Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
------

41- Ya sin (36)

  • Bu semboller Gök/kuark çiftlerini ifade ediyorlar.

    Modern bilim protonun içindeki altı tane Kuark'ın her birini ayrı isimlendirmesine karşın Allah bunları birbirinin aynısı üç çift halinde yarattığından ötürü sadece çiftin elemanları olan iki göğü adlandırmıştır. BUnlar gündüz ve gece gökleridir, birisi basınç birisi vakum etkisine sahiptir.

    Hakim Kur’an, aziz ve rahim Allah tarafından indirilmiştir...

    İndirme kelimesi teknik anlamda ortaya çıkarma, saklı iken ayrıştırarak belirgin hale getirme demektir. Gök'lerin/Kuark'ların yaratılışı, zaten var olan bir şeyin içinde oluşturulmalarına, açığa çıkarılmalarına ilişkin teknik anlamdaki tanımdır.

    Muhakkak ki Biz, onların boyunlarına, çenelerine kadar halkalar kıldık. Bu sebeple onlar, başları yukarı kaldırılmış olanlardır. Ve onların önlerine ve arkalarına set kılarak böylece onları perdeledik. Artık onlar görmezler. Ve onları uyarsan da uyarmasan da onlar için eşittir. Onlar amenü olmazlar... Gök'ler/Kuark'lar konik yapıya sahipler. Külahı andıran konilerin tabanlarındaki daire, onların boyunlarındaki halkalar olarak tanımlanıyor. Koni tabanı da onların yüzleri olduğundan başları yukarı kalkık deniyor. Protonun içindeki Kuark'ları içine ve alan protonun kabuğunu oluşturan yedinci Gök/Kuark içtekileri perdelemiş oluyor. Artık onların yüzleri peçe içinde kalmıştır. Dıştan enerji soğurma imkanları kalmayan altı Kuark eşit durumdadırlar. Muhakkak ki Biz, ölüleri diriltiriz. Ve takdim ettiklerini ve onların eserlerini yazarız. Ve her şeyi İmam-ı Mübin’de saydık Ve onlara, o şehrin halkını misal ver. Onlara resuller gelmişti. Onlara iki göndermiştik. Fakat ikisini de tekzip ettiler. Bunun üzerine üçüncü ile azîz kıldık. O zaman onlar: “Muhakkak ki biz, size gönderilmiş resulleriz.” dediler...

    Her element bir belde / köy'dür. Peygamberi olmayan hiçbir belde / köy yoktur.

    Dediler ki: “Siz, bizim gibi beşerden başka bir şey değilsiniz. Ve Rahmân bir şey indirmedi. Siz sadece yalan söylüyorsunuz...” Element içindeki tüm atomlar birbirine benzediği için bu vahiyde geçen diyalog aynen zuhur ediyor, diğerleri kendileri-nin arşa bağlı olmadıklarından habersizdirler, o yüzden “siz de bizim gibisiniz” diye itiraz ediyorlar. Atomların aklı var, yeri geldiğinde akıl ve ruh farkına değiniliyor. Atomlar akılsız ve cansız olsalar evren inşa edilemiyor. Daha açık ifade edersek; İster Big Bang teorisindeki elementlerin oluşumu ister biyolojik canlılığın inşası, hiçbir şeye dokunulmadan sadece önceden yapılmış programlama ile oluştuğu için emri uygulayanların yani meleklerin yani atomların akıllı olması bir gerekliliktir. Dediler ki: “Bizim, gerçekten size gönderilmiş resuller oldu-ğumuzu Rabbimiz biliyor. Ve bizim üzerimizde açıkça tebliğden başka bir şey yoktur. Muhakkak ki biz, sizinle uğursuzluğa uğradık. Eğer siz gerçekten vazgeçmezseniz, sizi mutlaka taşlayacağız. Ve mutlaka bizden size elîm bir azap dokunacak.” dediler. O kullara yazıklar olsun! Onlara hiçbir resul gelmedi ki, onunla alay etmiş olmasınlar..

    Ve ölü toprak onlara bir âyettir. Onu dirilttik ve ondan habbe-ler çıkarttık...

    İns atomunun yapısına toprak deniyor, Evren denizinin enerji dolu yapısı içinde pişiyor. İns atomu içinde enerji olmadığı için camid yani cansızdır. Ona can veren ve mesnet olan varlık enerjiden oluşmalı ki birlikteliklerinden hubbe yani sevgi/aşk oluşsun. Evrendeki tüm canlılığı bu şehvet sağlıyor. Diğer anlamıyla, uçsuz bucaksız evrenin her yeri canlıdır.

    Evrende yetiştirdiği her şeyden, onların nefslerinden ve bilmedikleri şeylerden çiftler yaratan, O, Sübhan’dır... Birçok yerde çiftlerden ve bu çiftlerin dişili erkekli yapısından bahseden Allah, bu vahiyde protonun içindeki Kuark'ların da çift olduğunu ve bir birlerini tamamlayan özel yapılarını tarif ediyor.

    Ve gece onlar için bir âyettir. Ondan gündüzü sıyırırız çekip alırız. O zaman onlar karanlıkta kalanlardır...

    Birbirini tamamlayıcı yapı önceki pasajlarda dişi ve erkek diye anılıyordu. Tam burada maddenin teknik detaylarını açıklayıcı bilgi veriliyor. Gece Gök'lerinin içi boştur. Onların içi boşalırken gündüz Gök'ü içindeki fazla enerji için gündüz deniliyor. Gündüzün sahip olduğu tüm enerji, gece Gök'ü içinden sıyrılıp çıkarılmış oluyor.

    Böylece birisi vakum diğeri basınçtan oluşan iki varlık meyda-na geliyor. Modern bilim işte buraya akıl erdiremiyor ve kısa yoldan giderek madde ve anti madde kuramı ile mevzu hakkında tafsilat verme yükümlülüğünden kaçıyor. Sorsanız anti madde maddeyi nasıl yok edebiliyor? cevap veremiyorlar! Basınç alanın pozitif etkisi, vakum alanın ne negatif yüküne eşittir, birleştiğinde toplamları sıfır (durgun) olacaktır. Ve Güneş, istikrarla akar gider. Ve Ay, kurumuş hurma salkımı dalı gibi bir şekil haline dönünceye kadar ona menziller takdir ettik. Güneş’in Ay’a yetişmesi ve gecenin gündüzü geçmesi mümkün olamaz...

    Gece ve gündüz Gök'lerinin duruşları ve hareketleri tren vagonları gibi belirli hat üzeredir.

    Ve onların nesillerini dolu gemilerde taşımamız onlar için bir âyettir. Ve onlar için gemiler gibi binecekleri şeyler yarattık. Ve Rab’lerinin âyetlerinden hiçbir âyet gelmez ki, savunmasız olmasınlar...

    Ve sur’a üfürülmüştür. İşte o zaman onlar, Rab’lerine koşar-lar... “Eyvahlar olsun bize, mezarlarımızdan bizi kim kaldırdı? Resuller doğru söylemişler...” dediler.

    Cennet hayatının tekrardan başlangıcı sur ile gerçekleşiyor. Sur, bir uyarı düdüğü/sesi değil. Manyetizma ile iletilen saikalardır. Manyetik etkiler sonucunda atomlarda hare-ket/canlılık başlıyor. İns atomları birer makine gibi davranıyor-lar, enerji kaynağı olmadığında hareket etmiyorlar. Anlaşılacağı üzere cennet hayatında biyolojik cesetlerimiz yoktur. Atomların içindeki benliğin duyuları aynı dünyadaki gibi yine aktiftir. Tek fark, tüm duyuların yeme, dokunma, koklama, görme işitme eylemlerinden elde ettikleri elektrik sinyallerini, fiziksel seramoniler olmaksızın direkt İns atomuna ulaşmasıyladır. Ve ey suçlular! Bugün ayrılın...

    Suçluların ayrılması, mıknatısların kutuplarını oluşturan etki atomların bir yöne yatkınlığı/yönelmesi sayesinde oluşuyor. Suçluların amelleri sola dönen kayıtlardan oluşuyor ve ayrıştı-rılmaları ise fiziksel bir işleyiştir. Ey Ademoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki şeytan, size apaçık bir düşmandır. Size vaat edilmiş olan cehennem budur. İnkâr etmeniz sebebiyle bugün ona yaslanın...

    Cehennemliklerin ayrıştırılma şekli fizik kuralları dâhilinde bir iş olunca, mıknatısların kutupları ya cehenneme dik duruş sergileyip ona karşı itme sağlanır yada paralel duruş ile ona çekilerek yaslanılır.

    Bu gün onların ağızlarını mühürleriz. Kazanmış olduklarını elleri bize anlatır, bacakları şahitlik eder. Ve eğer dileseydik gözlerini mahvederdik. O zaman yolda koşuştururlardı. Ve eğer dileseydik, elbette onları mekânlarında değiştirirdik. O zaman birbirine yapışmış halde ileri gitmeye ve geri dönmeye güçleri yetmezdi...

    Atom, atom, atom… Mevlana atomu/âyeti İnsanlara anlata-madı, onu Sema(Gök)zen adı altında figürleştirdi onu döndüre-rek onun hareketini anlattı. Ona giydirdiği etek ile bacakları etrafındaki manyetizmayı ve enerji seviyesini ifade etti.

    Yazılmış tüm tefsirlerde kelimeler hep tahrif edildi, binlerce kelime müfessirin uygun gördüğü kelimelerle değiştirildi, hatta hiç alakası olmayan vahiylerde geçmeyen kelimeler ilave edildi, bacak kelimesi de ayak ile değiştirildi. Bir kelime hatta bir noktalama işareti değiştiğinde vahiylerin anlamı ta uzayın öbür ucu kadar uzağa gitti.

    Ve Biz onları binekleri, onlara boyun eğdirdik. Böylece onlar-dan, kendilerinin binekleri oldu. Onlara yardım etmeye muktedir değildirler... Eder denen iş makinesi onu kullanan operatöre boyun eğmiş-tir. İns atomu içindeki benliğe boyun eğmiştir. Beşer dünya yüzünde dolaşarak benliğe binek olmaktadır. İnsan, onu bir nutfeden nasıl yarattığımızı görmedi mi? Sonra da Bize apaçık hasım oldu...

    Yaratılma ve inşa edilme ayrımını yapamayan müfessir, nutfeyi sperm olarak tercüme etme gafletinde bulunuyor. Nutfe, enerji denizindeki az miktar alanın boşaltılması ile oluşan hava kabarcıkları gibi alanlardır. Bu boşlukların adı Gök/Kuark oluyor. Yaratılma, bütünün yarılması ile oluşan eylemin adı. Dünyadaki cesetlerimiz nutfeden yaratılmaz, ondan geliştirilir. Vahiy, sizi sudan yarattık diyor. Kısaca bu vahiy biyolojik bedenin nasıl inşa edildiğini anlatmıyor. Ve kendi yaratılışını unutup Bize misal getirdi: “Kemiklerimiz çürüyüp dağılmış haldeyken kim onlara can verecek?” dedi. De ki: “Onu ilk defa inşa eden, ona hayat verecek. Ve O, bütün yaratışları en iyi bilendir...”

    O (Allah), bir şey irade ettiği zaman O’nun emri, sadece ona: “Ol!” demektir. O, hemen olur...

    “Ol” Emrinin kelam olmadığı, onun bir fizik bilgisi naklettiğini şöyle açabiliriz; Uzayda hareketin ancak ve yalnız iki farklı türünden bahsedile bilinir.

    Doğrusal ve dairesel hareket. Bunların dışında bir hareket çeşidi daha yoktur. Karanlık Varlık içinde gelişecek herhangi bir hareket ancak düz bir hat üzerinde ve/veya dairesel bir yörünge şeklinde olabilir. Mümkün olabilecek hareket çeşitlerini sembol ile ifade edecek olsak bir çember hareketi için “O “ harfini ve doğrusal hareketin sembolü olarak “L” harfini seçebiliriz. Bu harflerin yan yana yazılışı bize, OL emrinin bir sembol olduğunu gösterir. Bu harflerin Türkçe için geçerli olduğu gerçeğine karşılık Arapça için seçilebilecek harflerin Nun (ن) ve Kef (ك) harfleri olduğu ve bunların da yan yana yazılması sonucunda “Kün” yani ol anlamını verdiği görülür. Kef harfinin içinde duran ‘hemzelif’ ise hidrojen atomunu temsil etmektedir. Böylece Kef harfinin evreni sembolize ettiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

    Kef harfinin korneri, doğu diye anılan başlangıç noktası oluyor, bu noktadan uzanan birbirine dik iki çizgi, Gök konisinin kesitidir ve batıya doğru uzanıp gitmektedir.

    İşte O, Sübhan’dır. Her şeyin melekûtu O’nun elindedir. Ve O’na döndürüleceksiniz...

41/36 Ya Sin - 1: يس

Ya sin.
Sayısı on dört tane olan ve Huruf-u Mukattaa denilen sembol harflerden en önemli ikisi ya ve sin dir; Bunlar kütleli ve kütlesiz kuark çiftini temsil ederler. Bu kuarkların kütleli olanının adı "gece" ve kütlesiz olanının adı "Gündüz" dür. Gece isimli kuarkın içinde boşluk varken gündüz kuarkının içi tamamen enerji doludur.

Kuarklardan üç çift ve bir tek ile bir proton teşekkül etmektedir. Proton, sahibi olduğu kütleyi gece isimli kuark temin ederken hacmini gündüz kuarkı sağlamaktadır. Konunun ağırlıkla ilgisi yoktur. Ağırılık, tamamen kuarkların çekim etkisinin izlencesidir.

41/36 Ya Sin - 2: وَالْقُرْآنِ الْحَكِيمِ

Vel kur’anil hakim : Kur'an hükmeder

41/36 Ya Sin - 3: إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ

İnneke leminel: sen kime
murselin: gönderilen
(Kur'an) Sen kime gönderildin?

41/36 Ya Sin - 4: عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ

Ala sıratın : yol üzerine/üstüne
mustakim: düz (hat)
(Gökler, ayların kenarlarının birbirlerini kesmeleri sonrasında oluşan girdaplardır. Onlar düz bir hat üzerinde adeta ipe dizilmiş inci kolye gibi dururlar.)

41/36 Ya Sin - 5: تَنزِيلَ الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ

Tenzilel : indirmek
azizir : aziz
: merhametli

41/36 Ya Sin - 6: لِتُنذِرَ قَوْمًا مَّا أُنذِرَ آبَاؤُهُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ

Li tunzira kavmen: kavimleri uyarmak için
ma unzira: ne uyarı
abauhum : babaları
fe hum gafilun: onlar habersizdiler

41/36 Ya Sin - 7: لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلَى أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

Lekad hakkal kavlu: söylemeye hakkım var
ala ekserihim: çoğunun
fe hum la yu’minun: onlar inanmıyorlar

41/36 Ya Sin - 8: إِنَّا جَعَلْنَا فِي أَعْنَاقِهِمْ أَغْلاَلاً فَهِيَ إِلَى الأَذْقَانِ فَهُم مُّقْمَحُونَ

İnna cealna : biz yaptık
fi a’nakıhim aglalen : boyunlarına örtü/halka
fe hiye ilal ezkani: (başlarını) uyluklarına doğru eğmek için
fe hum mukmehun: onlar hevesleniyor
Boyunlarına halka yaptık, onları uyluklarına eğmek için, onlarsa başlarını dikeltiyorlar.
(Teslim olmuş, boyun eğmiş atomlara müslüman deniyor. Onların her hangi bir element kurulumunda görev alabilmeleri için boyunlarının eğilmiş olması lazım, bu fiziksel bir gereklilik, manyetik özellikler ancak boyun eğme ile gerçekleşiyor. Elementlerin maddeye dönüşmesi için birbirlerine bağlanmaları lazım, bu ise ancak rüku halindeki atomlarla mümkün olabiliyor. Dik duran atomların manyetik özeklikleri nötr durumdadır.)

41/36 Ya Sin - 9: وَجَعَلْنَا مِن بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لاَ يُبْصِرُونَ

Ve cealna : oluşturduk
min beyni eydihim sedden : ellerinden set/baraj
ve min halfihim sedden : ve arkalarında da baraj yaptık
fe agşeynahum : görmeleri engellendi
fe hum la yubsırun: onlar göremediler
Ellerinden baraj yaptık, arkalarında da baraj yaptık, görmeleri engellenince onlar göremez oldular.
(Kuarklar belli nizam ile duruyorlar, buna başka cümlelerde değiniliyor; üç çift kuarkı içine alan tek kuark ile içteki altı kuark hapsediliyor. Dıştaki kuarkın manyetizması bir baraj niteliğini taşıyor, çünkü enerjinin akışkan yapısı su benzetmesi ile ifade ediiyor. Böylesi ifadeler o çağın insanına ağır teknik meseleleri anlatırken normal duruyor. Kurakların gözleri (hur-i) / görüşleri böylece engellenmiş oluyor. Kuarklar gözlerinden beslenmekteler, bu durumda onların aç ve enerjisiz kalmalıyla bir sorun zuhur ediyor, artık onlar kinetik yoldan beslenecekler, yine başkaca vahiy anlatısı cümlelerde bulacağız.)

41/36 Ya Sin - 10: وَسَوَاء عَلَيْهِمْ أَأَنذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنذِرْهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ

Ve sevaun aleyhime enzertehum: onları uyarayım mı?
em lem tunzirhum: veya uyardın da mı
la yu’minun: inanmıyorlar
Onları uyarayım mı uyarmayayım mı? Veya Uyardın da onlar mı inanmadılar?

41/36 Ya Sin - 11: إِنَّمَا تُنذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ وَخَشِيَ الرَّحْمَن بِالْغَيْبِ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَأَجْرٍ كَرِيمٍ

İnnema tunziru: gerçekten uyarı
menittebeaz zikre : zikri/erkeği takip etmek
ve haşiyer rahmane: rahmandan korkun
bil gaybi: görünmeyeni
fe beşşirhu : muştulayıcı/ iyi haber veren
bi magfiratin :
ve ecrin kerim: ve cömertliğin ücreti
Rahmandan korkun uyarısı, zikri/erkeği takip edenler için! O size görünmeyeni haber vererek cömertliğinin ücretsiz olduğunu muştuluyor (Beşşer: muştu/iyi haber)
(Dünya üzerindeki beşeri yaşam - göze sahip tüm hayvanlarda beşer olarak anılıyor- için enerji kaynağı olan besinler ve atomların dünyasındaki "İnsan/ ruhu olan atom" ların enerji ihtiyaçları da dahil olmak üzere her türlü nimet ücretsiz, karşılıksız, beklentisiz ikram ediliyor.)

41/36 Ya Sin - 12: إِنَّا نَحْنُ نُحْيِي الْمَوْتَى وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَآثَارَهُمْ وَكُلَّ شَيْءٍ أحْصَيْنَاهُ فِي إِمَامٍ مُبِينٍ

İnna : şüphesiz
nahnu : biziz
nuhyil : selamlıyoruz
mevta : Kabrinde bekleyenleri
ve nektubu : yazarız
ma kaddemu : yaptıklarını
ve asarahum: etkilerini
ve kulle şey’in ahsaynahu: her şeyi sayarız
fi imamin mubin: en önde gösterirriz
Şüphesiz kabrinde bekleyenleri selamlayan biziz. Yaptıklarını ve etkilerinin hepsini yazarız, en önde gösterirriz.
(Mevta, kabirde bekleyen ruh. Kabir, ruhun barındığı gece/kuark. Hareketli/yaşayan olan ruh için ev diye anılıyorken, pasif duran ruh için kabir sayılıyor. Kabirdekini selamlanması, onu besleyen enerjinin iletilmesi.)

41/36 Ya Sin - 13: وَاضْرِبْ لَهُم مَّثَلاً أَصْحَابَ الْقَرْيَةِ إِذْ جَاءهَا الْمُرْسَلُونَ

Vadrıb lehum: onlara vurdu
meselen: gibi
ashabel karyeti: köyün sahipleri
iz caehal : geldi
murselun: gönderilen

41/36 Ya Sin - 14: إِذْ أَرْسَلْنَا إِلَيْهِمُ اثْنَيْنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزْنَا بِثَالِثٍ فَقَالُوا إِنَّا إِلَيْكُم مُّرْسَلُونَ

İz erselna ileyhimusneyni : onları gönderdik
fe kezzebuhuma : onlar yalan söylediler
fe azzezna : göçlendirdik
bi salisin : üçüncüyü
fe kalu : dediler ki
inna ileykum murselun: şüphesiz bize gönderen
Onları gönderdik, onlar yalan söylediler. Güçlendirip üçüncü kez gönderdik. Dediler "Şüphesin gönderen sendin!"
(İlk gönderilen İbrahim nesli atomlar ve ikinci gönderilen Musa adı verilen nesil atomların işleyiş yönü terse kalıyor ve bunu yalancılık olarak anlatıyor. Ücüncü olarak yeni bir nesil yerine var olan ama zayıflamış İbrahim neslinin atomu olan Elif içindeki Ruh'un adı Muhammed idi.)

41/36 Ya Sin - 15: قَالُوا مَا أَنتُمْ إِلاَّ بَشَرٌ مِّثْلُنَا وَمَا أَنزَلَ الرَّحْمن مِن شَيْءٍ إِنْ أَنتُمْ إِلاَّ تَكْذِبُونَ

Kalu ma entum: dediler sen nesin
illa : ancak
beşerun misluna : bizim gibi beşersin
ve ma enzeler rahmanu: rahman ortaya çıkardı
min şey’in in entum : seni bir şeyden
illa tekzibun: ancak yalan söylemek
Dediler "sen nesin? Bizim gibi beşersin. Rahman seni bir şeyden ortaya çıkardı, ancak sen yalancısın"

41/36 Ya Sin - 16: قَالُوا رَبُّنَا يَعْلَمُ إِنَّا إِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَ

Kalu rabbuna ya’lemu : dediler rabbimiz bilir
inna ileykum: şüpnesiz sana
le murselun: gönderilen

41/36 Ya Sin - 17: وَمَا عَلَيْنَا إِلاَّ الْبَلاَغُ الْمُبِينُ

Ve ma aleyna: elimizdeki/ellerimiz nedir
illal belagul mubin: ancak gösterilen

41/36 Ya Sin - 18: قَالُوا إِنَّا تَطَيَّرْنَا بِكُمْ لَئِن لَّمْ تَنتَهُوا لَنَرْجُمَنَّكُمْ وَلَيَمَسَّنَّكُم مِّنَّا عَذَابٌ أَلِيمٌ

Kalu inna tetayyerna bi kum: dediler muhakkak sizin uçmanız
le in lem tentehu : bitmedikçe
le nercumennekum : sizin enerjiniz
ve le yemessennekum : size yardım için
minna azabun elim: bizden korkunç bir azap
Muhakkak ki enerjiniz bitmedikçe uçmanız bizdendir, size yardım ediyoruz, yoksa korkunç bir azap var.
(Atomların bedeni enerjiden ibaret, onlar içlerindeki enerjiyle vücut buluyor ve enerji sayesinde uçuyorlar. Uçmak, dünyadaki anlamından biraz farklı, atomlar uzayda zaten yüzmekteler, uçmak eylemi, atomun diğer atomun içindeki enerjiyi çekmek/çalmak istemesiyle sergilenen çekim etkisinde sürüklenmenin adı oluyor. Hidrojen tıpkı bir jet motoru gibi itme ve çekme etkisi üretiyor. ne zamanki enerjisi tükenirse cehenneme karışacak/durgun hale geliyor.)

41/36 Ya Sin - 19: قَالُوا طَائِرُكُمْ مَعَكُمْ أَئِن ذُكِّرْتُم بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ مُّسْرِفُونَ

Kalu tairi kum meakum: sizin uçmanız kendinizdendir
e in zukkirtum: siz bahsettiniz
bel entum kavmun musrifun: ancak sen halkın israftadır
Uçmanuz kendinizdendir. enerji olarak kendi bedeninizi/varlığınızı harcamaktasınız

41/36 Ya Sin - 20: وَجَاء مِنْ أَقْصَى الْمَدِينَةِ رَجُلٌ يَسْعَى قَالَ يَا قَوْمِ اتَّبِعُوا الْمُرْسَلِينَ

Ve cae : geldi
min aksal medineti : şehrin uzak tarafından
raculun : erkek
yes’a kale : aradığını söyledi
ya kavmi- t tebiul murselin: ey kavmin gönderilene tabi olun
Şehrin uzak tarafından bir adam geldi, arıyordu. Dedi "Ey kavmim gönderilene tabi olun!"
(Şehir, atomların birlikte ama ayrık durduğu topluluğa deniyor. Kör atomlardan ibaret bu topluluğu organize eden Adem/helyum, onların peygamberi oluyor. Her kavme bir peygamber gönderiliyor ki aldığı vahiy uyarınca atomları oganize etsin. Atomların her birisine vahiy gelse bile onlar kendi lokasyonlarını bilemediklerinden ötürü peygambersiz başaramıyorlar.)

41/36 Ya Sin - 21: اتَّبِعُوا مَن لاَّ يَسْأَلُكُمْ أَجْرًا وَهُم مُّهْتَدُونَ

İttebiu : takip edin
men la yes’elukum ecran : sizden ücret istemeyen kimseleri
ve hum muhtedun: onlar yönlendirici/yol göstericidirler fiziki yol göstermekten bahsediliyor. Çünkü cümledeki fiil fiziki takibi kast ediyor. Mevcut tefsirlerde "Tabi olun/uyun" şeklindeki yorumlamalar, din adamarına(!) zemin ve meşrutiyet kazandırma amaçlıdır. Zaten ücret isteme konusu dahi din adamlığı(!) müessesini lağv etmeye yetmektedir. Yine mevcut meal ve tefsirlerde o kişiler için mehdi ismi kullanarak -ki mehdi kelimesi geçmediği halde- mehdilerin ücret almayacağını geri kalan din adamlarının alabileceği yönünde gizli telkin sayılır.

41/36 Ya Sin - 22: وَمَا لِي لاَ أَعْبُدُ الَّذِي فَطَرَنِي وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

Ve ma liye la a’budullezi : elinizde olana ibadet etmeyin
fatarani ve ileyhi turceun: yaratana ve ona döndürüleceksiniz

41/36 Ya Sin - 23: أَأَتَّخِذُ مِن دُونِهِ آلِهَةً إِن يُرِدْنِ الرَّحْمَن بِضُرٍّ لاَّ تُغْنِ عَنِّي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئًا وَلاَ يُنقِذُونِ

E ettehızu : alabilir misin?
min dunihi aliheten : ilahlar olmadan
in yuridnir rahmanu bi durrin : istiyorlar rahmana zarar vermeyi
la tugni anni : söyleme benim hakkımda
şefaatuhum şey’en : onlara şefaat(?) eden şeyler
ve la yunkızuni: onları kurtaramaz

41/36 Ya Sin - 24: إِنِّي إِذًا لَّفِي ضَلاَلٍ مُّبِينٍ

İnni izen le fi dalalin mubin: ben apaçık hata içindeysem eğer

41/36 Ya Sin - 25: إِنِّي آمَنتُ بِرَبِّكُمْ فَاسْمَعُونِ

İnni amentu bi rabbikum fesmeuni: ben inanıyorum rabbinize, duyuyorsunuz

41/36 Ya Sin - 26: قِيلَ ادْخُلِ الْجَنَّةَ قَالَ يَا لَيْتَ قَوْمِي يَعْلَمُونَ

Kiledhulil cennete: cennete gir denildi
kale ya leyte kavmi ya’lemun: dedi keşke halkım bilseydi

41/36 Ya Sin - 27: بِمَا غَفَرَ لِي رَبِّي وَجَعَلَنِي مِنَ الْمُكْرَمِينَ

Bima gafera li rabbi : rabbim beni affeden
ve cealeni minel mukremin: ve onurlandırandır

41/36 Ya Sin - 28: وَمَا أَنزَلْنَا عَلَى قَوْمِهِ مِن بَعْدِهِ مِنْ جُندٍ مِّنَ السَّمَاء وَمَا كُنَّا مُنزِلِينَ

Ve ma enzelna : indirilmedi
ala kavmihi min ba’dihi : ondan sonraki halk üzerine
min cundin mines semai : cennet erlerinden
ve ma kunna munzilin: iki ev olarak kalmadık

41/36 Ya Sin - 29: إِن كَانَتْ إِلاَّ صَيْحَةً وَاحِدَةً فَإِذَا هُمْ خَامِدُونَ

İn kanet illa sayhaten vahıdeten : ancak bir haykırış oluduğunda Ruhun polarmasına ters titreşimler onu yok edecektir
fe iza hum hamidun: bunlar söndüler ins atomu içindeki ruh olmadığında balon gibi sönmektedir.

41/36 Ya Sin - 30: يَا حَسْرَةً عَلَى الْعِبَادِ مَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلاَّ كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُون

Ya hasreten : ey hasret
alal ıbad: kullar üzerindeki
ma ye’tihim min resulin : onlara elçi gelmedi mi ki
illa kanu bihi yestehziun: onu alay konusu yaptılar

41/36 Ya Sin - 31: أَلَمْ يَرَوْا كَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّنْ الْقُرُونِ أَنَّهُمْ إِلَيْهِمْ لاَ يَرْجِعُونَ

Elem yerav kem ehlekna kablehum : onlardan önceki ölenleri görmedin mi?
minel kuruni ennehum: bunlar yüzyıldan beridir
ileyhim la yerciun: onlara geri dönüş yoktur

41/36 Ya Sin - 32: وَإِن كُلٌّ لَّمَّا جَمِيعٌ لَّدَيْنَا مُحْضَرُونَ

Ve in kullun lemma cemiun : ne olduysa tüm her şeyi kayıtlar elektrondaki levhi mahfuzlarda tutuluyor.
ledeyna muhdarun: elimize kaydettik Fizik dünya ile irtibatı sağlayan levhalar el işlevi görüyor.

41/36 Ya Sin - 33: وَآيَةٌ لَّهُمُ الْأَرْضُ الْمَيْتَةُ أَحْيَيْنَاهَا وَأَخْرَجْنَا مِنْهَا حَبًّا فَمِنْهُ يَأْكُلُونَ

Ve ayetun lehumul : onlar için ayetlerimiz İns atomunun kendisi ve içindeki ruh birer ayet oluyor.
ardul meytetu: ölü Yer'de canlandırdık Protonun/göklerden yere ölü olarak inen ruh, elektronda yeniden hayat buluyor.
ahyeynaha ve ahracna minha habben :
fe minhu ye’kulun:

41/36 Ya Sin - 34: وَجَعَلْنَا فِيهَا جَنَّاتٍ مِن نَّخِيلٍ وَأَعْنَابٍ وَفَجَّرْنَا فِيهَا مِنْ الْعُيُونِ

Ve cealna fiha cennatin : ve onun içinde cennet oluşturduk
min nahilin ve a’nabin : palmiyeden ve üzüm salkımı
ve feccerna fiha minel uyun: ve onun gözlerinden patlattık/şafak mevcut tefsirlerde pınarlar fışkırttık diye tercüme edilmiş, cümlede pınar ve fışkırtma anlamında kelime yoktur. Fecr kelimesi şafak ve patlatma anlamlarına gelmektedir. atomların gözlerinin oluşturulması şafak sökümüne benzemektedir. şöyle ki koni şekilli atomun tabanı bir göz işlevi görmektedir.

41/36 Ya Sin - 35: لِيَأْكُلُوا مِن ثَمَرِهِ وَمَا عَمِلَتْهُ أَيْدِيهِمْ أَفَلَا يَشْكُرُونَ

Li ye’kulu min semerihi : yemek için meyvelerinden
ve ma amilethu eydihim: ve elleriyle yapıklarından
e fe la yeşkurun: şükretmeyecek misiniz?

41/36 Ya Sin - 36: سُبْحَانَ الَّذِي خَلَقَ الْأَزْوَاجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنبِتُ الْأَرْضُ وَمِنْ أَنفُسِهِمْ وَمِمَّا لَا يَعْلَمُونَ

Subhanellezi : ? Anlamı yüzmek/yüzdürmek olan subhan kelimesi burada nasıl bir anlam yüklüdür?
halakal ezvace kulleha : hepsini çiftler halinde yapan
mimma tunbitulardu : onları yer'de filizlendiren çiftlerden yapılmış atom, yer/elektron ile filizleniyor. Çünkü ruh çizgisi protondan/gökten yere/elektrona indiğinde/aktığında artık oradan filizlenircesine uzanıyor.
ve min enfusihim : fakat onlar -elektronun- kendilerinden olduğunu
ve mimma la ya’lemun: öyle olduğunu bilmiyorlar

41/36 Ya Sin - 37: وَآيَةٌ لَّهُمْ اللَّيْلُ نَسْلَخُ مِنْهُ النَّهَارَ فَإِذَا هُم مُّظْلِمُونَ

Ve ayetun lehumul leylu: gece onlar için bir ayettir Gece, bir çemberdir. Karanlık bütünden bir parça ayırmak için çember çizilir. Onlar boş yani karanlıktırlar.
neslehu minhun nehara : gündüzü onlardan çekip aldığımızda Gecenin eşi gündüz ondan ayrı durur. Enerji denizi olan evrende bir alanın enerjisini boşalttığınızda o enerji yumağı belirgin halde ışıltılı olacaktır.
fe iza hum muzlimun: onlar karanlıktır Gecenin düşük yoğunluklu enerji seviyesi tek aşına kaldığında karanlıktan ibaret varlık olarak kalır

41/36 Ya Sin - 38: وَالشَّمْسُ تَجْرِي لِمُسْتَقَرٍّ لَّهَا ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ

Veş şemsu tecri : ve güneş tecrit edildi Tecri kelimesinin akma ve karanlıkta bırakılmış gibi iki anlamı vardır. Tefsirler akış kelimesini kullanmışlar lakin atomun koni tabanının dışında kalan karanlık, güneş olarak isimlendiriliyor. Yani tecrit edilmiş bir karanlık bölgeye güneş deniyor. Şimdi aklınıza; Işık saçan bir güneş ile karanlığın ne ilgisi var? diye bir soru gelecektir. Güneş karanlık ve yokluk özelliği ile büyük bir çekim gücüne sahiptir. Böylece etrafındaki/uzaydaki enerjiyi emiyor sonra biriktirdiği enerjiyi foton olarak fırlatıyor. Bizim gözlediğimiz farlaklık işte bu fırlatılan fotonların ışığıdır.
li mustekarrin leha: onu kararlı kılan
zalike takdirul azizil alim: alim ve aziz olanın takdiridir

41/36 Ya Sin - 39: وَالْقَمَرَ قَدَّرْنَاهُ مَنَازِلَ حَتَّى عَادَ كَالْعُرْجُونِ الْقَدِيمِ

Vel kamera : ve ay
kaddernahu menazile : onun kaderini evler olarak tayin ettik
hatta adekel urcunil kadim: hatta geriye döndürdük palmiyenin dibine doğru
Ay, ins atomunun koni yüzeyine verilen ad olarak bize çokça teknik bilgi aktarıyor. Bu yüzey içindeki hiçlik/boşluk sebebiyle yansıtıcı özelliği sergiliyor ve kendi üzerine gelen foton, dalga ışımalarını gerisin geri yansıtıyor.

41/36 Ya Sin - 40: لَا الشَّمْسُ يَنبَغِي لَهَا أَن تُدْرِكَ الْقَمَرَ وَلَا اللَّيْلُ سَابِقُ النَّهَارِ وَكُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ

Laş şemsu yenbegi leha en tudrikel kamera : güneş farkında değildir ayın
Cümlenin işaret ettiği iki husus var; İlki güneşin karanlık ve boşluk oluşu hasebiyle farkındalığının olmayışı ve diğeri ise ardındaki aya ait varlığın da içinin boş olması sebebiyle fark edilir olmayışıdır
">
ve lal leylu sabikun nehar: ve gece değildir gün'ün öncesi
Bir enerji denizi olan evrenin göreceli olarak küçük bir bölgesindeki enerji yoğunluğunun azaltılması geceyi oluştururken elde gecenin içinden alınan enerjinin hemen yanı başında başka bir alanda yüksek yoğunluk oluştruması gündüz kuarkını meydana getiriyor. Gündüz kuarkının öncesi bir gece bölgesi değildir, bilakis evrenin durağan enerji miktarı vardır orada. Buradaki tanımlamalar bize fazladan bir bilgi daha veriyor: uzayın sıcakılığı olarak sıfır kelvin yani mutlak sıfır kabul edilen enerjisiz ortam kabul ediliyor. Hatta ölçülen 2.725 K derece sıcaklık için büyük patlamanın izi yorumu yapılıyor. Bu tamamen yanlıştır, mantıklı da değildir! Öyle ki Mutlak sıfır yani hiçlik sadece atomu oluşturan kuarkların/göklerin içindeki ortam için konuşulabilinir. Çünkü biz denizi sıfır K derece kabul ediyoruz, gerçekte denizin kendisi enerjidir. Referans deniz oluduğunda otomatikman sıfır kabul ediliyor. Bu konu oldukça yüksek teknoloji içeren bir alana giriyor. Cern ve diğer bilim enstitülerinin tamamı Kur'an kitabındaki bu eşsiz bilgiden habersizce ve büyük bir yanılgı yaşamaktalar. ">
ve kullun fi felekin yesbehun: hepsi yörüngeleri içinde yüzüyorlar
Dikkat ederseniz ikisi de kendi yörüngesinde yüzer demeyip "Hepsi" ifadesi kullanılmış; Çünkü her atomun bir ay ve bir güneşi vardır.
Diğer yandan yüzme fiilini kullanmış, Diğer bir çok cümlede Allah hakkında "O yüzer/yüzmektedir" yani sebbih fiili kullanılıyor ve bu kelimeyi anlamsız bulan müfessirler sesdeş bir kelimeyle "Tesbih" eder şeklinde yorumlamışlardı. Böylesi bilgisizce yapılan hatalar bizi iyiden iyiye Kur'andan uzaklaştırmış onu tapınma arcına ve tılsımlı büyülü sözler olarak algılamamıza sebep olmuştur.

41/36 Ya Sin - 41: وَآيَةٌ لَّهُمْ أَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ

Ve ayetun lehum enna : ayetlerimizle onların Ayet yani atomların içinde
hamelna zurriyyetehum :yavrularını/tohumlarını taşıdık taşınan zürriyyetler
fil fulkil meşhun: içinde yüküyle naklettik atom içinde yük olarak taşınan şey

41/36 Ya Sin - 42: وَخَلَقْنَا لَهُم مِّن مِّثْلِهِ مَا يَرْكَبُونَ

Ve halakna lehum :onlar için yaptık
min mislihi : aynılarından
ma yerkebun: bindikleri

41/36 Ya Sin - 43: وَإِن نَّشَأْ نُغْرِقْهُمْ فَلَا صَرِيخَ لَهُمْ وَلَا هُمْ يُنقَذُونَ

Ve in neşe’ nugrıkhum : ortaya çıktığında onlar boğulur
fe la sariha lehum : onlara yardım etmedik
ve la hum yunkazun: ve onlar kurtulamadılar

41/36 Ya Sin - 44: إِلَّا رَحْمَةً مِّنَّا وَمَتَاعًا إِلَى حِينٍ

İlla rahmeten minna : ancak bizden merhamet
ve metaan ila hin:ve malları kadardır

41/36 Ya Sin - 45: وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ اتَّقُوا مَا بَيْنَ أَيْدِيكُمْ وَمَا خَلْفَكُمْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

Ve iza kile lehumutteku : eğer onlara korkmaları söylernirse
ma beyne eydikum : ellerinizin arasında olandan
ve ma halfekum : ve arkalarınızda olandan
leallekum turhamun: merhamet edilirsin

41/36 Ya Sin - 46: وَمَا تَأْتِيهِم مِّنْ آيَةٍ مِّنْ آيَاتِ رَبِّهِمْ إِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِضِينَ

Ve ma te’tihim min ayetin : onlara bir ayet gelmesin ki
min ayati rabbihim : rablerinin ayetlerinden
illa kanu anha : ancak onlar
mu’ridin: ?

41/36 Ya Sin - 47: وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ أَنفِقُوا مِمَّا رَزَقَكُمْ اللَّهُ قَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ آمَنُوا أَنُطْعِمُ مَن لَّوْ يَشَاء اللَّهُ أَطْعَمَهُ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا فِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ

Ve iza kile lehum : eğer onlara söylenseydi
enfiku mimma razakakum-ullahu : Allah'ın size sağladığı rızktan harcayın
Çok önemli ifadelerden biridir bu. Dünya üzerinde her canlı rızkı için koşuştururken atomların dünyasında onların ihtiyacı olan enerjiyi sağlasın diye gündüz isimli ayetleri eş yapmıştır onlara. Fakat inkarcılar ihtiyaçları olan enerjiyi etraftan sağlayabiliyorlar yani bu olasılığı bize bu cümle söylüyor.

kalellezine keferu lillezine amenu : inkar edenler diyordular ki güvende olanlar gibi besleniyoruz
e nut’imu men lev yeşaullahu at’amehu: eğer isteseydi Allah onu da beslemez miydi?
in entum illa fi dalalin mubin: Apaçık bir hata içindesiniz

41/36 Ya Sin - 48: وَيَقُولُونَ مَتَى هَذَا الْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ

Ve yekulune meta hazal va’du :onlar bu vaadin ne zaman olacağını biliyorlar
in kuntum sadikin: onların hepsi dürüst olduklarında

41/36 Ya Sin - 49: مَا يَنظُرُونَ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً تَأْخُذُهُمْ وَهُمْ يَخِصِّمُونَ

Ma yenzurune: görecekleri
illa sayhaten vahıdeten te’huzuhum :ancak kuvvetli tek bir bağırma onları alacak
ve hum yahıssımun: ve onları indirecektir Ruhu göklerden aşağıya indirecek enerji dalgasından behsediyor.

41/36 Ya Sin - 50: فَلَا يَسْتَطِيعُونَ تَوْصِيَةً وَلَا إِلَى أَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ

Fe la yestetiune tavsiyeten : tavsiye edilmedi/edilmez
ve la ila ehlihim yerciun: evebeynlerine de geri dönemezler

41/36 Ya Sin - 51: وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَإِذَا هُم مِّنَ الْأَجْدَاثِ إِلَى رَبِّهِمْ يَنسِلُونَ

Ve nufiha fis suri : ve üflendi boynuz içine İnkarcıların ve firavunların oğulları/elektronları yoktur. Elektronu olmayan ins atomları boynuza benzerler.
fe iza hum: artık bunlar öyle
minel ecdasi ila rabbihim yensilun: mezarlarından rablerine inerler Göklerden aşağı inen ruhlar, elektron yoksa/olmayınca direkt olarak rabbe kavuşur.

41/36 Ya Sin - 52:قَالُوا يَا وَيْلَنَا مَن بَعَثَنَا مِن مَّرْقَدِنَا هَذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمَنُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ

Kalu ya veylena : dediler vay halimize
men beasena : kim diriltti bizi
min merkadina: uyuduğumuz yerden
haza ma vaader rahmanu : bu rahman'ın sözüydü
ve sadakal murselun: elçiler doğruyumuş. söylemiş

41/36 Ya Sin - 53: إِن كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَإِذَا هُمْ جَمِيعٌ لَّدَيْنَا مُحْضَرُونَ

İn kanet illa sayhaten vahıdeten : gerçekten de bir tek bağırışla oldu
fe iza hum : bunlar öyle oldu
cemiun ledeyna muhdarun: tamamı elime kaydedildi
Atomun eli olarak kullandığı organ Yer/elektrondur. Elektron, levhi mahfuz denilen levhalardan oluşuan manyetik özelliği olan bir alandır. Protonun içindeki ruhun yere akarak olşturdğuğu bu yapı aynı zamanda atomun oğludur. Burada ana yani ümm, ins atomu olurken baba ise ruhun ahiret yaşantısından yere/aşağıya/dünyaya inmesidir, kendisidir. Cümlede elimize kaydedilmiş ifadesini hiçbir meal ve tefsirde okuyamazsınız. Aslında kelimeleri dahi tek tek sözlükten baksanız cemiun/tamamı, ledeyna/elimiz ve muhdarun kayıt altına alınmış demek olduğunu açıkca göreceksiniz. Tüm vahiy anlatılarında hiç değişmeksizin yer alan atomun özelliklerini zihninizde birleştirerek tahayyül ediniz. Göreceksiniz gerçekte atomun yapısı yalın/anlaşılır ve olası tek surette yapıdır. Kısaca bir huni ve içindeki ruh ile meydana gelen atomun bir çok özelliği anlatılsa bile lakin yapı değişmemektedir.


41/36 Ya Sin - 54: فَالْيَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْئًا وَلَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

Fel yevme la tuzlemu nefsun şey’en : bu günde nefslere bir şeyle haksızlık yapılmaz
ve la tuczevne : ve ceza verilmez
illa ma kuntum ta’melun: ancak yaptıklarınız dışında

41/36 Ya Sin - 55: إِنَّ أَصْحَابَ الْجَنَّةِ الْيَوْمَ فِي شُغُلٍ فَاكِهُونَ

İnne ashabel cennetil yevme :cennet sahiplerinin günüdür
fi şugulin fakihun: içine dolmaktalar meyvelerin
Hurileri gılmanlarıyla küçük bir topluluk olan ve üzüm salkımına benzeyen, salkımlı meyveleri andıran cennet, haddizatında bir elementtir. Şu anki elementlerden farkları oğulları yani elektronları olmayan bir elemen. Onun dik orbitalındaki helyum cennetlik olan ruhun ve eşinin barındığı helyumdur.

41/36 Ya Sin - 56: هُمْ وَأَزْوَاجُهُمْ فِي ظِلَالٍ عَلَى الْأَرَائِكِ مُتَّكِؤُونَ

Hum ve ezvacuhum : onlar ve eşleri
fi zılalin : gölgeler içinde
alal eraiki muttekiun: kanepeler üzerinde
Tahayyül edebildiğimiz kadarıyla element içinde onun üzerinde uzanmışcasına duran helyum yani eşiyle birlikte cennet ehlinin oturduğu tahtıdır.

41/36 Ya Sin - 57: لَهُمْ فِيهَا فَاكِهَةٌ وَلَهُم مَّا يَدَّعُونَ

Lehum fiha fakihetun : onlara meyveler içinde
ve lehum ma yeddeun: ve çağırdıkları da var

41/36 Ya Sin - 58: سَلَامٌ قَوْلًا مِن رَّبٍّ رَّحِيمٍ

Selamun kavlen: selametteki bir kelimedir
kelime, atomlar birer harf olarak ifade ediliyordu, elementler ise kelime olarak tanımlanıyor.
min rabbin rahim: merhametli rabbinizden
anılan kelime rabbinizden size bir hediyedir

41/36 Ya Sin - 59: وَامْتَازُوا الْيَوْمَ أَيُّهَا الْمُجْرِمُونَ

Vemtazul yevme eyyuhal mucrimun: ey suçlular, siz o gün ayrılın

41/36 Ya Sin - 60: أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَا بَنِي آدَمَ أَن لَّا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ

E lem a’had ileykum : sizden bir söz almadık mı?
ya beni ademe : ey adem oğulları
en la ta’buduş şeytan: şeytana hizmet etmeyin diye
innehu lekum aduvvun mubin:o ki sana düşman olarak gösterilen

41/36 Ya Sin - 61: وَأَنْ اعْبُدُونِي هَذَا صِرَاطٌ مُّسْتَقِيمٌ

Ve eni’buduni: bana hizmet edin
haza sıratun mustakim: düz yol budur -diye-

41/36 Ya Sin - 62: وَلَقَدْ أَضَلَّ مِنكُمْ جِبِلًّا كَثِيرًا أَفَلَمْ تَكُونُوا تَعْقِلُونَ

Ve lekad edalle minkum :şüphesiz sizden sapanlar oldu
cibillen kesiran: sizden dağların çokluğuydu
atomları fiziken etkileyen manyetik rüzgarlar, dağa benzediği için dağ diye anılan elektona tesir ediyor ve onları saptırıyor. Tüm elektrikli motor ve hareket üreticiler bu etki ile iş yapıyorlar.
e fe lem tekunu ta’kılun: akıllı olmadınız

41/36 Ya Sin - 63: هَذِهِ جَهَنَّمُ الَّتِي كُنتُمْ تُوعَدُونَ

Hazihi cehennemulleti kuntum tuadun: size sözü edilen işte bu cehennemdi

41/36 Ya Sin - 64: اصْلَوْهَا الْيَوْمَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ

Islevhal yevme bima kuntum tekfurun: o gün inkar edenlerle birlikte dışarı çıkarılırsın

41/36 Ya Sin - 65: الْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلَى أَفْوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَا أَيْدِيهِمْ وَتَشْهَدُ أَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

El yevme nahtimu ala efvahihim : o gün ağızlarının üzerini kapatırız
Ağızlarını kapatırız demediği için atomun etrafındaki manyetizmanın kaldırılmış olduğunu anlıyoruz. Çünkü manyetizma olmayınca konuşmaları/sesleri iletilemeyecektir.
ve tukellimuna eydihim : ellerini konuştururuz El olarak anılan elektronun levhi mahfuzlardan oluştuğunu başkaca anlatılardan biliyoruz. Orada yazılı/kayıtlı olanlar insan atomunun amelleridir.
ve teşhedu erculuhum bima kanu yeksibun: ve bacakları şahittir Tıpkı bir CD ya benzeyen levhi mahfuzlar bacağa benzetilen Yer isimli uzvunun etrafında oluştuğu için kayıtların hepsine bacaklar şahittir.

41/36 Ya Sin - 66: وَلَوْ نَشَاء لَطَمَسْنَا عَلَى أَعْيُنِهِمْ فَاسْتَبَقُوا الصِّرَاطَ فَأَنَّى يُبْصِرُونَ

Ve lev neşau le tamesna : eğer yok etmek isteseydik
ala a’yunihim : gözlerinin üzerine
festebekus sırata : kalın bir yol
fe enna yubsırun: görürler

41/36 Ya Sin - 67: وَلَوْ نَشَاء لَمَسَخْنَاهُمْ عَلَى مَكَانَتِهِمْ فَمَا اسْتَطَاعُوا مُضِيًّا وَلَا يَرْجِعُونَ

Ve lev neşau le mesahnahum: eğer onları ısıya/enerjiye dönüştürmek isteseydik
ala mekanetihim :onların üstüne kutu Giriş çıkışı olmayan şekilde
fe mastetau mudiyyen : başaramaz tutsak olurdular
ve la yerciun: ve geri dönemezdiler

41/36 Ya Sin - 68: وَمَنْ نُعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِي الْخَلْقِ أَفَلَا يَعْقِلُونَ

Ve men nuammirhu : onu kim yeniledi
nunekkishu : yeniden inşa etti
fil halkı: içinde oluşturdu
e fe la ya’kılun: anlamıyorlar mı?

41/36 Ya Sin - 69: وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا يَنبَغِي لَهُ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْآنٌ مُّبِينٌ

Ve ma allemnahuş şa’re: ona şiir öğretmedik
Bildiği bir şey olmaksızın boş bir dimağ olarak oluşturulan ruh
ve ma yenbagi : ne de olması gerekeni Bildiklerini kendisi öğrenir.
lehu in huve illa zikrun ve kur’anun mubin: o sadece bir erkek ve gösterilen kur'an Atom içindeki ruh için zikr/erkek ismi kullanılıyor ve onunla atom etrafında belirginleşen/gözükür hal alan manyetizmadan bahsediliyor.

41/36 Ya Sin - 70: لِيُنذِرَ مَن كَانَ حَيًّا وَيَحِقَّ الْقَوْلُ عَلَى الْكَافِرِينَ

Li yunzira : uyarması için
men kane hayyen : diri olan kimseleri
ve yehıkkal kavlu alal kafirin: ve sağa doğru söz ile söz ile inkarcıları
Atomun sesi/titreşimi kendi dönüş yönünün izlerini taşır, Bu titreşimler, inkarcıların dönüş yönüne terstir, doru yön hakkında bilgilendirilmiş olurmar. Anıyan söz, ağızdan çıkan kelam anlamında değildir, öyle olsaydı "Anlat" denilirdi.

41/36 Ya Sin - 71: أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّا خَلَقْنَا لَهُمْ مِمَّا عَمِلَتْ أَيْدِينَا أَنْعَامًا فَهُمْ لَهَا مَالِكُونَ

E ve lem yerav : görmüyorlar mı?
enna halakna lehum : onları nasıl yaptığımızı
mimma amilet eydina : ellerimizin nasıl çalıştığını
en’amen fehum leha malikun: enamı nasıl sahiplendiğini

41/36 Ya Sin - 72: وَذَلَّلْنَاهَا لَهُمْ فَمِنْهَا رَكُوبُهُمْ وَمِنْهَا يَأْكُلُونَ

Ve zellelnaha lehum : onları aşağıda tutmuş
fe minha rakubuhum : onlara binilsin
ve minha ye’kulun: ve yenilsin diye

41/36 Ya Sin - 73: وَلَهُمْ فِيهَا مَنَافِعُ وَمَشَارِبُ أَفَلَا يَشْكُرُونَ

Ve lehum fiha menafiu : onlara fayda sağlar
ve meşaribu: ve içecek
e fe la yeşkurun: teşekkür etmeyecekler mi?

41/36 Ya Sin - 74: وَاتَّخَذُوا مِن دُونِ اللَّهِ آلِهَةً لَعَلَّهُمْ يُنصَرُونَ

Vettehazu min dunillahi : Allah olmadan mı aldılar
aliheten leallehum yunsarun: belki onlara ilahları yardım eder
Allah her şeyin ilahıdır, ilahların bile... Her atomun fevkinde kendi ilahı var. Şeytan olarak atomun nefsi bu ilahın peşinden ayrılmaz. Kastedilen, Allah yardım etmedikçe atomun kendi ilahı, ona yardım edemez.

41/36 Ya Sin - 75: لَا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَهُمْ وَهُمْ لَهُمْ جُندٌ مُّحْضَرُونَ

La yestetiune : Hayır edemez!
nasrahum : yardım
ve hum lehum cundun muhdarun: ve onların kaydedilmiş askerleri

41/36 Ya Sin - 76: فَلَا يَحْزُنكَ قَوْلُهُمْ إِنَّا نَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ

Fe la yahzunke kavluhum: onların sözlerine üzülme
inna na’lemu : biz biliyoruz
ma yusirrune : onların ne istediklerini
ve ma yu’linun: ve duyurduklarını ...da biliyoruz

41/36 Ya Sin - 77: أَوَلَمْ يَرَ الْإِنسَانُ أَنَّا خَلَقْنَاهُ مِن نُّطْفَةٍ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُّبِينٌ

E ve lem yeral insanu : görmüyor musun?
enna halaknahu min nutfetin : ben onu sudan yaptım
Yaratma/fatr fiili yalnızca ins atomu için kullanılır. Çünkü ins atomu bir yarık/aralıktır. O, bir bütünün yarılmasıyla elde edilmiş bir mağara/in'dir. İnsan, bu ins atomunun içine ruh yerleştirilmesiyle oluşan akıllı varlıktır. Ahiret alemindeki ruh, ins atomu vasıtasıyla fizik alemde etkin hale gelir. Su, evreni dolduran enerjiye deniyor, daha doğrusu suya benzetiliyor. bu cümlede fatr/ yarma işlemi sonrasında içi boşaltılan ins atomundan dışarı fışkırtılan/santrüfüj ile dışarı atılan suya işaret ediliyor, ve yapmak fiili kullanılıyor. Çünkü insan bir yarık değil bilakis larık içinde barınan ruhtur.
fe iza huve hasimun mubin: öyleyse o gösterilen düşmandır

41/36 Ya Sin - 78: وَضَرَبَ لَنَا مَثَلًا وَنَسِيَ خَلْقَهُ قَالَ مَنْ يُحْيِي الْعِظَامَ وَهِيَ رَمِيمٌ

Ve darabe lena meselen : ve bize misalen vurdu
ve nesiye halkahu: yapılışınızı unuttunuz
kale men yuhyil izame ve hiye remim: sizi kim diriltti/canlandırdı çürümüş kemiklerden

41/36 Ya Sin - 79: قُلْ يُحْيِيهَا الَّذِي أَنشَأَهَا أَوَّلَ مَرَّةٍ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَلِيمٌ

Kul yuhyihallezi : deki hayat veren/canlandıran
enşeeha evvele merratin: ilk defasında inşa eden
ve huve bi kulli halkın alim: ki o tümünü bilerek yapandır

41/36 Ya Sin - 80: الَّذِي جَعَلَ لَكُم مِّنَ الشَّجَرِ الْأَخْضَرِ نَارًا فَإِذَا أَنتُم مِّنْهُ تُوقِدُونَ

Ellezi ceale lekum :seni oluşturan kimse
mineş şeceril : ağaçlardan ahdari : yeşil naren : ateşinden
Evren yani cehennem yani ağaç... Ağaçın ana gövdesi rab ve diğer dalları da onlara bağlı olanları rabbi yani enerji kaynağı yapı içinde yaratılan atomlar, yeşil renkteki nar/ateş/enerjiden oluşturuluyor.

fe iza entum minhu tukıdun: eğer siz bundan iseniz yanıcısınız/yanabilirsiniz

41/36 Ya Sin - 81: أَوَلَيْسَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِقَادِرٍ عَلَى أَنْ يَخْلُقَ مِثْلَهُم بَلَى وَهُوَ الْخَلَّاقُ الْعَلِيمُ

E ve leysellezi halakas semavati vel arda : gökleri ve yeri yapan kimse değilmidir ki
bi kadirin ala en yahluka mislehum: onlardan aynısını yapmaya gücü yetsin
bela ve huvel hallakul alim: Evet... Odur bilgisiyle yapan

41/36 Ya Sin - 82: إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ

İnnema emruhu iza erade şey’en : eğer bir şeyi isterse emreder
en yekule lehu kun : ona "OL" der
İfadeye dikkat edebilir miyiz? Zaten var olan bir şeye nasıl ol denilir? Günümüze kadar mütekallim ulema varlıkların oluşunu bu cümleye bağlamış ve varlığın açıklaması olarak görmüşlerdir. Gerçekte tek varlık ağaçtır. Bu ağacın kolları gövdeye bağlı değillerdir, sadece evreni doldurma/kaplama metodu dallanma şeklinde geliştiğihden ötürü ağaç denilmiştir. Birbirine değmeyen enerji çizgileriyle dolu dairesel genişleyen kenarlarıyla evren adeta bir kalbur saman gibidir. Akışkandır, doludur ve ateş/enerjiden mütevellitttir. Bu ana yapı içindeki enerjisiz boşluklara biz aom diyoruz. Vahiy anlatılarında ise boşlukların adı "İns" tir, ve insan kelimesi bu ins atomuna geçmeyen zaman anlamındaki "An" kelimesinin eklenmesiyle oluşur. Allah, bu akıllı varlıklara emreder, yeni bir element oluşturacağı zaman bu varlıklara "OL" der ve yeni bir yapı böyle oluşur.

fe yekun : -o da -olur

41/36 Ya Sin - 83: فَسُبْحَانَ الَّذِي بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

Fe subhanellezi : yüzen/yüzdüren odur
bi yedihi melekutu kulli şey’in : krallığındaki her şey onun eliyledir
ve ileyhi turceun: ve ona geri dönerler
aynısı olmasa bile fizikte enerjinin korunumu kanununa benzer bir işleyiş var burada. Öyle ki enerjiden oluşan yapılar ve ruhlar, akışları veya işleyişleri sonunda akarak evrenin enerji denizinde enerji çizgisi olarak karışırlar.