Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
------

40- Cinn / (72)

  • Nefer (üç racul) Kur’an hakkında anlatılanları dinledi sonra: “Biz Kur’an işittik. O irşada ulaştırır, artık biz, O’na îmân ettik. Bizim ahmak olanımızın, Allah’a karşı asılsız sözlerine inanmıştık. Biz, İns ve cinlerin Allah’a karşı asla yalan söylemediğini zannetmiş-tik. Artık kimseyi Rabbimize asla ortak koşmayız... Ve gerçekten biz semaya, dokunduk. O zaman onu çok güçlü bekçiler ve şihaplarla doldurulmuş bulduk...

    Gök’lere dokunabilecek iki unsur var, birisi manyetizma diğeri ise Cinn’lerdir. Gök’lerin korunmuş olmasını sağlayan da yine ona dokunabilen bu iki unsurdur. Zaten evren sahnesinde varlık olarak bunlardan başka aktör yoktur.

    Ve gerçekten biz bilmiyoruz. Yeryüzünde olan kimselere bir şer mi murad edildi, yoksa Rab’leri onların irşad olmalarını mı diledi? Ve gerçekten biz, bir kısmımız salihler ve bizden bir kısmımız bunun dışında. Biz ayrı ayrı yollarda olduk. Ve lâkin onlar cehenneme odun oldular...

    Cinn atomları Ricalün ismi ile anılan ruhların genel adı olarak anılıyor, bunlardan atomların içinde olan salihler, yani iyi iş gören barışı ve iyiliği sağlayan ve evreni imar edenlerdir.
    Ve eğer onlar, tarikat üzere olarak yönelselerdi, onları mutlaka bol su ile sulardık ki...

    Cinnler Gök'lerin içinde olmayan açıktaki atomlar, onların etraflarında manyetik alan bulunmuyor. Eğer yol üzere yükselselerdi onları sulardık. Yani onlar susuzdur, su manyetizmadır. Bu yüzden fotonlar/ışık manyetizmadan da etkilenmezler.

    Ve muhakkak ki O; Allah’ın kulu duaya kalktığı zaman, neredeyse üst üste birikip toplanıyorlardı...

    Dua, el açıp söz ile istemek değildir. Dua etmek çalışmanın iş üretmenin adıdır. Kulluk edenler yani Allah’a hizmet edenler çalışmaya başladığında ısınıyorlar. Cinnler ısı içerdiklerinden onların bir yere toplanmaları demek orada sıcaklığın artması anlamını taşır. Teknik olarak İçine Cinn giren İns atomlarının ısısı yükseliyor.

1: قُلْ أُوحِيَ إِلَيَّ أَنَّهُ اسْتَمَعَ نَفَرٌ مِّنَ الْجِنِّ فَقَالُوا إِنَّا سَمِعْنَا قُرْآنًا عَجَبًا

Kul ûhıye ileyye ennehustemea neferun : Neferin ne duyduğunu söyleyin minel cinni : cinlerden fe kâlû : dedi ki innâ semi’nâ : biz işittik kur’ânen acebâ : şaşırtıcı kur'anı
Bana nefer'in cinlerden ne duyduğunu söyleyin! Dediler; Biz şaşırtıcı/ilginç kur'an'ı işittik.
(Nefer, sayıları üç ile on arasında erkek kişi. Nefer, ins atomlarının içinde ikamet eden racul/ruh olarak işitme kabiliyetini ancak Kur'an sayesinde kazanıyor. Çünkü cehennemin enerjisi ile aynı özelliklere sahip ruhu cehenneme karışmaktan alıkoyan seperatör, Kur'an'dır. Ruh, çevreden duyduğu titreşimleri ilk bakışta kur'an'ın sesi olarak yorumluyor.)

2: يَهْدِي إِلَى الرُّشْدِ فَآمَنَّا بِهِ وَلَن نُّشْرِكَ بِرَبِّنَا أَحَدًا

Yehdî ilâr ruşdi : nedenselliğin yolu/kaynağı/başı fe âmennâ bihî : imanımız onadır ve le-n nuşrike : gönderen/yayanılayan onunla ilişkilendiren olmayız bi rabbinâ ehadâ : rabbin tekilliğini
İmanımız, nedenselliğin kaynağınadır. Rabbin tekilliği ile ilişkilendirmeyiz.
(Tanrı inancı, nedenselliğin gereği sonucu gelişir. Dağlar varsa onu yaratan bir sebep olmalıdır. Etrafındaki mükemmel düzeni ve tezniyatı gördüğünde bunları yapan sanat sahibini araması doğaldır. İş en baştaki sebebin sebebine geldiğinde tüm insanlık tökezleyiverir. Bu vahiy açıklaması der ki; rüşt'ün -erginliğin- başına doğru giderseniz orada ehad'ı bulursunuz. Ehad, tekillik/tek boyuttur. O görünmezdir. Onun sebebi hiçliktir. En başta yer alan hiçlik yerine bir zerre varlık olsaydı Tanrı o olurdu ve ondan başka varlık olamazdı. Çünkü varlıklar için gerekli olan zemini/platformu/sahneyi sadece o doldururdu. Bakınız burada araya evrenin büyüklüğü mevzusu girecek; Evren ne kadar büyük? Evren tek boyutlu yapısıyla dıştan yok/görünmezdir. Tekillik, yani en/boy/dırinlik boyutlarından sadece biridir. Boyutlardan birini ele alırsak/en'i ele alırsak boy ve derinlik sıfır kabul edildiğinde eldeki sadece en, görünmeyen bir çizgi olur. İşte bunun adı Ehad'dır. İşte en önemli husus burada beliriyor; Vahiy anlatısında göarünmeyen bu tekilliğin anlaşılıp inanç/iman edildiği vurgulanır. Devamında varlığı onunla ilişkilendirmeyiz! denir. Vurgulanan şey Rabbin, varlığın temel yapı taşı olmadığıdır. Bizim varlık dediğimiz madde, küçük boşluklardır. Evren, tamamen tekil ve gözükmeyen Rab çizgileriyle doludur. Onlar enerjidir, dolayısı ile evren bir enerji topudur. Varlık denilen atomlar, bu deniz içindeki küçük hava kabarcıkları misali küçük boşluklar/hiçliklerden ibaretler.)

3: وَأَنَّهُ تَعَالَى جَدُّ رَبِّنَا مَا اتَّخَذَ صَاحِبَةً وَلَا وَلَدًا

Ve ennehu teâlâ: O yücedir ceddu : çok rabbinâ : rabbinmâ-t tehaze sâhıbeten : onun refikasıve lâ veledâ: ve yoktur doğan
Rabbin çok yücedir, onun refikası/karısı ve ondan doğanı yoktur.

4: وَأَنَّهُ كَانَ يَقُولُ سَفِيهُنَا عَلَى اللَّهِ شَطَطًا

Ve ennehu : ve bu kâne : öyleyekûlu : diyorsefîhunâ : aptal/zekasız alâ -allâhi : allahınşetatâ: çizik/çizgili/taranmış
Diyor ki bu aptaldır/zekası yoktur, Allahın çizgilerinin.
(Uzayı var eden şey tek boklu çizgilerin tıptı camda gelişen buz desenleri gibi uzanarak sürekli büyüyen yegane varlığı oluşturmasıdır. Bu çizgiler bilgi içermesine karşın zeka sergileyemezler, dolayısı ile kendiliklerinden titreşemez /söz üretemetler. Evren tamamen dolu fakat tek boyutlu olmasından ötürü görünmezdir. Gerçek varlık evrendir.Bizim varlık dediğimiz madde ise bu gerçek varlık içindeki yürıklardır. Yukarıda bahsedilen nefer (üç racul) cinler, evreni işitmiş olmuyor bilakis Kur'an'ın manyetik rüzgarlar vesilesiyle sergilediği titreşimleri algılamış/işitmiş oluyor.)

5: وَأَنَّا ظَنَنَّا أَن لَّن تَقُولَ الْإِنسُ وَالْجِنُّ عَلَى اللَّهِ كَذِبًا

Ve ennâ zanennâ:ben düşündüm en len tekûlel insu : insanlar demeyecekvel cinnu: ve cinnelr alâllâhi : Allah kezibâ: yalancı
---

6: وَأَنَّهُ كَانَ رِجَالٌ مِّنَ الْإِنسِ يَعُوذُونَ بِرِجَالٍ مِّنَ الْجِنِّ فَزَادُوهُمْ رَهَقًا

Ve ennehu kâne : Öyleydilerricâlun: erkekler/muhafızlar minel insi : insanlıkyeûzûne : sığınmakbi ricâlin: erkeklerle minel cinni : cinlerlefe zâdûhum rahekâ: korkuları anttırdı
---

7: وَأَنَّهُمْ ظَنُّوا كَمَا ظَنَنتُمْ أَن لَّن يَبْعَثَ اللَّهُ أَحَدًا

Ve ennehum: onlar zannû kemâ zanentum : zenin zennettiğin gibi zannettileren len yeb’as-a : gönderemezallâhu ehadâ: allah ehaddır
Ve onlar da, sizin zannettiğiniz gibi; Allah ehaddır, kimseyi gönderemez! zannettiler.
(Tek boyut yani ehad olan Allah, kimseyi gönderemez-gücü yetmez anlamında- zannettiler.)

8: وَأَنَّا لَمَسْنَا السَّمَاء فَوَجَدْنَاهَا مُلِئَتْ حَرَسًا شَدِيدًا وَشُهُبًا

Ve ennâ: ben(dim) le mesnâs : dokundum semâe : göğefe vecednâhâ muliet : bekçilerle dolu harasen : bulduk şedîden: şiddetli ve şuhubâ: sıcaklık farkı
Göğe dokundum! Onu bekçilerle dolu bulduk, şiddetli meteor olayları/sıcaklık farkı vardı.
(Göğün dışı cehennem, içi sıfır kelvin derece soğuk; Bu durumda dış ve iç arasındaki meteor olayları en şiddetli seviyededir. Öyle ki ccehennemin sıcaklığını mutlak sıfıra göre ifade için rakamsal değer yerine şiddetini vurgulamak doğru olacaktır. Göğün cehenneme temas eden yüzeyine dokunulduğunda bekçilerle karşılaşma ifadesi ise ısı yalıtımını temin eden yansıtma özelliğidir. Bakınız vahiyleri anlatmaya çalıştığınız devirdeki bilgi/kültür/eğitim seviyesi oldukça düşüktü. Onlar televizyonu anlatmaya çalıştığınızı hayal edin! Tv, tranzistör, manyetizme, elektrik, ekran, anten, yayın vbg gibi kelimeleri kullanmadan yapmak durumundasınız. İnsanların dağarcıklarındaki 30-40 kelimeyle televizyonu anlatmaya çalıştığınızda tamda mushaftaki cümlelerin aynılarını kullanırsınız. Ayet diye ifade edilen cümleler gerçekte vahyin kendisi değil vahiy anlatılarıdır. Vahiyler bir his, bir duygu, bir görüntü olarak iletiliyor. Allahın sözleri denilmesi, hem olayları çarpıtmakta hemde Allah'a hakaret/aşağılamak ve onu kişiselleştirmektir. Allah'ın sözü demek onu kendi yarattığı bir şeye ihtiyaç duyması durumuna sokmaktır.)

9: وَأَنَّا كُنَّا نَقْعُدُ مِنْهَا مَقَاعِدَ لِلسَّمْعِ فَمَن يَسْتَمِعِ الْآنَ يَجِدْ لَهُ شِهَابًا رَّصَدًا

Ve ennâ kunnâ nak’udu: oturuyordum/ayağa kalkan bendim minhâ : onlardan mekâıde lis sem’i: oturduklarını duymak fe men yestemiıl âne yecid : öyle olduğunu dinlemeklehu şihâben rasadâ: onun meteorunu izlemek
Oturuyourdum, onların oturduklarını duyuyordum. Öyle olduklarını dinliyor, onun meteorunu izliyordum.
(Ruhlar atomun içinde oturma vaziyetindeler, Ayağa kalkmak diğer adıyla salat, içinde barındığı atoma destek ve dik duruş sağlıyor. Atomların hareketleri, içlerindeki ruh/enerjinin hareketinden ibaret durumlar ki bunu meteor yani sıcaklık hareketleri ve etkileri olarak ifade etmek burada böyle oldukça doğru duruyor. )

10: وَأَنَّا لَا نَدْرِي أَشَرٌّ أُرِيدَ بِمَن فِي الْأَرْضِ أَمْ أَرَادَ بِهِمْ رَبُّهُمْ رَشَدًا

Ve ennâ lâ nedrî : bilmiyorumeşerrun : noktaurîde: istemek bi men: dahil fîl ardı : yerdeem erâde: veya istedi bi him rabbuhum : rabbinin kendiraşedâ: akılcı/mantıklı
Bilmediğim nokta, yere dahil olmayı ben mi istedim yoksa akılcı olmamamı rabbim mi istedi?

11: وَأَنَّا مِنَّا الصَّالِحُونَ وَمِنَّا دُونَ ذَلِكَ كُنَّا طَرَائِقَ قِدَدًا

Ve ennâ minnâs sâlihûne: ben iyilerdenim/dürüstüm ve minnâ dûne zâlike: bizden aşağı kunnâ tarâika kıdedâ: yolumuz dar ve uzun
Biz iyilerdeniz! Bizden/bizim aşağımızdaki yol dar ve uzun.
(Proton/göklerin içindeki kişi elektrona/yere doğru ilerleyerek oğul verecek. Bunu yapması salih amel olarak anılır. Gökler, yerin fevkinde olduğundan ötürü yer, aşağıdadır, ona uzanan yol -hubl/Allah'ın ipi- dar ve uzundur.)

12: وَأَنَّا ظَنَنَّا أَن لَّن نُّعجِزَ اللَّهَ فِي الْأَرْضِ وَلَن نُّعْجِزَهُ هَرَبًا

Ve ennâ zanennâ : Düşündümen len nu’cizallâhe: Allah başarısız olamaz fîl ardı : yer içindedirve len nu’cizehu herabâ: ondan özgürlüğe kaçış olmaz
Yere indiğinde özgür kalmayı aklınca hesap eden ruh, yerin/elektronun da ondan ayrı olmadığını fark ediyor.

13: وَأَنَّا لَمَّا سَمِعْنَا الْهُدَى آمَنَّا بِهِ فَمَن يُؤْمِن بِرَبِّهِ فَلَا يَخَافُ بَخْسًا وَلَا رَهَقًا

Ve ennâ lemmâ semi’nâl hudâ : Neden ben hudayı-yol göstereni- duymuyorum? âmennâ bihî: ona inanıyoruz fe men yu’min: iman edenlere bi rabbihî : rabbinefe lâ yehâfu bahsen: aşağıda olandan -yer/elektrondan- korkmuyoruz ve lâ rahekâ: o yük değil
Yol göstereni neden duymuyorum? İman edenlere inanıyoruz, aşağıda olandan korkmuyoruz, o bize yük değil.
(Atomun içindeki ruh işitebilmesi için elektrona ihtiyacı var. Elektron yoksa veya kendisi elektronun içine ulaşmamışsa dış ortamdaki manyetik rüzgarları algılayamıyor. Protonun içinde sadece vahiy alabiliyor ama işitemiyor ve sebebini merak ediyor. Aşağıya yani Yer'e/elektrona inmakten imtina ediyor ve korkmuyorum diyor. Sonra ekliyor o bana yük değil. Elektron manyetik özellikleriyle itme ve çekme etkisi sergiliyor, bu özellik ağırlık kavramından yani çekim güçlerine maruz kalmaktan farklı olduğundan ötürü onun bir ağırlık kesbetmeyeceğini ifade ediyor.)

14: وَأَنَّا مِنَّا الْمُسْلِمُونَ وَمِنَّا الْقَاسِطُونَ فَمَنْ أَسْلَمَ فَأُوْلَئِكَ تَحَرَّوْا رَشَدًا

Ve ennâ minnâl muslimûne: Ben müslümanlardanım ve minnâl kâsitûn: ve boyun eğenlerdeniz fe men esleme: böylesi güvenlidir fe ulâike teharrav raşedâ: ve bunlar aklın gösterdiği gerçeklerdir
Ben müslümanlardanım, yani teslim olmuş ve hayatımı hizmete adamışım. Biz boyun eğenlerdeniz, elektriksel anlamda yüklenen atom yükü kadar eğilir. (Potansiyel fark yani gerilim -volt- böyle gelişiyor) Atomun bu hali hayatta kalması adına güvenlidir.)

15: وَأَمَّا الْقَاسِطُونَ فَكَانُوا لِجَهَنَّمَ حَطَبًا

Ve emmâl kâsitûne: kasitune geldiğinde fe kânû: onlar li cehenneme hatabâ: cehennem için odun
---

16: وَأَلَّوِ اسْتَقَامُوا عَلَى الطَّرِيقَةِ لَأَسْقَيْنَاهُم مَّاء غَدَقًا

Ve en levistekâmû: eğer dik dururlarsa alât tarîkati: yolda le eskaynâhum : onları suladıkmâen gadekâ: sırlı su ile
---

17: لِنَفْتِنَهُمْ فِيهِ وَمَن يُعْرِضْ عَن ذِكْرِ رَبِّهِ يَسْلُكْهُ عَذَابًا صَعَدًا

Li neftinehum fîhi: içerdikilerin büyümesi için ve men yu’rıd : gösterilenan zikri rabbihî : rabbinin zikriyleyeslukhu azâben saadâ: yükselen azapları alınır
---

18: وَأَنَّ الْمَسَاجِدَ لِلَّهِ فَلَا تَدْعُوا مَعَ اللَّهِ أَحَدًا

Ve ennel mesâcide lillâhi: Ve bu Allah'ın mescitlerine fe lâ ted’û meallâhi ehadâ: kimseleri Allah ile çağırmayın
---

19: وَأَنَّهُ لَمَّا قَامَ عَبْدُ اللَّهِ يَدْعُوهُ كَادُوا يَكُونُونَ عَلَيْهِ لِبَدًا

Ve ennehu lemmâ kâme: bu yüzden yaptı abdullâhi yedûhu : Allah'ın kölesi çağırıyorkâdû yekûnûne : yakın oldular aleyhi libedâ: sınırlandırılmak
---

20: قُلْ إِنَّمَا أَدْعُو رَبِّي وَلَا أُشْرِكُ بِهِ أَحَدًا

Kul innemâ ed’û rabbî : Dedi ki ben rabbime çalışıyorumve lâ uşriku bihî ehadâ: nokta değilim, tek boyutluyum
Ruhlar tek boyutlular. Yanlardan gözükmeyen tek boyutlu çizgi, ilerlediği yönlerden gözlendiğinde nokta olarak görülecektir. Gerçekte o, ruhtur, tıphı rab gibi.

Devam ediyor...