Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
----

45-Taha (20)

  • Ta, Ha...

    Üç dişi İns atomuna karışık üç tane de erkek Cinn atomu var, Ta ve Ha Cinnleri bunlardan ikisinin rumuzudur.

    Kur’an’ı sana küfür olsun diye indirmedik. Huşu sahiplerine zikir olsun diye. Arzı ve Gök'leri yaratan tarafından indirilmiştir. Semalarda ve arzda ve ikisinin arasında ve de nemli toprağın altında olanlar, O’nundur.

    Bu vahiylerin muhatabı Cinn atomlarıdır. Cinn atomlarının manyetik alanları yoktur. Kur'an İns atomlarını içinde barındı-rırken onları cinlerden saklamış gibi anlaşılmasın diye Cinnlere deniliyor ki "İns atomlarını sizden saklamak/gizlemek için manyetizma/kuran içine almadık." Biliyorsunuz bir şeyin üstünü örterek gizlemenin adı küfür idi, vahiy bu yüzden "Kur'an'ı küfür için indirmedik!" diyor. Kur'an içindeki âyetleri gizliyor sanılabilir. Vahiy, Kur'an içindeki âyetlerin tıpkı çarşaf içindeki kadın misali onu görünmez yaptığını fakat varlığını gizlemediğini vurguluyor. (Bu vahiy kadının örtünmesini bildiriyor diye yorumlanamaz)

    Sen ve kardeşin, Firavuna âyetlerimle gidin ve Benim zikrimi ihmal etmeyin. Çünkü o, azdı...

    Firavun şöyle dedi: “ikinizin Rabbi kimdir, ya Musa?”

    Hz. Musa “Bizim Rabbimiz, her şeye yaradılışını lütfeden sonra da hidâyete erdirendir.” dedi. Firavun “Öyleyse evvelki nesillerin durumu nedir?” dedi.

    “Onun ilmi, Rabbimin yanında bir kitap’tadır. Benim Rabbim yanlış yapmaz ve unutmaz.” dedi. Yer’i size döşek yapan, orada sizin için yollar açan ve semadan su indiren O’dur. Bunda akıl sahipleri için elbette âyetler vardır. Ant olsun ki; âyetlerimizin hepsini gösterdik...

    Onlar aralarında: “ sadece 10 kaldınız.” diye gizlice konuşa-caklar. Onların söyledikleri şeyleri Biz, daha iyi biliriz. Yol bakımından onlara emsal olan “sadece bir gün kaldınız” diyecek...

    Ve sana dağ(lar)dan soruyorlar. O zaman onlara de ki: “Rab-bim onları savurup atacak.” Böylece dağların yerini boş bir düzlük olarak bırakacaktır. Orada bir eğrilik ya da bir engebe görmezsin... İzin günü, kendisinde eğrilik olmayan davetçiye tabî olurlar... Salih ameller kaydedilirken atomun etrafında levhalar halinde birikiyorlar, bu birikim artan manyetizma olarak izleniyor. Ameli az olan veya olmayan İns atomunun manyetik alanı zayıf kalıyor ve Yer uzvu dik duramayıp eğik kalıyor. Davet, başka bir manyetik alanın çekim etkisi olarak atomu etkilediğinde, amellerin manyetik alanı bu davete uyuyor ve o yöne tevessül ediyorlar. Teknik anlamda, elektronlar manyetizmadan etkilenirler, elektron yoksa atomlar manyetizma ile endüksiyona girmez.

    *Ve böylece Kur’an’ı Arabiyen olarak indirdik ve O’nda, vaat edilenleri açıkladık. Böylece takva sahibi için bir zikir olur... Kur’an manyetizmanın adı olduğuna göre onun "Arabiyen" indirilmesi beyanı Mushaf'ın yazı dili veya Hz. Muhammed’in ana dili anlamını taşımıyor. Düşünün bu vahiy olmasaydı biz Mushaf’ın ve Hz. Muhammed’in anadilinin Arapça olduğunu bilemeyecek miydik? Veya bu dili kullanmayan topluluklar, hariç tutulmuş olmaz mıydı?...

    Arabiyen, manyetizmanın varlıkların geometrik şekilleri sarmasını, hareketlerin grafik ortamda ifade edilmesini ve varlıkların negatif iz düşümlerinin sembollere dönüştürülmesini ifade ediyor. Kolay anlamak adına benzetirsek Kur'an, röntgen filmi gibidir. Atomların vakum varlığının etrafında basınç alanı oluşturur. Bir başka benzetme ile Kur'an fotoğrafın negatif çıktısı gibidir, zaten bizde eskiden negatif fotoğrafa "Arabi Foto" derdik. Arapça yazısının aynı sembolleri kullanması sadece tevafuktan ibaret değildir. Aslında Arapça, sahip olduğu bu adı atomlar âleminden almıştır. Örneklemek gerekirse Nun harfi evrenin iz düşümüdür. Bir nokta ve genişleyen koninin tabanı üstten bakıldığında böyle hatlara sahip bir şekil görülür. Ve meleklere: “Âdem’e secde edin!” demiştik. İblis hariç, hemen secde ettiler. İblis, direndi. Bunun üzerine dedik: “Ey Âdem! Muhakkak ki bu, senin için ve zevcen için düşmandır. Sonra sakının sizin ikinizi cennetten çıkarmasın. O zaman şakî olursunuz.”...

    Muhakkak ki senin için orada acıkmak ve çıplak kalmak yoktur. Ve muhakkak ki sen, orada susamazsın ve yanmazsın...

    Böylece şeytan, ona vesvese verdi. Dedi ki: “Ey Âdem! Sana, ebedilik ağacına ve sona ermeyecek bir saltanata, delalet edeyim mi?” Bunun üzerine DNA ağacına yaklaştılar ve bir ceset içinde buldular kendilerini, giysisiz bu beden dünya yüzünde bitiverdi...

    Allah: “İnin hepiniz Cennetten dünya yüzüne birbirinize düşman olarak...

    Cennet göreceli olarak yukarı cihettedir, Yer ise alçaktadır. Yeryüzü yani dünya "aşağı" demektir. İnin aşağı hitabı ile "dünyaya inin!" denilmiş oluyor. Ve kim bu dünyada kör ise, kıyamet günü onu, kör olarak haşr edeceğiz. Allah’ın zikrini/âyetleri görmeyen o kimse kıyamet günü şöyle dedi: “Rabbim, beni niçin kör olarak haşrettin?...

    Vahiy sadece kelam yönü ile tefsir edilse ne olur bir bakalım, bu dünyada ama olan İnsan karanlık bir ömür sürdüğü yetmez gibi birde ebedi âlemde kör mü olacak? Kör olmak bir suç mudur?

    Elbette vahiylerin kastı sadece âyetlerin/atomların inkâr edilmesidir. vahiylerin Mushaf olarak derlenip yazı cümlelerini âyet diye telkin edenler dolaylı olarak gerçek âyetleri inkâr etmiş saklamış ve gizlemiş sayılırlar.

    Allah “İşte böyle, âyetlerimiz sana anlatıldı, fakat sen inkâr ettin, Ve aynı şekilde şimdi sen unutulursun.” dedi... Rabbinin âyetlerine inanmayanları işte böyle cezalandırırız. Ve ahiret azabı daha şiddetli ve bakidir... O halde söylenen şeylere sabret! Ve Rabbini, güneşin tuluun-dan önce, güneşin gurubundan önce hamd ile tespih et (namaz kıl). Ve gündüz boyunca da tespih et. Umulur ki böylece rızaya ulaşırsın...

    Güneşin doğuşu ve batışı arası zaman asli anlamı ile ömür demektir, Allah bir ömür anılmalıdır. Diğer anlamı ile bu vahiy sabah ve akşam namaz vakitlerini işaret eder. Bunlar güneşin ve uzayın kozmik gürültüsünden en az etkilenilen zamanlardır.

1: طه

Tâ, hâ
İlk iki cinn'in/raculun simgesi.
(Ta, İbrahim adı verilen insan'ın -atomun- içindeki ruhun rumuzu iken, Ha ise Musa adı verilen insan'ın -atomun- içindeki ruhun rumuzu oluyor. Ruhlar eril ve ağırlık sahibiler. Onlar enerji yumakları halindeler. Dişi sayıyan içi boş bir İns atomu içine yerleştiklerinde ortaya insan denen akıllı varlık çıkıyor. İnsan oluştuğu andan itibaren bir oğul/elektron ve manyetik alan gelişiyor. Manyetik alan yani Kur'an ve içinde barınan ayet/ins atomu ile birlikte kitap diye anılıyor. Sonraki vahiy anlatılarında kendilerine kitap verilenler dendiğinde işte bu Ta ve Ha ruhları işaret edilecek. Ayrıyeten mim rumuzu var; O, Muhammed'in rumuzu olduğundan etürü hususiyetle anılacak. Onun üstün ve yetkin özellikleri var. )

2: مَا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لِتَشْقَى

: neenzelnâ : inzal etmek/ indirmekaleykel : senin üzerine(üstüne anlamında değil)kur’âne: kur'an'ı li teşkâ: boğmak için
Kur’ân’ı boğmak için sana indirmedik.
(Kur'an atomu çepeçevre saran, içindeki ruhu ihata eden özelliğiyle adeta onu boğuyormuş gibi gözüküyor. Fakat maksadın bu olmadığı vurgulanıyor. )

3: إِلَّا تَذْكِرَةً لِّمَن يَخْشَى

İllâ tezkiraten: sadece bir bilet li men yahşâ: korkak adam için
---

4: تَنزِيلًا مِّمَّنْ خَلَقَ الْأَرْضَ وَالسَّمَاوَاتِ الْعُلَى

Tenzîlen : indirdimimmen : kimehalakal arda : oluşturduğu yer'i ves semâvâtil : ve gökleri: üzerine
Oluştuduğu yeri ve gökleri kime indirdi?

5: الرَّحْمَنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى

Er rahmânu : merhametalâl : üstündearşi : tahti-stevâ: olgunlaştı
Rahmân/merhamet arşın üzerinde arttı.

6: لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرَى

Lehu : onundur: içinde ne varsa semâvâti: göklerin ve mâ fîl ardı : ve yerinve mâ beynehumâ : ve onların arasında ne varsa ve mâ tahtes serâ: ve üç zenginliğin altında ne varsa
Göklerde (dikkat edin çoğul) ve yerde ne varsa onundur. (dikkat edin yer tekil anılıyor, demek ki üzerinde gezdiğimiz yer yüzünü kast etmiyor. Sayıları milyar kere trilyon gezegenlerin hepsinde bir yeryüzü mevcut değil midir? Zaten "Ard" kelimesi yeryüzü anlamına gelmiyor, dünya veya toprak kelimeleri ayrıca geçmekteler. Ard, hususiyetle "Yer" anlamıyla aşağı ve referans kastıyla kullanılıyor. Ay kelimesi de böyledir. Ay, yansıtma anlamına gelmemekte ve dünyanın uydusunun güneş ışığını yansıtması hasebiyle bu isimle anılmaktadır.) Ve ikisi arasındakiler de onundur. (dikkat edin bu kez ikisi de tekil anıldı; Gökler yani 7 gök bir tane bütün proton olduğundan ötürü bu kez iki varlık arasındaki bir alandan bahsediyor. Dünya üzerindeki bir gözlemci yeryüzü ile gökyüzü arası bir yer/kısım/bölümün olmadığını bilir. gökyüzü olarak atmosfer kast ediliyor diyen olsa bile bu durumda yine arada yer almamaktadır. Çünkü yer yüzünün bittiği noktada uzay başlamaktadır. Bizler gerçekte uzayda dolaşmaktayız, hele koşar adım yürüyen birisinin ayakları bir an için yerden kesilir, bu esnada tamamen uzayda bulunuyor oluruz.) Ve üç zenginlik ise üç tip atomun elektronlarıdır. Elektron ancak ruhun bilgisi nisbetinde büyümekte, ağırlaşmaktadır. Cahil insanın elektronu/levhi mahfuzu küçük ve hafiftir. İnsanların ürettiği her bilgi Allah'ındır. Kişi dünya hayatını ve ahiret hayatını tamamladığında tüm bilgi Allah'a kalmaktadır.)

7: وَإِن تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَإِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَأَخْفَى

Ve in techer : eğer sesli konuşursanbil kavli: söylersen fe innehu ya’lemus sirre : o zaman sırrını bilebilirve ahfâ: sakladığın (senindir)
Eğer sen sesli konuşur bildiklerin söylersen o takdirde sırrını bilebilir, yoksa sakladığın senindir.
(Ruh gökler dediğimit altı gözlü protonun içinde barınıyorken orada düşünür tefekkür eder ve hayal kurar ve tasarlar. Bunları dışarıya vermek için içinde barındığı ins'i titreştirerek ses üretmek zorundadır. bu durumda Allah işitir, aksi takdirde cennet/saklı yer olarak anılan atomun içinde olanlar orada kalır. Atoma dışarıdan gelen her türlü titreşim ve ışık yansır, bu yüzden ins atomunun cidarlarına dıştan olan yüzeyine Allah "Ay" adını koymuş. )

8: اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ لَهُ الْأَسْمَاء الْحُسْنَى

Allâhu lâ ilâhe: Allah'tan başka ilah yoktur illâ hu : sadece o (...'dur) ve lehu-l esmâul husnâ: ve onun iyi isimleri
Allah'ın dışında ilah yoktur! Sadece O (...'dur) Onun iyi/güzel isimleri vardır.

9: وَهَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ مُوسَى

Ve hel etâke: sana geldimi hadîsu mûsâ: musanın haberi
Sana Musa’ın haberi geldi mi? (k.u.)

10: إِذْ رَأَى نَارًا فَقَالَ لِأَهْلِهِ امْكُثُوا إِنِّي آنَسْتُ نَارًا لَّعَلِّي آتِيكُم مِّنْهَا بِقَبَسٍ أَوْ أَجِدُ عَلَى النَّارِ هُدًى

İz raâ nâren: ateş yaktı fe kâle li ehlihim kusû: ailesine dedi ki bu ağırlık innî ânestu nâren: benim ateşim değil leallî âtîkum : üstüne ne kadar gelecekminhâ bi kabesin: onların ateşiyle ev ecidu : veya bulurumalân nâri hudâ: üstündeki ateşin klavuzluğuyla
Bir ateş yaktı. Ailesine dedi ki "Bu ağırlık benim ateşimden ötürü değil. Üstüne onların ateşi geliyor. veya bulurum üstündeki ateşin klavuzluğuyla.
(Ruh ve ateş arasındaki fark birisinin düz diğerinin yumak /helezon gibi sarılı olmalarından ibaret. Sarmal şeklindeki enerji/ruh doğrulduğunda/ salındığında ısı olarak tezahür ediyor. Isı doğru çizdiği için bir hat oluşturuyor, bu hattın gideceği adres, bir yıldızdır. Onu klavuz çizgisi olarak kullanıp takip ederek barınmak için aradığı/bulacağı yıldızın içine akmayı planlıyor.)

Devam ediyor...