُشَاقِّ اللَّهَ فَإِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ

Zalike bi ennehum şakkullahe: onlar Allah hakkında ikiye ayrılmış daire
ve resulehu: elçisi hakkında
ve men yuşakkıllahe : kim Allah hakkında yarım daire
fe innallahe şedidul ikab: gerçekten Allah şiddetli ceza
(Şakk: Bir bütünü tam ortadan iki parçaya bölmek demektir. Bunun Allah ile ilgisini anlamak, kelamcı ulema için olanaksızdır. Tefsirlerde bu kelime sertleşme, nefret, karşı gelme, muhalefet etme diye anlamlandırılmıştır. Gerçekte kelimenin böyle bir anlamı yoktur, daire kökünden gelen kelime ayın yarılması -şakku'l kamer- veya bir elmanın tam ortadan simetrik olarak birbirinin komplementeri şeklinde bölünmeyi ifade için kullanılır. Burada Allahın rab sıfatı uyarınca işleri çekip çevirdikten sonra arşa istiva etmesi sırasında daire çizerek tahtına yani yarattıklarının tümün alt tarafına doğru yönelişiyle ilintili anlam vardır. Oluşan çemberin bir yarısındaki kıble ile diğer yarısındaki kıble 180 derece farka sahiptir. Bir anlamıyla bir bütün olan evrenin iki yarısının manyetizması birbirine zıttır.
Cümledeki özne kim belli olmamakla birlikte bu bütünü iki ayrı parça zannedenler hakkındadır. Tabiatıyla onlar inkarcı/kafir durumuna düşmüş olmuyorlar fakat kabahatleri oldukça büyük sayılıyor.)

101/59 Haşr - 5: مَا قَطَعْتُم مِّن لِّينَةٍ أَوْ تَرَكْتُمُوهَا قَائِمَةً عَلَى أُصُولِهَا فَبِإِذْنِ اللَّهِ وَلِيُخْزِيَ الْفَاسِقِينَ

Ma kata’tum: kestiğin nedir?
min linetin: yumuşaktan
ev teraktumuha kaimeten: listeyi terk ettin
ala usuliha: varlıklar üzerinde
fe bi iznillahi: Allh'ın izniyledir
ve li yuhziyel fasikin: günahkarları utandırmak içindir

101/59 Haşr - 6: وَمَا أَفَاء اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْهُمْ فَمَا أَوْجَفْتُمْ عَلَيْهِ مِنْ خَيْلٍ وَلَا رِكَابٍ وَلَكِنَّ اللَّهَ يُسَلِّطُ رُسُلَهُ عَلَى مَن يَشَاء وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

Ve ma efaallahu: Allah'ın kıldığı
ala resulihi minhum: onların resulleri üzerine
fe ma evceftum aleyhi : ?
min haylin: atlardan
ve la rikabin: yolcu olmayanlar
ve lakinnallahe: lakin Allah
yusallitu : ?
rusulehu : elçileri
ala men yeşau : istediği kimse üzerine
vallahu ala kulli şey’in kadir: ve Allah'ın her şeye gücü yeter

101/59 Haşr - 7: مَّا أَفَاء اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْ أَهْلِ الْقُرَى فَلِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ كَيْ لَا يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الْأَغْنِيَاء مِنكُمْ وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانتَهُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ

Ma efaallahu ala resulihi : Allah elçisine ne ihsan etti?
min ehlil kura : köylerin ahalisinden
fe lillahi ve lir resuli ve li zil kurba vel yetama vel mesakini vebnis sebili key : Allah'ın ve elçisinin ve yakınlarım ve yetimlerin ve fakirler ve oğulların yolu bölece
la yekune duleten beynel agniyai minkum: devlet olma sadece zenginlerin arasında
ve ma atakumur resulu : size elçi gelmedi
fe huzuhu : aldılar
ve ma nehakum anhu fentehu
vettekullah: Allahtan korkun
innallahe şedidul ikab: Allah'ın cezası şiddetlidir

101/59 Haşr - 8: لِلْفُقَرَاء الْمُهَاجِرِينَ الَّذِينَ أُخْرِجُوا مِن دِيارِهِمْ وَأَمْوَالِهِمْ يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِّنَ اللَّهِ وَرِضْوَانًا وَيَنصُرُونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ أُوْلَئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ

Lil fukarail : fakirler
muhacirinellezine : muhacirler
uhricu min diyarihim : yurtlarından çıkarılan kimselerin
ve emvalihim yebtegune fadlen minallahi : mallarını istiyorlar Allah'tan
ve rıdvanen : ve memnuniyet
ve yansurunallahe : ve Allah'ın desteği
ve resulehu: ve elçisinin
ulaike humus sadikun: bunlar samimi olanlar

101/59 Haşr - 9: وَالَّذِينَ تَبَوَّؤُوا الدَّارَ وَالْإِيمَانَ مِن قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ إِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ فِي صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِّمَّا أُوتُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلَى أَنفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ وَمَن يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

Vellezine tebevveud dare vel imane :
min kablihim yuhıbbune men hacera ileyhim :
ve la yecidune fi sudurihim haceten mimma utu :
ve yu’sirune ala enfusihim :
ve lev kane bihim hasasatun:
ve men yuka şuhha nefsihi :
fe ulaike humul muflihun:

101/59 Haşr - 10: وَالَّذِينَ جَاؤُوا مِن بَعْدِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِإِخْوَانِنَا الَّذِينَ سَبَقُونَا بِالْإِيمَانِ وَلَا تَجْعَلْ فِي قُلُوبِنَا غِلًّا لِّلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا إِنَّكَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ

Vellezine cau min ba’dihim yekulune rabbenagfir lena :
ve li ihvaninallezine sebekuna bil imani :
ve la tec’al fi kulubina gıllen :
lillezine amenu rabbena inneke raufun rahim:

101/59 Haşr - 11: أَلَمْ تَر إِلَى الَّذِينَ نَافَقُوا يَقُولُونَ لِإِخْوَانِهِمُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ لَئِنْ أُخْرِجْتُمْ لَنَخْرُجَنَّ مَعَكُمْ وَلَا نُطِيعُ فِيكُمْ أَحَدًا أَبَدًا وَإِن قُوتِلْتُمْ لَنَنصُرَنَّكُمْ وَاللَّهُ يَشْهَدُ إِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ

E lem tera ilallezine nafeku yekulune :
li ihvanihimullezine keferu min ehlil kitabi :
le in uhrictum le nahrucenne meakum :
ve la nutiu fi kum ehaden ebeden ve in kutiltum:
le nensurannekum:
vallahu yeşhedu innehum le kazibun:

101/59 Haşr - 12: لَئِنْ أُخْرِجُوا لَا يَخْرُجُونَ مَعَهُمْ وَلَئِن قُوتِلُوا لَا يَنصُرُونَهُمْ وَلَئِن نَّصَرُوهُمْ لَيُوَلُّنَّ الْأَدْبَارَ ثُمَّ لَا يُنصَرُونَ

Le in uhricu la yahrucune meahum :
ve le in kutılu la yansurunehum :
ve le in nasaruhum le yuvellunnel edbar:
summe la yunsarun:

101/59 Haşr - 13: لَأَنتُمْ أَشَدُّ رَهْبَةً فِي صُدُورِهِم مِّنَ اللَّهِ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَّا يَفْقَهُونَ

Le entum eşeddu rahbeten :
fi sudurihim minallahi:
zalike bi ennehum kavmun la yefkahun:

101/59 Haşr - 14: لَا يُقَاتِلُونَكُمْ جَمِيعًا إِلَّا فِي قُرًى مُّحَصَّنَةٍ أَوْ مِن وَرَاء جُدُرٍ بَأْسُهُمْ بَيْنَهُمْ شَدِيدٌ تَحْسَبُهُمْ جَمِيعًا وَقُلُوبُهُمْ شَتَّى ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَّا يَعْقِلُونَ

La yukatilunekum cemian :
illa fi kuran muhassanetin ev min verai cudur:
be’suhum beynehum şedid:
tahsebuhum cemian ve kulubuhum şetta:
zalike bi ennehum kavmun la ya’kılun:

101/59 Haşr - 15: كَمَثَلِ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ قَرِيبًا ذَاقُوا وَبَالَ أَمْرِهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

Ke meselillezine min kablihim kariben zaku vebale emrihim :
ve lehum azabun elim:

101/59 Haşr - 16: كَمَثَلِ الشَّيْطَانِ إِذْ قَالَ لِلْإِنسَانِ اكْفُرْ فَلَمَّا كَفَرَ قَالَ إِنِّي بَرِيءٌ مِّنكَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ

Ke meseliş şeytani iz kale lil insanikfur:
fe lemma kefera kale inni beriun :
minke inni ehafullahe rabbel alemin:

101/59 Haşr - 17: فَكَانَ عَاقِبَتَهُمَا أَنَّهُمَا فِي النَّارِ خَالِدَيْنِ فِيهَا وَذَلِكَ جَزَاء الظَّالِمِينَ

Fe kane akıbetehuma ennehuma :
fin nari halideyni fiha:
ve zalike cezauz zalimin:

101/59 Haşr - 18: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَلْتَنظُرْ نَفْسٌ مَّا قَدَّمَتْ لِغَدٍ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

Ya eyyuhallezine amenuttekullahe veltenzur nefsun ma kaddemet li gadin:
vettekullahe:
innallahe habirun bi ma ta’melun:

101/59 Haşr - 19: وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ نَسُوا اللَّهَ فَأَنسَاهُمْ أَنفُسَهُمْ أُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

Ve la tekunu kellezine nesullahe :
fe ensahum enfusehum:
ulaike humul fasikun:

101/59 Haşr - 20: لَا يَسْتَوِي أَصْحَابُ النَّارِ وَأَصْحَابُ الْجَنَّةِ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمُ الْفَائِزُونَ

La yestevi ashabun nari ve ashabul cenneti:
ashabul cenneti humul faizun:

101/59 Haşr - 21: لَوْ أَنزَلْنَا هَذَا الْقُرْآنَ عَلَى جَبَلٍ لَّرَأَيْتَهُ خَاشِعًا مُّتَصَدِّعًا مِّنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَتِلْكَ الْأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ

Lev enzelna hazal kur’ane ala cebelin :
le raeytehu haşian mutesaddian min haşyetillah:
ve tilkel emsalu nadribuha :
lin nasi leallehum yetefekkerun:

101/59 Haşr - 22: هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ

Huvallahullezi la ilahe illa huve:
alimul gaybi veş şehadeti, huver rahmanur rahim:

101/59 Haşr - 23: هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ

Huvallahullezi la ilahe illa huve:
el melikul kuddusus selamul mu’minul muheyminul azizul cebbarul mutekebbir:
subhanallahi amma yuşrikun:

101/59 Haşr - 24: هُوَ اللَّهُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ لَهُ الْأَسْمَاء الْحُسْنَى يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

Huvallahul halikul bariul musavviru lehul esmaul husna:
yusebbihu lehu ma fis semavati vel ard:
ve huvel azizul hakim: