Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
----

49- Kasas (28)

  • Ta sin mim...

    Bunlar, Kitab-ı Mübin’in Âyetleri’dir. Musa ve firavunun haberinden, mümin bir kavim için hak ile size okuyacağız...

    Firavun, gerçekten element içindeki atomların manyetizmalarına hükmediyordu. Ve halkını gruplara ayırdı. Atomların bir kısmını güçsüz bırakıyor, onların oğullarını (elektronlarını) boğazlatıyor, kadınlarını canlı bırakıyordu. Ve biz, Yer’in güçsüz olanlarını nimetlendirmek ve onları imamlar kılmak ve varisler yapmak için onları kuvvetli kılmak istiyoruz...

    Firavunların Yer/elektron hakkında bilgi ile donatıldıklarını anlıyoruz.

    Bahsedilen zayıf Yer, Elif atomunun elektronu olmalı çünkü onun zayıfladığını ismi Zekeriya peygamber bildiriyordu. Hz. Musa’ya verilen Lam atomu, onun manyetizması ile birlikte Tevrat isimli kitap olarak anılıyor. Firavun, üç atomun manyetizmasını ayırmak için çaba gösteriyormuş. Gerçekte tüm atomların manyetizması aynı fakat seviyeleri farklıdır. Manyetizma, kuvvet olarak toplanabilirlik özelliğine sahiptir.

    Denizin yarılaması, iki atoma ait elektronların arasının manyetik vadi oluşturmasıdır. Atomların zayıflayan enerji seviyesi yüzünden oluşan vadi, manyetizma güçlendirilerek kapatılıyor.

    Anlatılanlardan Elif atomunun zayıflığına rağmen ona oğul yani güçlü manyetizma desteği sağlandığını anlıyoruz. Güçlenen elektronların enerji seviyelerinin yükseltildiğini biliyoruz. Vahiylerde aktarılan kıssalar elektrik ve elektronik biliminin temelleri ve işleyişini anlatan teknik ayrıntılar olarak karşımızda duruyor. Enerji seviyelerinin yükseltilmesi ise emisyon tüplerinin çalışmasını ve radyo haberleşmesini anlatıyor. (Vakum tüplerinin çalışma prensibi elektronların ısı ile genişlemeleri prensibine dayanır) Devamındaki vahiylerde geçen asanın yılan gibi hareket edişi, proton ile elektron arasındaki uzantıyla ilgilidir. Manyetizma azaldığında bir kısmı atomun dışında kalacak bu omurganın hareketsiz durması gerekir, fakat anlatılarda bir şekilde hareket ettiriliyor. Eldeki vahiylerden tamamlayıcı bilgi çıkarılabilir ise olay tam netleşecektir. Geçmişte çok sayıda elementin helâk edildiği açıkça bildiriliyordu, şu an ortada olmayan element için fikir yürütmek hayli zor. Her şeye rağmen aşağıda bilimsel yönü ile incelenmeyi gerektiren anlatılar var. Bunları hikâye gibi dinleyenler olabilir, olaylara hikâye gözü ile bakmanın bize hiçbir menfaati olmayacağını görebilirsiniz.

    Ve ergenlik çağına erişip kemale erdiği zaman, ona hikmet ve ilim verdik. Ve muhsinleri, Biz işte böyle mükâfatlandırırız...

    Musa “Rabbim beni nimetlendirdiğin şeyler sebebiyle, bundan sonra ben asla mücrimlere arka çıkmayacağım” Ve Musa, Medyen tarafına döndüğü zaman; “Rabbimin beni sevva edilmiş yola hidâyet etmesini umarım.” dedi. Ve Medyen suyuna vardığı zaman, su almakta olan bir İnsan topluluğu buldu ve onlardan başka, engelleyen iki kadın buldu. Onlara: “Sizin haliniz nedir?” dedi... Medyen, Elementin tam ortasında bulunan otuz iki şer atomun oluşturduğu iki halkanın arasına deniyor.

    O iki kadın “Çobanlar çekilmedikçe biz sulayamayız. Ve bizim babamız çok ihtiyar.” Böylece ikisini suladı, sonra gölgeye döndü ve “Rabbim muhakkak ki ben, bana hayır olarak indirdiğin her şeye fakirim.” dedi. İkisinden biri, haya ederek ona geldi:

    “Muhakkak ki babam, bizi sulamandan dolayı bir ecirle mükâfatlandırmak için seni davet ediyor.” dedi. Ve ona geldiği zaman hikâyesini anlattı Babası “Korkma! sen, zalimler kavminden kurtuldun.” dedi. İki kızdan biri: “Ey babacığım! Onu ücretle tut. Muhakkak ki o, ücretle tuttuklarından daha hayırlı, sağlam ve emindir.” dedi. Yaşlı baba:

    “Gerçekten ben, işte bu iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum, bana ücretle sekiz yıl çalışmana karşılık. Eğer on yılı tamamlarsan o da senden. Ve ben, seni mecbur etmek istemem. İnşaAllah beni salihlerden bulacaksın.” Musa “Bu seninle benim aramdadır. İki süreden hangisini kada edersem, artık bana bir düşmanlık oluşmasın. Ve Allah, konuştuklarımıza vekildir.” dedi. Böylece Musa, süresini tamamladığı zaman ailesi ile yola çıktı. Tur dağı tarafında bir ateş fark etti. Ailesine: “Durup bekleyin. Gerçekten ben bir ateş gördüm. Belki size oradan bir haber veya alevli bir ateş getiririm. Siz ısınasınız diye.” dedi. Böylece oraya geldiği zaman vadinin sağ tarafından, mübarek yerdeki ağaçtan nida edildi:

    “Ey Musa! Muhakkak ki Ben, âlemlerin Rabbi Allah’ım.”

    “Ve asanı at!” Bunun üzerine, onun yılan gibi hareket ettiğini gördü. Arkasına bakmadan dönüp kaçtı.

    “Ey Musa, (geri) dön! Ve korkma, muhakkak ki sen emniyette olanlardansın!” "Elini koynuna sok, onu kusursuz beyaz olarak çıkar. Kanatlarını kendine çek. Bu ikisi, senin Rabbinden, firavuna ve onun ileri gelenlerine iki burhandır. Muhakkak ki onlar, fasık bir kavimdir."

    Musa “Rabbim, ben gerçekten onlardan birisini öldürdüm. Bu sebeple beni öldürmelerinden korkuyorum.” dedi.

    Musa, apaçık âyetlerimizi getirdiği zaman: “Bu, uydurulmuş sihirden başka bir şey değil ve biz evvelki atalarımızdan bunu duymadık.” dediler...

    Ve firavun: “Ey ileri gelenler! Ben, sizin için benden başka bir ilah bilmiyorum. Benim için ıslak toprak üzerine ateş yak. Böylece bana bir kule yap. Belki ben Musa’nın ilahına muttali olurum. Ve ben, onun mutlaka yalancılardan olduğunu zannediyorum.” dedi. Ve o ve onun orduları, yeryüzünde haksız yere kibirlendiler. Ve kendilerinin, bize rücû ettirilmeyeceklerini zannettiler. Sonra onu ve onun ordularını, yakalayıp denize attık...

    Ve biz, nida ettiğimiz zaman, sen Tur dağı’nın yanında değildin. Fakat Rabbinden bir rahmet olarak, senden önce kendilerine bir nezir gelmemiş olan bir kavmi inzar etmen içindir.

    Böylece onlara katımızdan hak geldiği zaman: “Musa’ya verilen gibi ona da verilseydi olmaz mıydı?” dediler. Musa’ya verileni daha önce inkâr etmediler mi? “İki büyü birbirini güçlendirdi. Ve muhakkak ki biz hepsini inkâr edenleriz.” dediler.

    De ki: “Eğer siz, sadıklardan iseniz Allah’ın katından, o ikisinden daha çok hidâyete erdiren bir kitap getirin, ona tabi olayım.”

    Ondan önce kendilerine kitap verdiklerimiz, O’na iman ederler. Ve onlara okunduğu zaman: “O’na iman ettik, muhakkak ki O, Rabbimizden haktır. Biz, ondan önce de muhakkak ki teslim olanlardık.” dediler.

    Sonra, onu ve onun sarayını yere geçirdik. Onun Allah’tan başka yardım edecek bir grubu yoktu ve yardım edilenlerden olmadı.

1: طسم

Tâ sîn mîm.

2: تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ

Tilke : bunlar âyâtul : ayetleri kitâbil : kitabın mubîn : gösterilen
Bunlar, kitapta gösterilen ayetlerdir.

3: نَتْلُوا عَلَيْكَ مِن نَّبَإِ مُوسَى وَفِرْعَوْنَ بِالْحَقِّ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

Netlû aleyke : senin anlattıklarını min nebei mûsâ : musanın haberini ve fir’avne : ve firaunun (haberini) bil hakkı : sağdakiyle li kavmin : ulusun/halkın için yu’minûn : sigorta/güvenlik
Musa (A.S) ve firavunun haber(ler)inden, mü’min bir kavim için hak ile (gerçek olarak) sana okuyacağız.

4: إِنَّ فِرْعَوْنَ عَلَا فِي الْأَرْضِ وَجَعَلَ أَهْلَهَا شِيَعًا يَسْتَضْعِفُ طَائِفَةً مِّنْهُمْ يُذَبِّحُ أَبْنَاءهُمْ وَيَسْتَحْيِي نِسَاءهُمْ إِنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُفْسِدِينَ

İnne fir’avne : o firavun ki alâ fîl ardı : yer'in üzerinde onu örtmüş ve ceale ehlehâ : ve ailesini oluşturuyor şiyean : fırka olarak taraftarlar yestad’ıfu tâifeten: güçlü, yaramaz sınıf minhum: onlar ki yuzebbihu: katlediyor ebnâehum : onların çocuklarını ve yestahyî nisâehum : ve kadınları utandırıyorlar innehu kâne : öyleydiler minel mufsidîn : verdikleri hasarlar
Firavunlar, yer'in üzerini gölgelemiş/örtmüş halde kendi aile ahalisini fırka olarak oluşturuyordu. Onlar güçsüz ve yaramaz sınıftı. Onlar ki verdikleri hasarla onların çocukların katlediyor, kadınları utandırıyordular.
(Gökler, yerin çok üzerinde, bir bulut gibi geniş yapısıyla aşağıda kalan yer/elektronu kendi gölgesinde bırakıncasına onun üzerine örtüyor, altta elektron/oğul olarak kendi ailesini/ahalisini oluşturuyordu. Firavunların içinde Ta, Ha veya Mim rumuzlarıyla anılan racul cinn üflenmemesine karşın atıl enerjiden mütevellit ruh giriyor ve ortaya bir insan çıkıyordu. Bu insan, diğer insanlardan büyük yapıda oluyordu. Çünkü Musa (nebi) nesli zamanında ruhlar Lam rumuzlu ins atomuna üfleniyor, Ra rumuzlu en büyük ins atomu başka iş görecek şekilde planlanıyordu. Firavun, büyük ev anlamıyla ruhlara ev olan ins atomlarının hacimce en büyük olanıydı, ismini öyle almıştı. Onlar bir ins atomunun içine kendi çekim gücüyle giren enerjinin ruh olarak düşünme ve akıl özelliği sayesinde kendilerinin varlığının kendilerinden olduğun sanıyorlardı. Etraflarındaki Musa neslinin kadınlarına ve çocuklarına zarar veriyorlardı. Başkaca vahiy anlatılarında gördüğümüz/anladığımız üzere işleyen süreç sonunda Musa neslini yok etmiştiler.)

5: وَنُرِيدُ أَن نَّمُنَّ عَلَى الَّذِينَ اسْتُضْعِفُوا فِي الْأَرْضِ وَنَجْعَلَهُمْ أَئِمَّةً وَنَجْعَلَهُمُ الْوَارِثِينَ

Ve nurîdu : biz istiyoruz en nemunne : güvenlikli/güvenle alâllezînestud’ıfû : zayıflayanlar fîl ardı : yer içinde ve nec’alehum : biz onları 'yaparız eimmeten : öne geçiririz ve nec’alehumul : vârisîn : mirasçı
Biz zayıflayanların güvende olmasını istiyoruz. Biz onları öne geçiririç ve onları mirasçı yaparız.
(İbrahim ve Musa nesli atomların elektronları/oğulları babalarının/protonun güvencesi/ kuvveti/ etkisi altındaydılar. Musa nesli sonrasında raculsuz boş/boşanmış halde kalan atomların babasız şekilde yeniden oğulları/elektronları oluşturuldu. Bu nasıl ve neden böyle oldu? bu neden musadan sonra oldu? Vahiy anlatılarından çıkarılan sonuç şu ki: Evrenin bir günü içinde tekrarlanan döngünün bir yarısı öğleden önce diye "11- Duha" pasajında anılan zaman diliminde gerçekleşenler vahiy anlatılarına konu olmuş ve bunların hepsi geçmiş zaman kipiyle aktarılmışlardır. Sonrasında yani öğleden sonrasında ise olacak, gelecek, kalacak gibi geleceğe dair haberlerdir. Öğleden sonrası fiziksel işleyişler, öğleden öncesine göre terstir. Evrenin polarması, evrenin öğlesinde dğişmiştir. Bu olay tam anlaşılamadığından ötürü bir öğle vakti kıblenin değiştiği söylenir/öyle anlatılır. Gerçekte gökten yere doğru akış/ilerleş/yöneliş, öğleden sonra terse yani yerden göğe doğru değişiverir. Bu andan sonra ruhun yönü kabe diye anılan protona dönmüştür. İşte babasız şekilde oluşan oğula "İsa" adı veriliyor. İsa, yerden göğe doğru akmakta/yükselmektedir. İsa'lar mirasçıdırlar. İsa'lar Yer/elektrondan protona/göklere çıktığında ismi değişecek ve Muhammed olacaktır.)

6: وَنُمَكِّنَ لَهُمْ فِي الْأَرْضِ وَنُرِي فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَجُنُودَهُمَا مِنْهُم مَّا كَانُوا يَحْذَرُونَ

Ve numekkine lehum: onların kalmalarına izin ver fîl ardı : yer'de ve nuriye fir’avne: firavunları görüyoruz/anlıyoruz ve hâmâne : ve hamanı'da ve cunûdehumâ : onların askerleri minhum mâ kânû : onlardan olmayanları yahzerûn: uyarıyorlar
Onların yerde kalmalarına izin veren firavunları ve hamanı anlıyoruz, Onların askerleri onlardan olmayanları uyarıyorlar.

7: وَأَوْحَيْنَا إِلَى أُمِّ مُوسَى أَنْ أَرْضِعِيهِ فَإِذَا خِفْتِ عَلَيْهِ فَأَلْقِيهِ فِي الْيَمِّ وَلَا تَخَافِي وَلَا تَحْزَنِي إِنَّا رَادُّوهُ إِلَيْكِ وَجَاعِلُوهُ مِنَ الْمُرْسَلِينَ

Ve evhaynâ : önerdik ilâ ummi mûsâ : musanın annesine en erdıîhi: çocuk emzirmek fe izâ hıfti : öyle hafitletti aleyhi fe elkîhi : birleştiler fîl yemmi : acı içinde ve lâ tehâfî : korkma ve lâ tahzenî: üzülme innâ râddûhu ileyki : değiştirmek senin elinde ve câılûhu minel : bu oluşturulanlar murselîn: onun habercisi
---

8: فَالْتَقَطَهُ آلُ فِرْعَوْنَ لِيَكُونَ لَهُمْ عَدُوًّا وَحَزَنًا إِنَّ فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَجُنُودَهُمَا كَانُوا خَاطِئِينَ

Feltekatahû âlu fir’avne : firavun onu aldı li yekûne: oldu lehum aduvven: onların düşmanı ve hazenâ: üzüldü/kederlendi inne fir’avne ve hâmâne : firavun ve haman ve cunûde hu mâ : ve onların askerleri kânû hâtıîn : günahkardılar
---

9: وَقَالَتِ امْرَأَتُ فِرْعَوْنَ قُرَّتُ عَيْنٍ لِّي وَلَكَ لَا تَقْتُلُوهُ عَسَى أَن يَنفَعَنَا أَوْ نَتَّخِذَهُ وَلَدًا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

Ve kâle : dedi timraetu : eşleri fir’avne : firavunun kurratu aynin lî : benim göz bebeğim için ve leke: ve senin lâ taktulûhu : onu öldürme asâ en yenfeanâ : umarım bize fayda sağlar ev nettehızehu veleden: veya bir çocuk al ve hum lâ yeş’urûn: binlar hissetmezler
---

Devamı var...