Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
------

41- Ya sin (36)

  • Bu semboller Gök/kuark çiftlerini ifade ediyorlar.

    Modern bilim protonun içindeki altı tane Kuark'ın her birini ayrı isimlendirmesine karşın Allah bunları birbirinin aynısı üç çift halinde yarattığından ötürü sadece çiftin elemanları olan iki göğü adlandırmıştır. BUnlar gündüz ve gece gökleridir, birisi basınç birisi vakum etkisine sahiptir.

    Hakim Kur’an, aziz ve rahim Allah tarafından indirilmiştir...

    İndirme kelimesi teknik anlamda ortaya çıkarma, saklı iken ayrıştırarak belirgin hale getirme demektir. Gök'lerin/Kuark'ların yaratılışı, zaten var olan bir şeyin içinde oluşturulmalarına, açığa çıkarılmalarına ilişkin teknik anlamdaki tanımdır.

    Muhakkak ki Biz, onların boyunlarına, çenelerine kadar halkalar kıldık. Bu sebeple onlar, başları yukarı kaldırılmış olanlardır. Ve onların önlerine ve arkalarına set kılarak böylece onları perdeledik. Artık onlar görmezler. Ve onları uyarsan da uyarmasan da onlar için eşittir. Onlar amenü olmazlar... Gök'ler/Kuark'lar konik yapıya sahipler. Külahı andıran konilerin tabanlarındaki daire, onların boyunlarındaki halkalar olarak tanımlanıyor. Koni tabanı da onların yüzleri olduğundan başları yukarı kalkık deniyor. Protonun içindeki Kuark'ları içine ve alan protonun kabuğunu oluşturan yedinci Gök/Kuark içtekileri perdelemiş oluyor. Artık onların yüzleri peçe içinde kalmıştır. Dıştan enerji soğurma imkanları kalmayan altı Kuark eşit durumdadırlar. Muhakkak ki Biz, ölüleri diriltiriz. Ve takdim ettiklerini ve onların eserlerini yazarız. Ve her şeyi İmam-ı Mübin’de saydık Ve onlara, o şehrin halkını misal ver. Onlara resuller gelmişti. Onlara iki göndermiştik. Fakat ikisini de tekzip ettiler. Bunun üzerine üçüncü ile azîz kıldık. O zaman onlar: “Muhakkak ki biz, size gönderilmiş resulleriz.” dediler...

    Her element bir belde / köy'dür. Peygamberi olmayan hiçbir belde / köy yoktur.

    Dediler ki: “Siz, bizim gibi beşerden başka bir şey değilsiniz. Ve Rahmân bir şey indirmedi. Siz sadece yalan söylüyorsunuz...” Element içindeki tüm atomlar birbirine benzediği için bu vahiyde geçen diyalog aynen zuhur ediyor, diğerleri kendileri-nin arşa bağlı olmadıklarından habersizdirler, o yüzden “siz de bizim gibisiniz” diye itiraz ediyorlar. Atomların aklı var, yeri geldiğinde akıl ve ruh farkına değiniliyor. Atomlar akılsız ve cansız olsalar evren inşa edilemiyor. Daha açık ifade edersek; İster Big Bang teorisindeki elementlerin oluşumu ister biyolojik canlılığın inşası, hiçbir şeye dokunulmadan sadece önceden yapılmış programlama ile oluştuğu için emri uygulayanların yani meleklerin yani atomların akıllı olması bir gerekliliktir. Dediler ki: “Bizim, gerçekten size gönderilmiş resuller oldu-ğumuzu Rabbimiz biliyor. Ve bizim üzerimizde açıkça tebliğden başka bir şey yoktur. Muhakkak ki biz, sizinle uğursuzluğa uğradık. Eğer siz gerçekten vazgeçmezseniz, sizi mutlaka taşlayacağız. Ve mutlaka bizden size elîm bir azap dokunacak.” dediler. O kullara yazıklar olsun! Onlara hiçbir resul gelmedi ki, onunla alay etmiş olmasınlar..

    Ve ölü toprak onlara bir âyettir. Onu dirilttik ve ondan habbe-ler çıkarttık...

    İns atomunun yapısına toprak deniyor, Evren denizinin enerji dolu yapısı içinde pişiyor. İns atomu içinde enerji olmadığı için camid yani cansızdır. Ona can veren ve mesnet olan varlık enerjiden oluşmalı ki birlikteliklerinden hubbe yani sevgi/aşk oluşsun. Evrendeki tüm canlılığı bu şehvet sağlıyor. Diğer anlamıyla, uçsuz bucaksız evrenin her yeri canlıdır.

    Evrende yetiştirdiği her şeyden, onların nefslerinden ve bilmedikleri şeylerden çiftler yaratan, O, Sübhan’dır... Birçok yerde çiftlerden ve bu çiftlerin dişili erkekli yapısından bahseden Allah, bu vahiyde protonun içindeki Kuark'ların da çift olduğunu ve bir birlerini tamamlayan özel yapılarını tarif ediyor.

    Ve gece onlar için bir âyettir. Ondan gündüzü sıyırırız çekip alırız. O zaman onlar karanlıkta kalanlardır...

    Birbirini tamamlayıcı yapı önceki pasajlarda dişi ve erkek diye anılıyordu. Tam burada maddenin teknik detaylarını açıklayıcı bilgi veriliyor. Gece Gök'lerinin içi boştur. Onların içi boşalırken gündüz Gök'ü içindeki fazla enerji için gündüz deniliyor. Gündüzün sahip olduğu tüm enerji, gece Gök'ü içinden sıyrılıp çıkarılmış oluyor.

    Böylece birisi vakum diğeri basınçtan oluşan iki varlık meyda-na geliyor. Modern bilim işte buraya akıl erdiremiyor ve kısa yoldan giderek madde ve anti madde kuramı ile mevzu hakkında tafsilat verme yükümlülüğünden kaçıyor. Sorsanız anti madde maddeyi nasıl yok edebiliyor? cevap veremiyorlar! Basınç alanın pozitif etkisi, vakum alanın ne negatif yüküne eşittir, birleştiğinde toplamları sıfır (durgun) olacaktır. Ve Güneş, istikrarla akar gider. Ve Ay, kurumuş hurma salkımı dalı gibi bir şekil haline dönünceye kadar ona menziller takdir ettik. Güneş’in Ay’a yetişmesi ve gecenin gündüzü geçmesi mümkün olamaz...

    Gece ve gündüz Gök'lerinin duruşları ve hareketleri tren vagonları gibi belirli hat üzeredir.

    Ve onların nesillerini dolu gemilerde taşımamız onlar için bir âyettir. Ve onlar için gemiler gibi binecekleri şeyler yarattık. Ve Rab’lerinin âyetlerinden hiçbir âyet gelmez ki, savunmasız olmasınlar...

    Ve sur’a üfürülmüştür. İşte o zaman onlar, Rab’lerine koşar-lar... “Eyvahlar olsun bize, mezarlarımızdan bizi kim kaldırdı? Resuller doğru söylemişler...” dediler.

    Cennet hayatının tekrardan başlangıcı sur ile gerçekleşiyor. Sur, bir uyarı düdüğü/sesi değil. Manyetizma ile iletilen saikalardır. Manyetik etkiler sonucunda atomlarda hare-ket/canlılık başlıyor. İns atomları birer makine gibi davranıyor-lar, enerji kaynağı olmadığında hareket etmiyorlar. Anlaşılacağı üzere cennet hayatında biyolojik cesetlerimiz yoktur. Atomların içindeki benliğin duyuları aynı dünyadaki gibi yine aktiftir. Tek fark, tüm duyuların yeme, dokunma, koklama, görme işitme eylemlerinden elde ettikleri elektrik sinyallerini, fiziksel seramoniler olmaksızın direkt İns atomuna ulaşmasıyladır. Ve ey suçlular! Bugün ayrılın...

    Suçluların ayrılması, mıknatısların kutuplarını oluşturan etki atomların bir yöne yatkınlığı/yönelmesi sayesinde oluşuyor. Suçluların amelleri sola dönen kayıtlardan oluşuyor ve ayrıştı-rılmaları ise fiziksel bir işleyiştir. Ey Ademoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki şeytan, size apaçık bir düşmandır. Size vaat edilmiş olan cehennem budur. İnkâr etmeniz sebebiyle bugün ona yaslanın...

    Cehennemliklerin ayrıştırılma şekli fizik kuralları dâhilinde bir iş olunca, mıknatısların kutupları ya cehenneme dik duruş sergileyip ona karşı itme sağlanır yada paralel duruş ile ona çekilerek yaslanılır.

    Bu gün onların ağızlarını mühürleriz. Kazanmış olduklarını elleri bize anlatır, bacakları şahitlik eder. Ve eğer dileseydik gözlerini mahvederdik. O zaman yolda koşuştururlardı. Ve eğer dileseydik, elbette onları mekânlarında değiştirirdik. O zaman birbirine yapışmış halde ileri gitmeye ve geri dönmeye güçleri yetmezdi...

    Atom, atom, atom… Mevlana atomu/âyeti İnsanlara anlata-madı, onu Sema(Gök)zen adı altında figürleştirdi onu döndüre-rek onun hareketini anlattı. Ona giydirdiği etek ile bacakları etrafındaki manyetizmayı ve enerji seviyesini ifade etti.

    Yazılmış tüm tefsirlerde kelimeler hep tahrif edildi, binlerce kelime müfessirin uygun gördüğü kelimelerle değiştirildi, hatta hiç alakası olmayan vahiylerde geçmeyen kelimeler ilave edildi, bacak kelimesi de ayak ile değiştirildi. Bir kelime hatta bir noktalama işareti değiştiğinde vahiylerin anlamı ta uzayın öbür ucu kadar uzağa gitti.

    Ve Biz onları binekleri, onlara boyun eğdirdik. Böylece onlar-dan, kendilerinin binekleri oldu. Onlara yardım etmeye muktedir değildirler... Eder denen iş makinesi onu kullanan operatöre boyun eğmiş-tir. İns atomu içindeki benliğe boyun eğmiştir. Beşer dünya yüzünde dolaşarak benliğe binek olmaktadır. İnsan, onu bir nutfeden nasıl yarattığımızı görmedi mi? Sonra da Bize apaçık hasım oldu...

    Yaratılma ve inşa edilme ayrımını yapamayan müfessir, nutfeyi sperm olarak tercüme etme gafletinde bulunuyor. Nutfe, enerji denizindeki az miktar alanın boşaltılması ile oluşan hava kabarcıkları gibi alanlardır. Bu boşlukların adı Gök/Kuark oluyor. Yaratılma, bütünün yarılması ile oluşan eylemin adı. Dünyadaki cesetlerimiz nutfeden yaratılmaz, ondan geliştirilir. Vahiy, sizi sudan yarattık diyor. Kısaca bu vahiy biyolojik bedenin nasıl inşa edildiğini anlatmıyor. Ve kendi yaratılışını unutup Bize misal getirdi: “Kemiklerimiz çürüyüp dağılmış haldeyken kim onlara can verecek?” dedi. De ki: “Onu ilk defa inşa eden, ona hayat verecek. Ve O, bütün yaratışları en iyi bilendir...”

    O (Allah), bir şey irade ettiği zaman O’nun emri, sadece ona: “Ol!” demektir. O, hemen olur...

    “Ol” Emrinin kelam olmadığı, onun bir fizik bilgisi naklettiğini şöyle açabiliriz; Uzayda hareketin ancak ve yalnız iki farklı türünden bahsedile bilinir.

    Doğrusal ve dairesel hareket. Bunların dışında bir hareket çeşidi daha yoktur. Karanlık Varlık içinde gelişecek herhangi bir hareket ancak düz bir hat üzerinde ve/veya dairesel bir yörünge şeklinde olabilir. Mümkün olabilecek hareket çeşitlerini sembol ile ifade edecek olsak bir çember hareketi için “O “ harfini ve doğrusal hareketin sembolü olarak “L” harfini seçebiliriz. Bu harflerin yan yana yazılışı bize, OL emrinin bir sembol olduğunu gösterir. Bu harflerin Türkçe için geçerli olduğu gerçeğine karşılık Arapça için seçilebilecek harflerin Nun (ن) ve Kef (ك) harfleri olduğu ve bunların da yan yana yazılması sonucunda “Kün” yani ol anlamını verdiği görülür. Kef harfinin içinde duran ‘hemzelif’ ise hidrojen atomunu temsil etmektedir. Böylece Kef harfinin evreni sembolize ettiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

    Kef harfinin korneri, doğu diye anılan başlangıç noktası oluyor, bu noktadan uzanan birbirine dik iki çizgi, Gök konisinin kesitidir ve batıya doğru uzanıp gitmektedir.

    İşte O, Sübhan’dır. Her şeyin melekûtu O’nun elindedir. Ve O’na döndürüleceksiniz...

1: يس

Yâ sîn.
On dört tane olan ve Huruf-u Mukattaa denilen sembol harflerden en önemli ikisidir; Bunlar kütleli ve kütlesiz kuark çiftini temsil ederler. Bu kuarkların kütleli olanının adı "gece" ve kütlesiz olanının adı "Gündüz" dür.


Gece isimli kuarkın içinde boşluk varken gündüz kuarkının içi tamamen enerji doludur. Kuarklardan üç çif ve bir teki ile proton teşekkül etmektedir. Proton, sahibi olduğu kütleyi gece isimli kuark temin ederken hacmini gündüz kuarkı sağlamaktadır. Konunun ağırlıkla ilgisi yoktur. Ağırılık, tamamen kuarkların çekim etkisinin izlencesidir.

2: وَالْقُرْآنِ الْحَكِيمِ

Vel kur’ânil hakîm
Ve Kur'an hükmeder.

3: إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ

İnneke leminel: sen kime murselîn: gönderilen
(Kur'an) Sen kime gönderildin?.b>

4: عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ

Alâ sırâtın : yol üzerine/üstünemustakîm: düz (hat)
Düz yol üstüne.
(Gökler uzatılıarak Yer oluşturuluyor. Yer uzun bir yol gibi uzanıyor. Sonra Musanın değeneği, dağların kazığı diye de anılan bu uzun yol üzerine levhi mahfuzlar tıptı CD ler gibi yerleşiyor. Böylece Kur'an, yer üzerine indirilmiş oluyor. Kur'anı oluşturan ruh hakkında önceki Cinn isimli pasajda anlatılar vardı. Sonraki pasajlarda da yer'e inen ruh için "oğul" tabiri kullanılacak. Kur'an hakkında "O bir ruhtur" ifadeleri sıklıkla anılmıştır. Teknik anlamda atomun elektronunu oluşturan Kur'an, elektromanyetizmanın ta kendisidir.)

5: تَنزِيلَ الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ

Tenzîlel : indirmekazîzir : aziz: merhametli
Merhamet olsun diye indirildi

6: لِتُنذِرَ قَوْمًا مَّا أُنذِرَ آبَاؤُهُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ

Li tunzira kavmen: kavimleri uyarmak için mâ unzira: ne uyarı âbâuhum : babalarıfe hum gâfilûn: onlar habersizdiler
---

7: لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلَى أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

Lekad hakkal kavlu: söylemeye hakkım var alâ ekserihim: çoğunun fe hum lâ yu’minûn: onlar inanmıyorlar
---

8: إِنَّا جَعَلْنَا فِي أَعْنَاقِهِمْ أَغْلاَلاً فَهِيَ إِلَى الأَذْقَانِ فَهُم مُّقْمَحُونَ

İnnâ cealnâ : biz yaptıkfî a’nâkıhim aglâlen : boyunlarına örtü/halkafe hiye ilâl ezkâni: (başlarını) uyluklarına doğru eğmek içinfe hum mukmehûn: onlar hevesleniyor
Boyunlarına halka yaptık, onları uyluklarına eğmek için, onlarsa başlarını dikeltiyorlar.
(Teslim olmuş, boyun eğmiş atomlara müslüman deniyor. Onların her hangi bir element kurulumunda görev alabilmeleri için boyunlarının eğilmiş olması lazım, bu fiziksel bir gereklilik, manyetik özellikler ancak boyun eğme ile gerçekleşiyor. Elementlerin maddeye dönüşmesi için birbirlerine bağlanmaları lazım, bu ise ancak rüku halindeki atomlarla mümkün olabiliyor. Dik duran atomların manyetik özeklikleri nötr durumdadır.)

9: وَجَعَلْنَا مِن بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لاَ يُبْصِرُونَ

Ve cealnâ : yaptıkmin beyni eydîhim sedden : ellerinden set/baraj ve min halfihim sedden : ve arkalarında da baraj yaptıkfe agşeynâhum : görmeleri engellendife hum lâ yubsırûn: onlar göremediler
Ellerinden baraj yaptık, arkalarında da baraj yaptık, görmeleri engellenince onlar göremez oldular.
(Kuarklar belli nizam ile duruyorlar, buna başka cümlelerde değiniliyor; üç çift kuarkı içine alan tek kuark ile içteki altı kuark hapsediliyor. Dıştaki kuarkın manyetizması bir baraj niteliğini taşıyor, çünkü enerjinin akışkan yapısı su benzetmesi ile ifade ediiyor. Böylesi ifadeler o çağın insanına ağır teknik meseleleri anlatırken normal duruyor. Kurakların gözleri (hur-i) / görüşleri böylece engellenmiş oluyor. Kuarklar gözlerinden beslenmekteler, bu durumda onların aç ve enerjisiz kalmalıyla bir sorun zuhur ediyor, artık onlar kinetik yoldan beslenecekler, yine başkaca vahiy anlatısı cümlelerde bulacağız. )

10: وَسَوَاء عَلَيْهِمْ أَأَنذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنذِرْهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ

Ve sevâun aleyhime enzertehum: onları uyarayımmı mıem lem tunzirhum: veya uyardın da mılâ yu’minûn: inanmıyorlar
Onları uyarayım mı uyarmayayım mı? Veya Uyardın da onlar mı inanmadılar?

11: إِنَّمَا تُنذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ وَخَشِيَ الرَّحْمَن بِالْغَيْبِ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَأَجْرٍ كَرِيمٍ

İnnemâ tunziru: gerçekten uyarımenittebeaz zikre : zikri/erkeği takip etmekve haşiyer rahmâne: rahmandan korkunbil gaybi: görünmeyenife beşşirhu : muştulayıcı/ iyi haber verenbi magfiratin : ve ecrin kerîm: ve cömertliğin ücreti
Rahmandan korkun uyarısı, zikri/erkeği takip edenler için! O size görünmeyeni haber vererek cömertliğinin ücretsiz olduğunu muştuluyor (Beşşer: muştu/iyi haber)
(Dünya üzerindeki beşeri yaşam - göze sahip tüm hayvanlarda beşer olarak anılıyor- için enerji kaynağı olan besinler ve atomların dünyasındaki "İnsan/ ruhu olan atom" ların enerji ihtiyaçları da dahil olmak üzere her türlü nimet ücretsiz, karşılıksız, beklentisiz ikram ediliyor.)

12: إِنَّا نَحْنُ نُحْيِي الْمَوْتَى وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَآثَارَهُمْ وَكُلَّ شَيْءٍ أحْصَيْنَاهُ فِي إِمَامٍ مُبِينٍ

İnnâ : şüphesiznahnu : biziznuhyil : selamlıyoruzmevtâ : Kabrinde bekleyenleri ve nektubu : yazarızmâ kaddemû : yaptıklarınıve âsârahum: etkilerinive kulle şey’in ahsaynâhu: her şeyi sayarızfî imâmin mubîn: en önde gösterirriz
Şüphesiz kabrinde bekleyenleri selamlayan biziz. Yaptıklarını ve etkilerinin hepsini yazarız, en önde gösterirriz.
(Mevta, kabirde bekleyen ruh. Kabir, ruhun barındığı gece/kuark. Hareketli/yaşayan olan ruh için ev diye anılıyorken, pasif duran ruh için kabir sayılıyor. Kabirdekini selamlanması, onu besleyen enerjinin iletilmesi.)

13: وَاضْرِبْ لَهُم مَّثَلاً أَصْحَابَ الْقَرْيَةِ إِذْ جَاءهَا الْمُرْسَلُونَ

Vadrıb lehum: onları vurdu meselen: misal ashâbel karyeti: köyün sahibi iz câehâl : geldimurselûn: gönderen
---

14: إِذْ أَرْسَلْنَا إِلَيْهِمُ اثْنَيْنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزْنَا بِثَالِثٍ فَقَالُوا إِنَّا إِلَيْكُم مُّرْسَلُونَ

İz erselnâ ileyhimusneyni : onları gönderdikfe kezzebûhumâ : onlar yalan söyledilerfe azzeznâ : göçlendirdikbi sâlisin : üçüncüyüfe kâlû : dediler ki innâ ileykum murselûn: şüphesiz bize gönderen
Onları gönderdik, onlar yalan söylediler. Güçlendirip üçüncü kez gönderdik. Dediler "Şüphesin gönderen sendin!"
(İlk gönderilen İbrahim nesli atomlar ve ikinci gönderilen Musa adı verilen nesil atomların işleyiş yönü terse kalıyor ve bunu yalancılık olarak anlatıyor. Ücüncü olarak yeni bir nesil yerine var olan ama zayıflamış İbrahim neslinin atomu olan Elif içindeki Ruh'un adı Muhammed idi.)

15: قَالُوا مَا أَنتُمْ إِلاَّ بَشَرٌ مِّثْلُنَا وَمَا أَنزَلَ الرَّحْمن مِن شَيْءٍ إِنْ أَنتُمْ إِلاَّ تَكْذِبُونَ

Kâlû mâ entum: dediler sen nesin illâ : ancak beşerun mislunâ : bizim gibi beşersinve mâ enzeler rahmânu: rahman seni ortaya çıkardı min şey’in in entum : bir şeyden illâ tekzibûn: ancak yalan söylemek
Dediler "sen nesin? Bizim gibi beşersin. Rahman seni bir şeyden ortaya çıkardı, ancak sen yalancısın"

16: قَالُوا رَبُّنَا يَعْلَمُ إِنَّا إِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَ

Kalû rabbunâ ya’lemu : dediler rabbimiz bilirinnâ ileykum: şüpnesiz sana le murselûn: gönderilen
---

17: وَمَا عَلَيْنَا إِلاَّ الْبَلاَغُ الْمُبِينُ

Ve mâ aleynâ: elimizdeki/ellerimiz nedir illâl belâgul mubîn: ancak gösterilen ---

18: قَالُوا إِنَّا تَطَيَّرْنَا بِكُمْ لَئِن لَّمْ تَنتَهُوا لَنَرْجُمَنَّكُمْ وَلَيَمَسَّنَّكُم مِّنَّا عَذَابٌ أَلِيمٌ

Kâlû innâ tetayyernâ bi kum: dediler muhakkak sizin uçmanız le in lem tentehû : bitmedikçe le nercumennekum : sizin enerjinizve le yemessennekum : size yardım içinminnâ azâbun elîm: bizden korkuç bir azap
Muhakkak ki enerjiniz bitmedikçe uçmanız bizdendir, size yardım ediyoruz, yoksa korkunç bir azap var.
(Atomların bedeni enerjiden ibaret, onlar içlerindeki enerjiyle vücut buluyor ve enerji sayesinde uçuyorlar. Uçmak, dünyadaki anlamından biraz farklı, atomlar uzayda zaten yüzmekteler, uçmak eylemi, atomun diğer atomun içindeki enerjiyi çekmek/çalmak istemesiyle sergilenen çekim etkisinde sürüklenmenin adı oluyor. Hidrojen tıpkı bir jet motoru gibi itme ve çekme etkisi üretiyor. ne zamanki enerjisi tükenirse cehenneme karışacak/durgun hale geliyor.)

19: قَالُوا طَائِرُكُمْ مَعَكُمْ أَئِن ذُكِّرْتُم بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ مُّسْرِفُونَ

Kâlû tairi kum meakum: sizin uçmanız kendinizdendir e in zukkirtum: siz bahsettiniz bel entum kavmun musrifûn: ancak sen halkın israftatadır < /b>
Uçmanuz kendinizdendir. enerji olarak kendi bedeninizi/varlığınızı harcamaktasınız.

20: وَجَاء مِنْ أَقْصَى الْمَدِينَةِ رَجُلٌ يَسْعَى قَالَ يَا قَوْمِ اتَّبِعُوا الْمُرْسَلِينَ

Ve câe : geldimin aksal medîneti : şehrin uzak tarafından raculun : erkek yes’â kâle : aradığını söyledi yâ kavmi- t tebiûl murselîn: ey kavmin fönderilene tabi olun
Şehrin uzak tarafından bir adan geldi, arıyordu... Dedi "Ey kavmim gönderilene tabi olun!"
(Şehir, atomların birlikte ama ayrık durduğu topluluğa deniyor. Kör atomlardan ibaret bu topluluğu organize eden Adem/helyum, onların peygamberi oluyor. Her kavme bir peygamber gönderiliyor ki aldığı vahiy uyarınca atomları oganize etsin. Atomların her birisine vahiy gelse bile onlar kendi lokasyonlarını bilemediklerinden ötürü peygambersiz başaramıyorlar.)

Devam ediyor...