Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
---

2- Kalem (68)

  • Nun... Bu harf, evreni içine ana varlığın sembolize ediyor ve adı "Kadir Gecesi"dir. Yemin olsun kaleme ve onun satır satır yazdıklarına...

    Cennetler başta olmak üzere evrendeki atomlar bu gece içinde yaratılmıştır.
    Bin yılı aşkın süre boyunca Kadir Gecesi'nin tarihini ulema kendince metotlar geliştirerek tespit etmeye çalışmıştır. Dünyanın dönüşü ile meydana gelen karanlık zaman dilimlerinden birini kadir gecesi kabul etmekteler.
    Evrende her daim hareket halindeki sayısız gök cismi ve yıldız sürekli hareket halinde iken onların referans alacağı sabit hiçbir şey yokken herhangi birisinin aydınlık yüzünün belirli ve belirleyici ne farklılığı olabilir diye düşünmeliyiz. İnsanlar gözlerini uzaya çevirdiklerinde evrenin merkezinin de dünya olmadığını hemen fark etmekteler. Hal böyle iken bir zaman dilimini kutsamanın anlamsızlığı Kadir Gecesinin başkaca bir şey olduğunu hemen anlaması gerekiyor. Üstelik Kadir gecesi ile birlikte Allah'ın üzerine yemin ettiği "on gece" var.
    Nun ile ilgili detaylara Kadir bölümünde devam ediyoruz. Allah, bizim beden gözü veya yardımcı araçlarla göremeyeceğimiz atomlardan/varlıklardan bahsederken söze önce yemin ederek başlıyor. Evreni dolduran deniz, onun içindeki Gök'ler ve Melekler görülemez fizik varlıkların adı oluyor.
    Baldırların açıldığı gün secdeye çağrılırlar, fakat secdeye güçleri yetmez...
    Sadece bir kelimeyi bile yanlış tercüme etmek öyle büyük tahribata sebep olur ki, şaşarsınız. Baldırların açılması ifadesini kendilerince anlamsız bulan müfessirler bunu "gerçeklerin ortaya çıktığı gün" şeklinde bir tercüme ile değiştiriyorlar. Vahiyde Allah'ın haberini verdiği şey atomun bacaklarının etrafındaki manyetizmanın silinmesi ve böylece baldırlarının çıplak kalmasıdır. Atomların elektromanyetizması kaybolduğunda onların secde edemediğini bildiriyor. Atomun secde etmek isteyip de bunu yapamayacak kadar güçsüz kaldığı zaman, kıyamet zamanının bir öncesi zamandır.

    Kalemin yazdıkları bildirimi ise elbet bizim bildiğimiz kağıt üzerine mürekkeple yazılan yazı değildir. İlahi yazı ve Ayet olarak anılan şeyler varlığın en temelinde bulunan atomlar oluyor.

    Kur'an'ı yalanlayanları bana bırak!
    Rabbinin nimeti sayesinde, mecnun değilsin... Gayb âleminde olan ve beden gözü ile görülmeyen varlıklardan en önemlisi olan Kur'an, günümüzde bile anlaşılmadığı için yalanlanmaktadır.
    Kafirler, Allah'ın ilahlığını ve rabliğini bilerek reddeden kimseler, o Kur'an'ı işittikleri zaman az daha seni bakışlarıyla gerçekten devirecekler; sana yiyecekler gibi bakacaklar ve O şüphesiz bir delidir, gizli güçlerin desteklediği biridir diyecekler...

    Hz. Muhammed'den on yıllar sonra derlenmiş Mushaf isimli kitabın Kur'an sanılması yüzünden Kur'an kelimesinin bir mahlûku/bir varlığı kastettiği ifade ettiğimizde aynı tepkileri şimdi dahi izliyoruz. Allah, vahiylerin tamamına Kur'an demiş olsaydı eğer ilk emir oku değil "Yaz" olmalıydı. Allah'ın çok önemle andığı Kur'an eğer bu vahiyler olsaydı onları Hz. Muhammed günü gününe kaydetmeyi ihmal etmezdi. O zamanda kâğıt ve mürekkep gibi yazı gereçlerinin olmadığı ve kemik. deri gibi şeylerin üzerine kayıt edildiği mesnetsizdir, kriminal açıdan delilsizdir. Binlerce cümleyi kemiklere kaydettiğinizde koca bir depoyu dolduracak materyal oluşturur. Üstelik etiketlenmemiş bu kadar malzeme tamamen düzensiz bir arşiv demektir. En küçük ticaret sahibi bir İnsan dahi evraklarını tarih ve önemine göre klasörlerde düzen içinde muhafaza ederken Hz. Muhammed'in bu kadar sorumsuz davranması düşünülemez. Yani vahiylerin kayıt edilmesi ne Allah'ın emri, nede Hz. Muhammed'in vasiyeti değildir. Kur'an, bütün âlemler için zikirden başka bir şey değildir...
    Âlem tanımlaması, maddenin varoluş kademeleridir. İlgili vahyi tefsir ederken göreceğimiz üzere en ilk kademe Gök'lerin bulunduğu âlemdir. İlk alemden son kademeye kadar hepsinde bulunan tek unsur Kur’an'dır. Bu yüzden her alemde her atom etrafında bulunması hasebi ile zikir diye anılır. Allah'ın zikri ifadesi, kendi sözleri değil iblakis yarattıkları atomlardır.

1: ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ

Nun vel kalemi ve ma yesturun
Nun. Kalem ve yazdıkları

2: مَا أَنتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍ

Ma ente bi ni’meti rabbike bi mecnun
Rabbinin izniyle mecnun değilsin.

3: وَإِنَّ لَكَ لَأَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍ

Ve inne leke le ecran gayra memnun
üzerindekinden memnun olmayanlar

4: وَإِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظِيمٍ

Ve inneke le ala hulukın azim
senin üzerinde oluşan harikalardan.

5: فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ

Fe se tubsıru ve yubsırun.
onları kavradığımızda görecekler.

6: بِأَييِّكُمُ الْمَفْتُونُ

Bi eyyikumul meftun
Tutkunluklarını tamamlasınlar

7: إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ

İnne rabbeke huve a’lemu bi men dalle an sebilihi ve huve a’lemu bil muhtedin(muhtedine).
Rabbin yolundan sapanı bilir, dininde kalanları da çok iyi bilir.

8: فَلَا تُطِعِ الْمُكَذِّبِينَ

Fe la tutııl mukezzibin.
Yalanlayanlara itaat etme.

9: وَدُّوا لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ

Veddu lev tudhinu fe yudhinun
Müsamaha göstermek için müsamaha göstermeni isterler .

10: وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَّهِينٍ

Ve la tutı’ kulle hallafin mehin.
Lüzumsuz yere çok yemin edenlerin hiçbirine itaat etme.

11: هَمَّازٍ مَّشَّاء بِنَمِيمٍ

Hemmazin:abartı/bağlanma-meşşain:kaynak-bi nemim:dedikodu halk arasındaki konuşma
işitilenlere bağlanmayın

12: مَنَّاعٍ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ

Mennaın: Cehennemdeki kafir lil hayri: Hayır için mu’tedin: suskun esim: çok günah işleyen
---

13: عُتُلٍّ بَعْدَ ذَلِكَ زَنِيمٍ

Utullin: ba’de: Sonraki/devamında zalike: O zenim: Piç
---

14: أَن كَانَ ذَا مَالٍ وَبَنِينَ

En kane: Oldu za malin: Para ve benin:
---

15: إِذَا تُتْلَى عَلَيْهِ آيَاتُنَا قَالَ أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ

İza tutla aleyhi ayatuna kale esatirul evvelin
Ona önceki iki ayetimiz okunduğu zaman bunlar evvelkilerin efsaneleri dedi.

16: سَنَسِمُهُ عَلَى الْخُرْطُومِ

Se nesimuhu alal hurtum
Üzerinde bir esinti/rüzgar ile hortum oluşturacağız

17: إِنَّا بَلَوْنَاهُمْ كَمَا بَلَوْنَا أَصْحَابَ الْجَنَّةِ إِذْ أَقْسَمُوا لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ

İnna: şüphesiz belev: mavi na: bize hum ke: ayrıca odaları da ma belev: mavi na: bize ashabel: sahibiyiz cenneti: saklı yer, iz aksemu le yasrimunneha musbihin.
Şüphesiz bize mavi olan, odaları da mavi olan saklı yerin sahipleriyiz
üç atom var, her birisi bir ümmet(atomların ümmet mevzusu başkaca vahiylerde işlenecek) Atomların her birisi bir ana renk, mavi olanın içinde Muhammed isimli Ruh barınıyor, atomun içinde altı oda var.

18: وَلَا يَسْتَثْنُونَ

Ve la: ve yoktur yestesnun: Dışlanan
---

19: فَطَافَ عَلَيْهَا طَائِفٌ مِّن رَّبِّكَ وَهُمْ نَائِمُونَ

Fe tafe aleyha: O taifun: kariyer min rabbike: Rabbinden ve hum naimun: Onlar uyurken
---

20: فَأَصْبَحَتْ كَالصَّرِيمِ

Fa asbahat kes sarim
Böylece kapkaranlık oldu.
Atomun iç yapısı hakkında daha 2. pasajın bu ilk cümlelerinde henüz değinilmedi fakat ileride zulum kelimesi ile yani içinde hiç ısı/enerji bulunmayan ortamdan bahsediliyor. İşte o ortam, cehennemin içindeki korunaklı yapıdır. Orada Ruh barınmaktadır. Bu cümlede aynı ortam için kap karanlık oldu diyerek Ruh un kalacağı odacıkların temiz ve serin hale gelişi anlatılıyor. kelimenin toprak anlamı da var, enerji denizi içindeki bu boşluklar toprak, enerjinin kendisi de su diye de anılıyor. (Vahiy rivayetleri günümüze kadar hep teker teker incelendi, anlamlı bulunmayan durumlarda uydurmalarla güya açıklandı. Mesela yukarıda hortumdan bahsedilmişti, bunu mühür kelimesi ile değiştirmek doğru durmuyor. Olay bir bütündür! Ne zaman ki tüm vahiylerin anlatıları dimağımızda bir bütün resim oluşturdu ise işte o zaman her bir cümle mana kazanıverdi. Burada tek cümle içinde bu kadar anlam yok ki diyen kişilere biz bir şey anlatmayı başaramayız)

21: فَتَنَادَوا مُصْبِحِينَ

Fe tenadev musbihin
---

22: أَنِ اغْدُوا عَلَى حَرْثِكُمْ إِن كُنتُمْ صَارِمِينَ

Enıg’du ala harsikum in kuntum sarımin
---

23: فَانطَلَقُوا وَهُمْ يَتَخَافَتُونَ

Fentaleku ve hum yetehafetun
---

24: أَن لَّا يَدْخُلَنَّهَا الْيَوْمَ عَلَيْكُم مِّسْكِينٌ

En la yedhulennehal yevme:yeni bir güne giremezler - aleykum miskin: Fakir
Bilgi, atomun içindeki Ruh'u geliştiren tek gıda, Ruh için zenginlik ve fakirliğin anlamı kendi bedeninin güçlü yapısıdır. Her yeni gün öncesinde üç aylık açlık dönemi var, bilgisi/bedeni zayıf ruhlar bu aşamayı geçemiyorlar

25: وَغَدَوْا عَلَى حَرْدٍ قَادِرِينَ

Ve gadev ala hardin kadirin
---

26: فَلَمَّا رَأَوْهَا قَالُوا إِنَّا لَضَالُّونَ

Fe lemma raevha kalu inna le dallun.
---

27: بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ

Bel nahnu mahrumun
---

28: قَالَ أَوْسَطُهُمْ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ

Kale evsatuhum e lem ekul lekum lev la tusebbihun
---

29: قَالُوا سُبْحَانَ رَبِّنَا إِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ

Kalu subhane rabbina inna kunna zalimin
Dediler ki Rabbimiz senin şanın yücedir, biz zalim kimseler olduk.

30: فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ يَتَلَاوَمُونَ

Fe akbele: Döndü ba’duhum: Bazıları ala: üzerine ba’dın: Bazı yetela ve mun: Ay ve okunan
---

31: قَالُوا يَا وَيْلَنَا إِنَّا كُنَّا طَاغِينَ

Kalu ya veylena inna kunna tagin
Yazıklar olsun bize, muhakkak ki biz, haddi aşan kimseler olduk.

32: عَسَى رَبُّنَا أَن يُبْدِلَنَا خَيْرًا مِّنْهَا إِنَّا إِلَى رَبِّنَا رَاغِبُونَ

Asa rabbuna en yubdilena hayran minha inna ila rabbina ragıbun
---

33: كَذَلِكَ الْعَذَابُ وَلَعَذَابُ الْآخِرَةِ أَكْبَرُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ

Kezalikel azab, ve le azabul ahırati ekber, lev kanu ya’lemun
Azabın aynısı ve azabın büyüğü ahirettedir. Keşke bilselerdi.
(Azap, aşırı enerji içinde kalmaya yani cehennemde korumasız kalmayla yaşanır. Koruyucu gece'nin dışı cehennemdir.)

34:إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّاتِ النَّعِيمِ

İnne lil muttakine inde rabbihim cennatin naim
Muttakinler için Rab’lerinin yanında Naim cennetleri vardır.

35: أَفَنَجْعَلُ الْمُسْلِمِينَ كَالْمُجْرِمِينَ

Efe nec’alul: Bir fiil yapmak/işlemek muslimine kel mucrimin: Şuç işleyen Müslüman
---

36: مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

Ma lekum, keyfe tahkumun
Onların yargılanması

37: أَمْ لَكُمْ كِتَابٌ فِيهِ تَدْرُسُونَ

Em lekum kitabun fihi tedrusun
Onların kitabındaki kayıtları okumak

38: إِنَّ لَكُمْ فِيهِ لَمَا يَتَخَيَّرُونَ

İnne lekum fihi lema tehayyerun
Onun içinde seçtiğiniz/tercih ettiğiniz eylemler/işler kayıtlıdır

39: أَمْ لَكُمْ أَيْمَانٌ عَلَيْنَا بَالِغَةٌ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ إِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَ

Em lekum eymanun aleyna baligatun ila yevmil kıyameti inne lekum le ma tahkumun
Eğer iman yoksa kıyamete kadar, sonra yargılanacaksınız

40: سَلْهُم أَيُّهُم بِذَلِكَ زَعِيمٌ

Sel:Küfe hum: Ona eyyuhum: onların hangisini bi zalike: yapmak zeim: Lider
---

41: أَمْ لَهُمْ شُرَكَاء فَلْيَأْتُوا بِشُرَكَائِهِمْ إِن كَانُوا صَادِقِينَ

Em lehum şurakau, felye’tu bi şurakaihim in kanu sadikin
Onların ortakları mı var? Getirsinler, eğer doğru söyleyen iseler.

42: يَوْمَ يُكْشَفُ عَن سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ إِلَى السُّجُودِ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ

Yevme yukşefu an sakın ve yud’avne ilas sucudi fe la yestetiun
Baldırları ortaya çıktığı gün secde edemeyecek durumda olurlar. (Baldırların ortaya çıkması, atomun etrafındaki elektromanyetik alanın zayıflamasıyla proton ve elektron arasındaki bacağı andıran organın gözükmesini anlatmaya çalışıyor.

43: خَاشِعَةً أَبْصَارُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ وَقَدْ كَانُوا يُدْعَوْنَ إِلَى السُّجُودِ وَهُمْ سَالِمُونَ

Haşiaten ebsaruhum terhekuhum zilletun, ve kad kanu yud’avne ilas sucudi ve hum salimun
Gözleri korkudan ürpermiş, bir zillet kaplamış haldedirler, salimken secde etmeye davet edilmişlerdi.

44: فَذَرْنِي وَمَن يُكَذِّبُ بِهَذَا الْحَدِيثِ سَنَسْتَدْرِجُهُم مِّنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ

Fe zerni ve men yukezzibu bi hazal hadis, se nestedricuhum min haysu la ya’lemun
---

45: وَأُمْلِي لَهُمْ إِنَّ كَيْدِي مَتِينٌ

Ve umli lehum, inne keydi metin
Kötü niyetleri yüzünden onlara umut bile veremiyorum.

46: أَمْ تَسْأَلُهُمْ أَجْرًا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍ مُّثْقَلُونَ

Em tes’eluhum: Sor - ecran: Ücret - fe hum: onlar - min magramin:Ezik- muskalun:Ağır borç
Onlara sor, bir ücret mi istedim sizden? Yoksa ağır bir borç altında mı eziliyorsunuz?

47: أَمْ عِندَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ

Em inde humul gaybu fe hum yektubun
Gaybı onlar mı yazıyorlar?

48: فَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُن كَصَاحِبِ الْحُوتِ إِذْ نَادَى وَهُوَ مَكْظُومٌ

Fasbir li: Sabret - hukmi rabbike: Hüküm Rabbinindir - ve la tekun: Ve sen olma - ke: Sen - sahıbil: Mal sahibi - hut: Balık - iz nada: bu çağrısına - ve huve mekzum
---

49: لَوْلَا أَن تَدَارَكَهُ نِعْمَةٌ مِّن رَّبِّهِ لَنُبِذَ بِالْعَرَاء وَهُوَ مَذْمُومٌ

Levla en tedarakehu ni’metun min rabbihi le nubize bil arai ve huve mezmum
---

50: فَاجْتَبَاهُ رَبُّهُ فَجَعَلَهُ مِنَ الصَّالِحِينَ

Fectebahu rabbuhu fe cealehu mines salihin
---

51: وَإِن يَكَادُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُ لَمَجْنُونٌ

Ve in yekadullezine keferu le yuzlikuneke bi ebsarihim lemma semiuz zikra ve yekulune innehu le mecnun
---

52: وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَالَمِينَ

Ve ma huve illa zikrun lil alemin
O, Alemlere zikirdir.