Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
------

39- Araf (7)

  • Elif, Lâm, Mîm, Sad...

    Sizi yarattık. Sonra size suret verdik. Sonra meleklere: “Adem'e secde edin.” dedik. İblis hariç, secde ettirdik...

    Biz Beşeriz. İnsan, içinde ruh olan ins atomunun adı. Bir birim insan, bir atom iken beşeri meydana getiren insan atomu sayısı trilyon mesabesindedir, çünkü insan beyninde böylesine muazzam sayıda nöron var, her nöronun her kolunda bir insan atomu bulunur ve bunların hepsi aynı kişiliği paralel olarak yaşar. Kısaca Beşer, insan demetidir. İnsana suret olarak, içinde bulunduğu İns atomunu verilmiş. Ruhun aldığı şekil, dışını giysi gibi kaplayan ins atomuna yansıyor. Böylece bize suretimiz ins atomu vesilesiyle verilmiş oluyor. Önceki müddessir ve müzzemmil bölümlerinden hatırlayınız.

    Allah: “Sen hariç herkese secde etmelerini emrettiğim zaman, seni secde etmekten men eden neyidi?” buyurdu. İblis: “Ben ne ateşten ve nede topraktan yaratılmadım.” dedi. Çünkü iblis, atomun içinde yer alan hiçliğin adıydı. Dolayısı ile o ne bir cinn atomu nede bir İns atomu değildi. İns ve Cinn atomunun bileşkesine İnsan (atomu) deniyordu. Zati ilk vahiy anlatılarını hatırlayın orada ikra dendikten sonra "İnsanı bir miktar sudan yarattık!" deniyordu. Vahyi alan Hz. Muhammed' e ki "Biz seni bir miktar sudan yarattık!" denmeliydi... denmedi çünkü o bir beşerdi. Beşer, gözü olan demek. Allah kendi için basar -öngören/bilen- derken bize görebilen hayvanata beşer diyordu. Beşerler, beyinlerindeki -mekke şehrindeki- insan atomlarından oluşan ve gözlere sahip insan demetiydi. Dünya hayatının bitmesiyle bu insan demeti dağılıyor, sayısız insan etrafa çekirgeler gibi saçılıyordu.

    Melekler, malikin memurları, emri uygulayanlar, atomun fonksiyonlarının adıdır. Yani bir atom, melekler âlemidir. Burada melikin emrine uymayan melek, şeytandır.

    Şeytan, atomun külah şeklindeki yapısındaki ağzı açık tarafın enerji soğurma fonksiyonuna deniyor. Atomun koni tabanınındaki çember, şeytanın boynundaki lanet halkası olarak bilinir.

    Evrenin varlığı ve özelliklerinden, atomların yapısından ve onların fonksiyonlarından, şeytandan bilgi verildikten sonra sıra İnsanın artık dünyaya gönderilişinden bahsedilmeye geliyor, vahiyler bu sıraya uygun bildirimlerde bulunuyor. Adem yeryüzünde yaratılıp sonra cennete konulmuştur. Bu pasajda Adem’e hitaplar görüyoruz. Benliğin bütün haline Adem deniliyor, Benliğin iki parça olmasının hikmeti (fiziki zorunlulu-ğu) var. Benliğin iki hidrojenin içindeki “in”de barındığını anlamamıza yardımcı olacak vahiylerle muhatap oluyoruz. Adem atomun içine/cennete konulurken “Ey adem! Sen ve zevcen cennette yerleşin, dilediğiniz yerden yiyin. bu ağaca yaklaşmayın. O zaman zalimlerden olursunuz. Bakınız burada hitap İnsana değil Adem’e yapılıyor İkiye bölünmüş benliğin her biri bir atomun içinde barındığı haline İnsan deniliyor. Adem, benliğin eşiyle birlikte anıldığı zamanki adı oluyor. Benliğin her iki parçası birbirinin aynısı, fakat simetriğidir. Bu yüzden eşin diye hitap edildiğinde muhatabın hangisi olduğuna bakılmaksı-zın diğer yarısı anılmış oluyor.

    Şeytan, onların görünmesi ayıp olan ve kendilerinden gizlenmiş yerlerinin açığa çıkarılması için onlara vesvese verdi ve sonra da şöyle dedi: “Rabbiniz sadece iki kral olursunuz veya ebedî kalanlardan olursunuz. ”

    Dünyaya gelmeyi irade edip sonra dünyadan şikâyet etmek haksızlık olurdu. Ağaç, elektrona inerek fizik alemle irtibat sağlamanın yolu olarak böyle tanımlanıyor. Protondaki ruh ve elektronda oğul vermesi ile iki kişi olma durumu doğuyor. “Muhakkak ki ben, sizin ikinize nasihat edenlerdenim" deniliyor.

    Şeytan böylece o ikisini aldatarak öncülük etti, çünkü bu sayede kendisi de dünya yüzünde yaşama fırsatı buluyordu.

    Ağaçtan tadınca ayıp yerleri kendilerine göründü çünkü artık tercih ettikleri cinsiyette bir suret içine girerek yeryüzünde bitivermiştiler. Üzerlerine yaprakları yapıştırmaya başladılar ve Allah ikisine şöyle seslendi: “Sizin ikinizi bu ağaçtan nehyetmedim mi? Ve sizin ikinize, muhakkak ki şeytan apaçık düşmandır! demedim mi?" ve İkisi şöyle dedi: “Rabbimiz, biz nefslerimize zulmettik, şâyet Sen bize mağfiret ve rahmet etmezsen, biz mutlaka hüsrana uğrayanlardan oluruz.”

    Bütün ümmetler (atom çeşitleri) için bir ecel vardır. Ümmet kavramı atomlar arasındaki yaş farkından kaynaklanıyor. Üç tip atom/âyet, üç ayrı ümmet demek oluyor.

    Ey adem oğulları! Sizin içinizden, size atomları/âyetlerimi anlatan resuller geldiği zaman, bundan sonra kim takva ile ıslâh olursa artık onlara korku yoktur.

    Ve âyetlerimizi yalanlayan kimseler ve onlara karşı kibirlenen-ler, işte onlar ateş ehlidirler ve onlar... Bu vahiye dikkat ediniz, Vahiy cümlelerini âyet saydığımızda bu cümle de yalanlanmış olur, inkârcıların yalanladığı sadece atomlardır. Allah’a karşı yalanla iftira edenden veya O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir?

    Allah: “Sizden önce geçmiş olan, ateşte bulunan İns ve Cinn atom toplulukları ateşe girerken, ateşte ard arda toplanınca, kardeşlerine lanet ettiler. Sonrakiler, öncekiler için: Rabbimiz, bizi dalâlette bırakanlar işte bunlar, artık onlara ateşten iki kat azap ver.” dediler. Allah şöyle buyurdu: “Herkes iki kattır. fakat siz bilmezsiniz.”

    Bir benlik cehenneme atılacaksa eğer, ateşe giren iki atom olmak zorundadır. Çünkü bir benlik iki atom içinde barınıyor. Vahiy bu yüzden iki kat azabı "Herkes iki kattır!" diyerek bildiriyor.

    Diğer anlamıyla; Allah, evrendeki her varlığı iki tür atomdan yapmıştır. İns ve Cinn atom türlerinin adıdır. İns atomu kütleli olanlardır ve dişildirler. Cinn atomu kütlesiz olanlardır ve onlar erildirler.

    Kütleli atomlar yanmazlar, onlar için pişmiş toprak denilir. Evren bir ateş topudur ve her şey bu ateşin içinde adeta pişmektedirler. İns atomları, enerji denizi içinde küçük soğuk alanlardır. çünkü onların içinde enerji yoktur. Cinn atomları ise enerjinin forma sokulmuş halidirler, atom şeklini almış enerji yumaklarıdır. Onların ağırlıkları ve hacimleri vardır, yanıcıdır-lar, yandıklarında tekrar enerjiye dönüşüp enerji denizine karışırlar. Azabı/ateşi gören şey ateşe atılan İns atomları değil, onların içindeki benliklerdir.

    İnsanların amelleri sağ veya sola dönüşlerine göre sevap ve günah diye ayrılıyorlar. Mıknatısların kutuplarını bu dönüş yönleri belirliyor. Ameller ns ns ns diye dizili mıknatıslar gibi duruyorlar. Dizi içinde ters duran ameller başka bir manyetik rüzgar ile anında ve tamamı birden ayrışabiliyor. Allah bu olayı bize "O hesabı kolaylıkla ve çarçabuk görendir!" diyerek anlatıyor.

    Günahları bu teknikle ayrıştırmak kolaylıkla ayrıştırdıktan sonra Kadir gecesine yani enerji denizine karışırlar. Kadir gecesi ile aynı yönde dönen günah amelleri asla oradan kurtulamazlar. İyi ameller ve sevaplar ise aksi yöne döndüklerinden cehenneme hiç girmeden direkt cennette olurlar. Hocaların anlattığı gibi İnsan önce cehenneme girip günahı kadar yanıp çıkacak olsa, günahlarla birlikte güzel ameller ve sevaplarda cehenneme giriyor ve azabı tadıyor olurdu.

    Sevaplar ibadetle kazanılmıyor bilakis yalnız İnsanlara iyi davranmakla hizmet etmekle kazanılıyor. Namaz ve zekat vazifedir/zorunluluktur, icra edildiğinde sevap kaydedilmez.

    Ve onların evvelkileri, sonrakilere: “Sizin bizden bir üstünlü-ğünüz yok. Öyleyse kazanmış olduğunuz şeyler sebebiyle azabı tadın.” dediler... Muhakkak ki âyetlerimizi yalanlayanlar ve kibirlenenler; onlara Gök kapıları açılmaz. Deve iğne deliğinden geçmedikçe cennete giremezler, onlar için ateşten bir döşek ve ateşten örtüler vardır. Zalimleri işte böyle cezalandırırız. Ve ant olsun; onlara kitabı bir ilim üzerine ayrı ayrı açıkladık...

    Deve, elementin valans bandında yer alan en büyük cüsseye sahip Ra atomlarına deniliyor. Vahiy devenin çok küçülmüş halini işaret ederek bir anlatımda bulunuyor. Ra, bu kadar küçüldüğünde diğer atomların tamamen yok almaları anlaşılır.

    Gök’leri ve arzı altı günde yaratan, muhakkak ki sizin Rab’biniz Allah’tır. Sonra arşa istiva etti. Gece ve gündüz onu sürekli güneş ve ayı takip ederler ve onlar boyun eğmişlerdir... Rahmetin önünde müjdeleyici olarak rüzgârları gönderen O’dur. Ağır bulutları yüklendiği zaman onu ölü bir beldeye sevk ettik. Ve de ondan su indirdik. Bu şekilde onunla bütün ürünlerden çıkardık. İşte bunun gibi ölüleri çıkarırız. Böylece tezekkür edersiniz...

    Manyetizma, atomları koruduğu gibi aynı zamanda hareket ettirerek onlara canlılıkta kazandırıyor. Burada "belde"nin çok atomlu elementlerin adı olduğunu hatırlatalım. Az sayıda atom bulunan elementler için köy (garyatin) deniyor.

    Bakınız bir manyetik alan içinde hareket ettirilen bir bakır tel uçlarında elektromotor kuvvetler oluşuyor. Bakır sabit durur manyetizma bir rüzgar gibi onun üzerinde eserse yine aynı durum oluşuyor. Bilim adamları bu olaya elektromanyetik endüksiyon adını vermişler. Allah bu teknik olayı rüzgar örneklemesi ile böyle anlatıyor.

    Ant olsun, Nuh’u kavmine gönderdik, uyarması ve takva sahibi olmanız için, Sizin bilmediğiniz şeyleri ben Allah’tan öğreniyor, iletiyorum! Dedi. Fakat onu yalanladılar, bu yüzden onu ve gemide onunla beraber olanları kurtardık. Ve âyetlerimi-zi yalanlayanları boğduk. Muhakkak ki; onlar kör bir kavim oldular...

    Nuh ile alakalı vahiylerde anılan gemi, içinde DNA barındıran hücreler olmalı. Bir adamın tahtadan ve su olmayan bir coğrafyada inşa edilmiş kayıktan büyük bir taşıma aracı değildir. Düşünün dünyadaki tüm mahlukattan bir çift canlı, adeta bir ada büyüklüğündeki uçak gemilerine bile sığamazdı. Ad kavmine, onların kardeşi Hud şöyle dedi: “Ey kavmim, Allah’a kul olun! Sizin için O’ndan başka ilâh yoktur. Hâlâ takva sahibi olmayacak mısınız? Ve âyetlerimizi yalanlayan kimselerin kökünü kestik."

    Semûd kavmine, onların kardeşi Salih şöyle dedi: “Ey kavmim! Allah’a kul olun. Sizin için O’ndan başka ilâh yoktur. Rabbinizden size bir mucize gelmiştir. Bu Allah’ın dişi devesidir. Sizin için bir âyettir. Artık onu, Allah’ın arzında bırakın yesin, ona kötülükle dokunmayın, yoksa sizi elim bir azap alır. Ve Ad kavminden sonra, sizi halifeler kıldığını hatırlayın. Ve sizi yeryüzünde yerleştirdi. Onun ovalarında saraylar ediniyorsunuz ve dağlarda evler oyuyorsunuz. Artık Allah’ın nimetlerini hatırlayın, yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.”

    Ad ve Semûd kıssaları tıpkı Nuh kıssalarında olduğu gibi teknik anlatılardır. Semûd kelimesi, kütlesi olmayan ve/ya az miktar su demektir. Nuh kıssalarında Nuh peygamberin genetik ilmi ile donatıldığını anladık. Ayrıca Nuh Peygamberin bin yıldan elli yıl eksik ömrünün beyanı, onun kütlesiz atomlardan oluşmuş varlığını tanıtıyor. Ad ve Semûd kıssaları, bazı elementlerin formüllerini, tıpkı nesli tükenmiş hayvan misali şu an dünyada olmayan yani yok edilmiş elementlerden bahsediliyor.

    Ve şöyle dediler: “Ya Salih, şâyet sen gönderilen resullerden isen bize vaat ettiğin şeyi getir.” Sonra deveyi kestiler ve Rab’lerinin emrine isyan ettiler. Bunun üzerine onları şiddetli bir sarsıntı aldı ve kendi yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar...

    Vahiyde geçen anlatılar Salih ve kavmi de bir element olmalı. şiddetli sarsıntı ve diz üstü çöküp hareketsiz kalmaları element yapılarındaki manyetizması kaybolmuş hareketsiz atomların fiziksel durumlarını aktarıyor. Vahiyden fazlaca detay çıkaramıyoruz fakat emin olabildiğimiz şey kesinlikle bu kıssalar dünya yüzünde yaşanan olayları anlatmadığıdır.

    Şuayb, Medyen kavmine şöyle dedi: “Ey kavmim Allah’a kul olun! O’ndan başka sizin ilâhınız yoktur. Rabbinizden size beyyine gelmiştir. Artık ölçü ve tartıya vefa edin. İnsanların eşyalarının değerini eksiltmeyin."

    İnsanın İns atomu içindeki benlik olduğunu hatırlayın, İnsan-ların eşyasını eksiltmek ve terazide vefa anlatıları ile İns atomu ve içindeki Kuark'larla alakalı fiziksel müdahalelerden bahsedi-liyor. Firavuna ve kavminin ileri gelenlerine Musa’yı âyetlerimizle gönderdik. Firavun dedi ki:

    “Eğer bir Ayet getirdinse, sadıklardan isen onu göster." Bunun üzerine Musa asasını atınca o açıkça bir yılan ejderha oldu. Ve elini çekip çıkardığı zaman bakanlar, elini beyaz gördüler. Yeryüzünde haksız yere kibirlenen kimseleri, âyetlerimizden çevireceğim. Bütün âyetleri görseler, ona inanmazlar. Bu onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve ondan gafil olmaları sebebi iledir. İnananlar, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları ümmî, nebî, resule tâbî olurlar... Bu cümle tefsirlerde Hz. Muhammed’e tabi olmak şeklinde yorumlanıyor, Tevrat ve İncil'de yazılı olana tabi olanlar (ölmüş gitmiş İnsanlar) son nebiye nasıl tabi olacak ki?

    Vahyin kastettiği elbette ki Tevrat ve İncil’in ümmetleridir. Ümmet olmayı üç tip atom belirliyor. Kur’an'ın kendisi bir atom olmadığı için vahyin Hz. Muhammed ile ilişkilendirilmesi mümkün değildir.

    De ki: “Ey İnsanlar! O ki; Gök’lerin ve Yer’in mülkü, O’nundur. Ve dağı, bir gölge gibi onların üzerine çekip kaldırdı-ğımız zaman onu, üzerlerine düşecek zannettiler. Size verdiği-miz şeyi, kuvvetle tutun ve onun içinde olanı, hatırlayın. Ve işte böyle âyetlerimizi ayrı ayrı açıklıyoruz ki; böylece onlar, Allah’a dönsünler diye..."

    De ki, Ey atomların içinde barınan benlik, atomları meydana getiren Kuark'lar ve elektronların mülkü O’nundur. Elektronun etrafındaki dağı andıran elektromanyetik alan kendi üzerlerine düşecek sandılar. Manyetizmanın içinde olanı hatırlayın, işte size böylece atomları açıklıyoruz ki Allah’a dönün diye.

    Onlara, âyetlerimizi verdiğimiz kimsenin haberini anlat. Sonra o, ondan ayrıldı, artık şeytan onu kendisine tâbî kıldı. Ve böylece o zarar görenlerden oldu. Âyetlerimizi yalanlayan kavmin hali işte böyledir. Âyetlerimizi yalanlayan kavmin hali ne kötü. Atomları verdiğimiz kimseyi anlat, atomların dışı ateştir. İçinde durduğu atomdan ayrıldığında zarar görecektir. Atomları yalanlayan kimse korunaksız kalır, atomları inkâr edenlerin hali ne kötüdür. Ve ant olsun ki; cehennemi, İnsanların ve Cinn'lerin çoğuna hazırladık. Onların kalpleri vardır, idrak etmezler. Onların gözleri vardır, onunla görmezler. Onların kulakları vardır, onunla işitmezler. İşte onlar, onlar gâfillerdir...

    Âyetlerimizi yalanlayanları, onların derecelerini, bilemeyecek-leri bir yerden yavaş yavaş azaltacağız...

    Onlar Yer'lerin, Gök'lerin hükümranlığına ve Allah’ın yarattığı şeylere ve ecellerinin yaklaşmış olması ihtimaline bakmıyorlar mı?... Sana kıyametin ne zaman olacağını soruyorlar. De ki: “Onun ilmi ancak Rabbimin katındadır. Onun vaktini O’ndan başkası açıklayamaz. Yer'lere ve Gök'lere ağır geldi, o size ansızın gelir. Ve lâkin İnsanların çoğu bilmezler."

    De ki: “Allah’ın dilemesi hariç, ben kendime fayda veya zarar verecek güce malik değilim."

    Onlar bir şey yaratamayan şeyleri şirk mi koşuyorlar?... Muhakkak ki; Allah’tan başka çalıştıklarınız sizler gibi kullar-dır. Öyleyse onları çağırın. Eğer doğru sözlü iseniz böylece size icabet etsinler... Muhakkak ki; Kitab’ı indiren Allah, benim dostumdur... O’ndan başka çalıştıklarınız size yardım etmeye muktedir değillerdir ve kendilerine de yardım edemezler...

    Ve onlara bir âyet getirmediğin zaman “Onu derleyip topla-saydın olmaz mıydı?” dediler. De ki: “Rabbimden bana ne vahyolunursa ben ancak ona tâbî olurum.”

1: المص

Elif, lâm, mîm, sâd
Varığın dört ögesine ait simgeler.
Elif ve Lam, sırayla insan atomlarını oluşturan beyt rumuzları ki bunlar ins atomları iken Mim, son nesil insan ruhu yani Muhammed' in simgesi. Ve son olarak Sad, her nesile ait atomun ürettiği foton/hıçkırık için kullanılan simge oluyor.

2: كِتَابٌ أُنزِلَ إِلَيْكَ فَلاَ يَكُن فِي صَدْرِكَ حَرَجٌ مِّنْهُ لِتُنذِرَ بِهِ وَذِكْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ

Kitâbun unzile ileyke :işte sana kitap indirildi fe lâ yekun : hepinize birden değil fî sadrike haracun: göğsünüzün içini daraltan (hacmini) minhu li tunzire bihî : onu uyarmak için uygulanan/gösterilen ve zikrâ lil mu’minîn: müminler için hatırlatıcı
İşte sana kitap indirildi! (her kişiye ayrı bir kitap) Hepinize birden değil... O, göğsünüzün üzerindeyken içindekini daraltan, uyaran ve mümin olan için hatırlatıcı.
(Gökler yani göğüs kafesizini (proton) etrafını kuşatan Kur'an, göğse basınç yaparak onu daraltıyor. Bu daral, sürekli dışarıdaki cehennemi hatırlatıyor, öyle ki o olmadığı anda göğüs serbest kalıp genişlerken bir anda cehennemin narı ile temas oluşacak demektir.)

3: اتَّبِعُواْ مَا أُنزِلَ إِلَيْكُم مِّن رَّبِّكُمْ وَلاَ تَتَّبِعُواْ مِن دُونِهِ أَوْلِيَاء قَلِيلاً مَّا تَذَكَّرُونَ

Ittebiû : izleyin/takip edin mâ unzile ileykum: size indirilen ne ise min rabbikum : rabbinizden taraf ve lâ tettebiû : va takip etmeyin/izlemeyin min dûnihî evliyâe: müttefiğniz/koruyucunuz olmadan kalîlen : hafif/küçükmâ tezekkerûn: ne hatırlıyor
Rabbinizden size indirileni takip edin/izleyin, başkasını takip etmeyin koruyucunuz/müttefiğiniz olmadan (yalnız başınıza) az da olsa (bu anlatılanları) hatırlayabilirseniz.
(Rabbin indirdiği şey Kur'an; O, İnsan atomunu sarıp kuşatarak onu koruyor. Bir ayet, içindeki racul/ruh ve onu kaplayan Kur'an ile birlikte ortaya bir kitap çıkıyor. Kendisine Kur'an indirilen ruhlara kitap ehli deniliyor. Beşerlerin dünya hayatı bitipte bir başına insanlar olarak çekirgeler gibi veya bir demet çiçeğin demetinin bozulması gibi tek tek kaldıklarında gücenecekleri tek koruyucuları sahip oldukları Kur'an ve yine onun içindeki korunmuş amelleridir.)

4: وَكَم مِّن قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَاهَا فَجَاءهَا بَأْسُنَا بَيَاتًا أَوْ هُمْ قَآئِلُونَ

Ve kem : kaç tane min karyetin ehleknâhâ: köyünü yok ettik fe câehâ be’sunâ : ceza verdik/işkence ettikbeyâten: her gece/geceye ev hum kâilûn: veya onun gündüz yarısına
Kaç tane köyü (elementi) yok ettik! Her geceye veya onun yarısına. (İnsan atomları element kurmak için bir arada ibadete davet ediliyorlar, Atom sayıları ve duruş yekilleri ve orbitallardaki (halkalardaki) sayılarla element çeşittililiği sağlanıyor. Bazı element oluşumları istenildiği gibi oluşmadığında veya iptal edilmeleri gerektiğinde helak edilerek ortadan kaldırılıyorlar. Her geceye derken, atomların içindeki geceler(kuarklar) veya çiftin diğer yanısı olan gündüzünü de kapsıyor diyor.)

5: فَمَا كَانَ دَعْوَاهُمْ إِذْ جَاءهُمْ بَأْسُنَا إِلاَّ أَن قَالُواْ إِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ

Fe mâ kâne da’vâhum : ne çağrı yapıldı iz câehum be’sunâ: onların cezası illâ en : şu anlık kâlû innâ kunnâ zâlimîn: dediler şu an biz zalimlerden
---

6: فَلَنَسْأَلَنَّ الَّذِينَ أُرْسِلَ إِلَيْهِمْ وَلَنَسْأَلَنَّ الْمُرْسَلِينَ

Fe le nes’elennellezîne: soralım ursile ileyhim : kinim gönderdiğini onlar ve le nes’elennel: soralım murselîn: gönderilenleri
Onlara soralım o zaman kimin gönderdiğini, ve soralım gönderilenleri.

7: فَلَنَقُصَّنَّ عَلَيْهِم بِعِلْمٍ وَمَا كُنَّا غَآئِبِينَ

Fe le nekussanne aleyhim : izin verdik onlar bi ilmin: ilim ile (bilmelerine) ve mâ kunnâ gâibîn: iki bulattan ne hale geldiklerine
İlim ile bilmelerini sağladık, iki buluttan oluştuklarını bilmelerini sağladık.

8: وَالْوَزْنُ يَوْمَئِذٍ الْحَقُّ فَمَن ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

Vel veznu yevme izinil hakk: Sağ tarafın ağırlığı fe men sekulet mevâzînuhu: terezileri ağır basan fe ulâike humul muflihûn: bunlar ki başarılı oldular
Terazilerinin sağı tarafındaki fazla ağırılıkla tartanlar, başarılı olanlardır. (Kuark çiftlerindeki denge nötr durumu ifade ediyor. Sol tarafın ağır bastığı durum ise ancak hayatın başlangıcında mümkün. Fakat son anında sağ tarafın ağırılı ancak salih ameller ve bilgi ile arttığından ötürü bu tarafın ağır basması başarıyla geçen hayatla mümkün. Boş/bilgisiz kalplerde sağ tarafa ağır basamıyor.)

9: وَمَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ فَأُوْلَئِكَ الَّذِينَ خَسِرُواْ أَنفُسَهُم بِمَا كَانُواْ بِآيَاتِنَا يِظْلِمُونَ

Ve men haffet mevâzînuhu : terazilerini hafitlettilerfe ulâikellezîne hasirû enfusehum: onlar ki kendilerini kaybettilerbimâ kânû bi âyâtinâ yazlimûn: onlardılar ayetlerimeze zalimce
Onlar ki kendilerini kaybederek terazilerini hafiflettiler, ayetlerimeze zalimce davrananlar onlardılar. (Terazinin solundaki racul, kendini soldaki kefeye salih amel işleyerek nakletmek yerine kendini kaybederek -enerjisni heba ederek- sağ tarafı dolduramıyor ve terazisi hafif kalıyor. Terazinin hafif kalması demek, evrenin gün döngüsü sırasında kendini yeni güne çıkaracak enerjisi olmaması demek. Atomlar, yeterli enerji birikimini başarabilirlerse yeni evren gününde yeni bir hayata merhaba diyebilirler.)

10: وَلَقَدْ مَكَّنَّاكُمْ فِي الأَرْضِ وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَايِشَ قَلِيلاً مَّا تَشْكُرُونَ

Ve lekad mekkennâkum: sizi muktedir kıldık/ etkin kıldık fîl ardı : Yer'deve cealnâ lekum: sizi oluşturduk fîhâ maâyiş : yaşam enerjisi/ canlılık/ geçim/kalîlen mâ teşkurûn: teşekkür küçük bir ücretti
Sizi yerde (elektronda) oluşturduk orada muktedir kıldık. Canlılığınız için teşekkür, az bir ücret olurdu. (Racul/ruh, protonun içine konulduktan sonra yer'e doğru iniyor ve orada fiziksel aktiviteler sergileyebilir oluyor. Fiziksel yaşam periyodu, nimetlerin en büyüğü. Küçük bir hayvan bile fizik dünyada haret edebilmenin lezzetini yaşarken ne büyük ve doyumsuz haz içindedir. İstenilen teşekkür, lisanen değil, fiziksel iş görme iledir. Bir atomun teşekkürü, yalnızca bir elemente tutunup orada varlığıyla iş görme/hizmet etme/ ibadet etmek iken, bir beşerin beynindeyken de dünyayı imar etmekle vakit geçirmektir.)

11: وَلَقَدْ خَلَقْنَاكُمْ ثُمَّ صَوَّرْنَاكُمْ ثُمَّ قُلْنَا لِلْمَلآئِكَةِ اسْجُدُواْ لآدَمَ فَسَجَدُواْ إِلاَّ إِبْلِيسَ لَمْ يَكُن مِّنَ السَّاجِدِينَ

Ve lekad halaknâkum : (önce) seni yarattıksumme savvernâkum : sonra seni imgelediksumme kulnâ: sonra dedik lil melâiketi-scudû : meleklere ibadet etmelerini (emrettik)li âdeme fe secedû: ademe eğilin (dedik) illâ iblîs: iblis hariçlem yekun mines sâcidîn: hepsi ademe hizmet/ibadet ediyordu
(Önce) seni yarattık, sonra seni imgeledik, sonra meleklere dedik sana ibadet etmelerini, iblis hariç! hepsi ademe ibadet-hizmet- ediyorlardı.
(İnsan yaratıldıktan sonra içinde barındığı ins atomu onun şeklini alarak dıştan bakıldığında insanın imgesi görünür oldu. İnsan ruhunu saran ins atomunun her bir parçasının haret sırasında ayrı fonksiyonları oluyordu. Bu fonksiyonlara "Melek" adı verildi. Melek, malikin emrini yerine getiren memur demekti. Gerçekten de ins atomu, içindeki ruhun, hayal ile aldığı pozisyona uygun dış şekil oluşturuyordu. Böylece her düşünce ve hayal, harekete dönüşüyordu. Bunu "seni imgeledik" diyerek ne muhteşem bilgi iletiliyordu bize. Ve meleklere hizmet yani insana ibadet emredildiğinde yine bir melek olan iblis bu emirden muaf tutuldu. Bİlinenin aksine iblis, asi davranmadı! O bilerek ve istenerek hariç tutuldu. Sebeb; İblisin ruha değil sünnetullaha tabi olması ve programlı davranmasını sağlamaktı. Düşünün iblisin çekim etkisini eğer ruh durdurabilseydi evren ve madde dağılırdı. İblis hariç diğer meleklere verilen emir gereği hepsi ruha hizmetle meşgul oldular.)

12: قَالَ مَا مَنَعَكَ أَلاَّ تَسْجُدَ إِذْ أَمَرْتُكَ قَالَ أَنَاْ خَيْرٌ مِّنْهُ خَلَقْتَنِي مِن نَّارٍ وَخَلَقْتَهُ مِن طِينٍ

Kâle mâ meneake : ne engellediellâ tescude: eğilmeni iz emertuke: yasaklıyorumkâle : dedi ene hayrun minhu halaktenî : beni bundan hayırlı halg ettin min nârin : ateştenve halaktehu min tîn: ve topraktan/kilden
Eğilmeni yasaklıyorum, seni ne engelledi? Dedi "Beni ateşten ve topratktan daha hayırlı yarattın!"
(İblisin eğilmesi yasaklandı, fakat diğer meleklerin eğilmesini sağlayan rüzgara rağmen iblis eğilmedi, bunu nasıl başardı? İblis, kendisinin ateşten ve topraktan daha hayırlı olduğunu söyledi. O ne ateş ne de toprak değildi. O, boşluktan başka şey değildi. İns atomunun içindeki ruhun ilahı işte bu hiçlikti. Hiçlik, hiç olması hasebiyle manyetik rüzgarlardan etkilenmezdi. Etkilenmesi için ya ateş yada ins atomu yani toprak olması gerekirdi. İblis te bir yaratıktı ama o sayılamaz/ölçülemez/görünmez cinsten hiçlikti. Rab en zor olanı yaratmıştı, en baştaki mutlak hiçliği çoğullayabilmişti. Düşünün hiç olmayan bir şey çoğullanabilir mi? Mantıken elbette hayır! İşte iblis yaratılması en zor hatta imkansız olandı.)

13: قَالَ فَاهْبِطْ مِنْهَا فَمَا يَكُونُ لَكَ أَن تَتَكَبَّرَ فِيهَا فَاخْرُجْ إِنَّكَ مِنَ الصَّاغِرِينَ

Kâle fehbit minhâ: dedi, onlardan aşağıya fe mâ yekûnu leke en tetekebbere : öyleyse senin ki kibir olsunfîhâ fahruc inneke mines sâgirîn: dışarı çıktı, sen bir çan (gibi çınlarken onu attın)
Onlardan aşağıya indir dedi. Öyleyse senin (çekim gücün) kibrin olsun, (içeri çektiğin enerjiyi) çan gibi dışarı çıkar.
(Atoma ait iblis'in çekim gücü sayesinde etraftan toplanan enerji, atomun içini doldurduğunda o atom bir çan gibi çınlayarak sese benzer şekilde enerji titreşimleri yayıyor ve böylece toplanan enerji dışarı atılıyor. Tabi atılan bu enerjiyi bir şua veya ışık fotonu olarak algılıyoruz.)

14: قَالَ فَأَنظِرْنِي إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ

Kâle : dedi enzırnî ilâ yevmi yub'asûn: diriliş günü için beni görün
Diriliş günü için beni görün.

15: قَالَ إِنَّكَ مِنَ المُنظَرِينَ

Kâle inneke minel : dedi sahipsin seninmunzarîn: iki manzara
Dedi sen iki görüş alanına/yönüne/manzaraya sahipsin.

16: قَالَ فَبِمَا أَغْوَيْتَنِي لأَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَاطَكَ الْمُسْتَقِيمَ

Kâle fe bimâ agveytenî: dedi beni yanılttınız le ak'udenne : üstte oturmaklehum sırâtekel mustekîm: onların doğru yolu
(Protonun üstte olması ve bu cümlenin teknik yönünün atomu tahayyül edebilmekle ilgisi yüzünden sonraya bırakmak uygundur.)

17: ثُمَّ لآتِيَنَّهُم مِّن بَيْنِ أَيْدِيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ وَعَنْ أَيْمَانِهِمْ وَعَن شَمَآئِلِهِمْ وَلاَ تَجِدُ أَكْثَرَهُمْ شَاكِرِينَ

Summe le âtiyennehum : Sonra onlara geldimin beyni eydîhim : ellerinin arasındave min halfihim : arkalarındanve an eymânihim : inançlarıve an şemâilihim: isimlerive lâ tecidu ekserehum şâkirîn: onları şükrederken ublamazsın
---

18: قَالَ اخْرُجْ مِنْهَا مَذْؤُومًا مَّدْحُورًا لَّمَن تَبِعَكَ مِنْهُمْ لأَمْلأنَّ جَهَنَّمَ مِنكُمْ أَجْمَعِينَ

Kâlehruc minhâ mez'ûmen medhûrâ: dedi mahkumluğu reddet, dışarı çıkle men tebiake minhum: seni takip edenler için le emleenne cehenneme : cehennemden emin olminkum ecmaîn: sen hepiniz
Dedi, mahkumluğu reddedip dışarı yani fizik aleme çık, seni takip edenleri cehennemden emin kılarak sen ve hepiniz özgür olun. (Ruh, evren denizi içinde bir enerji olarak kaldığı müddetçe mahkumdur. Ancak bir ins atomunu içinde fiziksel hareket kabiliyeti kazanabilmekte ve böylelikle her istediğini yapabilmektedir. gerçekten bu özgürlüktür. Dünya üzerindeki beşerler de aynı böyle değil midir? İstediğini yapamayana, istediğine inanamayana özgür diyebilir misiniz_ -başkasının özgürlüğüne kast etmenin yasakları hariç, yani din gibi, gelenek gibi, esaret gibi.)

19: وَيَا آدَمُ اسْكُنْ أَنتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ فَكُلاَ مِنْ حَيْثُ شِئْتُمَا وَلاَ تَقْرَبَا هَذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِمِينَ

Ve yâ âdemuskun ente :ey Adem sen meskende (yaşıyorsun) ikame ediyorsunve zevcukel cennete: ve senin eşin cennettir fe kulâ min haysu şi'tumâ : ikiniz de istedinizve lâ takrabâ hâzihiş şecerete : yaklaşmayın bu ağaçlarafe tekûnâ minez zâlimîn: haksız/adaletsiz oldunuz
Ey Âdem! Sen ve eşin cennette yaşıyorsunuz, senin eşin senin cennetindir, bunu ikiniz de istediniz. Bu ağaçlara yaklaşmayın, haksız olursunuz.
(Adem, iki insan atomuna deniyor, fizikteki tanımı helyum yani iki hidrojenden ibarettir. Helyum tüm elementlerin omurgasını oluşturuyor. Adem, elementin lideri olarak bünyesine katılan diğer tüm atomlara peşgamberlik yapıyor. Hangi elementin kurulacağı, hangi orbitalda kaç hidrojenin bulunması gerektiği Ademe/peygambere vahyediliyor. Yaklaşılmaması istenilen/tavsiye edilen ağaç evreni dolduran tek boyutlu dallarla dolu bir ağaçtı.)

20: فَوَسْوَسَ لَهُمَا الشَّيْطَانُ لِيُبْدِيَ لَهُمَا مَا وُورِيَ عَنْهُمَا مِن سَوْءَاتِهِمَا وَقَالَ مَا نَهَاكُمَا رَبُّكُمَا عَنْ هَذِهِ الشَّجَرَةِ إِلاَّ أَن تَكُونَا مَلَكَيْنِ أَوْ تَكُونَا مِنَ الْخَالِدِينَ

Fe vesvese lehumuş şeytânu: onların baş (üstündeki) düşmünı fısıldadı li yubdiye lehumâ : onlara anlatmak için mâ vuriye anhumâ : onlar hakkında ne endişe min sev'âtihimâ : onların mutsuzluğu/zorbalığıve kâle mâ nehâkumâ rabbukumâ : dedi -Senin rabbin nedir?an hâzihiş şecereti: bu ağaç hakkında illâ en tekûnâ : sadece olmakmelekeyni ev tekûnâ : iki kral/malik olmakminel hâlidîn: ölümsüzlerin
Onların başları üstünde duran düşman şeytan onlara onların mutsuzluğu/zorbalığı anlatmak için fısıldadı; Dedi "Rabbiniz nedir?" Bu ağaç hakkında bilmedikleriniz, o sadece olmak'tır, (ağaca yaklaştığınızda) ölümsüz(lerin başına) iki kral olursunuz!
(Rab, ehad diye tanımlanan tekillik/tek boyut çizgisi/ zaman çizgisidir, bilgidir. Başkaca vahiy anlatılarında furkan diye onun yokluğa/hiçliğe karşı "1" değeri vurgulanır. Hiçlikte/hiçliğe rağmen sadece "1" bilgisi rabdır. O sonsuz enerjidir. Gücünü hiçlikten alır daha doğrusu hiçliğin gücünü bize o aktarır, tüm mahlukat onun enerjisi ile inşa olur ve onun enerjisini tüketerek yaşar. Öbür dünyada onu seyretmenin hazzı hakkında söylenenler doğrudur. Onu seyretmek, ondan nur/enerji alarak yaşamın doyumsuz hazzına mazhar olmaktır. İçinde Rab çizgisinin oluşturduğu ağacın dallarından bir tanesini barındıran İns atomu böylelikle kral oluverir. Kral, emrinde verilmiş meleklere emrederek fizik dünyada iş yapabilme erkine/yeteneğine erişmiştir. Ruhani alemdeki rüya ve düşünceden ibaret yaşam böylelikle fizik dünyanın kırallığına dönüşüvermektedir. Dünya üzerinde en az zekalı, yeterince akılla donatılmış hayvan diye tanımlanan beşerler bile fizik bedenlerini konuta ederek hareket ettiklerini fark ettiklerinde neş'e ile yürümekte, koşmakta hatta zıplamaktadırlar. Hele görmek... Manzaranın içerdiği manayı anladıklarında tek amaçları, yaşamaya devam etmenin yollarını aramak olmaktadır.)

...Devamı çalışılıyor!