Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
----

3- Müzzemmil (73)

  • Yâ eyyuhel muzzemmilu...
    Ey kendi halinde yaşayan (iki) benlik! Müzzemmil: Elbise veya herhangi bir şeye bürünmektir. Vahyin kastı cehennemden izole olmuş varlık, sarmalanarak korunmuş benliktir. Gerçekte de benlik, koni şekilli dönen ve dönerken de içindekini sarmalayan Gece isimli varlık içinde bulunuyor. (ilgili vahiylerde gece ve gündüz isimli Gök'lerin teknik yapısına değiniliyor) Gecenin sarması deyimi, ışığın olmadığı karanlık zaman dilimlerine denmiyor.

  • "Benliğiniz gecenin az bir kısmıdır." denilirken de gece isimli varlığın içinde barınan benliğin orantısal olarak onda kapladığı alandan bahsediliyor. Tefsirlerde "Kalk" diye başlayan cümleler kuruluyor. Vahiyler geceden ve örtünüp bürünmekten bahsettiği için "kalk, uyuma gecenin bir vaktini ayakta geçir " gibi uydurma tercümeler görüyoruz. Hz. Muhammed'in gece yatağından kalkıp tebliğ yapması gerektiği gibi iş yapmasının emredildiği düşünülemez. Veya gece namaz kılması isteniyor denilemez, çünkü vahiyde namazdan bahis yoktur. Hatta bazı müfessirler Hz. Muhammed'e bu vahiyle gece namazının farz olduğundan bahsederler. Gece, dünya günü içinde yeryüzünün karanlık periyodu değil bilakis varlığın temelinde bulunan Gök çiftlerinden bir tekinin adıdır. Bu gecelerden bazılarının içinde benlik barındığı için ev anlamı da verilmektedir.

    Biz, sana yakında ağır bir söz ilka edeceğiz...

    Allah, Âyet dediği yerlerde kendi sözlerini kastetmediğine bir mesnet de bu vahiydir. Mevcut tefsirlerde bu cümle Muhakkak ki Biz, sana yakında ağır bir söz ulaştıracağız şeklinde tercüme ediliyor. Âyet kelimesi vahiy cümleleri yerine kullanılsa idi burada söz iletmekten bahsedilmezdi. Cebrail in Allah'tan alarak Hz. Muhammed'e ilettiği vahiylere söz denilmesi doğru olan tanımdır. Burada Ağır söz tabirini yorumlayan müfessirler Kur'an'ın âyetlerinin ehemmiyetini vurgulamak için böyle denilmiştir! diye zan ile hüküm veriyorlar. Gerçekte Cinn'ler için ve fotonlar için ağırlık sahibi olan selekani kelimesi kullanılır. Bu cümlede geçen sekilen kelimesi vahiyle gelen sözlerin (nulki sekilen; Cinlerin İns atomları içine ilka edişi) iletilmesi yani Kur an hakkındaki bilginin öğretilmesi ve bilginin varlık olduğu anlaşılır. Zaten evren bir bilgidir, bilgi ise mülktür.

    Doğunun ve batının Rab'bi, ondan baka ilâh yoktur. Öyleyse O'nu vekil edin...

    Mevcut tefsirlerdeki hataları vurgulamak, anlattıklarımızı benimsetmek adına bir gereklilik arz ediyor. Vahiyde sadece iki yön vurgulanmasına rağmen müfessirler, dünya üzerindeki yön kavramlarına bağlı hüküm verecek "doğu, batının ve diğer bütün yönlerin" diyerek tercüme ediyorlar. Uzayda (atomların) ancak iki yönü konuşulabilinir. Varlığı oluşturan hareketin başlangıcı olan nokta (arka taraf) doğu ve diğeri hareketin ilerlediği yön (ön) batı konuşulabilir. Kısaca uzayda sadece iki yön vardır. Doğu ve batı yönleri, atomların yapıları baz alınarak belirleniyor. Dolayısıyla bu iki yönden başka yön konuşulmaz, zaten vahiylerde doğu ve batı haricinde yön ismi anılmaz. Görüldüğü üzere vahiyler atomların kendisini, yapısal durumlarını ve eylemlerini anlatıyor.

    Vahiylerin yaptığı tüm bildirimler, inzar / bilgilendirerek uyarmak kelimesi ile bize iletiliyor. Kur'an bir varlık olduğu için, hakkında bilgilendirme yapılırken henüz daha birkaç vahiyden iletilmiş olmasına rağmen onun varlığından bir bütün olarak haber veriliyor, Kur'an'dan kolay geleni okuyun deniliyor. Yirmi üç yıl devam eden tebliğ sonucunda biriken vahiyler Hz. Muhammed'in vefatından nice sonra derlenerek Mushaf haline gelmiştir. Çok yakın zamana kadar Kelam-ı Kadim ismi ile anılan vahiy kitabı son yüzyılda Kur'an ismini almıştır. Biz vahiylerin kitaplaşmış haline Kur'an diyecek olursak, daha ilk vahiylerde tamamından bahsedilen Kur'an'ın sonlarında yer alan bir bölümü (sureyi) nasıl okuyabiliriz? Yine bu çelişkili yorumların doğruluğunu savunmaya devam eden ulema delil olarak, Allah ve peygamberin zamandan münezzeh olduğunu ve Mushaf' bir bütün olmasına rağmen dünyaya parçalı gönderildiğini söylüyorlar; Madem o bir bütün ve Hz. Muhammed'e tek celsede verilmiş, o halde neden oruç hakkındaki vahiy son sekiz yılda gelmiştir. Benzer onlarca eylem neden en başında emredilmemiş ve sonraya bırakılmıştır? İşte bunlar Kur'an'ın kâğıt ve mürekkepten ibaret İnsan eliyle yazılmış bir derleme olmadığını gösteren kati emarelerdir. Kur'an, Allah'ın en yüce eserinin adıdır.

1: يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ

Yâ eyyuhâl muzzemmil
Ey örtünüp gizlenen!
Ruhları örtüp gizleyen gece (dünyanın karanlık yarısını kast etmiyoruz. Gece, içi tamamen boş yani içinde enerji ve ışık olmayan karanlık bir koni) içindeki ruhu her şeyden gizlemektedir. Hitap, bu ruhadır!

2: قُمِ اللَّيْلَ إِلَّا قَلِيلًا

Kumil leyle illâ kalîlâ
Az bir kısmı hariç olmak üzere gece kalk!
Gece içindeki ruh dairesel/yumak şeklinde iken bir miktarının düz duracak şekle gelmesini söylüyor, bunun diğer adı "Salat" tır.

3: نِصْفَهُ أَوِ انقُصْ مِنْهُ قَلِيلًا

Nısfehû evinkus minhu kalîlâ
Onun yarısı veya ondan biraz eksilt.
Gece denilen koninin yarısından bahsediliyor. Ruhun kapladığı boş alan, geceden eksilen kısımdır.

4: أَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ الْقُرْآنَ تَرْتِيلًا

Ev zid aleyhi ve rettilil kur’âne tertîlâ
Ve Kur’ân’ı daha arttır.
Kur'an, anılan gecenin etrafındaki manyetik alandır. Bu alan geceyi ve içindeki ruhu korumaktadır. Ruh, gece içini doldurdukça Kur'an artmaktadır.

5: إِنَّا سَنُلْقِي عَلَيْكَ قَوْلًا ثَقِيلًا

İnnâ se nulkî aleyke kavlen sekîlâ
Biz, sana yakında ağır bir söz ilka edeceğiz
söz, yine bir manyetik saikadır, bu manyetizma gecenin etrafındaki manyetizmaya çarpacaktır. Önceki cümlede tavsiye edilen güçlendirme yapılmamışsa negatif etki ile zarar görülecektir.

6:إِنَّ نَاشِئَةَ اللَّيْلِ هِيَ أَشَدُّ وَطْءًا وَأَقْوَمُ قِيلًا

İnne nâşietel leyli hiye eşeddu vat’en ve akvemu kîlâ
Gece tesir bakımından kuvvetli ve sağlamdır.

7: إِنَّ لَكَ فِي اَلنَّهَارِ سَبْحًا طَوِيلًا

İnne leke fîn nehâri sebhan tavîlâ
Ruh, gece referans alındığında gündüz hükmündedir. Gün, gece içinde düz durmalıdır.

8: وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ وَتَبَتَّلْ إِلَيْهِ تَبْتِيلًا

Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ
. Ve Rabbini unutma, ismini zikret

9: رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَاتَّخِذْهُ وَكِيلًا

Rabbul meşrıkı vel magribi lâ ilâhe illâ huve fettehızhu vekîlâ
O, doğunun ve batının Rabbidir. O’ndan başka İlâh yoktur. Öyleyse O'nu vekil edin.
Gündüz ve gece, bu iki varlığın oluş noktalarına doğu denilirken ilerledikleri yöne batı deniyor. Gündüz ve gecenin var oluş sebebi/ enerji kaynağı Rab'dır.

10: وَاصْبِرْ عَلَى مَا يَقُولُونَ وَاهْجُرْهُمْ هَجْرًا جَمِيلًا

Vasbir alâ mâ yekûlûne vehcurhum hecran cemîlâ
Ve onların söyledikleri şeylere sabret. Ve güzel bir ayrılış ile onlardan ayrıl.

11: وَذَرْنِي وَالْمُكَذِّبِينَ أُولِي النَّعْمَةِ وَمَهِّلْهُمْ قَلِيلًا

Ve zernî vel mukezzibîne ulîn na’meti ve mehhilhum kalîlâ
. Nimeti yalanlayanları Bana bırak ve onlara mehil ver.
Var olan tek ölçü zamandır, atomların büyüklüğü, aralarındaki mesafe hep zamanla ölçülür. Mehil vermek yani zaman tanımak demek araya mesafe koymak oluyor.

12: إِنَّ لَدَيْنَا أَنكَالًا وَجَحِيمًا

İnne ledeynâ enkâlen ve cahîmâ
Bizde cehennemi kısıtlayan, genişleyen çemberler/halkalar vardır.
Suda oluşan halkalara bakınız, genişlerlerkenbu çemberler zaman ekseninde ilerletildiklerinde bir koni oluştururlar. Bu konilere gece deniliyor. Onlar, cehennem ateşini geri yansıtabilirler. Konilerin yansıtıcı yüzeylerine ise "kamer/ay" deniliyor.

13:وَطَعَامًا ذَا غُصَّةٍ وَعَذَابًا أَلِيمًا

Ve taâmen zâ gussatin ve azâben elîmâ
Ve çemberin ağzını/boğazını tıkayıp orada kalan gıda için elîm azap vardır.
gece konisinin çember şeklindeki açık tabanı onun ağzı/boğazıdır. Mağaraya giriş yerini kapatan şey yine bir enerji yumağı/besin olabilir. Bu ağızdan içeriye dolmak isteyen enerji yumakları adeta emilmektedir, buna nefs/gravity deniliyor.

14: يَوْمَ تَرْجُفُ الْأَرْضُ وَالْجِبَالُ وَكَانَتِ الْجِبَالُ كَثِيبًا مَّهِيلًا

Yevme tercuful ardu vel cibâlu ve kânetil cibâlu kesîben mehîlâ
O gün yeryüzü ve dağlar şiddetle sarsılır ve dağlar dağılmış kum yığını olmuştur.
bu vahiy elektron hakkındadır, Yer/elektron konusunun işlendiği pasajın akışı içinde değerlendirilmelidir.

15: إِنَّا أَرْسَلْنَا إِلَيْكُمْ رَسُولًا شَاهِدًا عَلَيْكُمْ كَمَا أَرْسَلْنَا إِلَى فِرْعَوْنَ رَسُولًا

İnnâ erselnâ ileykum resûlen şâhiden aleykum kemâ erselnâ ilâ fir'avne resûlâ
üzerinize şahit olacak bir peygammebr gönderdik. Firavuna gönderdiğimiz gibi.

16: فَعَصَى فِرْعَوْنُ الرَّسُولَ فَأَخَذْنَاهُ أَخْذًا وَبِيلًا

Fe asâ fir’avnur resûle fe ehaznâhu ahzen vebîlâ
Fakat firavun peygambere asi oldu. Bunun üzerine onu çok ağır bir yakalayışla aldık

17: فَكَيْفَ تَتَّقُونَ إِن كَفَرْتُمْ يَوْمًا يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ شِيبًا

Fe keyfe tettekûne in kefertum yevmen yec’alul vildâne şîbâ
Eğer inkâr ederseniz, yeni doğanların saçlarını ağartan o günden kendinizi nasıl koruyacaksınız?

18: السَّمَاء مُنفَطِرٌ بِهِ كَانَ وَعْدُهُ مَفْعُولًا

Es semâu munfatırun bihî, kâne va’duhu mef’ûlâ
---

19: إِنَّ هَذِهِ تَذْكِرَةٌ فَمَن شَاء اتَّخَذَ إِلَى رَبِّهِ سَبِيلًا

İnne hâzihî tezkiratun, fe men şâettehaze ilâ rabbihî sebîlâ
Kim Rabbine ulaşmayı dilerse, buna izin alır

20:إِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ أَنَّكَ تَقُومُ أَدْنَى مِن ثُلُثَيِ اللَّيْلِ وَنِصْفَهُ وَثُلُثَهُ وَطَائِفَةٌ مِّنَ الَّذِينَ مَعَكَ وَاللَّهُ يُقَد ِّرُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ عَلِمَ أَن لَّن تُحْصُوهُ فَتَابَ عَلَيْكُمْ فَاقْرَؤُوا مَا تَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْآنِ عَلِم َ أَن سَيَكُونُ مِنكُم مَّرْضَى وَآخَرُونَ يَضْرِبُونَ فِي الْأَرْضِ يَبْتَغُونَ مِن فَضْلِ اللَّهِ وَآخَرُونَ يُقَاتِلُو نَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَاقْرَؤُوا مَا تَيَسَّرَ مِنْهُ وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَأَقْرِضُوا اللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا وَمَا تُقَدِّمُوا لِأَنفُسِكُم مِّنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِندَ اللَّهِ هُوَ خَيْرًا وَأَعْظَمَ أَجْرًا وَاسْتَغْفِرُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

İnne rabbeke ya'lemu enneke tekûmu ednâ min suluseyil leyli ve nısfehu ve sulusehu ve tâifetun minellezîne meake, vallâhu yukaddirul leyle ven nehâre, alime en len tuhsûhu fe tâbe aleykum, fakraû mâ teyessere minel kur’ânî, alime en se yekûnu minkum mardâ ve âharûne yadribûne fîl ardı yebtegûne min fadlillâhi ve âharûne yukâtilûne fî sebîlillâhi fakraû mâ teyessere minhu ve ekîmus salâte ve âtûz zekâte ve akridullâhe kardan hasenen, ve mâ tukaddimû li enfusikum min hayrin tecidûhu indallâhi huve hayran ve a'zame ecrâ, vestagfirûllâh, innallâhe gafûrun rahîm
Gecenin yarısını, üçte ikisini, geriye kalan aralığı yalnız rabbi bilir. Gecenin içindekini yalnız o bilebilir. Ve geceyi ve gündüzün farkını Allah takdir eder, onu sizin asla hesaplayamayacağınızı bildi. Tövbenizi kabul etme sebibi budur. O halde Kur’ân’dan size kolay geleni okuyun! Salatı ikame edin, zekâtı verin! Ve nefsiniz için hayır olarak ne takdim ederseniz, onu Allah’ın indinde daha hayırlı ve daha büyük bir ecir olarak bulursunuz.
Gece'nin dünya gecesi yani karanlık zaman dilimini işaret etmiyor bilakis evreni içinde barındıran mekanı haber veriyor. Gecenin yarısı üçte biri ve dörtte biri gibi miktarlarını bizim bilemeyeceğimizin söylenmesi bu yüzdendir. Sürekli akan zamanın miktarı karanlık ve sessizlik içinde bilinemez. Dış etkenler yani bu dilimlere karşılık gelen zamanlarda bir manyetik rüzgarla uyarılan Ruh, sopa gibi dik duruşa geçiyor. Buna salat deniyor. Salat namaz anlamına gelmez. Salatın amacı hakkında başkaca vahiy rivayetleri var, onlarla konuyu pekiştirebiliriz.