Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
------

35/90 Beled

  • Hayır! Bu, ülkenin bölümü değil...
    Vahiylerin dünyaya ait olayları anlattığı sanarak beşeri yaşama adapte etmeye çalışmak uğruna yapılacak yorumlar zorlama kalıyor. Bakınız, mevcut tefsirlerde hangi konu uzun anlatılmışsa orada bolca benzetmeler misaller verilip durulur. Öyle bir an gelir ki Kur'an kitabında geçmeyen kelimeler varmış gibi anılmaya başlarnır. Sonrasında geçmişte yapılmış hatalı yorumlar kaynak gösterilerek doğrulanmaya çalışılır. Öyle ki yukarıda zikredilen cümle “Kentlerde yaşayan İnsanlar üzerine ant olsun ki!” veya “Mekke şehrine ant olsun ki!” gibi aslı ile ilgisi olmayan yorumlara dönüşüverir.

    Anılan belde, elektronun kapsama alanı oluyor. "E ente hıllun bi hâzel beled" Ve sen, bu beldede ihramdan çıkmadın mı? denilmiştir. Ruh, ahiret hayatını sürdürdüğü proton/göklerden aşağı inerek elektronda/dünya hayatında yaşamını sürdürmektedir. Gerçekte biz bir atomun içinde yaşıyoruz. Ahiret hayatı ve dünya hayatı onun içinde tezahür ediyor. Aşağı anlamıyla dünya hayatı, göklerin aşağısında oluşan elektronu ifade ediyor.

    "Lekad halaknel İnsâne fî kebed" Muhakkak ki ki Biz İnsanı, meşakkat içinde yarattık! denildiğinde dünya üzerindeki biyolojik bedenimiz anılmıyor. Kur'an kitabında beşerin bedenine ait anlatılar geçmez. Kol, ciğer, bağırsak, beyin, burun kelimeleri anılmaz ve kalp içinde ruh barındığı için akıl sahibi olarak anlatılır.

    İnsan, içindeki ruhla birlikte İns atomuna verilen addır. Kelimenin bileşenindeki an hecesi, geçmeyen zaman yani ruhu ifade eder. Ruh/zaman aynı zamanda hafızadır. Ruh ve İns atomu birer ayet/delildir.

    Ve âyetlerimizi inkâr edenler, onlar ashabı meşemedir...
    Âyet, Atomların ismidir,
    Beled isimli pasajda anlatılanlar hakkında akıllardan şüphe geçtiği anda bu son cümle tam yerinde gerekli uyarıda bulunuyor.

beled 1: لَا أُقْسِمُ بِهَذَا الْبَلَدِ

Lâ uksimu : hayır bölmedim bi hâzâl beled: bu beldeyle
Hayır! beldelerle bölmedim

beled 2: وَأَنتَ حِلٌّ بِهَذَا الْبَلَدِ

Ve ente hıllun: Sen ihramdan çıktın bi hâzâl beled: bu beldeyle
sen çıktın ihramdan bu beldeyle .

beled 3: وَوَالِدٍ وَمَا وَلَدَ

Ve vâlidin : baba- ve mâ veled:nedir çocuk
Baba ve çocuğu olarak.

beled 4: لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي كَبَدٍ

Lekad halaknâl insâne: Biz insanı halg ettik - fî kebedin:merkez
Biz insanı halg ettik, merkezinde.

beled 5: أَيَحْسَبُ أَن لَّن يَقْدِرَ عَلَيْهِ أَحَدٌ

E yahsebu : hesaplarım - en len yakdira: kader/takdir - aleyhi ehadun: ehad üzerine
Tek buyuttan/ehad hesaplar/takdir ederim. (Tek boyut, elde olan tek şeydir. Her şey tek boyutun kullanılması ile tasarlanıyor)

beled 6: يَقُولُ أَهْلَكْتُ مَالًا لُّبَدًا

Yekûlu ehlektu : boş verdim diyor- mâlen lubedâ: mala bağlanmadım
Mala bağlanmadım diyor. (tek boyut bir mal değil, ve varlık herhangi bir mal kullanılarak yapılmıyor.)

beled 7: أَيَحْسَبُ أَن لَّمْ يَرَهُ أَحَدٌ

E yahsebu: hesapladım/tasarladım - en lem yerahû: onu göremezsiniz - ehadun: tek boyudu
Tasarladıklarımı göremezsiniz, (o) tek boyuttur. (Tek boyutun yüksekliği ve derinliği yoktur. Zaman gözükmez/görünemezdir.)

beled 8: أَلَمْ نَجْعَل لَّهُ عَيْنَيْنِ

E lem nec’al l: yaparız- ehu ayneyn: onun gözler
Ona göz yapmadık mı.

beled 9: وَلِسَانًا وَشَفَتَيْنِ

Ve lisânen: - ve şefeteyn: dudak
Dil ve dudak.

beled 10: وَهَدَيْنَاهُ النَّجْدَيْنِ

Ve hedeynâhun: rehberlik - necdeyn: iki yoldan
Ona iki yoldan rehberlik (etmedik mi)

beled 11: فَلَا اقْتَحَمَ الْعَقَبَةَ

Fe lâktehamel : fırtınalar olmadı - akabete: engel
> Fırtınalar engel değildi/olmadı.

beled 12: وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْعَقَبَةُ

Ve mâ edrâke : bilemedi ne olduğunu - mâl akabetu:engel
İdrak edemedi/bilemedi engel nedir?

beled 13: فَكُّ رَقَبَةٍ

Fekku: çene- rakabetin: boynunda
Boynundaki çenedir.

beled 14: أَوْ إِطْعَامٌ فِي يَوْمٍ ذِي مَسْغَبَةٍ

Ev ıt’âmun: beslenmediği - fî yevmin: günde - zî mesgabetin: bir zaafiyettir
Beslenmediği bir günde oluşan zafiyettir.

beled 15: يَتِيمًا ذَا مَقْرَبَةٍ

Yetîmen: yetime - zâ mekrabetin:yakındaki
Yakındaki yetimliktir. (Yetim kalmaktır)

beled 16: أَوْ مِسْكِينًا ذَا مَتْرَبَةٍ

Ev miskînen : veya hareketsiz kalmak - zâ metrabetin: toz olmaktır
Veya hareketsiz kalmak, toz haline gelmektir.

beled 17: ثُمَّ كَانَ مِنَ الَّذِينَ آمَنُوا وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا بِالْمَرْحَمَةِ

Summe kâne: sonra oldu - minellezîne: kimler - âmenû : inanan - ve tevâsav:sadece babırla - bis sabri:sabreden - ve tevâsav: sadece sabırla - bil merhameti: merhamet eden
Sonra kimler inanan oldular? Sabırla ve merhametle bekleyenler.

beled 18: أُوْلَئِكَ أَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ

Ulâike: bunlar - ashâbul meymeneti: sancak sahipleri
Bunlar, sancak sahipleridirler.

beled 19: وَالَّذِينَ كَفَرُوا بِآيَاتِنَا هُمْ أَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ

Vellezîne keferû : kafirler onlardır - bi âyâtinâ :ayetlerimizi - hum: onlar ashâbul meş’emeti: kötülük sahibidirler
Ayetlerimizi inkar edenler, kötülük sahibidirler.(ayet, atomlara deniliyor)

beled 20: عَلَيْهِمْ نَارٌ مُّؤْصَدَةٌ

Aleyhim nârun: onlar ateş- mu’sadetun: yok oldular.
Onlar ateşle yok oldular.