Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
------

23- Necm (53)

  • En önemli vahiy rivayetleri bu bölümde yer alır. Çünkü atomlara ait anlatılan ayrıntılı tanımlar ve onların işlevleri bu bölümde ardı ardına sıralanıyor. İlk kez duyan kişilerin aklında yüzlerce soru oluşacaktır haliyle...

    Kullanılan her ilk terim ardında uzun uzadıya izahatlar gerekiyor. Biz bu açıklamaları tüm vahiylere yaymak arzusun-dayız, bu yüzden çoğu tanımı sonra başkaca bölümde de geçenleri oralarda detaylıca açıklayacağımızı beyan ederek geçmek zorundayız.

    Yıldızların çekim gücü (heva)...

    Heva kelimesi günümüz gravitasyon yani kütleçekim anla-mındadır. (Mevcut tefsirlerde heva kelimesi; Doğmak, batmak kaymak, inmek gibi birbirine zıt anlamlar dahi verilerek tercüme ediliyor lakin hiç birisi onun gerçek manası olan "çekmek" anlamını mantıklı bulamadığı için yazmıyorlar. Vahiylerin teknik anlatımlar içermesine karşın gramere dayalı tefsircilik yüzünden böyle uydurma tercümeler yapılmasına sebep oluyor.)

    Sahip olunmazsa akılsız davranır, yol bulamaz...

    Dalal, yolu kaybetmek; Gayy ise aklın, rüştün zıddı demektir. Atomlara sahip olan lider atomlar var. Atomların çekim kuvvetini ve bu kuvvetin akıl ve rüşt sahibi olmadığını vurgula-dıktan sonra atomların ürettiği bilginin kendiliğinden olmadığı-nı, bilginin ona dışarıdan aktarıldığını anlatıyor. Cümlede yıldız kelimesi geçiyor, biz burada atomların çekim gücünden bahsediyoruz! yıldız ile çekim gücü arasında bir bağlantı var, Çekim gücü sayesinde elementlerde çekirdek bütünlüğü sağlanıyor, artan çekim gücünü eşya üzerinde kütle çekim olarak izlemeye devam ediyoruz. Yıldızların yapısının ekseriyetini hidrojen ve helyum oluşturuyor. Çekirdeksiz yapılar sayesinde yıldızlar sahip oldukları muazzam çekim gücünü kendi sistemlerini bir arada tutmak için kullanıyorlar.

    Yıldızların her biri bizim güneş sisteminin merkezindeki güneş gibi foton yaymaktadır. Vahiylerin bildirdiğine göre yıldızlar kendileri enerji üretmiyorlar, merkezinde durdukları gezegenler sisteminden ve uzaydan enerji emmekte ve sonra bu ısı enerjisini koni şekilli forma sokarak foton adı altında tekrar geri fırlatmak-tadır.

    Hiç dikkat etmediğimiz bir ayrıntı bir vurgulanıyor; Güneşin yüzeyi sıcak olmasına rağmen içi soğuktur, merkezindeki sıcaklık 2.725 Kelvin (-270.42 santigrat) derecedir. Yıldızlar yani güneş, uzayı bu sıcaklık değerine kadar soğutmaktadırlar. Uzayın sıcaklığı yıldızın soğurabildiği minimum değere yani kendi iç sıcaklığına kadar düşer. Atmosfer dışında ölçülen bu değerdeki sıcaklık “Kozmik mikrodalga arka plan ışıması” değil gerçekte Güneşin merkezinin sıcaklığıdır. Eğer yıldızlar yaydıkları enerjiyi evrende soğurmayıp kendileri üretiyor olsalardı evrenin ısısının giderek artması gerekirdi. Çünkü evrenin toplam enerjisi sabittir, giderek soğuyan gök cisimlerinin kaybettiği enerji ve yıldızların yaydığı enerji yüzünden, evren genişlemesine rağmen cehennem sıcaklığına erişmesi gerekirdi.

    Diğer yandan yıldızların yapısının yüzde 92 sini hidrojen oluşturuyor, güneşin çekirdek ısısı, bilim adamlarının ifade ettiği büyüklükte yani 15 Milyar derece olsa yapısındaki tüm hidrojenin infilak edercesine yanması gerekirdi. Güneşin yapısındaki yüzde 7’lik helyum payı, güneşin manto katmanını oluşturmaktadır. Mantoda, ince bir tabaka halinde H1, H2 ve H3 atomları vardır. Bu atomlar ikişerli birleşerek helyumu oluşturdukları anda enerji seviyelerini düşürmek için foton fırlatırlar. Enerji seviyesi düşünce manto katmanına batarlar. Yıldızın yüksek çekim gücü sayesinde uzaydan emilen ısı bu manto katmanını ısıtır.

    Ve o, kendi arzusu ve tutkusu değildir...

    Söyledikleri sadece O’na vahyolunandır...

    O’na çok şiddetli ve kudretli olan öğretti...

    Buradaki öğretici atomun Cebrail fonksiyonu vasıtası ile Allah’tır

    O kuvvet ve azamet sahibi, Cebrail'i kapladı. Hz. Muhammed, vahiyler geldiğinde Cebrail’in kendisini sıktığını ve çan sesi duyduğunu söylüyor. İns atomunun çevresine, bucaklarına Cebrail deniyor. Daralıp genişleme halinde atomun içine dolan enerji, bir his bir ilham oluşturuyor. İns atomunun titreşimleri böyle çan sesini anımsatıyor, çan sesi olarak hatırlıyor. Kalbinde oluşan görüntüler beden gözünün gördüğünden farksız idi.

    Yoksa siz, onunla gördüğü şey hakkında mı tartışıyorsunuz?...

    Ve ant olsun ki, diğer nazil olanları da gördü...

    Sidretül Münteha’nın yanında...

    Sidretül münteha, atomun çeperinin hemen dışı oluyor, burada bir ağaç gövdesi gibi duran Gök'teki yollar var, onun da ötesinde, ufukta meva cenneti var. Ant olsun ki o, Rabbinin âyetlerinin büyüklüğünü gördü...

    Hicr bölümünde ayrıntılarına değineceğimiz âyetler Elif, Lam ve Ra atomlarıdır.

    Siz, Lat ve Uzza’yı ve diğerini, Menat’ı gördünüz mü?...

    Her atomun bir nefsi olduğunu vahiylerden öğrendik. Nefs, diğer adı ile şeytan, üç atomda da bulunan şeydir. Böylece üç ayrı şeytan var diyebiliriz, bu isimler nefslerin/şeytanların isimleridir.

    Üç İns atomu ve onların içinde saklanan/barınan üç Cinn atomu. Yine başka bölümlerde detaylandıracağımız bu altı atomun üçü erkek diğer üçü dişidir. Allah’ın âyetleri olarak anılan Elif, Lam ve Ra isimli İns atomlarıdır. Müşriklerin peygambere "Hadi bize bir âyet getir" demeleri, bir Allah kelamı getir! anlamında bir isteği belirtmiyor, onlar detaylıca anlattığı bir atom getirmesini istiyorlar. Atomun 71 pikometrelik büyüklüğünü biz idrak edebiliyoruz, zannımca o devrin cahil İnsanlarına pikometrik büyüklüğü anlatmanın bir yolu olamazdı (20 sene öğretseniz bile bunu anlatamazsınız. Eğitim şartsız kabuller sayesinde mümkündür, erişkin bir cahili eğitemezsiniz) Nebiler bu talebe karşın "ben sizin gibiyim, Allah dilemedikçe getiremem" demişlerdir. Üç İns atomu, dişi cinsiyeti ile anılırlar. Atomlardaki erillik ve dişilik dünyadaki tenasüle dayalı biyolojik cinsiyet gibi olmuyor. Tamamlayıcılık adına eşlere verilen isimlerdir.

    Ayrıca Allah atomlar için "delil" demektedir, kendisinin delili olarak andığı İns atomları için vahiylerin geldiği devirde Cinn atomlarının zekeru / erkek sayılmaları hasebi ile İnsanlar böyle cinsiyete bakarak bir tasnif içine girdiler. Biliyorsunuz cahilliğin zirvesi sayılan bu dönemde kız çocukları merhametsizce öldürülüyordu. Kız çocuğu olmak o devrin adetleri ve gelenekle-rine göre ayıp sayılıyordu. Âyetlerin dişi olmalarını bile ayıplayan tavırlara binaen bu vahiyle gerekli vurgu ve izahat yapılıyor.

    Bunlar hep atalarınızın heva ve zanlarıdır. Onlara delil (âyet) mi indi, onlar sadece nefslerinin arzularına uyuyorlar. Yoksa İnsan temenni ettikleri şeyler bunlar mıdır? Fakat evvel de, ahir de Allah’ındır...

    Ve Gök'lerde nice melekler vardır ki, onların şefaatleri fayda vermez. İns atomunun fonksiyonlarına melek deniliyordu, bu melekler İnsana hizmet etmelerine rağmen şefaatçi olamıyorlar. Allah’ın dilediği ve razı olduğuna izin vermesinden sonraki şefaat hariç. Muhakkak ki ahirete inanmayanlar, melekleri mutlaka dişi isimlerle isimlendiriyorlar. Onların bir ilmi yoktur. Onlar sadece zanna tâbî olurlar. Ve muhakkak ki zan, Hak’tan yana hiçbir şeye fayda sağlamaz. Artık zikrimizden dönen ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlerden yüz çevir... Allah’ın zikri burada atomlardır. Atomlara ait hakikatleri aktardıktan sonra hala inanmıyorlarsa hiç uğraşmamasını bildiriyor. Gök’lerde ve yerde olan şeyler Allah içindir. Allah için İnsan-lara hizmet edenleri ve ahsen davrananları daha güzeli ile mükâfatlandırsın diye. O, sizi daha iyi bilendir...

    Yüzünü çevireni gördün mü? O, pek az verdi...

    Atomların enerji soğurma hususunda kontrolsüz oluşu ve aldığının pek azını yaydığını tarif ediyor. Gaybın ilmi onun yanında mı? Böylece o mu görüyor?...

    Atomun bu davranışını kimse bilemez. Atomlara ait tüm bilgi gaybtır, Allah bildirmezse bilemeyiz. Yoksa Hz. Musa’nın sayfalarında olan şeylerden ona haber verilmedi mi? Ve Hz. İbrâhîm ki, o vefa etti... Gerçekten bir başka yükü yüklenmez. İns atomlarını içine dolan Cinn atomları kütlesiz fakat hacim ve ağırlık sahibiler. Cinnler için hep “ağırlık sahipleri” tabiri kullanılıyor.

    Ve İnsan için, taşıdığı ağırlıktan bir şey yoktur, yaptığı çalışma yakında görülecektir. Sonra onun karşılığı eksiksiz olarak ödenecektir... Ve muhakkak ki O, erkek ve dişi çiftler yarattı...

    Bu vahiy biyolojik canlılardaki cinsiyet hakkında değildir. Bakınız canlıların dişi ve erkek olduğunu Allah’ın vahiyle bildirmesi zaten anlamsız olurdu! İnsan, 3,5 yaşında iken cinsiyet bilgisine sahip oluyor, akıl sahibi olmayan hayvanlar dahi bunu bilmekteler. Günümüz görüntüleme teknolojisi sayesinde cinsiyetsiz, bölünme ile çoğalma olduğunu da bilmekteyiz.

    Esasen vahiylerdeki ana gaye İnsanoğlunun gözlemle veya akıl yoluyla erişemeyeceği bilgileri vermektir. Modern bilim henüz atomların iki cins olduğunu bilmiyor. Atomlar gözlene-mediği için bilmesi de mümkün olmayacaktır. Bunu bize yine vahiyler bildiriyor, gayb, İnsanın erişemeyeceği sadece Allah’ın nezdinde olan bilgi anlaşılır.

    Atomları kütleli ve kütlesiz olarak iki tür olarak yaratmıştır. Kütleli olanlar ana yapıyı oluşturan muhkem atomlar oluyor. Kütlesiz atomlar tamamen enerjiden oluşmakta ve isten hareket ister ısı olsun yaşam için gerekli tüm enerjiyi temin etmekteler. İns atomunu içine dolan ve suya benzetilen bu saf enerji için nutfe kelimesi kullanılıyor. Biyolojik yapılara ait parça değildir. Akıtıldığı zaman, bir nutfeden...

    İns atomu içindeki enerji, az miktar suya benzetiliyor, bu su atomun dışına atıldığında yeri boş kalacaktır. İşte bu boşluğa yerleştirilen benliğe, İnsan deniliyor. Böylece İnsan, az bir sudan yaratılmış oluyor.

    Ve muhakkak ki, bundan sonraki neş’et O’na aittir. Ve mu-hakkak ki O, zengin eden ve varlıklı kılan O’dur... İçinde enerji olmayan boş İns atomları fakir, içi dolu atomlar ise zengin olarak nitelenmektedir.

    Şira isimli bir yıldızdan bahsederek devamında Ad ve Semûd kavimlerinin helâkını anlatan bundan sonraki cümleler, yürürlükten kaldırılmış âyetleri/atomları anlatıyor sanıyoruz. Çünkü Nuh kavminin helâkinden da bahsedilmesi sebebiyle şu an yok edilmiş elementlerden bahsedildiğine emin oluyoruz. Nuh hadisesi de bizim anladığımız türden İnsan yapısı bir gemi ve dünyayı kaplayan sel olmadığı gibi tufan da manyetik fırtınalardır. Ayrıca Nuh Peygamberin 950 yıllık ömrü biyolojik bedenle yaşanamaz.

1: وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى

Ven necmi: yıldız- izâ : eğer- hevâ: boşluk-
Eğer o yıldız ise, boşluktur.

2: مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَى

Mâ dalle: sapmış - sâhıbu: sahip- kum: kol- ve mâ : nede - gavâ: safahat -
Ne sapıtmışım ne de ne de eğlenmiyorum.

3: وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوَى

Ve mâ : - yentıku: telaffuz - anil : - hevâ: boşluğu-
(Sadece) Onun boşluk olduğunu telaffuz ediyorum/konuşuyorum.

4: إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى

İn huve illâ: bu sadece- vahyun : vahyin - yûhâ: bildirdiği-
Bu sadece vahyin bildirdiği (bilgi) dir.

5: عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَى

Allemehu: bilgi - şedîdul: şiddetli- kuvâ: kuvvet -
Şiddetli kuvvetin bilgisidir.

6: ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى

: bir- mirratin: zamanda - festevâ: olgunlaştı-
zamanla olgunlaştı (Bunu " zaman geçtikçe olgunlaştı" yerine zaman sayesinde olgunlaştı diye algılamak doğru olabilir)

7: وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَى

Ve huve: öyle- bil ufukil: ufuk çizgisi - a’lâ: üstü-
(Yıldız) onun ufuk çizgisinin üstü yıldızdır (İns atomu boş bir dondurma külahına benziyor, boşluğun çekim etkisi ise yine külahın üzerideki yarım küre dondurma gibi duruyor. Dondurmanın soğukluğu bile bu çekim alanında hiç enerji olmamasına benziyor)

8: ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى

Summe: sonra - denâ: - fe tedellâ: sarkmak -
sonra (ufuktan aşağı) sarkar

9: فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى

Fe kâne : öyle - kâbe: kenarının- kavseyni: parantez- ev ednâ: altı -
kenar çizgisinin üstü yarım parantez gibi, alt tarafı.

10: فَأَوْحَى إِلَى عَبْدِهِ مَا أَوْحَى

Fe evhâ: ilham edildi - ilâ abdihî: kulu için - mâ evhâ: ilham edilen -
kulu için (İns atomu ruha kulluk eden bir araç olarak onun içine dolan) ilham edilenler böylelikle (çekim etkisiyle) yutuldu Yutmak; Ham etmek eskiden çocuklara yemek yedirilirken kullanılan söz idi. Yutmak kökünden türeyen ilham da, bilgiyi yutmak oluyor.

11: مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَا رَأَى

Mâ kezebel: yalanlar - fuâdu: kalplere- mâ raâ: ne gördün-
Kalplere dolan yalanları ne göreceksin.

12: أَفَتُمَارُونَهُ عَلَى مَا يَرَى

Efe tumârûnehu : esasında - alâ: üzerindeki - : ne - görmek -
esasında sadece dışına vuran rengi görebilirsiniz o kadar

13: وَلَقَدْ رَآهُ نَزْلَةً أُخْرَى

Ve lekad raâhu : onu görmek - nezleten: dışarı akan- uhrâ: diğerleri -
Diğerlerini onu görmesi, dışına akanı (enerjiyi) algılaramsından (görme diyemiyoruz, bu beşer gözünün manzara görmesi gibi değil bir sensorun ışığı görebilmesinden) ibarettir.

14: عِندَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهَى

İnde : anda/zamanda - sidratil muntehâ: sınır/bucak -
İns atomlarını sınırılarında (görülen) (İns atomunun/külahın cidarları bucakları son sınır yani sitrei münteha oluyor)

15: عِندَهَا جَنَّةُ الْمَأْوَى

İndehâ : sonrası (içi)- cennetul me’vâ: meva cenneti-
Onun içi (ateşe karşı) sizin (kendi baslarina hiçbir sey yapamayan ruhların) barınağıdır.

16: إِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشَى

İz yagşes: örtü olarak - sidrate: sınır/bucak - mâ yagşâ: örten -
Sınırlarınızı örten örtü idi.

17: مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغَى

Mâ zâgal: uzak - basaru : görüş- ve mâ tagâ: gölgelik-
Orası gözden uzak, gizli ve gölge yer.

18: لَقَدْ رَأَى مِنْ آيَاتِ رَبِّهِ الْكُبْرَى

Lekad raâ: o gördü - min âyâti: ayetlerini- rabbihil : rabbinin - : büyük-
O, Rabbinin büyük âyetleri gördü. (Mealler ayeti cümle sanıp musafın "bir kısmını" gördü diye yazarlar. gerçekte fizik alemdeki varlıklara ayet deniyor)

19: أَفَرَأَيْتُمُ اللَّاتَ وَالْعُزَّى

Efe raeytumul : düşündünüs mü - lâte vel uzzâ: lat ve uzza-
Lât ve Uzza’yı düşündünüz mü?

20: وَمَنَاةَ الثَّالِثَةَ الْأُخْرَى

Ve menâtes: ve manatı - sâlisetel : üçüncü - uhrâ: diğer
Ve diğeri, üçüncüsü olan Menat’ı

21: أَلَكُمُ الذَّكَرُ وَلَهُ الْأُنثَى

Elekumuz : senin - zekeru : erkek - ve lehul : onun- unsâ: kadın-
Erkek sizin, kadın O’nun mu?

22: تِلْكَ إِذًا قِسْمَةٌ ضِيزَى

Tilke : - izen : - kısmetun: - dîzâ: -
Eğer böyle ise bu, haksız bölünmedir.

23: إِنْ هِيَ إِلَّا أَسْمَاء سَمَّيْتُمُوهَا أَنتُمْ وَآبَاؤُكُم مَّا أَنزَلَ اللَّهُ بِهَا مِن سُلْطَانٍ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَمَا تَهْوَى الْأَنفُسُ وَلَقَدْ جَاءهُم مِّن رَّبِّهِمُ الْهُدَى

İn hiye: yani ancak- illâ esmâu : isimleri- semmeytumûhâ : - entum: sizin - ve âbâukum: ve babalarınızın - mâ enzelallâhu: Allah'ın indirdiği - bihâ min sultân: sultana- in yettebiûne : tabi olmak- illâz zanne : - ve mâ tehvâl : canlılık - enfusu: aşk- ve lekad câehum: onlara gelen - min rabbihimul hudâ: rabbinden rehberlik-
Sizin ve babalarınızın isimlerini Allah indirdi. Sultana tabi olanlar için canlılık ve aşk, onlara rablerinden gelen rehberliktir.

24: أَمْ لِلْإِنسَانِ مَا تَمَنَّى

Em lil insâni: insan anası - mâ temennâ: dileği-
İnsan anasının dileği

25: فَلِلَّهِ الْآخِرَةُ وَالْأُولَى

Fe lillâhil:Allah'ın - âhiratu: ahiret- vel ûlâ: ilki -
Fakat evvel de, ahir de Allah’ındır.

26: وَكَم مِّن مَّلَكٍ فِي السَّمَاوَاتِ لَا تُغْنِي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئًا إِلَّا مِن بَعْدِ أَن يَأْذَنَ اللَّهُ لِمَن يَشَاء وَيَرْضَى

Ve kem : nasıl- min melekin: hareket organları- fîs semâvâti: göklerde (gök içinde) - lâ tugnî : titreşim oluşturmak/ses üretmek - şefâatu: meyletmek - hum: onlar - şey’en: bir şey - illâ min ba’di: (bir olayın) sonrasında - en ye’zenallâhu : Allah yetkilendirdi- : kimi dilerse- ve yerdâ: memnuniyet -
Melekler, göklerde nasıl titreşim ve hareket oluştururlarken neye meylederler? Allah kimi dilediyse meleklere karşı onu yetkilendirdi, memnun kıldı

27: إِنَّ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ لَيُسَمُّونَ الْمَلَائِكَةَ تَسْمِيَةَ الْأُنثَى

İnnellezîne : bunlar kimdir- lâ yu’minûne: inanmayın - bil âhirati: bundan sonra - le yusemmûnel : sözde - melâikete : meleklere- tesmiyetel unsâ: kadın ismi vermek -
Kim ki meleklere kadın ismi verirse onlara inanmayın.

28: وَمَا لَهُم بِهِ مِنْ عِلْمٍ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَإِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْنِي مِنَ الْحَقِّ شَيْئًا

Ve mâ lehum bihî: onlar sahip değiller - min ilmin: bilgiye - in yettebiûne: - illâz zann: onlar uymaktalar - ve innez zanne : zanlarına- lâ yugnî : söz üretmek- minel hakkı şey'â: doğru olan -
Onların bilgileri olmadığı halde hakkın doğrularından, zanlarıyla yanlış söz üretiyorlar.

29: فَأَعْرِضْ عَن مَّن تَوَلَّى عَن ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ إِلَّا الْحَيَاةَ الدُّنْيَا

Fe a'rıd : sırtını dönmek - an men: onun emriyle - < tevellâ : üstlenmek- an zikrinâ: onun zikriyle- ve lem yurid b>: istemedi - illâl hayâted dunyâ: dünya hayatı -
Onu emriyle sırtını (ahiret hayatına) döndü, onun zikrini üstlendi, o kendi istemedi dünya hayatını.

30: ذَلِكَ مَبْلَغُهُم مِّنَ الْعِلْمِ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ اهْتَدَى

Zâlike: bu - mebleguhum : miktar - minel ilmi: ilmiyle - inne rabbeke : rabbin gerçekten - huve a’lemu: biliyor- bi men dalle: kim gitti - an sebîlihî : onun için- ve huve a’lemu : o bilir- bi menihtedâ: kim yönelmiş -
Rabbin ilmiyle kim onun yoluna girmiş kim ona yönelmiş bilir.

31: وَلِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ لِيَجْزِيَ الَّذِينَ أَسَاؤُوا بِمَا عَمِلُوا وَيَجْزِيَ الَّذِينَ أَحْسَنُوا بِالْحُسْنَى

Ve lillâhi: Allah- mâ fîs semâvâti : göklerde (proton/ruh-ilim)- ve mâ fîl ardı: ve yerde (elektron/levhi mahfuzların tamamı-kayıtlar) - li yecziyellezîne : kim mükafat için - esâû : kırgın - bimâ amilû : amel - ve yeczîyellezîne: mükafat - ahsenû: iyilik- bil husnâ: ikna -
Allah göklerde ve yerdekileri yaptıkları sebebiyle mükafatlandırır , kırgın olanları iyi amel için nazikçe ikna eder. Evren, atomların rıza usulü ile çalışmalarıyla ayakta duruyor.

32: الَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَائِرَ الْإِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ إِلَّا اللَّمَمَ إِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِ هُوَ أَعْلَمُ بِكُمْ إِذْ أَنشَأَكُم مِّنَ الْأَرْضِ وَإِذْ أَنتُمْ أَجِنَّةٌ فِي بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ فَلَا تُزَكُّوا أَنفُسَكُمْ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقَى

Ellezîne : kim - yectenibûne: kaçınmak - kebâiral : büyük - ismi : suç - vel fevâhışe : müstehcen - illâl lemem: ancak küçük hatalar - inne rabbeke : muhakkak ki rabbiniz - vâsiul mağfirati: geniş af- huve a'lemu: onun biliyorum - bikum : ne kadar - iz enşeekum: getirdi - minel ardı : elektrondan - ve iz entum ecinnetun b>: gizlenmiş/fetüs - fî butûni : karın-bağırsaklar - ummehâtikum b>: millet (aynı çeşit atomların tamamı) - , fe lâ tuzekkû b>: kendini arındırmamış - enfusekum, : kendini - huve a'lemu b>: biliyorum - bi menittekâ: korkanlar -
Kim büyük günahlardan kaçınır, suç işlemeçzse ve müstehcen olmazsa (Etrafındaki manyetizmanın yokluğu müstehcenlik oluyor, manyetizma çalışma ve bilgi ile oluşuyor) Allah tüm atomların karınlarında gizlediklerinizi bilir. Kendini arındırmayanlar korku içinde olacaklar.

33: أَفَرَأَيْتَ الَّذِي تَوَلَّى

Efe raeytellezî: söyle/görüşünü belli et - tevellâ: neyi üstlendiğini -
Artık neyi üstlendiğini belli et!

34: وَأَعْطَى قَلِيلًا وَأَكْدَى

Ve a’tâ : o cevap verdi- kalîlen: hafifçe - ve ekdâ: teyit etti -
Hafifçe teyit etti .

35: أَعِندَهُ عِلْمُ الْغَيْبِ فَهُوَ يَرَى

Eindehu : katında - ilmul: ilmi - gaybi: bilinmeyeni/görünmeyen- fe huve yerâ: gördü (göz ile görmek anlamında değil, örneğin hileyi gördü, oyunu gördü gibi)-
İlmi ile görünmeyenleri görür. (Görünmeyen göz ile görülmez, buradaki " "yera" bilgi ile görmek anlamında, tıpkı doktorun görmesi gibi)

36: أَمْ لَمْ يُنَبَّأْ بِمَا فِي صُحُفِ مُوسَى

Em lem : değilse - yunebbe: bilgi verme - bimâ : dahil olmak- fî suhufi mûsâ: musanın suhufunda (kuranının bildirdiklerinde) -
Bilgi veren yoksa, Musa'nın kur'an'ından dahil olunur

37: وَإِبْرَاهِيمَ الَّذِي وَفَّى

Ve ibrâhîm : İbrahim - : hangi- veffâ: içinde -
İbrahim hangi (ümmetin) içinde?.

38: أَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى

Ellâ teziru : bir taşıyıcı olmayan - vâziratun : yüklerini- vizra uhrâ: başka düğmeye -
Barınak/taşıyıcı bulamayanlar varlıklarını başka nefslere ...(Her racul bir "İns" atomu içinde barınmak durumundaydı.)

39: وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَانِ إِلَّا مَا سَعَى

Ve en: - leyse: değil - lil insâni: insan için - illâ mâ seâ: aranan -
İnsanda aranan, herkes için olandır.

40: وَأَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرَى

Ve enne : ki - sa’yehu: su/suda arayışı - sevfe : irade - yurâ: gördü -
Gördü ki iradesiyle suda (evren/bilgi denizinde) arayışa girdi.


41: ثُمَّ يُجْزَاهُ الْجَزَاء الْأَوْفَى

Summe : sonra - yuczâhul : ödüllendirildi - cezâel : hak ettiği - evfâ: tamamen -
Sonra hakettiği ödülü aldı..

42: وَأَنَّ إِلَى رَبِّكَ الْمُنتَهَى

Ve enne : ki - ilâ rabbikel: rabbiniz - muntehâ: nihayet -
ve nihayetinde rabbiniz...

43: وَأَنَّهُ هُوَ أَضْحَكَ وَأَبْكَى

Ve ennehu: ve ki - huve:o - adhake : gülmek - ve ebkâ: ağlamak -
ki o, güldürecek veya ağlatacak.

44: وَأَنَّهُ هُوَ أَمَاتَ وَأَحْيَا

Ve ennehu: yani - huve emâte : duygusuzlaştırma - ve ahyâ: canlandırma -
Öyle ki o, duygusuzlaştırır (şuursuz duruş ölüm değildir) ve canlandırır. [(Ölüm, ruhların Allah'ın ruhuna dahil olmasının adıdır. Başka vahiy rivayetlerinde der ki "Hadi Allah'ı arzulama sözlerinde samimi iseler, ölümü isteseler ya!" Dünya değişmek ölüm değil, bu haldeyken insan (atomunun) yaşamı devam ediyor)].

45: وَأَنَّهُ خَلَقَ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْأُنثَى

Ve ennehu : yani/ki o - halakaz: oluşturulması - zevceyniz: çiftin - zekere vel unsâ: erkek ve dişi -
yani erkek ve dişinin oluşturulması.

46: مِن نُّطْفَةٍ إِذَا تُمْنَى

Min nutfetin: sudan- izâ tumnâ: istedi/diledi -
(...erkeği ve dişiyi) Bir miktar sudan oluşturmayı diledi.

47: وَأَنَّ عَلَيْهِ النَّشْأَةَ الْأُخْرَى

Ve enne : ve - aleyhin : üzerinde o - neş’etel: neşet etti - uhrâ: diğeri-
O ve diğeri onun üzerinde neşet etti. (Dikkat ediniz, biyolojik canlılardakicinsellik anlatılmıyor, üstelik doğmaktan değil neşet etmek/ belirmekten bahsediyor)

48: وَأَنَّهُ هُوَ أَغْنَى وَأَقْنَى

Ve ennehu: öyle - huve : o - agnâ ve aknâ: zengin ve orantılı -
Onu zengin eder ve benzer

49: وَأَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعْرَى

Ve ennehu: öyle - huve: o - rabbuş : rabbi - şı’râ: sınır çizgisi -
rabbi onu, sınırında .

50: وَأَنَّهُ أَهْلَكَ عَادًا الْأُولَى

Ve ennehu: öyle - ehleke: hak ihlali - âdenil ûlâ: ilk kombinasyon -
öyle (teknik ve fiziksel olarak zıtlık oluşturan) hak ihlaliyle ilk kombinasyon oluştu .

51: وَثَمُودَ فَمَا أَبْقَى

Ve semûde : semud- fe mâ ebkâ: sakladğını tutmak-
Semut ne tuttu? (...lar da kayıp oldular) .

52: وَقَوْمَ نُوحٍ مِّن قَبْلُ إِنَّهُمْ كَانُوا هُمْ أَظْلَمَ وَأَطْغَى

Ve kavme nûhın: nuh kavminden- min kablu: önce- innehum kânû: vardı - hum : onlar - azleme ve atgâ : koyu gölgede idiler-
Onlardan önce de nuh kavmi vardı, onlar koyu gölgede idilerb>

53: وَالْمُؤْتَفِكَةَ أَهْوَى

Vel mu’tefikete: - ehvâ: -
---

54: فَغَشَّاهَا مَا غَشَّى

Fe gaşşâhâ: kapladı - mâ gaşşâ: kaplama -
Artık onu kaplayan kapladı (Geceyi kast ederek)

55: فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكَ تَتَمَارَى

Fe bi eyyi: aramak - âlâi : bir çok rabbike: rabbiniz - tetemârâ: şüphe -
Rabbiniz hakkında birçok şüphe arıyorsunuz

56: هَذَا نَذِيرٌ مِّنَ النُّذُرِ الْأُولَى

Hâzâ nezîrun: bu haberci - minen: itibaren- nuzuril ûlâ: ilk yemin -
---

57: أَزِفَتْ الْآزِفَةُ

Ezifetil: bu gelin - âzifetu: diriliş için yaklaşmak
Yaklaşan, yaşadı.

58: لَيْسَ لَهَا مِن دُونِ اللَّهِ كَاشِفَةٌ

Leyse lehâ : onun değil - min dûnillâhi : olmadan - kâşifetun: algılamak
iş/hareket olmadan (olmalı ki) Allah algılasın

59: أَفَمِنْ هَذَا الْحَدِيثِ تَعْجَبُونَ

Efe min hâzâl : oyle ki o - hadîsi: söz/olay - ta’cebûn: etki yaratsın/takdir edilsin -
öyle ki bu sözler taktir edilsin. (atomlar sadece titreşim/ses/söz üretebiliyor. Bir peygamberin himayesine girerek pasif duruşlarıyla da elementleri oluşturuyorlar.)

60: وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَ

Ve tedhakûne: gülmek - ve lâ tebkûn: ağlamayın-
sonçta gülesiniz, ağlamayasınız.

61: وَأَنتُمْ سَامِدُونَ

Ve entum: sen - sâmidûn: dik -
Sen dik dur (salat durumu) .

62: فَاسْجُدُوا لِلَّهِ وَاعْبُدُوا

Fescudû : secde - lillâhi: Allaha - va’budû: ibadet
(dik durduktan sonra) Secde et, ve ibadet et (Hitap atomlara dır. Atomların iş üretmeleri/elementleri oluşturmaları için dik duruşları lazımdır. Bağların kopmaması için ara sıra özel hallerde secde-eğilme(yere kapanma değil) gereklidir, bu durum başka vahiylerde yine anlatılıyor. Devamında ibadet etmek, hizmet anlamında kullanılıyor. Element içindeki duruşlar ve oradaki mevcudiyet ibadet olarak dile getiriliyor.)