Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
------

27- Buruc (85)

  • Semadaki burçlar/kuleler...

    Evren yani Kadir Gecesi var edildikten sonra bu ana yapının içinde ilk yaratılanlar atomlardır. Evrendeki tüm varlıklar, atomların çok sayıda birlikteliği ile inşa ediliyor. İlk yaratılan atom, güneş fonksiyonu ile engin karanlığın içinde ilk kez parıldamaya başlıyor. Cümle içinde anılan “Buruc / Burç” görünen demektir. Görünen ve görülen kelimelerine dikkat ediniz; Görünme olayı varlığın kabiliyeti iken, Görülen şey pasif yani ışığı yansıtan anlamındadır. Güneş görünen diye ifade edilirken, ay görülen durumunda oluyor.

    Görülme eylemini sergileyebilmek için atomların yayacağı enerjiye ihtiyaç vardır. Hiç bir İns atomu kendi enerjisini üretemez, ancak nefs sayesinde etraftan ısı emerek içindeki boşluğu enerji ile doldurur, sonra ışınım veya foton yayarak görünür olur. (Güneş sistemlerinin ışık kaynağı olan yıldız da aynen böyle çalışır.)

    Burada anlaşılması bir hayli zor bir ayrıntı var; Bir atomun yaydığı ışık ancak tek bir noktadan görülebilir. çünkü her bir atom bir lazer gibi ışık yayar. (lazerler tek yöne ve tek renkte ışık yayar) Lazerler saf elementlerden yapıldığı için o anda ışık yayan tüm atomlar aynı yöne doğru foton fırlatıyorlar. İşte hassas nokta burada oluşuyor, vahiylerin bildirdiği görünürlük için birden fazla atomun bir küme oluşturması gerekiyor. Yani buruc kelimesiyle görünen atom sayısının çokluğu bildirilmek-tedir.

    Atom emdiği ısıyı ışık fotonu yaparak geri veriyor. Atomun ısı emen nefsi, aşırı enerji soğurduğunda kendisini helâk edecek tehlikeli duruma giriyor. Mümine zarar veren tek şey kendi nefsi oluyor. Yoktan var edilmiş varlıklar böylesi durumlarda helâk oluyorlar. Allah onları kuşatmıştır...

1: وَالسَّمَاء ذَاتِ الْبُرُوجِ

Ves semâi : gökteki - zâtil: irtibat/bağlantı parçası - burûc: kule -
Gökteki (Yer ile) irtibat sağlayan kuleler.
(Modern bilimin nötrino savı mantıksız ve fiziken olanaksızdır. Öyle ki kağıt üstünde sağladığı savunulan yük denkliği, gerçekte yani fiziksel ortamda mümkün olamıyor, çünkü her bir protona iki nötron gerekliliği hasıl olmakta fakat teoride sadece bir tane nötrondan bahsedilmektedir. Ama buradaki bildirime göre Yer ile Gök arasında sabit duran bir irtibat elemanı zorunluluğuna istinaden bu varlığın mevcudiyetinden haber veriliyor. Böylelikle poroton-atom birlikteliği kusursuz işlerlik kazanıyor. Bahsedilen kuleyi, dondurma külahının tutacak yerine benzetiyoruz. Nötronun yüksüz kabul edilişi ise mantıksızdır. Öyle ki fizik varlıkların tamamının belli oranda bir yükü vardır. YÜksüz olmak demek yok olmak anlamını taşır. Adı ne olur olsun yüksüz varlık yok hükmündedir. Sonuç olarak nötron yoktur. Vahiy anlatılarında, nötrona duyulan ihtiyacı karşılayan ama yükü olan bir varlık tanımlanmaktadır.)

2: وَالْيَوْمِ الْمَوْعُودِ

Vel yevmil: iki karakterin bağlantısı- mev’ûd: iki varlık (söz) arasında tek boyutlu-
İki varlığı bağlayan tek ve bir boyutlu eleman.
(bir boyut, mevcudiyeti mutlak olan fakat tahayyülü zor, fiziksel etkileriyle algılanabilir şey; Zaman çizgisi/Ruh.)

3: وَشَاهِدٍ وَمَشْهُودٍ

Ve şâhidin: izlenebilen- ve meşhûdin: tanık olunan -
Onun izlencelerine ancak etkileriyle tanık olunur.

4: قُتِلَ أَصْحَابُ الْأُخْدُودِ

Kutile:öldürme - ashâbul: sahibi olduğunuz - uhdûd: oluk/kanal-
Öldürücü kanala, her biriniz sahipsiniz.

5: النَّارِ ذَاتِ الْوَقُودِ

Ennâri: ateş/nar - zâtil : ilgili - vekûd: yakıt -
Yakıtın alevi gibidir.

6: إِذْ هُمْ عَلَيْهَا قُعُودٌ

İzhum: onlar - aleyhâ: tarafından- kuûd: hata -
Onar, hataya düştü.

7: وَهُمْ عَلَى مَا يَفْعَلُونَ بِالْمُؤْمِنِينَ شُهُودٌ

Ve hum : Onlar- alâ mâ yef’alûne : üzerine/hakkında ne yapılması gerektiği - bil mu’minîne: müminlerin - şuhûd: tanıklığı -
Onlar hakkında ne yapmaları gerektiği müminlerin tanıklığında açıklandı.

8: وَمَا نَقَمُوا مِنْهُمْ إِلَّا أَن يُؤْمِنُوا بِاللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ

Ve mâ nekamû: nefret edilen - minhum : kim onlar - illâ en yu’minû: ancak inananlar - billâhil : allahın - azîzil :aziz - hamîd: hamid -
Onların nefreti ancak inananlara idi.
(Görünmeyen bir şey hakkında inanmak, inanan kişi hakkında nefreti geliştiriyor.)

9: الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ

Ellezî: hangi - lehu: onun - mulkus: kralı - semâvâti: göklerin- vel ard: ve yer'in - vallâhu: Allah - alâ kulli şey’in: her şeyin üzerinde - şehîd: şahit -
Göklerin ve yerin üzerinde her şeye şahit olan kral, sadece Allah'tır.

10: إِنَّ الَّذِينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ الْحَرِيقِ

İnnellezîne: kimki- fetenûl: zulmeden - mu’minîne: inanlar- vel mu’minâti : (inanan) erkekler ve kadınlar - summe : sonra - lem yetûbû: tevbe eden - fe lehum: bunlar - azâbu cehenneme: cehennemin azabı/ateşi - ve lehum : onlar- azâbul harîk: ateşin eziyeti -
Onlar, inanan erkeklere ve kadınlara zulmettiler/enerjisiz bıraktılar, sonra onlar tövbe etseler de artık cehennemin azabı ateşin eziyeti onlaradır.

11: إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ ذَلِكَ الْفَوْزُ الْكَبِيرُ

İnnellezîne: kim ki - âmenû : mümin - ve amilus sâlihâti: ve iyi çalışan/düzelten - lehum :onlara - cennâtun : cennetteki - tecrî : yerinizi alın - min tahtihâl: altından akar (içinde anlamında değil) - enhâr: nehir - zâlikel : o - fevzul: kazanmak - kebîr: harikalar -
Cenneti kazananlar, altından nehirler akan (Dünya tabiatındaki gibi bir nehir görüngüsü değil, tıpkı uzay arcı gibi çok yüksek irtifadan aşağı bakıldığında görülecek mesnetsit/yataksız öyle boşlukta akan bir nehir) harika cennetteki yerinizi alın.
(Proton yani gikleri içindeki ruh, ardın fevkindedir, kendinden gayri varlıkların hepsi aşağıda kalır.)

12: إِنَّ بَطْشَ رَبِّكَ لَشَدِيدٌ

İnne batşe: asansör gibi/ ezilmeden uzanmış - rabbike: rabbinin - le şedîd: ihtişam ve şiddeti (enerjisinin etkisi anlamında) -
Rabbinin şiddeti onu ezmez. (yani şiddetinden muaftır)

13: إِنَّهُ هُوَ يُبْدِئُ وَيُعِيدُ

İnnehu : öyle- huve: o - yubdiu : yaratır - ve yuîd: yeniden yaratır -
O yaratır ve öyle geri getirir.
(Aynısını yeniden yarattığında onu diriltmiş oluyor)

14: وَهُوَ الْغَفُورُ الْوَدُودُ

Ve huvel :o - gafûrul : bağışlayan - vedûd: samimi -
O bağışlayandır, samimidir.

15: ذُو الْعَرْشِ الْمَجِيدُ

Zul : onun gücü vardır - arşil: tahtının - mecîd: görkemli -
Onun şanlı/görkemli tahtının gücüdür.

16: فَعَّالٌ لِّمَا يُرِيدُ

Fa’âlun: etki - limâ: ne ile- yurîd: istediği
Dilediğini yapmak için etkilidir.

17: هَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ الْجُنُودِ

Hel etâke: koparmak - hadîsul : konuşmalar - cunûd: asker -
Söz, atomdan koparıldığında (firavunlara ruh oluyor)

18: فِرْعَوْنَ وَثَمُودَ

Fir’avne: büyük ev/büyük beyt - ve semûd: dönmüş -
Firavunlar en büyük atomlarda oturan ruhlara deniyor. Onların ters polarmaları müminler için tehdit oluşturur, çünkü bir firavunun gücü öldirmeye
(atomun enerjisini nötrlemeye yani onu yok etmeye veya kuvvetlendirerek hayat vermeye yetmektedir.

19: بَلِ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي تَكْذِيبٍ

Belillezîne : kimseler - keferû : inanmayan - fî tekzîb: reddetmek -
---

20: وَاللَّهُ مِن وَرَائِهِم مُّحِيطٌ

Vallâhu: - min verâihim: - muhît: -
Allah, onları arkalarından kuşatır.

21: بَلْ هُوَ قُرْآنٌ مَّجِيدٌ

Bel huve: işte bu - kur’ânun : manyetizma - mecîdun: şanlı -
Manyetik alanın (Kur'an) elektriksel etkileriyle sayesinde her şeyi kuşatır/korur/ona etki edebilir.

22: فِي لَوْحٍ مَّحْفُوظٍ

Fî levhın: levhalar - mahfûz: korunmuş -
(Manyetizma) korunmuş levhalardan meydana geliyor. O, tıpkı üzt üste duran CD ler gibidir.