Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
------

48- Neml (27)

  • Ta, Sin...

    Bunlar, Kur’an da gösterilen âyetlerdir...

    Her daim Kur’an yani manyetizma içinde olan iki âyet Ta ve Sin. Elementlerin hareket kazanmaları ve/veya başka ortamlara enerji taşımalarını mümkün kılan iki kütlesiz atom. Başka bölümlerde göreceğiz fakat şunu belirmek lazım, kütlesiz atomlar müteşabih âyetlerdir. Ta, bir müteşabih âyet ve Sin ise Gök/Kuark ismidir.

    Cinn yani müteşabih âyetler, atomlarının içlerinde bulunan enerjinin önemi, Hz. Musa’nın Tuva Vadisinde soğuk bir gecede ateş yakma çabası ve ateşe olan ihtiyaç ile anlatılıyor. Ateş yakmayı bir türlü başaramayan Hz. Musa’ya, bir ateş gösterili-yor. O da bu ateşten bir kor getirmeye gidiyor.

    Ateşe vardığında çağrıldı ve ona denildi; "Ateştekiler ve çevresindekiler bereketli kılınmıştır. Allah, onları bütün eksikliklerden arındırmıştır.” Burada eksiklikten kasıt kütleli atomların içindeki boşluktur, Cinn atomlarının bünyelerinde eksiklik sayılacak bir boşluk yoktur.

    Basınçlı alanın etrafında elektromanyetik alan oluştuğunu hatırlayınız, Cinn’lerin etraflarında manyetik alan olmayınca buna bağlı olarak Cinn’lerin elektriksel ve manyetik özellikleri de olamıyor.

    Ağaç, plastik gibi Cinn’den mamul cisimlere baktığımızda onların manyetik özelliklerinin olmadığını ve elektriksel açıdan iletkenliklerinin olmadığını görüyoruz. Onlar sadece kütle çekim kuvvetinden etkileniyorlar. Kütle çekimin ısı (enerji) emme gücü olduğunu bildiğimize göre Cinn atomlarının bu kuvvetten etkilenmelerinin kaçınılmaz olacağını da anlaşılıyor.

    Cinn atomu bir İns atomuna bağlanabilir ya da içine girerse aleve dönüşmeden durabilir. İns içine Cinn girmesi demek maddenin ısınması demektir. Isıtılan madde Cinn’lenmiş oluyor. Soğutulmuş İns atomu içinde hiç Cinn kalmamış demektir.

    Eskiden ateşli hastaya “cin girmiş” denilirdi, “cin çıkarma” eylemi ise ateşi düşürme işlemi oluyordu. Beyin aktivasyonu fazla kişilerin nöbetler geçirmesinin sebebi beyindeki İns atomlarının fazla ısınmasıdır. Aynı zamanda Cinn çarpmış deyimi yanık için kullanılır.

    Elementleri oluşturan İns atomlarına Cinn atomları eşlik ettiğinde yakıt türleri oluşuyor. Sadece İns atomlarından müteşekkil elementlerin içinde enerji yok, onlar yanıcı değiller. Bu tür elementler parçalandıklarında yani atomları birer birer kaldığında etraftan büyük miktarda enerji soğururlar.

    Cinn atomu bir İns atomunun içine girebilir. Bu yüzden vahiyde Cinn’e; "Şu yapıya gir" deniliyor. İns’in içindeki boşluk sayesinde gerçekleşen bu birleşimi tefsirciler, İnsan Cinn ile evlendi veya onu köşküne aldı şeklinde yorumlamışlardır.

    Davud’a ve Süleyman’a “ilim” verdik diyor, Allah. Peygam-berlerin ilim adamlığı, elementlerin inşası için lüzumludur.

    Bizler çıplak gözle atomların yapısını göremesek bile vahiyler bize akıl gözümüzle görebileceğimiz tasvirler sunuyor. Atomla-rın benzerlerinin dünya üzerinde var olduğunu bildiriyor. Bu durumda bize düşen maharet, aklımızda oluşturduğumuz modeli, tabiattaki benzetimleri (simülasyonu) ile örtüştürmektir. Kelamı kadimler, kütleli ve kütlesiz atomların beraberce inşa ettiği elementleri anlatırken çağın bilgi seviyesine uygun metot kullanmıştır. Atomları kuş'a, onların manyetik alanlarının kapsama alanını karınca vadisi’ne benzetmiş, elementleri ‘Karınca’ olarak öyküselleştirerek anlatmıştır. Neden böyle yapmıştır? diye soracak olsak eminim olası cevap zaten aklınızdan geçiverecektir. O devirde ne atom ne elektron ne de kimyasal bağlanma olayları direkt yoldan anlatılamazdı. Üstelik andığımız teknik terim ve isimler yakın tarih olan son yüzyılda kamuoyu bilgisine mal olmuşlardır.

    Binlerce yıl öncesinde kuş, karınca, iplik, gök, gece, gündüz gibi bildik isimlerin anılması sayesinde, bu kelimeleri günlük hayatında kullanan sıradan İnsanlar da kendince anlam verme lüksünü kullanmış oluyordular.

    Hz. Süleyman ve orduları karınca vadisine geldiğinde bir karınca diğerlerine şöyle sesleniyor;

    "Yuvalarınıza girin! Süleyman’ın orduları farkında olmayarak sizi ezmesin." Bunun üzerine Süleyman güldü ve şöyle dedi;

    "Rabbim, bana hayırlı ve barışçıl bir iş yapma imkânı ver!"

    Bir İns atomu, başka bir atoma yaklaştığında, kendi etrafındaki manyetik alan karşıdakine dokunacaktır. Burada manyetik alanın kendilerine yaklaştığını dile getiren karıncadır. O diğer atomların manyetik alandan zarar görebileceğini hesap ederek, emri altındakilere yuvalarına yani İns içindeki boşluklara girmelerini söylüyor. Fakat Hz. Süleyman manyetik alandan kendisinin zarar görmeyeceği gibi, başkasına da zarar vermeye-ceğini biliyor. Bu yüzden karıncaların bu yersiz korkusuna tebessüm ediyor. Manyetik alanların meydana getireceği etkileşiminin/dönüşümün hayırlı bir işe vesile olması için niyazda bulunuyor. O devirde elektromanyetik transformasyon, indüksiyon ve elektrik akımının mevcut olduğunu, Saba Melikesine yollanan mektubun telgraf misali hemen iletilmesinden anlıyoruz.

    Bölüm içinde geçen, onların “güneşe tapmaları” diye anlatılan olay ; Alnımızı secdeye koyduğumuz zaman atomun Gök kapısına en yakın durumda oluyoruz. Gök kapısının çekim etkisine ‘Güneş’ ismi verilmiştir. Secde esnasında atomun güneşine tapınmamayı hatırlatan vahiy, Gök’lerin fevkinde, arşta istiva etmiş Allah’a yönelmeyi niyet etmeyi telkin ediyor.

    Bu uyarıyı Cinlerin ülkesi Saba’nın Melikesine mektupla, anında iletiliyor. Cinn elçisi kütlesiz bir varlık olduğu için elektrik hızı ile geliveriyor. Mektubun uyarısına binaen diyor ki ;

    "Allah O’dur ki O’ndan başka ilah yok, O büyük arşın rabbi-dir." diye cevap veriyor. Bunun üzerine Hz. Süleyman ; "Sözün doğru mudur? Yoksa sen yalancılardan mısın? Görece-ğiz, şu yazımı götür onlara at, sonra uzaklaş bakalım nasıl davranacaklar." Diyor. Melike, halkının yanına varıyor ve diyor ki;

    "Ey ileri gelenler! Bana Süleyman’dan önemli bir mektup bırakıldı, Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla! Başlıyor. Ve diyor ki Bana büyüklük taslamayın, teslim olmuş halde huzuruma gelin! Diye yazıyor. Ey danışmanlarım; bu problem konusunda fikirlerinizi söyleyin. Siz onaylamadıkça hiçbir işe kesin karar vermem." Cevap olarak Cinn atomları hep birden dediler ki;

    "Biz büyük kuvvet sahibiyiz, çok şiddetli savaşırız, emir senin, bak kararı sen ver." Bunun üzerine Melike dedi ki; "Muhakkak ki hükümdarlar bir beldeye girdiklerinde orayı zelil ve sefil yaparlar! Şimdi ben onlara bir hediye yollayacağım, bakalım gönderdiğim elçiler neyle geri dönecekler."

    Elçiler huzura vardığında Süleyman onlara dedi ki;

    "Siz bana mal ile mi destek veriyorsunuz, Allah’ın bana verdiği şüphesiz sizin verdiğinizden daha hayırlıdır. Sizler hediyeleri-nizle övünüyorsunuz. Sizi gönderene geri dönün, Bundan sonra sizin karşı koyamayacağınız ordular ile üstünüze gelirim, sizi başları eğilmiş olarak zillet içinde ve aşağılanmış halde oradan sürer çıkarırım."

    Buraya kadar anlatılanların bilimsel açıdan ilettiklerine şöyle bir bakalım. Kütlesiz varlıklar sahip oldukları enerjiye ve hızlarına güvenerek isyan içinde oluyorlar. Kütleli atomlara üstünlük sağlayabilecekleri zehabına kapılıyorlar. Hz. Süleyman onların kütleli varlıklardan müteşekkil atomlar karşısında güçlerinin bertaraf edileceğini yani bir manada kütlenin içindeki boşluk sayesinde bu enerjinin soğrulacağını anlatıyor onlar. Bir Cinn atomunun yapısı tümden enerji ihtiva ettiği için, kendilerini çok güçlü görüp isyan içinde olmuşlar. Onların bilmedikleri en önemli husus ise İns’lerin yapısının bir keramet içermesidir. Eğer ki bir İns tarafından Cinn’lerin yolları kesilecek olur ise Cinn atomunun tamamı yutabilir (soğrulabilir). O zaman o Cinn bir İnsin içine hapsedilmiş olur. İns isterse onu bünye-sinde tutabilir veya foton olarak bir yöne fırlatabilir. Bunun manası bir İns atomu sahip olduğu soğurma kerameti sayesinde Cinn’leri yenebilir. Elbette kimin kimden güçlü olacağını Hz. Süleyman bildiği için onların tıpkı İns atomları gibi Allah’a teslim olmalarını istiyor.

    Neml devamında Hz. Süleyman kurmaylarına soruyor;

    "Cinn’ler teslim olup huzuruma gelmeden önce onun tahtını hanginiz bana getirebilir?" Bu sorunun muhatabı İns ve Cinn atomları idi. Bir Cinn hemen cevap verdi; "Sen daha makamından kalkmadan onu sana getirebilirim, ben güçlü ve güvenilir biriyim!" Dedi. Cinn atomları kütlesiz oldukları için ivmelenme ve eylemsizlik problemlerini yaşamı-yorlar. Harekete başladıkları anda maksimum hıza erişebilmek-teler. Hareketleri için ayrıca enerji harcanması da söz konusu değil. Böylece Cinn’in söylediği gibi bazı işleri bir anda yapabil-mesi fiziki açıdan olasılık dâhilindedir.

    Kendinde kitaptan ilim sahibi olan bir Cinn dedi ki;

    “Daha bakışlarını çevirene kadar onu sana getirebilirim” cümle bittiğinde Süleyman tahtı yanında kurulmuş olarak gördü. Sonra şöyle dedi; Bu Rabbimin lütfündendir, şükür mü edeceğim nankörlük mü beni denemek istiyor.

    Cinn’ler gibi hızlı hareket edememesine rağmen, ilim sahipleri İns’lerin de aynı hızda tahtı kurmasının tek açıklaması, İns’lerin içine dolacak enerji sayesinde Cinn taifesinin yaptıklarını yapabilmeleridir. Buna foto sentez diyoruz. ‘Rabbimin lütfüyle’ kelimesi İns’lerin ihtiyaç duydukları enerjinin onlara bahşedil-mesini ifade eder.

    Kendiliğinden olduğunu sandığımız nice olay var ki gerçekte hepsinin ardında var olan şey yüksek seviyede ilimdir. Bir tavuğun yumurta üretmesi, örümceğin çelikten sağlam iplik üretmesi gibi örneklerde ilgili havanların bunların imalatı hakkında, sahip oldukları kusursuz teknoloji kendi akılları ile olamayacağına göre işte İns’lerin surede anlatılan maharetleri de kendilerinden kaynaklı değil, Allah’ın lütfü iledir. Süleyman emir verdi;

    "Bu tahtı başkalaştırın bakalım hidâyete erecekler mi yoksa onlar hidâyete ermeyenlerden mi olacaklar." Anılan taht o anda bir yerden bir başka yere taşınmadı. Tıpkı ağaçların birkaç gramlık ağırlık ve küçük bir hacimden büyüyerek tonlarca ağırlığa erişmeleri gibi suredeki nakilleri cismani hareketle nakil değildir. Kütlesiz fotonlar sayesinde enerji olarak nakledilip, sonra fotosentez dediğimiz olay sonucunda yeniden kabuksu yapıları ile Cinn atomuna dönüşmeleri sonucunda yeniden inşa edilmeleridir. (Cinn atomlarından müteşekkil bir madde fiber optik kablo içinden nakledilebilir) Fotonların seyahat süresinin ışık hızı olduğunu hepimiz bilmekteyiz. Nakil sonrasında yeniden diziliş sırasında veya sonrasında birebir kopya yapılabileceği gibi değişiklik yapılması da mümkündür.

    Melike gelince soruldu;

    "Senin tahtın böyle miydi? Bu muydu?" Cevap olarak;

    "Sanki onun gibi! Lakin bize bu ilim verildi ve biz bunun öncesinde teslim olanlardan olmuştuk. daha önce Allah haricinde ibadet ettikleri onları küfre saplamıştı."

    Sonra ona şu yapıya gir denildi, Melike yapıyı görünce onun etrafını derin su sandı. Süleyman dedi ki; O parlak ve billur camdan bir yapıdır. Melik e bunun üzerine

    “Ben nefsime ve öz benliğime zulmetmişim, artık Süleyman’la birlikte alemlerin Rabbine teslim oluyorum.” kelime manası itibarı ile ‘yapı’ anlamı taşıyan “Sarh” (sarahat kelimesi) köşk olarak tercüme edilse de aslında yüksek yapı demektir. Burada İns atomu yani hidrojen atomunun yapısı tarif ediliyor. Hidrojenin boyunun 71-73 yıl olduğunu görmüştük, bu oldukça yüksek sayılabilecek bir yapıdır.

    İns atomlarının çevresinde yüksek basınçlı alan vardır. Bu yüksek basınçlı alanı bilim dünyası ‘elektro manyetik’ alan olarak biliyor. Allah, bu alana Kur’an diyor. Bu alan, ortada bulunan Yedi Gök’ün etrafını kuşatmıştır. Peygamberimiz “Yedi Gök’ün fevkinde deniz vardır” demiştir. Basınçlı alanlar özellikleri itibarı ile berrak su gibi görünüyor. Onun için Cinn, İns’i ilk gördüğünde onun etrafını su ile çevrili sanmıştır.

    Güneşin ve gezegenlerin etrafları, atomların etraflarındaki elektro manyetik alanın toplamından oluşan çok kuvvetli bir basınç alanıyla kaplıdır. Bu basınçlı alanlar birbirini itmektedir. Yörüngeler, işte bu basınçlı alanların varlığı sayesinde oluşuyor.

    İki atom birbirine ne kadar yaklaştırılmak istese de bu basınçlı alan asla yenilemez. Yani iki atom asla birbirine temas edemez. Haliyle gezegenlerde birbirlerine yaklaşabilir fakat belli bir mesafeden öteye gidemezler. Hatırlarsanız bir balon örneği ile bu basınçlı alana ifade etmiştik. İki gök cismi, iki balon gibi davranır. Mesela güneşin elektro manyetik alanı ve dünyamızın elektromanyetik alanı birbirine yaslanmış iki görünmez balon gibi dururlar. Aralarındaki çekim gücü miktarınca balonların dairesel formu temas noktasında bastırıldığından düzleşmiştir ve yoğunlaşmıştır. Ya da bir yay gibi kurulmuştur. Yörüngeler ister dairesel olsun ister eliptik olsun bu tamamen basınç alanlarının tespit ettiği kurulma kadar yaklaşabilir. Gök cisimlerinin birbirinden uzaklaşıp kopmasını, kütle çekim engellemekte adeta tutmaktadır.

    Yörünge oluşumu fizik açıdan gâyet basit bir işlerliktir. Olayın iç yüzü bilinmeyince uzaydaki kusursuz dengeyi sihirli bir çemberin sağladığına dayandırılıyor. Güya itme ve çekim gücünün mükemmel kararı, hassas yörüngeleri oluşturuyor.

    Denge, ne kadar mükemmel sağlanabilir ki? Atomik boyutlar-daki adımlar şeklinde gerçekleşecek kayma, bir süre sonunda uyduların yörüngeden kayması gibi hayli büyük sapma oluşturacaktır.

    Buradaki püf noktası; Maddenin etrafındaki basınçlı alanın itme kuvveti ve hayali balonunu ezilme miktarı sonucunda oluşan dengedir. Bu tıpkı yay üzerindeki bir ağırlığın o yayı belli yere kadar kurması gibidir. Yörüngelerin sadece itme ile oluşması sistemin sıfır hata ile işlemesini sağlıyor. Ağırlığın miktarı ve yayın sertliği biliniyor ise kurulma noktası kolaylıkla tahmin edile bilinir. Bu prensip sayesinde tartı araçları geliştirilmiştir. Kur’an kitabı ve Hz. Muhammed defaten İns’lerin etrafındaki basınçlı manyetik alan için su ve deniz demiştir. Yörüngelerin-deki tüm gök cisimleri ve Gök’ler için “Onlar yörüngelerinde yüzerler” denilmiştir.

    Basınçlı alan su ve denize benzetilince anlatımlardaki yüzme tanımı ne kadar doğru olmaktadır. Bu basınçlı alan olgusunun bilmezden önce gök cisimlerinin ve Gök’lerin yüzmesi kavramı-nı anlamak neredeyse mümkün değildi. Kur’an kitabındaki anlatımlar için seçilen kelimelere baktığımızda, onların özellikle bilimsel tanımlar yaptıklarını görüyor ve söyleyip duruyoruz.

    Görüldüğü üzere deniz benzetmesi ve yüzme hareketi basit bir anlatımın ötesine geçiyor. Benzer şekilde yorumlamaya çalıştığımız Neml bölümünde Hz. Davud’un ve on dokuz oğlundan biri olan Hz. Süleyman’ın kuş dili bildikleri söyleni-yor, ama dikkat ederseniz kuşlarla hiç diyalog kurulmuyor, aksine karıncalar ile konuşmalar aktarılıyor. Karıncaların kuşdili konuşmadığından emin olduğumuzdan dolayı ilgili hikâyenin başkaca şeyler anlattığı hemen seziliyor. Ayrıca Hz. Süleyman ve oğullarının karınca dilini bildiklerin-den de hiç bahsedilmiyor. Ve son olarak karıncaların konuşma-dığı gerçeğini de göz önünde tutarak anlatılanları global olarak değerlendirmeye kalktığımızda izahı mümkün olmayan ve çelişki denilebilecek durumlar hasıl oluyor. Eğer gerçekte anlatılanlar bir element içindeki olaylar ise o zaman bu hikâye, atomların enerji seviyeleri, sürtünme ile artan atom enerjisi ve onun ışımaya başlaması, atomdan yayılan ve Cinn denilen enerji türünü haber veren bilimsel verilere dönüşüveriyor.

1 : طس تِلْكَ آيَاتُ الْقُرْآنِ وَكِتَابٍ مُّبِينٍ

Tâ sîn, : Ta, Sin
tilke âyâtul kur’âni : onlar kur'an ayetleridir.
ve kitâbin mubîn : ve kitapta gösterilendir.
Tâ, Sîn. O kur'an'ın ayetleridir ve kitapta gösterilendir.
(Ta, İbrahim'in ruhu iken Sin, gündüz ve gece isimli gök çiftlerinden içi enerji dolu olan gündüz göğünün rumuzu oluyor. Gece göğünün içinden boşaltılan enerji güngüz göğüne aktarıldığında evrenin durağan yapısı içinde boşluk ve doluluklarıyla belirginleşen iki varlık meydana gelmiş oluyor. Üç ayrı gök çifti ve birde tek gök olmak üzere yedi gökle bir tane atomu inşa ediliyor, atomun etrafını saran koruyucu manyetizmanın adına ise Kur'an denilmiş. Kur'an içindeki ayetlerle birlikte bir kitap oluşturuyor ve anılan bu iki ayet onun içinde gösteriliyor. Kitap olmaksızın ruhlar, evrenin/yekunun içinde tıpkı denizle su damlası misali gibi ondan ayırd edilemeyeceklerinden ötürü ancak kitap içinde gösteriliyorlar.)

2 : هُدًى وَبُشْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ

Huden : rehberlikve buşrâ: insanlık lil mu’minîn: sadıklar için
Rehberlik eden ve insanlık özelliği veren (iki ayet) sadıklar içindir.
(Gece göğü içinen alınarak gündüz göğüne katılan enerjiyle ışıltılar saçmaya başyayan gök/kuark için huda denmiş, o ışığıyla diğen gök içine yerleşen (Ta, Ha, Mİm) ruhlarına rehberlik ediyor. Atoma yerleşmiş ruh insan diye anılıyor.)

3 : الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُم بِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ

Ellezîne yukîmûnes: kim oturuyor salâte : destek oluyorve yu’tûnez zekâte : ve zekat ödüyorve hum : ve bunlarbil âhırati : ahirettehum yûkınûn: eminler/güvendeler
(atomun içinde) Kim oturuyor? kim ona destek oluyor? ve kim zekatı veriyor? Bunları yapanlar ahirette emin ve güvendeler.
(Atomun içinde oturan racul/ruh, salat ile atomu ayakta tutuyor, salat ile ona canlılık veriyor. Atomun çevreden enerji soğurması hasebiyle içindeki alan ruha dar gelecektir, bunu zekat yoluyla azaltması gerekiyor. Enerji aktarımını direkt temas ile mekanik yoldan veya foton salınımı ile yapabilir. Zekat büyük olasılıkla fiziki temasla sağlanıyor .)

4 : إِنَّ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ زَيَّنَّا لَهُمْ أَعْمَالَهُمْ فَهُمْ يَعْمَهُونَ

İnnellezîne lâ yu’minûne : inanmayan kimselerbil âhirati : ahiretinzeyyennâ : süslenmiş/zinalehum a’mâlehum: onların amelleri/çalışmaları fe hum ya’mehûn: körler idrak edemiyorlar
Ahirete inanmayan kimselerin işleri zinadır, onlar görmedikleri/kör oldukları için idrak edemiyorlar.
(Ahiretin içinde oldukları halde inanmayanların işleri sadece zinadır. Kendi akılları uyarınca olayları göremeden değerlendirdiklerinde bu sonuca ulaşmaları oldukça doğal. Bir atomun içindeki ruh, etrafında olup bitenin seslerini duyabiliyor. Gözlerimiz çoklu algı yapmak için yirmi beş mega piksel nokta ile görüntüyü parçalayıp beyine/oradanda ruha aktarıyor. Yalnızca bir atomun içindeki ruh sadece tunelin ucundaki ışığı algılayabiliyor, görüntüyü parçalayıp analiz edecek sayıda göz elemanına sahip değil, çünkü kendisi bir atom, olsa olsa bir piksel görüntü- ki bu görüntü değil ışık algısıdır,- göremeyecektir. Göremeyen kişi/ruh idrak edemez! )

5 : أُوْلَئِكَ الَّذِينَ لَهُمْ سُوءُ الْعَذَابِ وَهُمْ فِي الْآخِرَةِ هُمُ الْأَخْسَرُونَ

Ulâikellezîne : kimin kilehum sûul azâbi : onlar fena azap/ateşte olmakve hum: fîl âhırati : ahiretin içindehum-ul ahserûn: kaybedenler
---

6 : وَإِنَّكَ لَتُلَقَّى الْقُرْآنَ مِن لَّدُنْ حَكِيمٍ عَلِيمٍ

Ve inneke : ve sen le tulekkal kur’âne : kur'anı'ı alacaksınmin ledun hakîmin alîm: bilge hakimden
Ve en bilge ve hakimden alacaksın kur'an'ı.

7 : إِذْ قَالَ مُوسَى لِأَهْلِهِ إِنِّي آنَسْتُ نَارًا سَآتِيكُم مِّنْهَا بِخَبَرٍ أَوْ آتِيكُم بِشِهَابٍ قَبَسٍ لَّعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ

İz kâle mûsâ : Musa dedili ehlihî innî ânestu nârâ: ben ateş ehli/azapta olan değilim se âtîkum minhâ : size geldiğimdebi haberin ev âtîkum: veya size haber verdiğimde bi şihâbin kabesin: meteordan aldığım ateşle leallekum tastalûn: soğukta ısınabilirsin
Musa dedi; ben ateşte değilim! Size geldiğimde veya size haberini verdiğimde meteordan aldığım ateşle ısınabilirsin.
(Atomun içinde hiçlik/mutlak sıfır derece yani hiç enerji yok. Atomun içine giren ruhlar enerjisiz kalıyor/enerji kaybediyor. Isınmaları için gereken enerji hakkında bildirimlerde bulunuluyor. Artık işleyiş gerçekte nasıldır tam tahayyül etmek için daha fazla detay/ayrıntı içeren vahiy anlatıları gerek.)

8 : فَلَمَّا جَاءهَا نُودِيَ أَن بُورِكَ مَن فِي النَّارِ وَمَنْ حَوْلَهَا وَسُبْحَانَ اللَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Fe lemmâ câehâ: ne zaman ona geldiyse nûdiye : en bûrike : boğulmakmen fîn nâri : ateşin içindeve men havlehâ: onun etrafındaki ve subhânallâhi: ve allahı tenzih ederim rabbil âlemîn: alemleri besleyen
(Ruh) Ne zaman ona geldiyse ateşin içinde boğulur gibi oldu, Allahı tenzih ederim (o) alemleri besleyendir.

9 : يَا مُوسَى إِنَّهُ أَنَا اللَّهُ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُs

Yâ mûsâ : ey musainnehû enallâhul : ben öyle allah'ımazîzul hakîm: sevgili, hakim
Ey Musa! Ben, sevgili bilge olan Allah’ım.

10 : وَأَلْقِ عَصَاكَ فَلَمَّا رَآهَا تَهْتَزُّ كَأَنَّهَا جَانٌّ وَلَّى مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْ يَا مُوسَى لَا تَخَفْ إِنِّي لَا يَخَافُ لَدَيَّ الْمُرْسَلُونَ

Ve elkı asâke: Asayı attı fe lemmâ raâhâ : onu gördüğünde tehtezzu ke ennehâ cânnun: cinler titreyerek onu salladı vellâ : gittimudbiran : ---ve lem yuakkıb: takip edilmedi yâ mûsâ : ey musa lâ tehaf innî: benden korkma lâ yehâfu ledeyyel murselûn: benim gönderilenden korkum yok
Asayı attı, onu gördüğümde cinler titreyerek onu salladı. Benden korkma, benim de gönderilenden korkum yok.

Devam ediyor...