Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
----

50 İsra (17)

  • Ayetlerimizi/atomlarımızı göstermek için, kulunu geceleyin Mescid-i Haram’dan, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya yürüten Allah, Sübhan’dır...

    Hz. Muhammed zamanında Aksa Mescidi yoktu. Ne Mescidi Haram Mekke şehridir nede Mescidi Aksa Kudüs’tedir. Âyetleri göstermek, benliğin içinde barındığı gece Gök’ü içinden çıkarak, benliğin diğer yarısının barındığı diğer gece Gök’üne gidiştir. Bunların yönü birbirine zıttır. Her ikisi de birer âyet olarak anılmaktadır.

    Ve Musa ya kitap verdik. Ve O’nu, “Benden başkasını vekil edinmeyin.” diye İsrail oğullarına hidâyetçi kıldık... Hz. Musa’ya verilen kitap, Kur’an içindeki Lam âye-ti/atomudur. Ey Nuh ile beraber taşıdıklarımızın zürriyeti. Sizi, onlara karşı tekrar döndürdük. Mallarla ve oğullarla, size imdat ettik. Ve sizi, nefer olarak daha çok kıldık. Şâyet siz dönerseniz, Biz de döneriz...

    Senelerin adedini ve hesabını bilmeniz için geceyi ve gündüzü iki âyet kıldık. Gecenin âyetini görünmez kıldık. Rabbinizden fazl istemeniz için gündüzün âyetini görünür kıldık. Ve her şeyi detaylı olarak tafsil ettik...

    Bizler, dünyanın kendi gölgesinde kalan bir yarısının karanlı-ğını gece diye isimlendirmiş olabiliriz ama vahiylerde Allah âyetlerden bahsediyor. Âyetin atom olduğun bilmeyenler, sene hesabının ay ile tutulduğunu gâyet iyi biliyorlar. hakeza başka bir vahiyde takvim bilgisi için ayın yaratıldığı özellikle ifade ediliyor.

    Bütün İnsanların amellerini kıyamet günü boynunda çıkarırız, neşredilmiş kitabı çıkarırız. Kitabını oku, bugün hesap olarak nefsin sana kâfi oldu... Amellerin kaydedildiği levhaların/sayfaların, durduğu yerden yukarıya, atomun boynuna doğru çıkarılması anlatılıyor. Sayfalar gibi üst üste duran Levh-i Mahfuzlar kişinin kitabı oluyor.

    Bir köyü/elementi helâk etmek istediğimiz zaman onun mutrafilerine emrettik, orada fesat çıkardılar. Böylece söz üzerlerine hak oldu. Ve onu helâk ederek, yok ettik. Nuh ’tan sonra asırlarca nice nesiller helâk ettik. Allah ile beraber başka bir ilah kılma! O zaman zemmedilmiş ve hor görülmüş olarak kalırsın... Bir element içindeki aynı yöne dönen atomlara müminler deniliyor. Münafık atomlar aksi yöne dönen atomlar oluyor. Aksi yönde dönmek fesat çıkarmak oluyor. Eğer mümin ve münafıkların sayıları eşit ise elektriksel bakımdan birbirlerini yok edecektirler. Vahyin bahsettiği üçüncü bir helâk türü budur. Diğer ikisi ateşe atılmak ve soğukta bırakmak idi (azap ve zulüm)

    Muhakkak ki Rabbin, dilediğine rızkı genişletir ve takdir eder...

    Fakir İnsanlar resmedilerek bu vahye muhalefet edenler var. Rızk genişliği atomların elektromanyetik alanlarındaki genişliği ifade ediyor. Manyetik alan içindeki Yer uzantısının bir bölümünün adı Mikail meleğidir, Bu melek rızktan sorumludur.

    Allah’ın haram kıldığı bir nefsi, haksız yere öldürmeyin Kim mazlum olarak öldürülürse, o taktirde onun velisini sultan kıldık. Artık öldürmede haddi aşmasın. Çünkü o, yardım görmüş olandır...

    "Haram kılmak" demek dokunulmazlık anlamındadır. Nefs dokunulmazdır. Kimseye öldürmede izin ruhsat verilmemiştir. Suçlara ceza verilir, ölüm bir ceza değildir. Kısas dahi belli ölçüler içinde izinlidir. (sadece nefs dokunulmazlığını ifade için değindik.)

    Ve Yer’de azametle yürüme! Muhakkak ki sen, Yer’i asla tahrik edemezsin. Ve asla dağların (manyetizmanın) etkilerini oluşturamazsın. İşte bunlar, Rabbinin sana hikmetten fizik ilminden vahyettiği şeylerdendir. Allah ile beraber başka ilah kılma! Yoksa kınanmış ve kovulmuş olarak cehenneme atılırsın... Rabbiniz, oğulları size mi seçti ve meleklerden kadınlar mı edindi? Muhakkak ki siz, gerçekten büyük söz söylüyorsunuz...

    Oğul, atomun manyetik alanına işaret eder, İns atomları ise dişil sayılıyor. Bu bilgiyi teknik anlamda değil de cinsellik anlamında değerlendiren avam, haliyle başkaca yanlış fikirler eşliğinde uygunsuz yorumlarda bulunuyorlar. Evren, erillik ve dişilik üzere kuruludur.

    Ve ant olsun ki Biz, tezekkür etsinler diye, bu Kur’an içindeki-leri açıkladık...

    De ki: “Eğer onların söyledikleri gibi onunla beraber ilahlar olsaydı, o zaman onlar da mutlaka arşın sahibine bir yol ararlardı ” (Bu vahiy Allah’ın zatı ile ilgilidir, başlı başına ayrı bir kitap konusudur.)

    Yedi Gök ve Yer ile onların arasında bulunanlar, O’nu tespih ederler. O’nu hamd ile tespih etmeyen bir şey yoktur. Ve fakat onların tespihlerini siz fıkıh edemezsiniz. Sen Kur’an’ı kıraat ettiğin zaman, seninle ahrete inanmayanlar arasını örtüyle görünmez kıldık.

    Ve “Biz, kemik ve kırıntı olduğumuz zaman mı? Gerçekten biz, mutlaka yeni bir yaratılışla mı diriltileceğiz?” dediler.

    Kıyamette diriliş şu an taşıdığımız suretlerde değil asıl halimiz olan atomlardan ibarettir. Cennet ise içindeki farklı atom sayıları ile kazanılmış elementtir.

    De ki: “Taş veya demir olsanız bile...”

    Yeniden dirilişe tüm atom ve elementler dâhildir. Hitap, evrenin tamamına, tüm atomlarınadır.

    Allah, sizi çağıracağı gün, hemen O’nun hamd ile icabet edeceksiniz. Ve ancak pek az kaldığınızı zannedeceksiniz...

    Fizik evren üç renkte tek tip İns atomlarıyla inşa edilmiştir. Birçok atom, İnsana suret olmuş biyolojik yapıyı inşa etmiş, bazıları da bu suretlere hizmet edecek eşyalar olarak yaratılmış-lardır. Eşya içindeki atomlar için geçen zamanın hızı, benliğin dünya dönüşüne endeksli şuuruna göre 356 bin kat yavaştır. Bu yüzden İnsan suretlerine bir ömür hizmet eden atomlar için vazifeleri bir kaç dakikadan ibaret hizmet sürelerine denk gelir. Onlar böylece itiraz etmeden ve sıkılmadan vazifelerini yapıyorlar. 60-70 yıllık bir beşer ömrü atomlar için bir buçuk saatten az bir süredir.

    Ve Rabbin, Gök’lerde ve Yer’de olan kimseleri iyi bilir. Ant olsun ki bir kısım nebileri, diğerlerine üstün kıldık. Ve Davud’a Zebur’u verdik... Gök’lerde olan kimseler, İns atomu içindeki benliklerdir. Yer’de olan kimseler melekler ve bazı peygamberlerdir. Nebi, kendisine evrenin yapı taşlarından biri verilmiş peygamberler-dir. Buraya kadar Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed’den bahsettik. Bir önemli öğe daha var ki o da atomları görünür kılan ışıktır/fotondur. Foton, Hz. Davud’a verilmiştir, Fotonun sembolü Sad harfidir ve Zebur ismi ile anılıyor. Zebur, kitap değildir. Kitap olarak anılması için fotonların etrafında Kur’an/Manyetizma olması gerekirdi lakin fotonlar ve Cinn atomları manyetizmadan münezzehtir.

    Eğer bir belde kıyamet gününden önce helâk edilirse onun helâk edicisi ve şiddetli azap edicisi Biziz...

    Tek çeşit elementten müteşekkil arı maddeler belde diye anılıyorlar. Bilinen element sayısı yüz civarındadır, gerçekte 120-200 bin element oluşturulmuş ve bilmediğimiz sebeplerle yok edilmişlerdir. Ne oluşumları nede helâk edilişleri bilim adamla-rının dediği gibi kozmik çorba içinde tesadüfen olmamıştır. Elementlerin Her birisinin bir peygamberi vardır, onlar yine akıl sahibi diğer atomları yönlendirerek beldeler oluşturuyorlar. Evrendeki her zerre akıl sahibidir.

    Bizim âyet göndermemize mani olan şey, ancak evvelkilerin onu yalanlamış olmalarıdır. Semûd kavmine görünen dişi deve verdik. Sonra ona zulmettiler. Ve Biz, âyetleri, korkutmaktan başka bir şey için göndermeyiz...

    Deve ismi veriler atomların enerji transferinde vazifeli ele-mentleri oluşturduğuna değinmiştik. Vahiy, Semûd isimli elementten bahsediyor, bu elementi oluşturan devenin hörgüç sayısı belirtilmemiş.

    Ve meleklere: “Âdem’e secde edin!” dediğimiz zaman İblis hariç hemen secde ettiler. “Ben, senin topraktan yarattığın kimseye mi secde edeyim?” dedi. Bir İns atomunun melekler âlemi olduğunu ve bünyesinde Cebrail, Mikail ve İsrafil isimli melekler olduğunu gördük. Bir melek daha var ki İns atomunu en yüksek yerinde bulunan ve Nefs fonksiyonunu icra eden Şeytandır. Kendisi ateşten oluştuğu halde Toprak diye anılan İns atomu içinde nasıl bulunuyor derseniz cevap; onun cehennem ile temas ettiği noktada durmasından dolayı ateş hükmünde olduğu içindir. Gerçekte melekler müstakil atomlar değil aksine atomun organlarıdırlar. Cinn’ler ise ateşten yapılmış atomlardır. Ve şeytan, atomun bir fonksiyonudur.

    İblis dedi ki: “Senin görüşüne göre, benim üzerime mükerrem kıldığın kimse bu mu? Eğer beni kıyamet gününe tehir edersen, onun zürriyetinden pek azı hariç, mutlaka bana tabi kılacağım...”

    Kıyamette, yeniden ayağı kalkındığında şeytan bir altın bilezik olarak var edilecek ama Nefs (gravity / kütleçekim) dediğimiz fonksiyonu olmayacak. Cennet yaşamında kütle çekim olmadığı için her şey uzayda yüzer haldedir. Bu yüzden cennette Yer ve yeryüzü kavramı da yoktur.

    Ve burada, kim kör ise artık o ahrette de kördür...

    Farkında olmamız gereken şeyler var, körü kürüne ezberletil-miş yanlışlara inanan İnsan elbet ahiret hayatında da aynı cehaleti sergileyecektir.

    Senden önce de gönderdiğimiz resullerimizin sünneti budur. Ve sünnetimizde bir değişiklik bulamazsın...

    Güneşin dönmesinden, gecenin kararmasına kadar namaz kıl. Fecrin Kur’an’ını ikame et. Çünkü fecrin Kur’an’ı şahitlidir... Vahiyler namaz konusunda oldukça çok bilgi aktarıyor, vakitleri, rekat sayısı, içinde okunacaklar ve ritüelleri hakkında bilgiler var. Asıl önemli husus, namazın amacının açıklanması-dır.

    Kur’an’dan indirdiğimiz şeyler, müminler için şifadır ve rahmettir. Ve zalimlerin sadece hüsranını arttırır...

    Özellikle cümleler üzerinde gramer, semantik ve mantığı üzerinde yoğunlaşarak uzman sıfatıyla tefsir yaptıklarını iddia edenleri üzecek bir vahiydir. “Kur’an’dan indirilen şeyler!” cümlesiyle onun bir varlık olduğu açıkça vurgulanır.

    Ve sana ruhtan sorarlar. De ki: “Ruh, Rabbimin emrindendir.” Ve size, ilimden sadece az bir şey verildi...

    Ruh, akıl ve/veya benlikle karıştırılıyor. Vahiylere göre Ruh, benlikten ayrıdır. Ruh, bilgidir. Ruh, enerji ile oluşmuş, bir doğru parçasına benzer varlıktır.

    De ki: “Eğer İns ve Cinn bu Kur’an’ın bir benzerini getirmek için içtima etseler; onların bir kısmı, bir kısmına yardımcı olsa bile onun bir benzerini getiremezler.”

    İns atomları ve Cinn atomları kendi aralarında toplansalar ve sonra birbirlerine destek olsalar yinede manyetizmayı oluştura-mazlar. İns atomları, içlerindeki su ismi verilen şeyi kendi dışına attığı zaman yine dışında bulunan su yüzünden bir sıkışma yani bir basınç oluşuyor, bu basıncın adı Kur’an’dır. İlk bakışta görüleceği üzere anılan manyetizmayı sanki fizik dediğimiz şey inşa etmiş gibi duruyor. Doğrusu Allah, fizik kurallarını böyle işlesin diye oluşturmuştur. Örneğin bir fizik kuralı olan merkezkaç kuvveti, dönen varlıkların keyfiyeti değil mecburiye-tidir. Bu fizik kuralı nasıl bir teknik ve emrin tezahürüdür? Doğrusu onu başka bir platformda incelememiz gerekir, konu Allah'ı anlatan kitaba bırakılmak durumundaydı.

    Ve ant olsun ki Biz, bu Kur’an’ın içinde olanları açıklama yaparak anlattık. Buna rağmen İnsanların çoğu sadece inkâr ederek direndi...

    Kur’an’ın içinde olanlara bakalım, Atomlar, melekler, onların oluşturduğu elementler ve foton. Bunların misalleri girdaplar, hortumlar, dişi ve erkek yapılar, kaynağı Rab olan hareket kabiliyeti, rüzgârlar ve su.

    Buna rağmen İnsanların çoğu sadece inkâr ederek direndi. İddia ettiğin gibi Gök’leri parça parça üzerimize düşürürsün. Veya Allah’ı ve melekleri açıkça getirirsin...

    Melekleri/atomların fonksiyonlarını İnsanlara gösterme gayretini bilim camiasında görüyoruz. Onlar atomlar üzerinde deneyler gerçekleştirirken farkında olmaksızın melekler alemini bize göstermeye çalışıyorlar.

    Veya senin altından bir evin olsun veya semaya yüksel. Bize okuyacağımız bir kitap indirmedikçe senin yükselişine asla inanmayız... Fizik/Elektrik alanında bilgisi olmayan bir müfessir Kur’an’ın manyetizma olduğunu bilemese bile sadece bu vahiye bakarak Gök'ten okunan kitap olarak inmediğini hemen anlamaları gerekir.

    De ki: “Benimle sizin aranızda, Allah şahit olarak yeter.” Muhakkak ki O, kullarından haberdar olandır, görendir... Bu vahiy hepimizin direkt olarak Allah’a bağlı olduğumuzu belli ediyor. İki kişi Allah’a bağlı iken arada şahit kalan , ruhların ve benliklerin ortak irtibatı, Allah'tır.

    Ant olsun Biz, Musa’ya apaçık 9 âyet verdik. Bunları Beni İsrail’e sor. Onlara gelmişti. O zaman firavun şöyle demişti: “Ey Musa! Ben, sana mutlaka sihir yapıldığına kesin şekilde inanıyorum.”

    Dokuz âyet şunlardır; Ya, Sin, Elif, Lam, Ra, Ta, Ha, Mim ve Sad.

    “Ant olsun 9 âyeti görünür bir şekilde, semaların ve arzın Rabbinden başkasının indirmediğini sen biliyordun. Ve ey firavun! Muhakkak ki ben, senin helâk olacağına kesin şekilde inanıyorum.” dedi. Bundan sonra onları arzdan çıkarmak istedi. Bunun üzerine Biz, onu ve beraberindekilerin hepsini boğduk. Ondan sonra beni İsrail’e, “Yer’de yerleşin” dedik. Ahretin vadesi gelince sizi bir araya getireceğiz...

    Ve Kur’an-ı böldük. İnsanlara, taksim edilmiş indirişle indir-dik...

    Hz. Muhammed’den önce tüm atomların manyetizması bir bütün idi. Atomlar güçlü iken manyetizmaları da güçlü idi. sonra Hz. Muhammed devri ile bu manyetizma her atom için müstakil hale geldi. Bu vahiy ışığında şunu iddia edebiliriz, Hz. Muhammed’den önce telsiz haberleşmesi yapılamazdı. Çünkü atomların yüksek seviyeli manyetizması, fazladan bir sinyal bozucu gibi etki göstermelidir.

    De ki: “O’na inanılsın veya inanılmasın, O’ndan önce kendile-rine ilim verilen kimseler, onlara okunduğu zaman, secde ederek çeneleri üstüne kapanırlar.” Bu vahiy yüksek manyetizma seviyesini onaylar şekilde tüm atomların secdesinden bahsediyor. Referansı olmayan gerilim yüklemesi oluşacağı için saturasyon denilen doyma yüzünden manyetizmanın varlığına rağmen telsiz haberleşmesi ve elektrik üretimi olamazdı.

1 : سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ

Subhânellezî : batmadan, hızla uzaklaşan esrâ : esirleri bi abdihî : ibadet mahkumlarıyla leylen : geceleyin minel mescidil harâmi : yasak mescitten ilâl mescidil aksallezî : daha ötedeki, üstteki mescide bâraknâ havlehu : onu orada tutan li nuriyehu min âyâtinâ : ayetlerinizi görmesi için inne hu huves semîul basîr : o onları işiten ve öngörendir
Âyetlerimizi göstermek için, esirleri ve ibadet mahkumlarını gece Mescid-i Haram’dan, ötedeki üstteki mescitte tutan, subhan-hızla uzaklaşan-dır. O, (sadece) işitendir, ön görendir . "göz görmesi anlamında değil, basiret anlamında.
(Yalancının mumu yatsıya kadar yanar! diye bir atasözümüz var. Burada (İsra/1 de) ki anlatılar yalancının mumunu söndürüverdi. Çünkü bu vahiy anlatısının atomların dünyasına ait olduğunu bilmeyince onları dünya üzerinde gelişen bir dizi düzmece olayla mizansene dönüştürmüşlerdir. Cümlede anılan Mescidi Haram ögesi için hali hazırda var olan Kabi'yi gösterdiklerinde geriye ortada olmayan bir Aksa isimli mescide ihtiyaç duyulacaktı. Hazreti Muhammedin vefatından 200 ila 400 yıl sonralarında üretilen yazılı eserlerde gerçekle ilgisi olmayan hayale dayalı varsayımlarla oldukça sığ öyküler olarak tarihte yerini almış, sonrasında bu eserler kaynak gösterile gösterile kemikleşen öykülere gösterilen yüksek mesabede itibar yüzünden gerçek sanılmaya başlanmıştır. Hz. Muhammed'e vahyedilenlerin tamamı atomik dünyadan imgelerdir. O, bu görüntüleri anlatmıştır. Anlatıların en önemlisi İlah ve Rab hakkında olanlardır. İki terimi eş anlamlı sanmanın gafletiyle cümlenin içinde geçenlerden mada ilk kelimesi olan "Subhan" ın anlamı atlandığında (kasten atlanıyorda olabilir) "Diğer olasılıklar" kitabında vahiy anlatıları ışığında Ruh hakkında tahayyül edilmiş portreler var. Mütekallim ulema bu cümleleri törcüme ederken ve yorumlarken "Subhanallah" kelimesini "Allah Subhandır!" diye geçiştermektedirler. "Subhan" ne demektir? Batmadan yüzen, hızla uzaklaşan olan subhan kelimesinin bu anlamlarının rabbimizle ne ilgi alakası olabilir? Çok kısa olarak değinirsek: Rab, elif çizgisi gibidir. O, zamanın akış hızıyla uzanmakta fakat referansı/mikyası olmadığı için büyümeden uzanmakta ve gerçekliğini sürdürmektedir. O, herşeyin önünde hızla uzaklaşmakta ama hiçliğin içine batmadan yüzmektedir. Varlık aleminin tamamı onun ardında kalmakta, ona yetişmesi mümkün olmamaktadır. Ona yetişecek olsa bu kez ona yetişen Rab pozisyonuna girecek demektir, bu ise teknik anlamda olanaksızdır.
Tüm varlığın enerji kaynağı olan Rab, yarattığı atomlara kendilerini anlatmak istemektedir. Onun oluşturduğu diğer ruhlar kendisinden geride kaldığından ötürü onların Rabbi göremeleri mümkün değildir.
Aslında Ruhlar kendilerini de göremezler. Ancak ve sadece ayetleri görmeleri sağlanabilirse bu olasıdır. Protonun/göklerin içinde barınan ruh, oradan alınıp elektrona götürülü, oradan protona baktırıldı. Böylece onun ışığı gösterildi. Ruhumuzun, mescidi haramdan mescidi aksaya intikali böyle anlatıldı.
Cümle sonuda Allah'ın işiten ve bilen olduğu ifadesi bile bin yılı aşan onlarca asırdır yanlış empoze edilip durdu. Dikkat edin Allah gören değildir, Görme çok parçalı göz organının temin ettiği çok parçalı resim bilgisinin birleştirilmesiyle mümkündür. Teklik/ tekilliğin söz konusu olduğu Allah'ın zatı insan gibi göremeyip sadece atomların titreşimlerini algılamakta ve olayları bilmektedir. Görmeden bilmenin adı basirettir. Gören/ görme kabiliyeti kazandırılmış bizlere beşer denmiştir. Allah görüyor dediğinizde onu beşer yerine koymuş olursunuz. (Subhan kelimesini anlatırken onun herşeyin önünde olduğunu ve her şeyden hıza uzaklaştığını söyledik ve sonrasında Allah'ın her şeyi işittiğini vurguladık. Bu noktada bir çelişki sezmeniz gerekiyor; Olayın teknik ve fiziki işleyişi buraya sığmayacak kadar uzun duruyor, ismini verdiğimiz kitaptan takibini rica ederim.))

2 : وَآتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَجَعَلْنَاهُ هُدًى لِّبَنِي إِسْرَائِيلَ أَلاَّ تَتَّخِذُواْ مِن دُونِي وَكِيلاً

Ve âteynâ : verdi mûsâ-lkitâbe : musa kitabı ve cealnâhu huden : klavuz yaptık li benî isrâîle : israil oğulları için ellâ tettehızû : almayız min dûnî : bensiz vekîlâ : vekil
---

3 : ذُرِّيَّةَ مَنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍ إِنَّهُ كَانَ عَبْدًا شَكُورًا

Zurriyyete : çocuklarını men hamelnâ : taşıdı mea nûh : ne ile nuh innehu kâne abden şekûrâ : o şükreden köleydi
Nuhun çocuklarını ne ile taşıdık? O, şükreden bir köleydi.

4 : وَقَضَيْنَا إِلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ فِي الْكِتَابِ لَتُفْسِدُنَّ فِي الأَرْضِ مَرَّتَيْنِ وَلَتَعْلُنَّ عُلُوًّا كَبِيرًا

Ve kadaynâ : harcadık ilâ benî isrâîle : israiloğulları için fîl kitâbi : kitabın içinde le tufsidunne: bozulmuş, yozlaşmış fîl ardı merrateyni: iki kere yerin içinde ve le ta’lunne : ilan etmek uluvven kebîrâ : daha yüksek büyüklük
---

5 : فَإِذَا جَاء وَعْدُ أُولاهُمَا بَعَثْنَا عَلَيْكُمْ عِبَادًا لَّنَا أُوْلِي بَأْسٍ شَدِيدٍ فَجَاسُواْ خِلاَلَ الدِّيَارِ وَكَانَ وَعْدًا مَّفْعُولاً

Fe izâ câe : geldi va’du : vaat / söz ûlâ humâ : veya onlar (ikisi) beas nâ aleykum : sana gönderdik ibâden: köleleri lenâ ulî : ilk harfler be’sin: tamam şedîdin : şiddetli fe câsû hılâled diyâr : ülkeleri dolaştılar ve kâne va’den mef’ûlâ : bir sözün etkisi
---

6 : ثُمَّ رَدَدْنَا لَكُمُ الْكَرَّةَ عَلَيْهِمْ وَأَمْدَدْنَاكُم بِأَمْوَالٍ وَبَنِينَ وَجَعَلْنَاكُمْ أَكْثَرَ نَفِيرًا

Summe radednâ : sonra geri çevirdik lekumul : sana kerrate : topu aleyhim : onlara ve emdednâkum : ve seni genişlettik bi emvâlin : mallarla ve benîne : ve oğulla ve cealnâkum : seni oluşturduk eksere nefîrâ : daha çok miktarda
(İnsanı oluşturup sonra onu mal ve oğulla çoğaltmak, nüfus yoluyla kalabalıklaşmayı anlatan ifadeler değiller. Oğul yani elektron, amel ve dua -iş- ile elde kalan tek metadır.)

7 : إِنْ أَحْسَنتُمْ أَحْسَنتُمْ لِأَنفُسِكُمْ وَإِنْ أَسَأْتُمْ فَلَهَا فَإِذَا جَاء وَعْدُ الآخِرَةِ لِيَسُوؤُواْ وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُواْ الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُواْ مَا عَلَوْاْ تَتْبِيرًا

İn ahsentum : iyilik yapmak ahsentum li enfusikum : kendin için iyidir ve in ese’tum : yapmazsan fe lehâ : sahip oldukları fe izâ câe : geldi va’dul âhırati : ahiret sözü li yesûû vucûhekum : yüzler sevincini kaybeder ve li yedhulûl mescide : mescide girmeleri için izin kemâ dehalûhu : girdiklerinde evvele merratin : ilk kez ve li yutebbirû : önlem için mâ alev tetbîrâ : yükseklikle tedbir
---

8 : عَسَى رَبُّكُمْ أَن يَرْحَمَكُمْ وَإِنْ عُدتُّمْ عُدْنَا وَجَعَلْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِرِينَ حَصِيرًا

Asâ rabbukum : sizin rabbiniz en yerhamekum : merhamet eder ve in udtum udnâ : geri dönerseniz ve cealnâ cehenneme : biz yaptık cehennemi lil kâfirîne hasîrâ : kafirler için kuşatıcı
(Geri dönenler için cehennemin kuşatıcılığı anlatılıyor. Ruh çizgilerinin geri dönmesi, paralel ilerlerken kendisiyle eşit olduğu için zarar vermeyen cehennem cizgileri, geri dönüldüğünde ters polarmaya sahip olacak ve yakıcı etki sergileyecek.)

9 : إِنَّ هَذَا الْقُرْآنَ يِهْدِي لِلَّتِي هِيَ أَقْوَمُ وَيُبَشِّرُ الْمُؤْمِنِينَ الَّذِينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ أَجْرًا كَبِيرًا

İnne hâzâl kur’âne : işte bu kuran yehdî lilletî hiye akvemu : buluyorum bana rehberlik ediyor ve yubeşşirul mu’minînellezîne : ve güvende olanların alametidir ya’melûnes sâlihâti : salih amel işleyenler enne lehum : onlar için ecren kebîrâ : büyük ücret
İşte bu kur'an/manyetizma, biliyorum bana rehberlik eden odur. O güvende olmanın alametidir. Salih amel işleyenler için büyük ücret/mükafat vardır.
(Kur'an, atomun içindeki ruha rehberlik ediyor. Onu saran kur'an/manyetizma atomu ve içindeki ruhu koruyor. Kur'an, atoma dışarıdan gelecek her türlü manyetik etkiyi/fiziksel teması iterek bertaraf ediyor. Etraftaki her türlü manyetik alana karşı olan hassasiyeti sayesinde körlerin asası gibi yol gösterici ve rehberlik özelliği sergiliyor. Atom etrafındaki kur'an/manyetizma, ruh için amel işlerken dış dünyaya etki edebilecek tek varlıktır. Onun sayesinde konuşabilir, iş/ salih amel işleyebilir, işitebilir. Bunu iyi işlerde kullananlara verilecek büyük mükafatlar haber veriliyor.)

10 : وأَنَّ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ أَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا

Ve ennellezîne : ve kimler lâ yu’minûne : inanmıyarlar bil âhırati: ahirete a’tednâ lehum azâben elîmâ : onlar için azap hazırlandı
---

Devamı var...