Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
------

31- Kıyame (75)

  • Hayır, Kıyamet kitabın bir bölümü değil!..

    İnsan onun kemiklerini bir daha bir araya getiremeyeceğimizi mi sanıyor? Hayır, Biz, onun kokusunu bile yeniden düzenlemeye kadiriz...

    İnsan nedir? sorsak; Cevabınız adeta bir refleks niteliğinde gelir! “İşte bu beden İnsandır” diyeceksiniz, şu anki bedenimizin adı İnsan değil, beşerdir. İnsan ise içinde ruh olan bir atomdur.

    Gerçekte insan, soyut bir kavramdır, beden içindeki benliğin adıdır. “Sen İnsan değilsin!” cümlesini inceleyelim, gösterilen cesedin içinde İnsan olmadığını kastederek kişiliği bedenden ayırıyoruz. Bir örnek daha “İnsanlık namına” veya “İnsanlık öldü mü?” cümlelerinde biyolojik yapı değil, benlik işaret edilir. Vahiylerdeki İnsan kelimesi, İns atomu içindeki benliğe deniliyor. Peki ama vahiyde kemikten bahsediliyor derseniz eğer; Tıpkı biyolojik bedeni ayakta tutan yapının kemikler olması gibi İns atomunun sabit ve sağlam duruşunun Yer uzvu sayesinde yeniden inşa edilişi kemik kelimesi ile anlatılıyor. Cümlenin devamı bunu destekler niteliktedir. Son yüzyıl içinde kaleme alınan tefsirlerde “benan” kelimesinin tercümesi koku yerine parmak ucu olarak tefsir ediliyor. Allah, koku kelimesini taammüden kullanmıştır. Kıyamette cesetlerimiz olmayacağı için parmak uçlarınıza kadar aynen yapacağız tefsiri yanlışa çıkıyor. Kıyamet yaklaştıkça atomların enerji soğurma özelliği bittiğin-de onun görünürlüğü de bitecek geriye yalnız deyim yerinde ise kokusu kalacaktır. Birbirine neredeyse tıpatıp benzeyen atomların birbirinden ayrıştıran yegane özellik biyolojik canlılarda olduğu gibi yalnızca kokudur. Elbet burada gerçekten atomun kokması belirtilmiyor, onların etrafındaki manyetizma-nın gerilimleri arasındaki farklılık sonsuz sayıda koku olarak tecelli ediyor. Ve Ay karardığı, Güneş ve Ay birleştirildiğinde/izin gününde İnsan “Firar edilecek yer nerede?” diyecek...

    Hayır, sığınacak bir yer yoktur...

    Güneş ve Ay’ın, gökyüzünde rasat ettiği

    miz güneş ve aya isim babalığı yaptığını, bu adların asıl sahiplerinin atomun uzuv ve fonksiyonları olduğunu görmüştük. İşte bu vahiyde bir kez daha güneş ve ayın yerleri teyit edilerek bilgimiz pekiştiriliyor. Atomu külah şeklini tekrar zihninizde canlandırınız; Onun şekli, hortuma ne çok benziyor değil mi? Gerçekte benzemeyi bir kenara koyun, hortumlar atomun üç boyutlu ve çalışan bir modelidir. Hortumlar enerjisini kaybederken boyları giderek kısalır sonra bir hortumunu kaybeder ve geriye bir huni kalır ve yine enerjisi azalmaya devam eder sonrasında konik yapının sivri ucu koni tabanına iyice yaklaşır. Koni için göğüs deniliyor, göğüs kafesinin üs kısmında köprücük kemiği var, “can köprücük kemiğine dayandığı zaman” denilerek bu kafesin böyle küçüldüğünü anlıyoruz. En sonunda sadece bir çember kalır. Konik yapının tabanı güneş ve çevresinin ismi ay idi, tıpkı hortumlarda olduğu gibi ay yüzeyi güneşe yaklaşıp birleşecek hale gelecek. Bu durumda ruhun barındığı “in” yani konik yapının içi diye bir şey kalmayacak ve İnsan denilen ben-lik/ruh’un sığınağı/beyti/evi kaybolmuş olacak.

    Kıyamet günü, dimağlarımıza yerleştirildiği gibi son değil başlangıçtır. Şu anki atomik yapı gün geçtikçe zayıflayarak bir pil gibi bitiyor. 4 Pilli (6 volt) bir radyo düşünün, onun pilleri kullanıldığı süre sonunda birden bire bitmiyor, beş volta düşüyor, dört volta düşüyor ve derken yarı iletkenlerin eşik geriliminin altına düştüğünde radyo susuveriyor. Demek istediğimiz şey şu an kıyamet öncesini yaşamaktayız, atomların enerjisi bitip tos duman olduktan sonra yeniden başka bir şekil ve yaşam formuna başlayacağız. Yeni yaşama vize alanlar için kullanılan bir kelimedir, izin günü.

    İzin gününde yaptıkları ve sonra yaparım dedikleri kendisine bildiriliyor, bildirilenlere kendi nefsi şahittir deniliyor. Kayıtla-rın tutulduğu yer Levh-i mahfuz yani manyetizmayı oluşturan katmanlardır, Manyetizmanın ismi Kur’an’dır.

    Onu toplayıp okuyan biziz...

1: لَا أُقْسِمُ بِيَوْمِ الْقِيَامَةِ

: hayıd/değil - uksimu : kitabın bir bölümü/yemin etmek - bi yevmil kıyâmeti: kiyamet günü -
Hayır! kıyamet, kitabın bir bölümü değildir.

2: وَلَا أُقْسِمُ بِالنَّفْسِ اللَّوَّامَةِ

Ve lâ uksimu: hayır o da değil - bin nefsil : nefsinin - levvâmeti: annenin(protonun)-
Hayır! (kıyam/dik duruş) annenin de (protonun da bir bölümü) değildir. Elektron, protonun oğlu statüsünde oluyor. Burada proton yani ins atomu anne, ve protonun içindeki ruh/cinn baba diye anılıyor. Melekler atomun birer uzvu iken kıyam onun bir duruşu/halinin adı oluyor.)

3: أَيَحْسَبُ الْإِنسَانُ أَلَّن نَجْمَعَ عِظَامَهُ

E yahsebul : içinde/bünyesinde - insânu: insanın - ellen : sonuçta - necmea: biz toplarız- ızâmehu: kemiklerini -
Sonuçta insanın kemiklerini onun bünyesi içine topladık. (İns atomu ancak içinde bir ruhun kıyamda duruşu ile dik duruyor. Ruh (enerji/zaman çizgisi), atomun kemikleri gibi davranıyor.)

4: بَلَى قَادِرِينَ عَلَى أَن نُّسَوِّيَ بَنَانَهُ

Belâ: evet - kâdirîne: muktedir olunmak - alâ en nusevviye: kadınların üzerinde(dış/etraf) - benânehu: koku -
Evet. böylece kadınların üstürde onu -Çarşaf gibi- koku (durgun manyetik alan) oluşturmaya muktediriz. (Durgun manyetik alan, basınçlı kuvvet alanı sayesinde atom etrafındaki her şeyi iterek korunaklı bir yapıya sahip oluyor. Manyetizmanın kuvveti nispetinde etrafındaki alan genişliyor. Böylece bu alana yaklaşan diğen insan atomu onun kokusunu hissediyor. Yusuf kıssasında oğlunun kokusunu uzaktan hissetmesi olayı işte bu alan sayesindedir. Benan, parmak ucu değil koku demektir.)

5: بَلْ يُرِيدُ الْإِنسَانُ لِيَفْجُرَ أَمَامَهُ

Bel yurîdul: ancak istiyor ki - insânu : insan - li yefcure: üflemek- emâmehu: önüne-
İnsan istiyor ki önüne de üflesin. (Atomunun nefs diye adlandırılan ağzıçekim gücüne sahip, tüm yönlere üflercesine itme kuvveti oluştururken sadec bir cehetten çekim uyguluyor. Aslında bu çok iyi bir özellik ama...)

6: يَسْأَلُ أَيَّانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ

Yes’elu : istedi- eyyâne : bu yanı - yevmul kıyâmeti: kıyam günü -
Kıyam gününü bu yanıyla ister. (Tekrar dik duruş yani kıyam için gerekli enerjiyi bu ön yanındaki çekim sayesinde elde eder. Bu çekimi bir "istek/arzu/aşk/sevgi" olarak nitelendirebiliriz. Fizik biliminde bunun adı Nükleer kuvvet ve gravity dir.)

7: فَإِذَا بَرِقَ الْبَصَرُ

Fe izâ : eğer- berikal : yıldırım- basar: öngörü -
Eğer yıldırımları öngörebilirseler.

8: وَخَسَفَ الْقَمَرُ

Ve hasefel : kararmak/kaybolmak - kamer: ay -
Ayın kaybolduğunu .

9: وَجُمِعَ الشَّمْسُ وَالْقَمَرُ

Ve cumiaş : birleştirildi - şemsu : güneş - vel kamer: ve ay -
Güneş ve Ayın birleştirildiğini.

10: يَقُولُ الْإِنسَانُ يَوْمَئِذٍ أَيْنَ الْمَفَرُّ

Yekûlul : o zaman der - insânu: insanlar - yevme izin: o gün - eynel meferr: kaçınılmaz -
İnsanlar der "kaçınılmaz o gün..."

11: كَلَّا لَا وَزَرَ

Kellâ: hayır/yoktur- lâ vezer: düğme -
Sığınacak bir yer yoktur. (Düğme, atomların nefs adı verilen açık kısmına diyor, Türkçe'de ilik kelimesi var bunu karşılayan. Bu alanın çekin gücü, anılan olaylar cereyan ederken kaybolmuştur.)

12: إِلَى رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ الْمُسْتَقَرُّ

İlâ rabbike: rabbin için - yevme izinil : o gün - mustekarr: kararlı -
Rabbin için, İzin günü karar kılmalısın. Rab, besleyen anlamıyla onun vereceği enerjiyi alabilmek için mevcut durumunda karar kılmak gerekiyor.)

13: يُنَبَّأُ الْإِنسَانُ يَوْمَئِذٍ بِمَا قَدَّمَ وَأَخَّرَ

Yunebbeul: haberdardır - insânu : insanlar - yevme izin : o gün - bimâ kaddeme: ayaklarından - ve ahhar: sondan -
O gün hakkında insanlar son hakkında ayaklarından haberdar edilir. (İnsan atomu etrafındaki titreşimleri elektronu sayesinde algılayabiliyor, Fizik bilimi de elektrik olaylarının tamamının elektronun marifeti olduğunu bilmektedir.)

14: بَلِ الْإِنسَانُ عَلَى نَفْسِهِ بَصِيرَةٌ

Belil insânu: ancak insanlar - alâ nefsihî: nefsleri üzerinden - basîratun: öngörüyle -
Ancak insanlar nefsleriyle öngörebilirler.

15: وَلَوْ أَلْقَى مَعَاذِيرَهُ

Ve lev : gerçi- elkâ : dökmek - meâzîrahu: bahane
Gerçi bahane uyduruyor.

16: لَا تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ

Lâ tuharrik: taşıma/ kımıldama - bihî lisâneke: lisanınnı/konuştukların - li ta’cele bihî: hızlandırmak
Onun konuştuklarını taşımayın/iletmeyin ki hızlasın. (tek başına titreşen/ses üreten bir atomun bu titreşimleri iletilmek için başkalarına dokunması gerekiyor, sabit duran diğer atomlar hem iletim/taşıma yapmayacağı gibi titreşimlerin dalga boyu kısalacak, böylelikle frekansı istemsizce artacaktır.)

17: إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْآنَهُ

İnne: gerçekten- aleynâ : üzerinize - cem’ahu : topladık - ve kur’ânehu: kur'anı/ manyetik alanı
Gerçekten üzerinize kur'an'ı topladık! (Atomu/ayeti kuşatan manyetik alan onu koruyor. Manyetik alanı olmayan atom cehennem ateşi karşısında silinir gider. Aleyna ismi hakkında "bela, kötülük" gibi anlamlar veriyorlar, görüldüğü üzere üzerimizdeki Kur'an dır. Ayrıca bu cümlenin tefsirlerinde nedense Kur'an kelimesi yokmuş gibi tercümeler yapılmış; Neden? Çünkü anlatılar atomlara/ayetlere aittir. Başkaca vahiy rivayetlerinde göreceğimiz üzere ayeti kuşatan Kur'an, bir kitap oluşturuyor. Atomun içindeki ruh böylece kitap sahibi oluyor.)

18: فَإِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْآنَهُ

Fe izâ : eğer - kara’nâhu (yazı okumak anlamında değil) : okumamak - fettebi’: takip - kur’ânehu: Kur'an'ı
Eğer Kur'an'ı bize okumayacaksanız onu takip edin.

19: ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُ

Summe: sonra - inne: gerçekten - aleynâ : üzerinize - beyânehu: beyan ettik/açıkladık
Sonra, (Kur'an) sizin üzerinize beyanımızdır.

20: كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ

Kellâ bel : bilekis - tuhıbbûnel: sevgi - âcilete:acele etmek
Bilakis sevgide acele etti... (Fiziksel çekim gücü, sevgi/aşk olarak tanımlanmış.)

21: وَتَذَرُونَ الْآخِرَةَ

Ve tezerûnel: bıraktılar - âhirate. : ahiret hayatını
Ahireti terkettiler.

22: وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَّاضِرَةٌ

Vucûhun : yüzler - yevme izin: o gün- nâdıratun: karartı
O gün yüzler kararmıştır. (Atom çekim alanındaki tüm enerjiyi çekip soğurduğunda ışık/enerji kalmayacak ve kararacaktır. Cümlelerde anılan "o gün" takvim günü olmayıp, olayın gerçekleştiği çevrimi haber verir.)

23: إِلَى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ

İlâ rabbihâ : rabbine doğru- nâziratun: gözlerin yönü
Bakışlar rabbine yönelmiştir. )evrendeki tüm atomların yegane enerji kaynağı rab'dir. Kıyam ve salat için lazım olan enerjiyi temin etmek isteyen atom, mecburen rabbine yönelir.)

24: وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ بَاسِرَةٌ

Ve vucûhun: yüzler - yevme izin : o gün - bâsiratun: görmek
O gün yüzler, (ona) bakmaktadır. (yönelmiş, birbirini gören.)

25: تَظُنُّ أَن يُفْعَلَ بِهَا فَاقِرَةٌ

Tezunnu : düşündünüz mü - en yuf’ale bihâ: onun tarafından - fâkıratun: fakirlik
Düşündünüzmü, onun tarafından (beslenmeseniz) fakirlik.

26: كَلَّا إِذَا بَلَغَتْ التَّرَاقِيَ

Kellâ : her ikisi - izâ : eğer - belegatit: ulaşmak - terâkıye: köprücük kemiği
her iki köprücük kemiğine ulaştığında.

27: وَقِيلَ مَنْ رَاقٍ

Ve kîle: söylendi - men râk: uygarlıktan beri
Gelişimle bu söylenmişti.

28: وَظَنَّ أَنَّهُ الْفِرَاقُ

Ve zanne : sanırsın- ennehul: ki o - firâk: ayrılmış/ayrı
SAnırsın i o ayrıktır.

29: وَالْتَفَّتِ السَّاقُ بِالسَّاقِ

Velteffetis : dönmüş- sâku : bacağı- bis sâk: bacağına
bacakları birbirine dolaşmıştır.

30: إِلَى رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ الْمَسَاقُ

İlâ rabbike: rabbiniz size - yevme izinil : o gün - mesâk: bacağın kaynağı
O gün rabbiniz, bacağınızın da kaynağıydı...

31: فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلَّى

Fe lâ : değildi - saddeka : sadık - ve lâ sallâ: duanız da - Sadık değildiniz, duanız yoktu.

32: وَلَكِن كَذَّبَ وَتَوَلَّى

Ve lâkin: lakin - kezzebe: yalan- ve tevellâ: yüz çevirme
Lâkin yalancı ve yüz çevirenler.

33: ثُمَّ ذَهَبَ إِلَى أَهْلِهِ يَتَمَطَّى

Summe : sonra - zehebe: ardından- ilâ ehlihî: ailesine- yetemettâ: el uzatmak
Ardından ailesine el uzattılar.

34: أَوْلَى لَكَ فَأَوْلَى

Evlâ :ilk - leke: senin - fe evlâ: yakınma
İlk sen yakındın.

35: ثُمَّ أَوْلَى لَكَ فَأَوْلَى

Summe : sonra - evlâ : ilk - leke : senin- fe evlâ: ilkin
Sonra ilk senin yakınmandan (ötürü)...

36: أَيَحْسَبُ الْإِنسَانُ أَن يُتْرَكَ سُدًى

E yahsebul : hesaplanmış - insânu : insan - en yutrake:bırakılmış - sudâ: boşuna
...İnsanı boşuna başı boş bırakmadık, bu hesaplanmış bir durumdu.

37: أَلَمْ يَكُ نُطْفَةً مِّن مَّنِيٍّ يُمْنَى

E lem : ağrı- yeku : sen - nutfeten : karışım - min menîyin : meniden/onunla - yumnâ: sağda
Sagdakinden ağrı ile atılan nutfeyle oluşan. (Kuarklar çiftler halindeler. Önceki bölümlerde dişi ve erkek hakkında bilgi iletilmişti. İşte burada kuarklardan birini içindeki sıvının bir zahmet (Mermezkaç kuvveti olabilir, girdap) ile dışarı atılması ve bu nutfenin diğer kuarkda toplanması hadisesidir. Fizik anlamda eşit yüklü iki kuarkın, pozitif ve negatif olarak ters yüklenmesi anlatılıyor. Ters yükler sayesinde bir çekim, birliktelik, sevgi, aşk, potansiyel oluşuyor.)

38: ثُمَّ كَانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوَّى

Summe : sonra - kâne : gibi - alakaten : sülük - fe halaka : oluştu - fe sevvâ: sadece su yerleştirme
Sonra onu sülük gibi su kullanarak halg etti (yaratma eylemi başka bir şey. Halg/halk etme, bir şeyi kullanarak başka bir şey yapmak, kumaşın elbise yapılması, elbise halk etmektir-yapmaktır.)

39: فَجَعَلَ مِنْهُ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْأُنثَى

Fe ceale: oluşturdu - minhuz : onları - zevceyniz: çift halinde- zekera: erkek - vel unsâ: ve dişi
Onları çiftler halinde erkek ve dişi olarak kıldı/oluşturdu.) Ca'l fiili de yaratmak değil. Yaratmak, yarmak kökünden geliyor. Ortada bir bütün var, Allah her şeyi bu bütün içinde, bütünü küçük küçük yararak yaratıyor.)

40: أَلَيْسَ ذَلِكَ بِقَادِرٍ عَلَى أَن يُحْيِيَ الْمَوْتَى

E leyse: değil- zâlike: onları - bi kâdirin : kudretiyle - alâ en yuhyiyel : canlandırmak - mevtâ: ölüleri
Onlar canlı değiller! O kudretiyle cansızı böyle canlandırıyor. (Anladığımız şu oldu ki canlılık, zıtlıktan oluşuyor. Erkek ve dişilik, fiziksel anlamda ters iki kutuplaşma ve onların arasındaki zıtlık seviyesi-gerilim-potansiyel fark ile meydan geliyor. Bir boşluk ve ondan alınan miktar kadar doluluk sayesinde çok geçerli temel fizik yasası doğmuş oluyor; Boşluklar doldurulur!)