Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
------

36- Tarık (86)

  • Gökler ve Tarık...

    Ana yapıyı oluşturan Gök'leri delip geçen tarik denilen şey/şeyler hakkındadır.

    Tarık’ın ne olduğunu sana bildiren nedir?...

    Tarik kelime anlamı ile vurmak, delmek, delip geçmek ve kendisinden türetilmiş tarikat yani yol demektir. Tarik, Gök içinde nasıl bir iş görmektedir ki, Allah onu bilebilmeyi akıl sahiplerine bıraktı?

    Kadir Gecesi ismi ile anılan bu ana Gök’ü kendinin dışından bakma imkânı olsa idi onun koni prizma şeklinde olduğunu görecektik. (Bu kanaate nasıl ulaştığımıza elbet değineceğiz.) Her ne kadar gerçekte koni prizma şeklinde olsa bile modern bilimin resmettiği çan şekli ile ilgili bir fonksiyonu var. Aslında koni şekilli çan vardır ama kolay anlaşılması için bir anlığına çanın çınlamasına odaklanalım. Çan, çınladığı sırada içindeki havayı titreştirir bunu bilmekteyiz, bizim anlatmak istediğimiz husus bu çanın içinin su dolu halde iken çınladığında su içinde girişim çemberleri görülecektir. İşte Tarık kelimesi ile anlatılan evrenin böylesi girişim dalgaları ile dolu olduğudur. Anılan devasa denize kıyasla bu girişim dalgaları zeptometre ve hatta yoktometre boyutlarındadır. Öyle ki atomlar bu girişimin haleleri üzerine dizilirlerdir.

    O, parlak ışığı ile karanlığı delmektedir...

    Evreni dolduran enerji denizinin kendisi karanlıktır. Onun karanlık oluşu bir çok vahiyde bildirilir. Süper iletken yapısı sayesinde foton ve enerji soğurmadığı için tam geçirgenliği onu karanlık kılar. Lakin basınçlı alanlar ışık/nur olarak algılanır. Nefslerin üzerinde gözleyici ve koruyuculuk yapar...

    Çünkü Gök'teki bu yollar nefsin Allah ile fiziki bağlantısını temin eder. Atomların hemen dışında arş vardır ve sidre-i müntehadan sonra varlığı haber verilen ağaç gövdesi, bu yolların çapı ve duruşu hakkında bilgi vermektedir. Artık İnsan neyden yaratıldığına baksın...

    Kuvvetle atılan bir sıvıdan yaratıldı...

    O sıvı, göğüs kafesi (teraib) içinden çıktı...

    İnsanın neyden yaratıldığı anlatılarında kastedilenin biyolojik bedenimiz olmadığını gördük, artık biliyoruz ki bir atomun içindeyiz ve bu atomun yapısı hakkında Allah diyor ki,; Yapınıza bir bakın, orada herhangi bir madde yoktur! Bir denizde, bir miktar aralanmış ve aralanırken kuvvetle etrafa saçılmış sudan yaratılmışız! Hani atomun içi boş kısmını külahın göğüs gibi duran geniş yerine benzetmiştik ya, o kısımdaki su boşaltıldığı için oluşan boşlukta ruh ve benlik barınıyor demiştik ya; İşte çok küçük ölçekteki bu su için, göğüsten atıldığının haber verilmesi, bizim buraya kadar anlattıklarımızın tümünün delili olmaktadır. Çünkü tefsirler atılan bu suyun göğüs ile ilgisini anlayamıyor ve çok ilgisiz olmasına rağmen edep dışı şeylere ve pervasız ifadelerle açıklıyorlar. Ve dönüş sahibi semaya ant olsun...

    Ve yarıklara sahip arza ant olsun...

    Muhakkak ki o, gerçekten ayıran bir sözdür...

    Girdapların oluşturduğu dönme ve bu dönüşü Rec kelimesi ile direkt bildiren bir vahiy okuyoruz. Kadir Gecesi içinde oluşan bu girdaplar neticesinde Gök’ler oluşuyor, Gök'lerin merkezkaç etkisi ile savrulan deniz suyu içinde bir yırtılma yarılma oluşuyor. (Fatr bölümünde detay var)

    Allah, Kur’an için hiç kitap demiyor, atomlar için Âyet ismini kullanırken onlardan zikrimiz diye bahsediyor ve vahiylere ise özellikle "sözlerimiz" diyor.

1: وَالسَّمَاء وَالطَّارِقِ

Ves semâi: Gökler - vet târık: ve tarik -
Gökler ve Tarık.

2: وَمَا أَدْرَاكَ مَا الطَّارِقُ

Ve mâ edrâke: ne biliyorsun - mât târık: tarik nedir
Ne bileceksin tarık nedir?

3: النَّجْمُ الثَّاقِبُ

En necmus: yıldız - sâkıb: delen/nüfuz eden -
Bir yıldız ki delen/nüfuz eden.

4: إِن كُلُّ نَفْسٍ لَّمَّا عَلَيْهَا حَافِظٌ

İn kullu nefsin : her nefsin- lemmâ aleyhâ hâfız: üzerinde sakladığı -
(yıldız ki) Her nefsin üzerinde sakladığı...
(Yıldız, külah biçimindeki insan atomunun üstünde dondurma konulan yerde yarım küre şekilli alana deniyor -başka cümlelerde güneşin tam küre olmadığı anılarak bu tarif pekiştirilecek- Böylece Her insan bir yıldızdır/yıldız saklar. O bir boşluk olduğundan sahiplenme ifadesi uymayacaktı, gördüğünüz üzere ifadede "Üzerinde sakladığı" denilerek hayranlık veren türde açıklayıcı bir tarif yapılmış.)

5: فَلْيَنظُرِ الْإِنسَانُ مِمَّ خُلِقَ

Felyanzuril: bakalım- insânu mimme hulıka: insan neyi yapacak-
Bakalım insan (kendisine verilen kudretle) ne yapacak.
(İnsan atomunun en büyük özelliği nükleer kuvvet/çekim gücü sahibi olmasıdır.)

6: خُلِقَ مِن مَّاء دَافِقٍ

Hulika:yapsın - min mâin :sudan - :kalıcı -
Sudan kalıcı bir şeyler (yapabililecek mi bakalım/görelim)

7: يَخْرُجُ مِن بَيْنِ الصُّلْبِ وَالتَّرَائِبِ

Yahrucu : dışarı çıkar - min beynis: arasındaki - sulbi: katı - vet terâib: topladığın tozlardan -
Topladıklarından dışarıya katı bir şey çıkar.
(Yıldızlar evrendeki atıl enerjiyi, ısıyı emerler. Sonra onları katı yani parçacıklar/fotonlar olarak dışarı çıkarır/fırlatırlar. (Bilim dünyası fotonun parçacık mı dalga mı olduğunu henüz çözememişken vahiy açıklamaları rivayetlerinden fotonun parçacık olduğunun bildirildiğini görmekteyiz.) Bu fırlatma tepki de yaratır. Böylece foton bir tarafa, insan diğer tarafa itilir. İnsan(hidrojen) atomu bir jet gibi hareket eder.

8: إِنَّهُ عَلَى رَجْعِهِ لَقَادِرٌ

İnnehu : öyle - alâ:üzerine - rac’ıhî: geri- le kâdir: kudretiyle -
öyle üzerine geri dönecektir.
(yıldızlar toplayıp foton ürettikçe, fırlatılan fotonlar ısışa dönüştüğünde tekrar insanın üzerine(yıldıza) geri dönecek ve bu devir daim sürüp gidecek.)

9: يَوْمَ تُبْلَى السَّرَائِرُ

Yevme: gün - < tubles: giymek - serâir:yatak -
---

10: فَمَا لَهُ مِن قُوَّةٍ وَلَا نَاصِرٍ

Fe mâ lehu min kuvvetin: peki onun ne gücü var- ve lâ nâsır: destekçisi yokken -
Peki, onun bir destekçisi yokken o gücünü nerden alır?
(Fizik dünyasını alt üst edecek bir ifadedir bu; Bir atom foton üretmek gibi güç/kuvvet isteyen bir iş görüyor ve oradan oraya savrulmadan duruyor, mesnedi/desteği kimdir? Atom tüm kudretini, üzerindeki hiçlikter alır. Yukarıda defaten anlatılan yıldızın üzerindeki boşluk, onun ilahıdır. Herkesin ilahı aynı hiçliktir, başkaca cümlelerde bu ifade tekrarlanır. İlahiyat camiası, İlah ve Rab kelimelini aynı anlamda değerlendiriyor.)

11: وَالسَّمَاء ذَاتِ الرَّجْعِ

Ves semâi : gökler- zâtir rac’ı: geri döndüren
(Enerjiyi/dalgayı)Yansıtan geri döndüren/iade eden gökler.
(Göklerin koni yüzeyi yınsıtıcı olarak üzerine çarpan dalga/fotonları yansıtıyor, ve bu yüzden göklerin dış yüzeyleri "ay" diye adlandırılmış. Koni yüzeyin tamamına göğüs deniyor. Vahiy rivayetlerinde ay ile ilgili anlatılar dnyanın uydusu hakkında olmayıp atomun bir fonksiyonunun günün konuşma diliyle tanımlanmasıdır.)


12: وَالْأَرْضِ ذَاتِ الصَّدْعِ

Vel ardı : Yer - zâtis: ilgili - sad’ı: yarıklar
Yerle ilgili çatlaklar.

13: إِنَّهُ لَقَوْلٌ فَصْلٌ

İnnehu: öyle - le kavlun: söylemek - faslun: ara
---

14: وَمَا هُوَ بِالْهَزْلِ

Ve mâ huve: nedir - bil hezli: ince yapılı/zayıf/sallanan
O nedir? ince/sallanan...

15: إِنَّهُمْ يَكِيدُونَ كَيْدًا

İnnehum : bunlar - yekîdûne: entrikacı - keydâ: yaptı -
bunlar yapılan entrikalar.

16: وَأَكِيدُ كَيْدًا

Ve ekîdu: yaptıklarını - keydâ: yaptı -
Yapacaklarını yaptı.

17: فَمَهِّلِ الْكَافِرِينَ أَمْهِلْهُمْ رُوَيْدًا

Fe mehhilil : yapacağım- kâfirîne:inkar edenlere - emhilhum: onlara vereceğim - ruveydâ: yavaşça
Kafirlere yapacağımı yavaşça yapacağım.