Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
------

24- Abese (80)

  • Hz. Muhammed’e sorduğu bir soruya cevap almakta ısrar eden İbn Ümmü Mektum’a surat asıp yüzünü ekşitmesine binaen Allah'ın isim vermeden vahiy yollaması ve onu İnsanlara gizli olarak şikâyet etmesinin anlatıldığı bir olay gibi tefsir edilmesinin akılla ve izanla bağdaşır yanı yoktur.

    Vahiylerin bilimsel anlatılar içerdiğinin anlaşılamaması yüzünden böylesi mahalsiz mevzular için yollandığını varsaymanın, inançları temelden zedeleyen zararlara sebebiyet vereceği aşikardır. Ayrıca Allah'a ve Hz. Muhammed'e yönelik ağır hakarettir. İlgili anlatılar atomun yapısı ile ilgili tanımlardır.

    O zikirdir; O mükerrem sayfada mutahhar (temiz) kılınmıştır; Kerim ve sefirlerin elleriyle yazılmıştır; O neyden yapılmıştır?...

    Bakınız Allah direkt olarak “madde neyden yapılmıştır diye soruyor, maksat bizim maddenin yapısına odaklanmamızı istemesidir. Günümüz bilim dünyası hala atomun içinde “Parçacık” aramakla meşguller. Kuark'ları ve leptonları oluşturan yapı elemanlarını aramak için Hadron çarpıştırıcısında yıllar süren pahalı deneyler yapılıyor. Sonra cevabı yine Allah kendisi veriyor.

    Onu sudan yarattı ve kader tayin etti...

    Başkaca vahiylerde de göreceğimiz (bir vahyi başka bir vahiyle açıklayan tefsirler yanlış metodoloji takip ediyorlar, her vahiyi sırası geldiğinde bir kez açıklamalıyız) sudan yaratılma haberi dünya üzerindeki H2O su molekülünden evreni kurmak anlamında kullanılmamıştır. Saf ve düz yani tek boyutlu ipliksi formdaki ısı enerjisinin adıdır.

    Devamındaki bildirimin önemli kısmını “kader” ayrıntısı oluşturuyor. Eşyanın/Maddenin kaderi belirlenebilir. Tasarlan-mış bir makine veya devreyi çalıştırdığımızda önceden belirlen-miş şekilde çalışması o tasarımın kaderidir.

    Kader kelimesinin anlamı ölçüp biçmek, ayarlamak, program-lamaktır.

    Allah, Eşyanın kaderini belirlemiştir. Haricindeki kader yorumları yanlıştır. İnsanların özgür iradeleri ile sergiledikleri eylemleri ve doğan sonuçları kader değildir.

    İşte İnsan besinlerine baksın...

    Besinler enerji içeren Cinn atomlarından oluşur. İns atomu yani elementler enerji içermezler ve besinler elementlerden oluşmaz. Birleştirici olarak karbon ve başka elementleri kullanan bitki ve protein içeren besinlerdeki elementler hazmedilmez ve nihâyetinde vücuttan atılırlar. Bir bitki yakıldığında veya sindirim sisteminde parçalandığında kana karışıyor, Cinn atomlarındaki enerji açığa çıkarılarak beden tarafından yaşam ve hareket için kullanılıyor. Elementler inşa edilirken mimari yapıları üzüm salkımına, onun tanelerine benzediği için o isimlerle anılıyorlar. bu benzetmeler sayesinde avam ve havas cümlelerden kendince anlam çıkarıyor, aslında bu genele hitap edebilmenin ustaca yapılmasıdır.

1: عَبَسَ وَتَوَلَّى

Abese: hoşnut olmamak- ve tevellâ: üslendi -
Üstlendiğinden hoşnut olmadı.

2: أَن جَاءهُ الْأَعْمَى

En câehul: ona geldi - a’mâ: kör-
Ona gelen kördü.

3: وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّهُ يَزَّكَّى

Ve mâ yudrîke: belki zekat değil - leallehu: bilemezsin - yezzekkâ: zekat -
Sen bilemezsin (o gelen) zekat mı değil mi.

4: أَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنفَعَهُ الذِّكْرَى

Ev yezzekkeru: veya çok az- fe tenfeahuz: kar - zikrâ: söz -
veya az karlı bir sözdür.

5: أَمَّا مَنِ اسْتَغْنَى

Emmâ: andan - menistagnâ: vazgeçme-
vazgeçtiğin anda.

6: فَأَنتَ لَهُ تَصَدَّى

Fe ente:sen - lehu: onu - tesaddâ: püskürtmek/eko -
onu püskürtmek/geri yollamak durumundasın.

7: وَمَا عَلَيْكَ أَلَّا يَزَّكَّى

Ve mâ: ne- aleyke : sen - ellâ : değil - yezzekkâ: zekat ödemek -
(geri püskürtmen durumunda) senin bu yaptığın zekat ödemek olmayacaktır.

8: وَأَمَّا مَن جَاءكَ يَسْعَى

Ve emmâ: anda - men câeke : gelen - yes’â: arıyor -
sana gelen kişi arıyor.

9: وَهُوَ يَخْشَى

Ve huve: o- yahşâ: korku içinde -
ve o korku içinde.

10: فَأَنتَ عَنْهُ تَلَهَّى

Fe ente: sen - anhu : onun - telehhâ: dikkat dağıtmak -
onun dikkatini dağıttın.

11: كَلَّا إِنَّهَا تَذْكِرَةٌ

Kellâ : ki odur - innehâ: o- tezkiratun: tezkere-
Bu onlar için bir izindir.

12: فَمَن شَاء ذَكَرَهُ

Fe menşâe : istekleri - zekerahu: adı geçen
adı geçenlerin isteğine bırakılır .

13: فِي صُحُفٍ مُّكَرَّمَةٍ

Fî suhufin: okunacakların içinde - mukerrametin: soylu -
---

14: مَّرْفُوعَةٍ مُّطَهَّرَةٍ

Merfûatin: kalbi bozan kötülüklerden- mutahheratin: arındıran-
kalpleri arındırır .

15: بِأَيْدِي سَفَرَةٍ

Bi eydî: eller - seferatin: yemek odası/ gezi-
---.

16: كِرَامٍ بَرَرَةٍ

Kirâmin: cömert - beraratin: doğru -
Cömert ve doğru .

17: قُتِلَ الْإِنسَانُ مَا أَكْفَرَهُ

Kutilel: öldüren- insânu: insanı - mâ ekferahu: tersi inanç/inanmama -
İnsanı katleden, tersi inançtır.

18: مِنْ أَيِّ شَيْءٍ خَلَقَهُ

Min eyyi: her - şey’in: şeyi - halakahu: halg eden -
Herşeyi (neyden) halg etti?

19: مِن نُّطْفَةٍ خَلَقَهُ فَقَدَّرَهُ

Min nutfetin: sudan - halakahu: halg etme- fe kadderahu: yetenek -
Sudan halg etme yeteneği.

20: ثُمَّ السَّبِيلَ يَسَّرَهُ

Summes: sonra - sebîle: karşılık beklenmeden verilen su - yesserahu: memnun oldum -
İkramlar memnuniyet verdi.

21: ثُمَّ أَمَاتَهُ فَأَقْبَرَهُ

Summe:sonra - emâtehu : öteki hayatta- fe akberahu: mezardaki pozisyon -
Sonra öteki hayatında da dik tuttu .

22: ثُمَّ إِذَا شَاء أَنشَرَهُ

Summe: sonra- izâ şâe: eger - enşerahu: ölümden sonra yaşamak -
Sonra onu yaşatmaya devam etti.

23: كَلَّا لَمَّا يَقْضِ مَا أَمَرَهُ

Kellâ: her ikisi - lemmâ : ne - yakdı: rahatsızlık- mâ emerahu: biriktirmiş olunan-
onların rahatsızlığı varsa biriktimiş olduklarındandır.

24: فَلْيَنظُرِ الْإِنسَانُ إِلَى طَعَامِهِ

Felyanzuril: bakmakla (bünyeye) kabul edilen (enerji) - insânu: insanlar - ilâ taâmihî: onun gıdası
insanlar, gözlerinden giren/ alınan enerjiyle beslenir. (İnsan, içinde ruh bulunan iİns atomuna deniyor; Onlar bakarken bünyelerine giren ışık ile besleniyorlar.)

25: أَنَّا صَبَبْنَا الْمَاء صَبًّا

Ennâ : nasıl ki - sabebnâl: (fincan gibi bir kaba) dökülür gibi - mâe sabbâ: su dökülür-
(bakarken beslenme) ...bir fincana su dökülür gibi dökülme gibidir. (Burada ışık yani enerjinin bir boşluğa su gibi dolması anlatılıyor. İlgili enerji başka cümlelerde karnına ateş dolması diye de bahsediliyor. Parçalı olarak yapılan tüm anlatılar en nihayetinde bir bütün oluşturacak.)

26: ثُمَّ شَقَقْنَا الْأَرْضَ شَقًّا

Summe : sonra - şekaknâl: daireler oluşturan yarıklar - arda : yer/elektron - <şekkâ: yarıklar/çatlaklar
Sonra bir değeneğe dizili daireler, böylece dağ /elektron meydana geliyor. (suda genişleyen iki boyutlu çemberler, bur çubuğa (ard/yer) dizili diskler üst üste duruşlarıyla dağ görünümü alıyor. Çünkü ilk oluşan çemberin çapı geniş, son oluşan çemberin çapı dardır. Haritalardaki yükseldi çizgileri hayal edildiğinde ortada bir dağ görünümü olduğu hemen anlaşılır.)

27: فَأَنبَتْنَا فِيهَا حَبًّا

Fe enbetnâ: bitki örtüsü - fîhâ: nerede - habbâ: çekim etkisi -
(Yer üzerine geçmiş daireler burada bitki olarak anılıyor) nerede bitki örtüsü varsa birbirlerini çekerler. (bu çekim sonucu kenetlenen iki elektron kovalent bağlanmayı sergilemiş oluyor)

28: وَعِنَبًا وَقَضْبًا

Ve ineben : üzüm - ve kadben: asma -
üzümler ve asma gibidir. (Kadim din figürlerinden olan üzüm salkımı, gerçekte bir elementin üzerindeki elektronların görüntüsüdür.)

29: وَزَيْتُونًا وَنَخْلًا

Ve zeytûnen: zeytin - ve nahlen: elemek -
---

30: وَحَدَائِقَ غُلْبًا

Ve hadâika: bahçe- gulbâ: hakim -
---

31: وَفَاكِهَةً وَأَبًّا

Ve fâkiheten: bahçe - ve ebbâ: baba -
---

32: مَّتَاعًا لَّكُمْ وَلِأَنْعَامِكُمْ

Metâan: taşınır mallarınız - lekum : sizin - ve li en’âmikum: taşıyıcı/ -
Sizin olan bu mallar, hayvanlarınız için.

33: فَإِذَا جَاءتِ الصَّاخَّةُ

Fe izâ : eğer - câetis: gelmek - sâhhatu: sağır kulak -
Eğer sağır kulağa gelirse.

34: يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ

Yevme : gün - yefirrul: kaçmak - mer’u : bir - min ahîhi: kardeş-
---.

35: وَأُمِّهِ وَأَبِيهِ

Ve ummihî: anne- ve ebîhi: baba
---

36: وَصَاحِبَتِهِ وَبَنِيهِ

Ve sâhıbetihî: refakat edilen - ve benîhi: oğlu -
---

37: لِكُلِّ امْرِئٍ مِّنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْنِيهِ

Li kullimriin: her insan- minhum : çifti - yevme izin: o gün - şe’nun : mesele - yugnîhi : dalma
O gün her insan çiftinin dalma/suya batma meselesi vardır .

38: وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ مُّسْفِرَةٌ

Vucûhun : yüzleri- yevme izin: o gün - musfiratun: gidiş yönü -
o gün yüzlerinin yönü, sehat edecekleri yöndür.

39: ضَاحِكَةٌ مُّسْتَبْشِرَةٌ

Dâhıketun: bazı suratlar- mustebşiratun: sevinç -
Bazıları sevinç içindedir

40: وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌ

Ve vucûhun yevme izin: o gün bazılarının yüzleri - aleyhâgaberatun: toz
Bazılarının yüzleri tozludur

41: تَرْهَقُهَا قَتَرَةٌ

Terhekuhâ: yalan yemin - kateratun: toz-
Tozlu olanlar, yalan yemin edenler. (Yemin sağ taraf, yani doğru yön anlamında)

42: أُوْلَئِكَ هُمُ الْكَفَرَةُ الْفَجَرَةُ

Ulâike : Bunlar - humul: şunlardır - keferatul : kafirler- feceratu: şafak vakti
Bunlar şafaktaki kafirlik edenlerdir. (Kafir, ters yönde çalışan anlamında. Ters yönde olmak ise elektriksel olarak doğru polarmayı nötürlemek demektir.)