Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
------

26- Şems (91)

  • Önceki bölümlerdeki vahiy anlatılarında adı geçen güneşin atomla alakalı bir fonksiyon olduğuna değinmiştik. Hususiyetle güneş isminde bir bölümün (surenin) olması da işte atomun çok önemli özelliğini anlatmak içindir.

    Mevcut tefsirlere bakıldığında müfessirler en çok bu bölümde zorlama yorumlar yapmışlar, işi neredeyse gözün gördüğü astronomi ilminin en basit seviyesi olan yakın gök cisimlerinin hareketlerini inkâr edebilme basiretsizliğine vardırmışlar ve üstüne birde Allah’ın sürekli mecaz yaptığı iftirasını atmışlardır. Mesela güneşin yörüngesi olmamasına karşın vahiylerde güneşin ve ayın yörüngesi anlatılır, bu mecaz değil bizzat gerçeğin ta kendisidir.

    Gecedeki güneşe…
    İlk bakışta cümle ne kadar anlamsız geliyor değil mi? Biz sürekli olarak “Müfessirler anlamamış ve yanlış yorumlamışlar!” diyoruz, vahiylerde anılan isimlerin ve olayların gözle görülen dünyaya ait olmadığını söylüyoruz. Bu cümleye hiç bilimsel yaklaşmasak bile geceleyin bir güneş parıltısından bahsedebilir misiniz? Elbette hayır, konu hakkında bir kelime dahi fikirleri olmayan ve asla da olamayacak kelamcılar, gramere dayalı tercüme ve yorumu dahi burada saptırmış çarpıtmışlardır. Yazılı hiçbir eserde bu cümlenin motemot tercümesi yoktur, hep uydurma anlatılarla onu zorla açıklamaya çalışmışlardır. Evrenin yaratıldığı yer yani Kadir Gecesi, içindeki bir atom/âyet ve o atomun bir fonksiyonu, onun bir uzvunun adı olan güneşten bahsedecek iseniz eğer, işte o zaman kuracağınız cümle aynı vahiydeki gibi şöyle olacaktır;
    Gece'de parıldayan güneşe ant olsun!..

    Ve onu takip eden aya...

    Ay dünyanın uydusu iken onu güneşe bağlıymış gibi tefsir yapabilmek ya cehalet yada büyük cesaret isteyecektir. Atomun çekim alanı olan güneş, vakum ortamı sayesinde atomu bu alana doğru çekecektir. BÖylece atom, güneş yönüne doğru hareket kazanacaktır. Önde güneş ve onun ardında ay olmak üzere yüzeceklerdir. Başkaca vahiyde ayın güneşe kavuşamayacağı da yazıyor. Atomun üstten aşağıya göre sıralandığında önce güneş uzvu ve onun hemen ardında ay uzvu yer alır, haliyle ay devamlı surette güneşin ardında seyahat etmektedir.

    Bir de atomun yaşadığı küçülmeden ötürübaşka bir durum daha gelişiyor. Atom küçüldükçe ay, güneşe bir miktar yaklaşmaktadır. Bir zaman sonra ay güneşe kavuşacağı için bunu ifade eden ayrıca vahiy vardır. Vahiylerin anlattığı atomun görünüşü dondurma külahını andırıyor. Yuvarlak ağzının adı nefs oluyor. Bu ağız tıptı elektrik süpürgesinin havayı vakumladığı gibi uzaydan (Kadir gecesinden) ısı emiyor. Isının emildiği etkili alanın adı güneş oluyor. Külahın sivri ucu Yer uzvu için elektron demekteyiz. Külahın geniş kısmının dış yüzeyi ise ay olarak anılıyor. Ay yüzeyine çarpan fotonlar geri fırlatıldıkları için iç kısım görüntülenemiyor.

    Ve onu görünür yaptığı için gündüze...

    Onu sardığı için geceye...

    Ve semaya ve onu bina edene...

    Ve arza ve onu yayıp döşedi...

    Yukarıda külahın sivri ucuna benzettiğimiz Yer/Arz etrafında elektromanyetik alan var, bu alanın Yer etrafına yayılıp döşenmesi böyle anlatılıyor. Atomların etrafını kuşatan elektromanyetik alan, bir yumurtayı andıran görünüme sahip. Bir vahiyde de atomun şekli için yumurtaya benzer deniliyor. Yumurta ışığa tutulduğunda, içinde külah şeklinde bir yapı onun üstünde hava olan boşluğu fark edilir şekilde gözükür. Onun iç yapısı atomun Gök'lerini, güneşini ve beyti, habl denen ipliği ve Yer organını aynen gösterir.

    Nefse ve onun benzerini inşa edene ant olsun...

    Nefs ve onun İnsanlardaki tezahürü olan hırs/tamah, bir davranış biçimi olarak aynı tutumu, kişilikler üzerinde sergiler.

    Sonra ona fücurunu ve takvasını ilham etti...

    Atomun nefs fonksiyonu varlığın ana vazgeçilmezi olmasına rağmen buna “fucur” yani sapkınlık, isyan edepsizlik ve ahlaksızlık anlamlarını içeren bir sözcük ile ifade edilmesi onun önemini göz ardı etmiyor, yalnızca onun kontrol edilemez davranış olduğunu bildiriyor. Atom bu kusuru kendisi kontrol edemediği için kendisinin bulunduğu ortam/element dengede tutularak üzerinde cebir kullanılmış oluyor. Benlik/ruh kendisi-ne “takva” kelimesi ile ilham edilen bildirim gereğince kendi nefsine hakim duruma geliyor. Takva kelimesi, fücurun tersi anlamdadır.

    Kim nefsini tezkiye etmişse kurtuluşa ermiştir...

    Semûd kavmi, kendi azgınlığı sebebiyle yalanladı. Onun en azgınları ortaya atılınca. O zaman Allah’ın Resul’ü onlara: “O, Allah’ın Devesi’dir ve onu sulayınız dedi...

    Deve kelimesi ile elektromanyetik etkinliğe sahip elementlerin anlatıldığını önceki bölümlerde vurgulamıştık. Tek hörgüçlü deve elektriksel iletkenleri (bunlar valans bandında bir elektron olan elementler) çift hörgüçlü deve ise manyetik iletkenleri (bunlar valans bandında iki ve beşe kadar elektron olan elementleri) işaret ediyor.

    Fakat onu tekzip ettiler (yalanladılar). Sonra onu (deveyi) kestiler. Günahları sebebiyle, Rab’leri onların üzerini azapla kapladı. Sonra da onu dümdüz yaptı. Ve onun akıbetinden korkmuyorlar mı?

1: وَالشَّمْسِ وَضُحَاهَا

Veş şemsi: Güneş - ve duhâhâ: Geceye yapışık/üstüne toplanmış-
Güneş, gecededir.
(Gecenin yüzeyine toplanmış: Gece, içi boş bir varlıktır. İçinin boşluğu sayesinde çok güçlü çekim kuvvetine sahiptir. Bu kuvvet, "Gece" nin ağzı olan üst kısmında, yarım küre bir alan oluşturuyor.)

2: وَالْقَمَرِ إِذَا تَلَاهَا

Vel kameri: Ay - izâ telâhâ: onun ardından/onu takip eder -
(Güneşin) ...ardında ay vardır.
(Yarım küre güneş, külahtaki dondurmaya benziyor. Külahın yüzeyi ise "Ay" olarak anılıyor. Ay, yansıtan bir yüzey. İns atomunun yüzeyi, üzerine gelen dalga ve fotonları yansıtıyor. Gelen dalga, boş atomun içine giremiyor - daha doğrusu dalga boşlukta ilerleyemiyor ve bilardo topunun banttan yansıması gibi yansıyor. Evrenin dışı olmadığı için olası bir ışık hüzmesi tekrar içe yansıyacaktır Lakin evrenin bucakları ışık hızında genişlediği için bir fotonun ona çarpma olasılığı sıfırdır. Işık hızında evrenin dışına ilerlense bile evrenin duvarına ulaşılamayacaktır.)

3: وَالنَّهَارِ إِذَا جَلَّاهَا

Ven nehâri:Gündüz - izâ cellâhâ: kovalar -
(Ay)... gündüzü kovalar.

4: وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَاهَا

Vel leyli: gece - izâ yagşâhâ: gizler-
(Ay) ..geceyi gizler.
(Yukarıdaki cümleyi açıklarken külahın yüzeyinin ay olduğunu ve içindeki boşluğa da gece dendiğini söyledik. üzerine gelen ışık/dalga bu ay tarafından yansıtıldığında geceye ait bilgi veya görüntü elde edemeyiz. İşte ay böylelikle geceyi gizliyor. Cern'deki çarpıştırma deneyinde gecenin-kuarkların- içine erişilemişor. Hoş erişilse bile orasının boş olduğunu bilmiyorsak yine erişemedik sanmaya devam edeceğiz.) /b>

5: وَالسَّمَاء وَمَا بَنَاهَا

Ves semâi : gök - ve mâ benâhâ: inşa etmiş -
İşte göğü böyle bina etti.
(Gök, gece, ay ve güneş isimli üç elemanıyla böyle inşa edilmiş oluyor, Artık bunun içi cennettir ve orada bir cinn (Racul) barınabilir. İlk atomun içine konulan ilk ruhun adına İbrahim denilecektir, rumuzu Ta harfidir..)

6: وَالْأَرْضِ وَمَا طَحَاهَا

Vel ardı : Yer - ve mâ tahâhâ: "Ta" ve "Ha" nındır -
Yer (Elektron) Ta ve Ha (Racul-adamların) dır.
(Atomun içine girerek ilk yerleşen ruhun adı İbrahim idi (Ta rumuzuyla) ve ikincisi (Ha Rumuzuyla) Musa idi.

7: وَنَفْسٍ وَمَا سَوَّاهَا

Ve nefsin : aynı - ve mâ sevvâhâ: başka-
(Bu iki ruh) aynı idiler ama başka idiler.
(Atomlar ve ruhlar birbirlerini tıpa tıp aynıları olmalarına ra rağmen birinci ikinci batında halk edilmelerinden ötürü başka idiler) .

8: فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَاهَا

Fe elhemehâ: ilham - fucûrahâ : dindar - ve takvâhâ: ölçü
Ölçüleri dindarlıktan ilham almaktı. (Dindarlık, dininde sabit kalmak, yön değiştirmemek. Atomların dönüş yönleri onların dini oluyor. Dönüş yönü yani polarması değişen atom, element içinde elektriksel yükleri etkiliyor. )

9: قَدْ أَفْلَحَ مَن زَكَّاهَا

Kad efleha: başarı/dönerek başarmak - men : itibaren - zekkâhâ: dindar olmak-
Dindarlıktan itibaren başarılı olunur.

10: وَقَدْ خَابَ مَن دَسَّاهَا

Ve kad hâbe: hayal kırıklığı - men dessâhâ: tam tersi -
Tam terse (dönmek) hayal kırıklığı yaşatacaktır

11: كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْوَاهَا

Kezzebet : yalanlar- semûdu: barışsever - bi tagvâhâ: zulum ile -
Yalancı barışseverlerin zulmü (Zulüm, enerjisiz kalmak/soğuk)

12: إِذِ انبَعَثَ أَشْقَاهَا

İzinbease: kusmak - eşkâhâ: püskürtmek/yaymak-
içindekileri (enerjisini) dışarı püskürterek kustu.

13: فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ نَاقَةَ اللَّهِ وَسُقْيَاهَا

Fe kâle: dedi- lehum : onlara - resûlullâhi: allahın resulü - nâkatallâhi: allahın devesini - ve sukyâhâ: sulamak -
Allah'ın resulü onlara "Allah'ın devesini sulayın" dedi.

14: فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَا فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُم بِذَنبِهِمْ فَسَوَّاهَا

Fe kezzebûhu: yalanladılar - fe akarûhâ: yapılmış sözleşmeyi - fe demdeme: homurdanmak - aleyhim rabbuhum : onlar rablerine - bi zenbihim : günahları - fe sevvâhâ: güçlerini azalttı -
Onlar rableriyle yaptıkları sözleşmeyi homurdanarak yalanladılar, günahları yüzünden zayıf /güçsüz/amelsiz kaldılar .

15: وَلَا يَخَافُ عُقْبَاهَا

Ve lâ yehâfu: korkmamak - ukbâhâ: sonuçlar -
Sonuçlardan korkmuyorlar mı?