Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
------

38- Sad (38)

  • Sad, fotonun, ışığın sembolü.

    Foton veya ışığın ismi Zebur’dur ve o, Hz. Davud’a verilmiştir.

    Hz. Davud'a varlığın etkilerinden olan ışık verildiği için tıpkı manyetizma/Kur'an gibi Zebur da kitap olarak anılmaz.

    Onların söylediklerine sabret, güç kuvvet sahibi kulumuz Davud, zikret. Muhakkak ki o, evvab idi...

    Evvab, Nebilerin özelliğidir, kuvveti devralan anlamı verilebilir.

    Muhakkak ki dağları onun emri altına verdik...

    İşrak vakti ve akşam vakti onunla beraber tespih ederlerdi. Ve kuşları da bir arada toplanmış olarak emrine verdik. Onların hepsi, ona evvab idiler...

    Ve onun mülkünü güçlendirdik. Ve ona, hikmet ve faslı hitap verdik...

    Hikmetin anlamının fizik bilimi olduğunu görmüştük, faslı hitap’ın kelime anlamı ayırt edici söz demektir. Işık, atomların farkını belli eder. Her bir atom kendi büyüklüğünde bir foton üretir. Fotonlar, büyüklüğüne göre renk kazanıyorlar. Görülen renk bize üretildiği atomun rengini ve ismini bildirmiş oluyor. Mesela; Baryum elementinin içinde çok sayıda (18+18 tane) orta boy Lam rumuzlu hidrojen atomu yani döteryum vardır. Baruttan elde ettiği ısı sayesinde, saniyede altı yüz trilyon kez dolup taştıkça bu sayıda foton fırlatmış oluyor, gözümüz yeşil ışıklı bir gösteri izlemiş oluyor. Havai fişeklerin mavi renk vermesi için bakır kullanılır. Modern bilim atomu tek tip biliyor, benzetmek caizse aynı mantıkla tüm notaların tek tuşlu piyanodan çıktığını sanmak gibidir. Tek tip atom renkleri oluşturamaz, üç ana renk için üç boy atom vazifelidir. Önceki bölümlerde atomların üç boy olduğuna değindik lakin ilgili bölüm içinde bunun detaylarına giriliyor. Burada bilmemiz gereken şey Hz. Davud’a verilen foton öğesinin belirleyici ve ayırıcı özelliğini yani renk özelliğini bildiriliyor olmasıdır. Renkler hepimiz için ülfet olmuş fizik olayıdır, gerçekte olayın ardında muazzam bir teknik ve işleyiş var.

1: ص وَالْقُرْآنِ ذِي الذِّكْرِ

Sâd, vel kur’âni zîz zikr
Sâd!
O Kur'an bir erkektir.

2: بَلِ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي عِزَّةٍ وَشِقَاقٍ

Bel illezîne keferû: ancak inanmayanlar - fî izzetin : artan/genişleyen - ve şikâk: daireler -
Onun genişleyen/artan daireler olduğuna inanmadılar.
(Kur'an, su halkalarının genişlemesi gibi atomun Yer uzvu etrafında iki boyutlu diskler/tepsiler olarak beliriyor. Diskler üst üste durarak sayısız kayıt ortamı ve elektrik işlevini yerine getirecek manyetik yapıyı oluşturuyor. Tabiatı ile bu tarifi bir tek bu veya tek başına başka cüleden çıkaramazsınız. Eldeki parçalarla bir bütünü tahayyül etmek gerekiyor. Bir cümlede, levhi mahfuz, bir başka cümlede ard'ın/yer'in tepsi gibi-disk- düz oluşu, bur başka cümlede üst üste bir yapıya sahip olması, bir başka cümlede onun koruma görevini, iletme görevini, azık olmasını aynı anda birden görmekle mümkün oluyor.)

3: كَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَبْلِهِم مِّن قَرْنٍ فَنَادَوْا وَلَاتَ حِينَ مَنَاصٍ

Kem ehleknâ: kaç kişi öldü - min kablihim : onlardan önce - min karnin: çağrıldıkları zamandan - fe nâdev: aradılar - ve lâte hîne : süre tanınmadı - menâs: destekleyenler -
Onlardan önce kaç kişi öldü, çağrıldıkları zaman ek süre tanınmadı destekleyenlere.

4: وَعَجِبُوا أَن جَاءهُم مُّنذِرٌ مِّنْهُمْ وَقَالَ الْكَافِرُونَ هَذَا سَاحِرٌ كَذَّابٌ

Ve acibû : şaşkın kalmak - en câe : gelene - hum munzirun minhum : onlara alemet - ve kâlel kâfirûne: inkar edenler dedi - hâzâ sâhırun kezzâb: bu büyülü yalan
Gelene şaşkın kaldılar, inkar edenler dediler -Bu büyülü bir yalandır.

5: أَجَعَلَ الْآلِهَةَ إِلَهًا وَاحِدًا إِنَّ هَذَا لَشَيْءٌ عُجَابٌ

E cealel: ben yaparım - âlihete : ilahlar - ilâhen: ilah - vâhıden: tekillik - inne hâzâ: ancak bu - le şey’un ucâb: şaşırtıcı şeydir -
Ben ilahlar yaparım. İlah, tekilliktir. Bu şaşırtıcı şeydir.
(Allah'ın yaptığı en büyük ve en zor şey hiçlik yaratmasıdır. En baştaki mutlak hiçlik sayılmayın/olmayan/yokluk idi. Bu olmayan şeyden bir tane daha yapmak veya mevcut- ki ortada mevcut denilecek şey yok, ifadesi bile zor, adı üstünde hiçliği çoğullamak- yine olmayan bir şeyden iki veya daha fazla sayıda yapmak teknik olarak mümkün değilken Allah bu zoru başarıyor ve adına ilah denen hiçlikten sayısız tane yapıyor. Olayın şaşırtıcı olduğunu anlatıyor, daha doğrusu ortada hiç bir şey yok olamsına rağmen etkileri ve izlenceleriyle hiçliği algılayabilen akıllı varlıklar (insan atomları) Bu bir sihirdir! diyorlar.)

6: وَانطَلَقَ الْمَلَأُ مِنْهُمْ أَنِ امْشُوا وَاصْبِرُوا عَلَى آلِهَتِكُمْ إِنَّ هَذَا لَشَيْءٌ يُرَادُ

Ventalekal meleu : Dolmuş boşalmış - minhum : onlarla/onlardan - enimşû: yürüdükleri - vasbirû : sabırlı - alâ âlihetikum : putların üzerine- inne hâzâ : ancak bu - le şey’un yurâd: bir şel için istenildi
Onlarla dolmuş boşalmış, sabırla yürüdükleri putlardan bir şey için istenildi.

7: مَا سَمِعْنَا بِهَذَا فِي الْمِلَّةِ الْآخِرَةِ إِنْ هَذَا إِلَّا اخْتِلَاقٌ

Mâ semi’nâ : işittik- bi hâzâ : neler - fîl milletil âhırati: ahiret milleti içide - in hâzâ illâ ehtilâk: bunlar ancak uydurma
Neler işittik ahiret milleti içinde, bunlar ancak uydurmadır.

8: أَأُنزِلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ مِن بَيْنِنَا بَلْ هُمْ فِي شَكٍّ مِّن ذِكْرِي بَلْ لَمَّا يَذُوقُوا عَذَابِ

E unzile aleyhiz zikru : aşağı ineceğim söyleniyor - min beyninâ: arasından - bel hum: fakat onlar - fî şekkin: şüphedeler - min zikrî: hafızamdan - bel lemmâ : fakat neden - yezûkû azâb: azap tadıyorlar
(atomun) Arasından aşağı ineceğim söyleniyor. Fakat onlar hafızam hakkında şüphe içindeler, ama neden azabı tadıyorlar.
Azap, cehennem ateşinde maruz kalınan şey. Diğer anlamıyla aşırı enerji yaklenmenin tanımı azap kelimesiyle ifade edilmiş. Ateşe maruz kalmakta yüksek enerji şarjıdır. Atomun içindeki ruh, aşağı (yer'e) indiğinde orada manyetizma veya tatlı su denizi oluşturuyor. Buna elektron diyoruz. Elektron, aynı zamanda hafıza birimi oluyor. Elektronu meydana getiren disklerde tüm düşünceler ve ameller kayıtlı duruyor. Şüppe edilmemesi gereken şey, bu saklama biriminin hafızamız oluşudur. Neden azap tatıyorlar diye soruyor; Atomun dışı direkt cehennem olduğundan ötürü yere inen racul, mecburen cehennem narı ile temas ediyor.)

9: أَمْ عِندَهُمْ خَزَائِنُ رَحْمَةِ رَبِّكَ الْعَزِيزِ الْوَهَّابِ

> Em indehum : onların yaında/zamanında/sahip olmak - hazâinu: hazine/biriktirmek/depolamak - rahmeti rabbikel: rabbinin rahmeti - azîzil vehhâb: sevgili veren
Onların hazeneleri onlara rablerinin rahmetidir, sevgiyi verendir. (Sevgi, atomların fiziki yaşantısı baz alındığında sadece çekim gücünün ifade edilişidir. Evrendeki her atom sahip olduğu çekim gücünü, Rab denilen elif şeklindeki zaman çizgisinden alıyor, o da çekim gücünü mutlak hiçlikten alıyor. -Teknik detaylar için kaynak: "Diğer Olasılıklar" kitabı-)

10: أَمْ لَهُم مُّلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَلْيَرْتَقُوا فِي الْأَسْبَابِ

Em lehum: veya onlara - mulkus semâvâti vel ardı: göklerin ve yerin kralı - ve mâ beynehumâ: ve aralarında - felyertekû fîl esbâb: onların yükselmesinin nedeni -
Veya onlara göklerin ve yerin kralını, göklerin ve yerin aralarının yükselmesinin nedenini (Sorun)
(Bu cümle bir önceki cümleler bize alenen şunu söylüyor; Nedensellik -determinizm- felsefesinin gereği olarak tanrının sebebi "Hiçlik" tir. Aksini söyleyenlere sorun "Göklerin ve yerin arasındaki yükselti ve onların nedeni nedir siz söyleyin o zaman?)

11: جُندٌ مَّا هُنَالِكَ مَهْزُومٌ مِّنَ الْأَحْزَابِ

Cundun: gönüllü askerler/toprak- mâ hunâlike: neden orada varlar - mehzûmun: yenilmişlerin - minel ahzâb: partisi
Toprak (dünyadaki toprak değil, içleri boş halde duran ins atomlarının topluluğu) neden orada var? yenilmişlerin partisi olarak.
("Toprağa sorun!" demiyor, çünkü toprak yani ins atomu içinde su/ruh/enerji olmadığı müddetçe kişilik sahibi değil, konuşamaz, düşünemez/hareket edemez. Fakat bilmeden orada varlar, neden? aklı yoksa, amacı yoksa neden orada varlar? hadi buna cevap verin!)

12: كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ ذُو الْأَوْتَادِ

Kezzebet : yalan söylemek - kablehum: onlardan önce - kavmu nûhın: nuh halkı - ve adun : ve dönenler - ve fir’avnu : ve büyük evler (Ra atomu)- zul evtâdi: ve kütük
Nuh halkından öncekiler ve (ahitlerinden) denenler ve büyük evler (Firavunlar) ve bir kütük yalan söylediler.

13: وَثَمُودُ وَقَوْمُ لُوطٍ وَأَصْحَابُ الأَيْكَةِ أُوْلَئِكَ الْأَحْزَابُ

> Ve semûdu ve kavmu lûtın ve ashâbul eyketi: semud ve lut halkı ve koru sahipleri ulâikel ahzâb: senin partin
---

14: إِن كُلٌّ إِلَّا كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِ

> İn kullun : hepsi illâ kezzeber : birine yalan söyleme rusule: resullere fe hakka ıkâbi: ceza hakkı
Hepsi resullere yalan söyledi, ceza hakkı oluştu.

15: وَمَا يَنظُرُ هَؤُلَاء إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً مَّا لَهَا مِن فَوَاقٍ

Ve mâ yanzuru: Baktığınız hâulâi : bunlar illâ sayhaten: ancak bağırtı vâhıdeten : tek birimmâ lehâ min fevâk: ne oldu onu hıçkırtan
Baktığınız bunlar ancak bağırtılardan ibaret, ne oldu da tek birimlik hıçkırdı. (Atomların titreşimleri ber ses bir bağırtı olarak algılanırken yine atomların tek hıçkırıklık ürettiği bir şeye dikkat çekiliyor. Bu ışık fotonudur. Ne oldu da titreşim yerine parçacık özelliği gösteren foton üretti ve nasıl üretti?)

16: وَقَالُوا رَبَّنَا عَجِّل لَّنَا قِطَّنَا قَبْلَ يَوْمِ الْحِسَابِ

Ve kâlû : dedilerrabbenâ accil lenâ kıttanâ : acele ettik kable : ince yevmil hisâb: hesap günü
---

17: اصْبِرْ عَلَى مَا يَقُولُونَ وَاذْكُرْ عَبْدَنَا دَاوُودَ ذَا الْأَيْدِ إِنَّهُ أَوَّابٌ

Isbır alâ : sabır üzerine mâ yekûlûne: ne diyor vezkur abdenâ: hatırlayın kölemiz dâvûde : davud: destek aldı innehû evvâb: öyle pişman
Sabır üzerine ne diyorlar? Hatırlayın kulumuz/kölemiz Davut destek aldığında öyle pişman durımdaydı.

18: إِنَّا سَخَّرْنَا الْجِبَالَ مَعَهُ يُسَبِّحْنَ بِالْعَشِيِّ وَالْإِشْرَاقِ

İnnâ sahharnâl: şüphesiz biz salladık cibâle : dağları meahu yusebbıhne: oununla yüzüyorlar bil aşiyyi vel işrâk: günle ve güneşle
Şüphesiz dağları salladık, günle ve güneşle birlikte yüzüyorlar.
(Dağların sallanması, değişken elektromanyetizma oluşturuyor, etki alanındaki diğer dağları -elektronları- kendiyle aynı harmoniyle sallıyor, böylelikle elektro manyetik indüksiyon meydana geliyor. Dağlar sallanmazken, uzantısı oldukları ve onları kuşattıkları gün ve güneş ile birlikte yüzüyorlar. Her atomun üst kısmında güneş ve protonun içinde de gündüz ve gece çifti -gün- ile beraberlikleri valans elementin bandındaki yörüngede serbestçe yüzme hareketiyle farklı fiziksel fonksiyonları yerine getiriyorlar. Mesela ekstrem kovalent bağlanmalar sırasında bu hareket gerekli olabiliyor. Valans bandındaki atom sayısı üç elektronlu bir element ile dört elektronlu başka bir element birleşerek yarı iletkenleri inşa edebiliyor. yüzme hareketi olmasaydı farklılık yüzünden bağlanma gerçekleşemezdi.)

19: وَالطَّيْرَ مَحْشُورَةً كُلٌّ لَّهُ أَوَّابٌ

Vet tayra : kuşmahşûraten: toplanmış/birleştirilmiş/doldurulmuş kullun: hepsi lehû evvâb: pişman
---

20: وَشَدَدْنَا مُلْكَهُ وَآتَيْنَاهُ الْحِكْمَةَ وَفَصْلَ الْخِطَابِ

Ve şedednâ mulkehu : krallığı güçlendirdikve âteynâhul hikmete: ona fiziği verdik ve faslel hıtâb: (başkalarından) ayrı konuşma
(Bireylerin/insan atomlarının) krallığını güçlendirdik, ona hikmeti/fizik alemi ve konuşma ayrıcalığını verdik.)

...Devamı çalışılıyor!