Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
------

15- Kevser (108)

  • Muhakkak ki Biz, sana Kevser’i verdik...

    Kevser; Kelime anlamı çokluk demektir. Vahiyler âyetleri (atomları) anlattığı için neredeyse tamamı hatalı tefsir ediliyor. Özellikle Kevser bölümündeki üç cümlede değil üç, onlarca hata yapıla gelinmiştir. Kevser, cennette bir su olarak tefsir edilerek bize tamamen bir uydurma olarak belletilmiştir. Evrendeki atom sayısı hakkında bir tahmin yapmaya çalışmak bile İnsan aklını dumura uğratacak çokluktadır. Her atomun etrafındaki elektromanyetizma, bu çokluk sayısıncadır. Hz. Muhammed’e verilen Kur’an yani elektromanyetizmanın vasfı burada Kevser ismi ile tanıtılıyor.

    O halde Rabbin için enerji al ve aktar...

    Bu cümle içinde namaz ve kurban kelimesi geçmediği halde "kurban kes" diye anlamı çıkarılmış. Zanları, ön yargılarınızı ve ezberleri bir kenara koymadan vahiyleri değerlendirmemizin bir faydası olmayacaktır. Çünkü İnsanlar çok uzun süre aldandıkla-rında/aldatıldıklarında önlerine konulan delilleri reddetme eğilimi sergilemektedir. Bunu, delillere inanmadıkları için değil, aksine inandıkları için yapıyorlar. İnançları boşa çıkaracak doğruluğu vazıh anlatılar her daim reddedilirler.

    Çünkü deliller ışığında yapılan açıklamalar karşısında yapma-ları gereken iki seçenek var, birisi kabul etmek ki, bu inancını kaybetmesi demektir; Sonra tüm hayatını yeniden inşa etmesini ve mevcut bilgilerini çöpe atarak yeniden öğrenme süreci yaşamak zorunda kalmasını gerektirir. Diğer seçenek reddetmenin kolaylığıdır. Hep kolay olan seçildiği için ekseriyet, reddetmeyi tercih ediyor.

    Salli kelimesi kuyruk sokumundan yukarı kısım, sırt anlaşılır. bu İnsan bedenine ait değildir. Yani cümle biyolojik bedeninin sırtını işaret etmiyor, İns atomunun kuvveti nakletme işini yapan ve proton denilen kısmı anlatıyor. Vahiylerin bildirdiği atomun fiziki şekli, modern bilimin hayal ettiği atom modelinden oldukça farklıdır. Haddizatında modern bilimin atom teorileri onlarca kez geliştirilmesine rağmen hala çalışmayan bir yapı modelliyor. Öyle ki dış kabukta münferiden dönen elektron, madde bütünlüğünü sağlayamayan bir yapı ortaya koyar. Aksak modellerin mantıksız yanları bu kadarla sınırlı değil tabi ki. Şimdi bu satırları okuyan bir fizik akademisyeni tıpkı ilahiyat akademisyenleri gibi söylediklerimizi anında saçma bularak kenara atabilir, hep öyle yaptılar. Biz burada saçmalıyor dahi olsak bir bilim adamı (fizik ve din bilginleri) özellikle aksine beyanda bulunan fikirleri dikkatle dinlemelidirler, bu bir tavsiye değil zorunluluktur. Her İnsan farklı fikir sahibi olması zenginlik demektir. Ufku daralmış, yeni açılımlar üretemeyen bilim ve din adamları böylesi orijinal sözlere neden kendilerini kapatıyor? Sanırım fikirlerin iyi veya kötü olması önem arz etmiyor, işleyen bir sistem içinde kendisine maddi ve manevi tatmin sağlayan bir mevki elde ettikleri içindir. Akademisyenler bilgiyi nakletmekle görevlidirler, tarih boyunca bilgiyi üretenler başkaları olmuştur. Tam bu arada bilim ve din alanındaki akademik kesimin sırtını döndüğü ortak noktada, eldeki verileri birleştirerek yaratıcının anlattığı yapıyı çıkarırız.

    Bu yapıya göre atomun elektron (Yer) ve protonu (Gök'ler) birbirinden kopuk değiller. Tümleşik yapıdaki bu iki organ arasındaki ilintiyi ince uzun Habl/ip denilen yapı sağlıyor. Bu ip için çok yerde “Allah’ın ipi” denilir. o ip Yer, İnsanoğlunun yaşamını sağlayan alem ve Gök arasında irtibat sağlıyor. Evrende işleyen tüm sistemler enerjisini yaratıcıdan almakta, onu Rab özelliği ile anmaktadır. Bilgi ve enerji aktarımı. üç melektir sayesinde mümkün oluyor. Böylelikle Hz. Muhammed nezdinde atoma deniliyor ki; Salli; Bir alev ve ateş ortamı olan enerji denizinden bu enerjiyi al ve dağıt... Salli “onu ateşe at” anlamına ve yaslan, kuvvet al anlamını da vermektedir. Buna göre Allah’ın kudretinin tecelli ettiği yer, enerji denizinde yüzen atomlar tıpkı ateşe atılmış gibidirler, böylece enerji dolan İns atomu bunu diğer atomlara adeta yaslanarak aktarır. Namaz, sabah akşam mutlak kılınması emri ve işi olduğu zamanlar haricinde terk edilememesi belirtilerek vakit beyanı ile mutlak fazdır. Fakat namazın eda edilişi ve ritüelleri tamamen sünnettir. Hz. Muhammed, namaz içindeki ritüelleri atomların davranışlarına benzeterek icra etmiş ve bize sünnet olarak bırakmıştır. Namazın iki hareketi olan kıyam ve rükû (Boyun eğme, eğilme yani secde) atoma aittir.

    Cümlenin devamında Kurban kesmek olarak tefsir edilen Nahr kelimesi elini göğsüne kaldır! demektedir. Bu cümleyi yine tamamen uydurma/benzetme ve zan ile tefsir eden ulema, hayvan boğazlanırken elin hayvan göğsüne temas ettirilmesini işaret ettiğini göstererek, buradan kurban emri çıkarmışlardır. Bu iki cihetten yanlıştır; İlki böylesi basit benzetmelerle vahiy tefsiri olmaz. Allah, gözlük numarası bozuk kişinin gördüğü gibi İnsanları seyrederken flu görüntüleri benzeterek emir vermiyor ki. Böylesi tefsirler birer hakaret olarak addedilir.

    Diğer husus ise kurban sadece bir yerde emredilir, o da Hac vazifesini yapan kişi ihramdan çıkmak için diyet ödemek zorundadır. İhrama girmek, ruhun atom içindeki barınmasını sembolize ediyor. Atomik boyutta yaşam olan cennet hayatını taklit bir ölüm/ dünya değişme provasıdır. Vazifesi bitince yeniden dünya yaşantısına dönmenin kefareti bir can vererek kendi canının talep etmektir. Buradan hac vazifesi dışında kurban kesmenin bir vazife olmadığının anlamaktayız. Muhakkak ki sana ebter diye buğz ederler.

    Mushaf'taki tüm cümleler içinde aslından en uzak tefsir edilen vahiy budur. Güya, Hz. Muhammed'in oğlu olmaması yüzün-den onu “Ebter: Nesli kesik” diye itham etmelerine karşılık güya bu söz nazil olmuştur. Vahiylerin Hz. Muhammed’in yaşamına psikolojisine veya dünya hayatına yönelik amaç ile ilham olması düşünülemez. Kaldı ki ebter kelimesi soyu kesik anlamı taşımaz, Kuyruğu tamamen kesik anlamı olan bu kelime yine atomlar (âyetler) ile ilgilidir. Protonun dış görüntüsü bir sperma gibi fakat ondan daha uzun bir kuyruğa sahiptir. Allah’ın ipi diye benzettiğimiz bu kuyruk ta elektron manyetizması içine kadar uzanmaktadır. Bu uzantının en uç kısmına Yer denmektedir. Gök'lerin enerji seviyesinin yükseltilmesi ile devinimi arttığında girdap benzeri bu yapı uzanmaktadır. Okumakta olduğunuz pasajın ilk cümlesi, bu uzantının kısalmaması için atomun enerji yüklenmesinden bahsediyordu. Hem de apaçık onun ateşe atılmasını ifade ederek bunu anlatıyordu. Bir çok tefsirde, Hz. Muhammed’in ateşe atılması gibi bir anlam olamayacağına dayanarak sanki Allah Yanlış cümle kurmuş gibi vahyin kelimelerini değiştirerek, ve bazen konuya hiç girmeyerek es geçmişlerdir.

    Muhammed, tüm ümmete verilen isimdir. Temsilci olan Hz. Muhammed şahsında tüm İnsanlık muhatap alınır. Yöneltilen özel hitaplar ve yansıtılan sevgi, yine tüm İnsanlığa aittir. Nebiler, dünya üstüdeki nesillerin adıdır. İbrahim nesli ilktir, sonrasında Davut, Musa, İsa nesilleri gelmiştir.

1 : إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ

İnnâ : şüphesiz- a’taynâkel : size verdik- kevser: saçılan/manyetizma etkisi oluşturan akış
Şüphesiz, kevseri size verdik. (Muhammed ümmetini kastederek)

2 : فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ

Fe salli: dua/varlığını devam ettirme işi/çalışma/görevini yapma- li rabbike : Rabbin için - venhar. : yakın-
Rabbin için çalış, ona yakınlaş.

3 : إِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْأَبْتَرُ

İnne şânieke : senin şanın- huvel ebter: nesli kesik -
Protonun yani Göğün uzantısı olan elektron "Oğul" diye anılmaktadır. Başka bir vahiy rivayetinde Yer ile Gök'ün birleşik olduğu bildirilir. Buna göre son nesil (hatemül enbiya) Muhammed ümmetinin (topluluğunun) elektronu ters yöne ilerlemekte, böylelikle onun evladı sayılmamaktadır.

Yavuz Özmen bilimseltefsir.com