Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
------

4/74 Müddessir

  • Ya eyyuhel muddessiru
    Ey disarına bürünmüş olan...
  • Benlik, gece Gök'ü denilen Kuark'lar tarafından sarılıyor ve bu haline Müzzemmil deniliyordu. Disar kelimesi ise tıpkı hırkanın elbise üstüne giyilmesi gibi ruhu barındıran geceyi de içine alarak cehennem ateşinden koruyan varlığa deniliyor. Bilimsel anlamıyla Müddessir, protonun kabuğu olmaktadır.

    Protonu oluşturan Kuark'ların/Gök’lerinin içindeki boşluk (in/mağara) ruhun barınma yeri oluyor. Ruhun ve benliğin etrafını saran Kuark'ın bucakları için Müzzemmil kelimesi kullanılmıştı. Müddessir kelimesi, halk içine çıkılırken giyilen dış giysi demektir ve burada insan atomunun en dış katmanı işaret edilmektedir.

    Müfessirler, müzzemmil ile müddessir ayıramamakta, her ikisine aynı anlamı vererek dünya hayatındaki giysi veya yatarken üzerine örtülen veya pijama anlamında malzemeler sanmışlardır.

    Sonrasında Müddessir kelimesi yüzünden gece uykudan uyanarak kalkıp peygamberlik vazifesini icra etmesi emrediliyor şeklinde yorumlanmıştır. Üstelik bu vazife icrasının neden gece yapılması istendiği hiç irdelenmeksizin basit kaçan türde tefsir yapmışlardır.

    Pasajın devamında İnsanların cehennemden korunmak için yapması gereken en önemli husus anlatılıyor, yukarıda benliğin büründüğü her iki tür elbiseyi temiz tutması tavsiye ediliyor. Alevli ateşe atılacak olan günah sahibi İns atomu içindeki benliğin büründüğü örtülerin/ derilerin (Müzzemmil ve müddessir) bu ateşe karışacağı anlatılıyor ve çok önemli bir ayrıntı ise İns atomunu yani ruhun evini tamamen yakıp tüketene kadar bırakmayacağını belirtmesidir.

    Allah, kadın erkek çocuk demeden, renk milliyet ayırmadan hitaplarında beşer kelimesini kullanır. Böylece saç biten kafa derisi anlamındaki bu kelimeyle cinsiyet şekil aidiyet bilgisi verilmeksizin benliklerin tamamını kapsayan bir hitap yapılır.

    Günah sahiplerinin cehennemde yanıp sonra çıkacağı anlatılır. Halbuki kişinin sevapları da vardır, sevapların cehennemi tatması, orada belli bir zaman bulunması düşünülemez. Sevaplarımız, küçük çocuğuyla cezaevine giren kadın mahkûm gibi günahlarla birlikte cehenneme girmeyecektir. İşin teknik yönüne vakıf olduğumuzda, sevap ve günahların farklı fizik yapıları sayesinde anında ayrıştıklarını, sonra müstakil olarak cehenneme gittiklerini, orada tekrar enerjiye dönüşerek Kadir Gecesinin bünyesine karıştıklarını göreceğiz.

müddessir 1: يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ

Yâ eyyuhâl muddessir
Ey müddessire bürünmüş olan!
Ruhu iki şey sarmalamaktadır. İlki müzzemmil ismi verilmiş gecedir. İkinci ve dışta olan ise üç ins atomundan biridir. Yani Ruh, kuarkların içindedir, kuarklar da protonun içindedir.

müddessir 2: قُمْ فَأَنذِرْ

Kum fe enzir.
Kalk, yatağından in!
Yumak halindeki Ruh kuark/proton içinde adeta bir yatakta kıvrılmış yatıyorken bu uyarı yapıldı.

müddessir 3: وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ

Ve rabbeke fe kebbir.
Rabbini büyüt
Rab, evrendeki tüm varlıkların enerji kaynağıdır. Atomun enerjisi içindeki Ruh'tur. atom açısından put ve Rab diye anıldığı durumlar var, bunlar sonraki vahiy anlatılarında konu ediliyor.

müddessir 4: وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ

Ve siyâbeke fe tahhir.
Giysini temiz tut

müddessir 5: وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْ

Ver rucze fehcur.
Sakındır/koru

müddessir 6: وَلَا تَمْنُن تَسْتَكْثِرُ

Ve lâ temnun testeksir
Daha çoğunu isteyerek iyilik yapma.

müddessir 7: وَلِرَبِّكَ فَاصْبِرْ

Ve li rabbike fasbir.
Rabbin için artık sabret.

müddessir 8: فَإِذَا نُقِرَ فِي النَّاقُورِ

Fe izâ nukıra fîn nâkûri.

müddessir 9: فَذَلِكَ يَوْمَئِذٍ يَوْمٌ عَسِيرٌ

Fe zâlike yevme izin yevmun asîrun.
İşte o izin günü, “zor gün” dür.

müddessir 10: عَلَى الْكَافِرِينَ غَيْرُ يَسِيرٍ

Alâl kâfirîne gayru yesîr
Kâfirlerin üzerine yürüyen

müddessir 11: ذَرْنِي وَمَنْ خَلَقْتُ وَحِيدًا

Zernî ve men halaktu vahîdâ
Zerni(?) yalnız oluşturdum

müddessir 12: وَجَعَلْتُ لَهُ مَالًا مَّمْدُودًا

Ve cealtu: oluşturmak - lehu: onun - mâlen: mala - memdûdâ: düz

müddessir 13: وَبَنِينَ شُهُودًا

Ve benîne şuhûdâ: tanıklar

müddessir 14: وَمَهَّدتُّ لَهُ تَمْهِيدًا

Ve mehhedtu: -
lehu: onun - temhîdâ: hazırlık

müddessir 15: ثُمَّ يَطْمَعُ أَنْ أَزِيدَ

Summe: sonra - yatmau: Tamahkar - en ezîd: daha
Sonra açgözlü daha ister.

müddessir 16: كَلَّا إِنَّهُ كَانَ لِآيَاتِنَا عَنِيدًا

Kellâ: O (ikisi) - innehu kâne: öyle idi - li âyâtinâ anîdâ: bizim delillerimiz

müddessir 17: سَأُرْهِقُهُ صَعُودًا

Seurhikuhu:sürmek - saûdâ:Yokuş
Yukarıya süreceğim.

müddessir 18: إِنَّهُ فَكَّرَ وَقَدَّرَ

İnnehu: o - fekkera: düşünme - ve kadder: kaderi
Kaderini düşünsün

müddessir 19: فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ

Fe kutile: öldürme - keyfe: nasıl - kadder: kader/ program

müddessir 20: ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ

Summe: sonra - kutile: öldürmek - keyfe: Nasıl -kadder: program

müddessir 21: ثُمَّ نَظَرَ

Summe: sonra - nazar: dokunmadan etki etmek.

müddessir 22: ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَ

Summe: sonra - abese: - ve beser: sır

müddessir 23: ثُمَّ أَدْبَرَ وَاسْتَكْبَرَ

Summe: sonra - edbera: gitmiş - vestekber: mağrur

müddessir 24: فَقَالَ إِنْ هَذَا إِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُ

Fe kâle in hâzâ illâ sihrun yu’ser
Bu ancak bir sihirdir! dedi.

müddessir 25: إِنْ هَذَا إِلَّا قَوْلُ الْبَشَرِ

İn hâzâ illâ kavlul beşer
Bu sadece bir beşer sözüdür.

müddessir 26: سَأُصْلِيهِ سَقَرَ

Se uslîhi sekar
onu yakında sekara yaslayacağım

müddessir 27: وَمَا أَدْرَاكَ مَا سَقَرُ

Ve mâ edrâke mâ sekar
Herkes bilir sekar nedir

müddessir 28: لَا تُبْقِي وَلَا تَذَرُ

Lâ tubkî ve lâ tezer
O yıkmaz ve bakiye bırakmaz

müddessir 29: لَوَّاحَةٌ لِّلْبَشَرِ

Levvâhatun lil beşer
Beşerin rengini değiştirir

müddessir 30: عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَ

Aleyhâ: her şey - tis'ate: dokuz - aşar: on

müddessir 31: وَمَا جَعَلْنَا أَصْحَابَ النَّارِ إِلَّا مَلَائِكَةً وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ إِلَّا فِتْنَةً لِّلَّذِينَ كَفَرُوا لِيَسْتَيْقِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ وَيَزْدَادَ الَّذِينَ آمَنُوا إِيمَانًا وَلَا يَرْتَابَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ وَالْمُؤْمِنُونَ وَلِيَقُولَ الَّذِينَ فِي قُلُوبِه ِم مَّرَضٌ وَالْكَافِرُونَ مَاذَا أَرَادَ اللَّهُ بِهَذَا مَثَلًا كَذَلِكَ يُضِلُّ اللَّهُ مَن يَشَاء وَيَهْدِي مَن يَشَاء وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ إِلَّا هُوَ وَمَا هِيَ إِلَّا ذِكْرَى لِلْبَشَرِ

Ve mâ cealnâ ashâben nâri illâ melâiketen ve mâ cealnâ ıddetehum illâ fitneten lillezîne keferû li yesteykınellezîne ûtûl kitâbe ve yezdâdellezîne âmenû îmânen ve lâ yertâbellezîne ûtûl kitâbe vel mu’minûne, ve li yekûlellezîne fî kulûbihim maradun vel kâfirûne mâzâ erâdallâhu bi hâzâ meselâ(meselen), kezâlike yudıllullâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâu, ve mâ ya’lemu cunûde rabbike illâ huve, ve mâ hiye illâ zikrâ lil beşer
Ve Biz, ateş ehlini (cehennem bekçilerini), meleklerden başkası kılmadık. Ve onların sayısını kâfirler için fitneden başka bir şey kılmadık, kitap verilenler yakîn sahibi olsunlar ve âmenû olanların da îmânı artsın. Ve kitap verilenler ve mü’minler şüpheye düşmesinler. Ve de kalplerinde maraz (şüphe) bulunanlar ve kâfirler desinler ki “Allah, bu mesele ile ne murad etti (ne demek istedi)?” İşte böyle, Allah, dilediğini dalâlette bırakır ve dilediğini de hidayete erdirir. Ve Rabbinin ordularını, kendisinden başkası bilmez. Ve O, insanlar için zikirden başka bir şey değildir.

müddessir 32: كَلَّا وَالْقَمَرِ

Kellâ vel kameri
Ayın her ikisi

müddessir 33: وَاللَّيْلِ إِذْ أَدْبَرَ

Vel leyli iz edber
Yola kadarki gece

müddessir 34: وَالصُّبْحِ إِذَا أَسْفَرَ

Ves subhı izâ esfer
Sabahı ortaya çıkaran

müddessir 35: إِنَّهَا لَإِحْدَى الْكُبَرِ

İnnehâ le ıhdâl kuber

müddessir 36: نَذِيرًا لِّلْبَشَرِ

Nezîran lil beşer
beşerlere delalet olarak

müddessir 37: لِمَن شَاء مِنكُمْ أَن يَتَقَدَّمَ أَوْ يَتَأَخَّرَ

Li men şâe minkum en yetekaddeme ev yeteahhar
Öne geçmek veya sona kalmak isteyen kimseler için.

müddessir 38: كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ رَهِينَةٌ

Kullu nefsin bimâ kesebet rehînetun.
Nefsler, ne kazanmışsa onu rehin tutar.

müddessir 39: إِلَّا أَصْحَابَ الْيَمِينِ

İllâ ashâbel yemîn
Özellikle yemin sahipleri

müddessir 40: فِي جَنَّاتٍ يَتَسَاءلُونَ

Fî cennâtin: Onlar cennetin içinde - yetesaelun

müddessir 41: عَنِ الْمُجْرِمِينَ

Anil mucrimîn
Suçlular hakkında

müddessir 42: مَا سَلَكَكُمْ فِي سَقَرَ

Mâ selekekum fî sekar
Sekar'ın içine indirilen nedir?

müddessir 43: قَالُوا لَمْ نَكُ مِنَ الْمُصَلِّينَ

Kâlû lem neku minel musallîn
Tapınanlar dediler ki "lem neku"

müddessir 44: وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ الْمِسْكِينَ

Ve lem: olmayan neku: ? nut’ımul miskîn: Fakir doyurmak
Biz yoksulları doyuranlardan olmadık.

müddessir 45: وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ الْخَائِضِينَ

Ve kunnâ nehûdu meal hâidîn
Biz bâtıla dalanlarla beraber bâtıla (boş şeylere) dalıyorduk.

müddessir 46: وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ الدِّينِ

Ve kunnâ nukezzibu bi yevmid dîn
Biz dîn gününü yalanlıyorduk.

müddessir 47: حَتَّى أَتَانَا الْيَقِينُ

Hattâ etânâl yakîn
Bize yakîn gelene kadar (ölüm anı gelinceye kadar)

müddessir 48: فَمَا تَنفَعُهُمْ شَفَاعَةُ الشَّافِعِينَ

Fe mâ tenfeuhum şefâatuş şâfiîn
Artık şefaat edenlerin şefaati onlara fayda sağlamaz.

müddessir 49: فَمَا لَهُمْ عَنِ التَّذْكِرَةِ مُعْرِضِينَ

Fe mâ lehum anit tezkirati mu’rıdîn
Buna rağmen, onlara ne oluyor da zikirden yüz çevirenler oldular?

müddessir 50: كَأَنَّهُمْ حُمُرٌ مُّسْتَنفِرَةٌ

Ke ennehum humurun mustenfiratun.
Sanki onlar ürkmüş yabanî merkepler gibidir.

müddessir 51: فَرَّتْ مِن قَسْوَرَةٍ

Ferrat min kasveratin
Arslandan (korkup) kaçmıştır.

müddessir 52: بَلْ يُرِيدُ كُلُّ امْرِئٍ مِّنْهُمْ أَن يُؤْتَى صُحُفًا مُّنَشَّرَةً

Bel yurîdu kullumriin minhum en yu’tâ suhufen muneşşeraten.
Hayır, onların hepsi, kendileri için yazılmış sahifeler gelmesini ister.

müddessir 53: كَلَّا بَل لَا يَخَافُونَ الْآخِرَةَ

Kellâ, bel lâ yuhâfûnel âhıraten.
Hayır, bilâkis, onlar ahiretten korkmuyorlar.

müddessir 54: كَلَّا إِنَّهُ تَذْكِرَةٌ

Kellâ innehu tezkiratun.
Hayır, muhakkak ki O, bir Zikir’dir (Öğüt’tür).

müddessir 55: فَمَن شَاء ذَكَرَهُ

Fe men şâe zekerehu.
Artık kim dilerse, O’nu zikreder.

müddessir 56: وَمَا يَذْكُرُونَ إِلَّا أَن يَشَاء اللَّهُ هُوَ أَهْلُ التَّقْوَى وَأَهْلُ الْمَغْفِرَةِ

Ve mâ yezkurûne illâ en yeşâallâhu, huve ehlut takvâ ve ehlul magfirati.
Allah’ın dilediğinden başkası O’nu zikredemez. O (O’nun dilediği kimse), takva sahibidir ve mağfiret ehlidir (günahları sevaba çevrilmiş olan kimsedir).