Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
---

53 Yusuf (12)

  • Elektronun oluşumu, özellikleri ve etkilerini okuyacağız.
    Elektron yani atomun oğlunun yapısını oluşturan levhi mahfuzlarda, ruhun amelleri kaydedilmektedir. Elektron/oğulun iki etkisi var; Birisi onun büyüklüğüne bağlı olarak etki alanıdır, biz bilim dünyasında buna elektromanyetizma diyoruz. Öyle ki statik haldeki bu manyetizma, atomun Yer ucunun hareket etmesiyle birlikte ona senkron olarak hareket ediyor ve onun ikinci özelliğini sergiliyor. Titreşen yer hareketiyle birlikte elektronun titreşmesi sağlanıyor. Elektronun hareketiyle yayılan elektromanyetik alandaki titreşimlere Kur'an konuşma/neşriyat/şarkı söyleme diyor. Bilim dünyası bu özelliği kullanarak radyo iletişimini buldu. Radyo dalgalarını oluşturan titreşen elektromanyetizma sayesinde başkaca atomların oğulları/elektronaları etkilenerek titreşebiliyor. Böylelikele konuşma/haberleşme sağlanıyor. Yine aynı elektromanyetizma ile rontgen ışınları elde ediliyor.

53/12 Yusuf 1 : الر تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ

Elif Lam Ra
Tilke : bunlar ayatul : ayetleri kitabil : kitabın mubîn: gösterilen
Elif/mavi Lam/yeşil Ra/kırmızı renkte foton yayan atomlar
Bunlar gösterilen kitabın ayetleridir!.
("Gösterilen" ifadesi Oldukça önemli bir ayrıntıdır. İnsan (bir atom içindeki ruh) diğer insan atomlarını göremezler, onlar kördürler. İnsan atomları yalnızca ışığı algılayabilirler. Onlar tek piksellik göze sahiptirler. Tek piksellik göz sadce ışık sensörü gibi davranır. Bu yüzden cennet manzaraları ve diğer atomlar ona tasvir edilir. İnsan atomu içindeki ruh, sadece kendisine ulaşan manyetik titreşimleri işitebilir, renk kavramı olmaksızın sadece ışığın varlığını algılayabilir.

Görüntü ve görme olayı çokluk -kesretgerektirir. Görüntüleme aygıtları -gözlerimiz dahil olmak üzeremanzarayı parçalara bölüp sonra bir protokolün işletilerek bütünleştirilmesi sayesinde çalışıyorlar. Sistem içindeki piksellerin tamamı birden görüntü oluşturuyor, tek piksel tıpkı atomlar gibi sadece ışık bilgisi taşıyor. Bİr atom kendiliğinden görünülürlük sergileyemiyor. Öncelikle ona çarpan fotonlara veya yansıtabileceği dalgalara gereksinim var. sonrasında ise kendiliğinden ışıltı yayabilmesi gerekiyor. Her iki durumda da kendi irade ve mahareti yoktur. bu yüzden atomun kendisi görünemiyor fakat harici etkiler sayesinde gösterilen durumunda oluyor. Gösterilme, atomun etrafındaki kur'an denilen manyetizmanın ışıltısı ile sağlanıyor.
Önceki pasajlarda değindiğimiz üzere kitap, bir ayet ve onun etrafındaki manyetizma/kuran bütünlüğüne deniyor. Manyetizma/kuran içerisinde sadece bu üç atomdan biri bulunabiliyor. Diğerleri başka bir manyetizma içinde barınıyor. Daha doğrusu her atom kendi manyetizmasını oluşturuyor. Atomun içinden dışarı atılan su, kendi dışında bir basınçlı alan oluşturuyor. İşte bu basınçlı alana manyetizma diyoruz. Bilim dünyası manyetizmanın muhtevası hakkında tamamen bilgisizdir. Onlar sadece ölçümleyebildikleri etkileriyle manyetizmayı tanımlıyorlar.)

53/12 Yusuf 2 : إِنَّا أَنزَلْنَاهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لَّعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

İnna enzelnahu : onu inzal ettik/indirgedik kur’anen : kuranı arabiyyen : arabi olarak leallekum : sen edebilesin ta’kılûn : akıl
Kur'an'ı arabi olarak indirdik ki akıl edebilesiniz.
(İndirgemek: İnmesini sağlamak, yalın duruma getirmek. Kur'an kitabının gökten yere inmesi gibi bir anlam rant için çıkarılmaktadır. Gerçekte kitaptaki cümleler vahiy edilmiş ama toptan bir kitap halinde gelmemiş/gönderilmemiş/indirilmemiştir. Başkaca vahiy anlatılarında onun parşomenler veya levhalar halinde indirilmediği açıkça beyan edilmektedir.
Kur'an'ın arabiyen olması demek Arapça dili ile iletilmiş olduğu anlamına gelmiyor. Çünkü cümlede geçen "arabiyyen" kelimesi Arapça dili olarak tercüme edilemiyor, ancak "Arap/siyahi" anlamına gelir. Arap adı verilmesinin Arabistan'da yaşayan insan ırkını işaret etmediği de ayandır. Çünkü Kur'an bir insan değildir.
Arap, radyoloji ve fotoğraf teknolojisindeki negatif görüntü anlamında kullanılmaktadır. Fotoğraf tekniğinde negatif film yerine yine aynı fotoğraf kağıdı kullanılırdı. Böylece ilk çıktıya "Arap" denilirdi. İşte aynı şekilde kur'an için kullanılan arap kelimesi onun atoma göre olan durumunu açıklayan teknik bilgiyi aktarmış oluyor. İçi boşaltılan atomun karanlık görüntüsü tıpkı röntgen film çıktısı gibi varlığı yansıtırken, parlak kısım olan Kur'an manyetik alanı görüntülemiş oluyor. Bu teknik bildirimi anlamanın akla kolay geleceğini söylüyor. Sebep tabiki atom ve etrafındaki zıt durumun maddeyi tam anlamıyla ve en basit şekliyle tarif etmesinden ötürüdür. )

53/12 Yusuf 3 : نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ أَحْسَنَ الْقَصَصِ بِمَا أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ هَذَا الْقُرْآنَ وَإِن كُنتَ مِن قَبْلِهِ لَمِنَ الْغَافِلِينَ

Nahnu : biziz nakussu aleyke : sizde eksik olan ahsenel : iyi kasası : kıssa/hikaye bima evhayna : önerdiğimiz/ilham ettiğimiz üzere ileyke : burada hazal kur’ane : bu karanda ve in kunte : ve sizler min kablihî : onun öncesinde le minel gafilîn: gafillerdiniz
Sizde eksik olan iyi hikayeleri kuran'da öneren biziz, öncesinde sizler gafillerdiniz.
(Atomun içinde barınan ruh, kendi deneyimlerini anılarını hikayeler olarak biriktirebilir, lakin önesinde olanlar hakkında ne bir belgi ne bir kayıt ne de bir işaret bulamayacaktır. Her daim -Ben neyim? -Ben nereden geldim? gibi bir çok soruları olacak fakat cevapsız kalacaktır. Kur'an, levhi mahfuz ismiyle anılan yuvarlak düz levhalar halinde üst üste yığılı diskler şeklindedir. Her bir diskte bir bitlik veri kaydı tutulabilmektedir. Hepsi birden Kur'an 'ı oluşturmaktadırlar. Kur'an'daki bir bilgiler ilham yoluyla yüklüdür. Evren, bilgi denizi içindeki titreşimlere dokunan kur'an'a bu bilgi aktarılıyor. (Çok seyahat etmek, yer değiştirmek /hicret evrendeki bilgi denizi içinde kayıtlı bilgilerden başka çeşitte olanlarına dokunlak imkanı sağlayacaktır) Böylece insan isimli -içinde ruh barınan insatomları kendiyle ilgili cevapları kur'an'da bulacaktır. Tabi ismini anıp durduğumuz Kur'an ile halife Osman'ın derlediği kitabı kastetkmediğimiz aşikardır.)

53/12 Yusuf 4 : إِذْ قَالَ يُوسُفُ لِأَبِيهِ يَا أَبتِ إِنِّي رَأَيْتُ أَحَدَ عَشَرَ كَوْكَبًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ رَأَيْتُهُمْ لِي سَاجِدِينَ

İz kale yûsufu : yusuf dedi li ebîhi : babasına ya ebeti : ey baba innî : gerçekten raeytu : gördüm ehade aşera : on bir tane kevkeben : gezegen veş şemse : güneş iyle vel kamere : ve ay'la raeytuhum : onları gördüm lî sacidîn : bana secde ettiler
Yusuf babasına " Ey baba ben gerçekten on bir gezegeni, güneşi ve ay'ı bana secde ederken gördüm.” dedi

53/12 Yusuf 5 : قَالَ يَا بُنَيَّ لاَ تَقْصُصْ رُؤْيَاكَ عَلَى إِخْوَتِكَ فَيَكِيدُواْ لَكَ كَيْدًا إِنَّ الشَّيْطَانَ لِلإِنسَانِ عَدُوٌّ مُّبِينٌ

Kale ya buneyye : ya oğlum dedi la taksus : kesilme ru’yake : vizyonundan/vahyinden ala ihvetike : kardeşlerine/kardeşlerin üstüne fe yekîdû : ? leke keyda : ? inneş şeytane : şeytan tarafından lil insani : insana aduvvun mubîn: gösterilen düşman

53/12 Yusuf 6 : وَكَذَلِكَ يَجْتَبِيكَ رَبُّكَ وَيُعَلِّمُكَ مِن تَأْوِيلِ الأَحَادِيثِ وَيُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَعَلَى آلِ يَعْقُوبَ كَمَا أَتَمَّهَا عَلَى أَبَوَيْكَ مِن قَبْلُ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْحَقَ إِنَّ رَبَّكَ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

Ve kezalike : sen olasın diye yectebîke : dikkatli rabbuke : senin rabbin ve yuallimuke : sana öğretti min te’vîlil : yorumunu ehadîsi : konuşmaların/duyulanların ve yutimmu : yetim kalmak/öksüz olmak ni’metehu : onun nimetlerinden aleyke : senin ve ala ali ya’kûbe : yakubun ailesine kema etemmeha : yaptığı gibi ala ebeveyke : ailen üzerine min kablu ibrahîme : ibrahim tarafından ve ishak : ve ishak (tarafından) inne rabbeke : senin rabbin alîmun hakîm: alimdir hakimdir
Sen dikkatli olasın diye seslerin/konuşmaların yorumlanışını rabbin sana öğretti. Yakubun ailesine yaptığı gibi nimetlerinden yetim/öksüz kalmayasın diye seni ailen üzerine ibrahim yaptı.

53/12 Yusuf 7 : لَّقَدْ كَانَ فِي يُوسُفَ وَإِخْوَتِهِ آيَاتٌ لِّلسَّائِلِينَ

Lekad kane fî : içeri girdiğimde yûsufe ve ihvetihî : yusuf ve kardeşleri ayatun : ayetleri lis sailîn: sormak için
Yusuf ve kardeşlerine ayetleri sormak için içeri girdiğimde

53/12 Yusuf 8 : إِذْ قَالُواْ لَيُوسُفُ وَأَخُوهُ أَحَبُّ إِلَى أَبِينَا مِنَّا وَنَحْنُ عُصْبَةٌ إِنَّ أَبَانَا لَفِي ضَلاَلٍ مُّبِينٍ

İz kalu le yusufu ve ahuhu ehabbu : yusuf ve ağabeyleri didiler ila ebina minna ve nahnu usbetun : babamızı severiz ve biz bir grubuz
inne ebana : ancakbabamız
le fi dalalin mubin : açıkça delalet içindedir

53/12 Yusuf 9 : اقْتُلُواْ يُوسُفَ أَوِ اطْرَحُوهُ أَرْضًا يَخْلُ لَكُمْ وَجْهُ أَبِيكُمْ وَتَكُونُواْ مِن بَعْدِهِ قَوْمًا صَالِحِينَ

Uktulu yusufe : yusufu öldürelim
evitrahuhu ardan : onu yer'inden atalım
Oğullar göğün uzantısı olan Yer'de oluşan elektronlardı, yusuf isimli oğulu bu Yer'den koparıp atmak istiyorlar.
yahlu lekum vechu ebikum: bizi rahatsız edecek babamızın yüzü
ve tekunu min ba’dihi kavmen salihin: ve sonra halkımız iyi olacak

53/12 Yusuf 10 : قَالَ قَآئِلٌ مَّنْهُمْ لاَ تَقْتُلُواْ يُوسُفَ وَأَلْقُوهُ فِي غَيَابَةِ الْجُبِّ يَلْتَقِطْهُ بَعْضُ السَّيَّارَةِ إِن كُنتُمْ فَاعِلِينَ

Kale kailun minhum la taktulu yusufe : onlardan yusufu öldürmemelerini diyenler oldu
ve elkuhu fi gayabetil cubbi : ve attılar uzaktaki terk edilmiş çukura
Terk edilmiş çukur, içinde ruh olmayan bir ins atomu oluyor. Kuyunun ağzında olsa tekrar yer'den çıkması 70 seneyi bulurdu, lakin kuyunun dibi olunca bir kaç zaman orada kalır ve yeniden elektron olarak çıkabilir.
yeltekıthu ba’dus seyyarati in kuntum failin: böyle yaparsanız bazı gezginler onu çıkarabilir

53/12 Yusuf 11 : قَالُواْ يَا أَبَانَا مَا لَكَ لاَ تَأْمَنَّا عَلَى يُوسُفَ وَإِنَّا لَهُ لَنَاصِحُونَ

Kalu ya ebana ma leke la te’menna ala yusufe : dediler ey babamız bize inanmıyorsun, yusuf hakkında
ve inna lehu le nasıhun: biz onun hakkında samimiyiz

53/12 Yusuf 12 : أَرْسِلْهُ مَعَنَا غَدًا يَرْتَعْ وَيَلْعَبْ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ

Ersilhu : gönder
meana: bizimle
ğaden : yarın
yerta’ ve yel’ab : eğlensin ve oynasın
ve inna lehu le hafizun: biz onu saklamayız

53/12 Yusuf 13 : قَالَ إِنِّي لَيَحْزُنُنِي أَن تَذْهَبُواْ بِهِ وَأَخَافُ أَن يَأْكُلَهُ الذِّئْبُ وَأَنتُمْ عَنْهُ غَافِلُونَ

Kale inni le yahzununi : dedi beni üzen
en tezhebu bihi : sizinle gittiğinde
ve ehafu en ye’kulehuz zi’bu : ve korkarım bir kurt tarafından yenilmesi
ve entum anhu gafilun: ve sen ondan habersiz olursun

53/12 Yusuf 14 : قَالُواْ لَئِنْ أَكَلَهُ الذِّئْبُ وَنَحْنُ عُصْبَةٌ إِنَّا إِذًا لَّخَاسِرُونَ

Kalu le in ekelehuz zi’bu : dediler kurt yerdikten sonra
ve nahnu usbetun inna izen le hasirun: bizim grup kaybedenlerden oluruz

53/12 Yusuf 15 : فَلَمَّا ذَهَبُواْ بِهِ وَأَجْمَعُواْ أَن يَجْعَلُوهُ فِي غَيَابَةِ الْجُبِّ وَأَوْحَيْنَآ إِلَيْهِ لَتُنَبِّئَنَّهُم بِأَمْرِهِمْ هَذَا وَهُمْ لاَ يَشْعُرُونَ

Fe lemma zehebu bihi : yanına giderek
ve ecmeu en yec’aluhu : bunu yapmak için toplandılar
fi gayabetil cubb : uzaktaki çukura
ve evhayna ileyhi le tunebbiennehum : onlar hissetmiyordular
bi emrihim haza ve hum la yeş’urun: emirle yatıklarının farkında değildiler

53/12 Yusuf 16 : وَجَاؤُواْ أَبَاهُمْ عِشَاء يَبْكُونَ

Ve cau ebahum işaen yebkun: akşama ağlayarak babalarına geldiler

53/12 Yusuf 17 : قَالُواْ يَا أَبَانَا إِنَّا ذَهَبْنَا نَسْتَبِقُ وَتَرَكْنَا يُوسُفَ عِندَ مَتَاعِنَا فَأَكَلَهُ الذِّئْبُ وَمَا أَنتَ بِمُؤْمِنٍ لِّنَا وَلَوْ كُنَّا صَادِقِينَ

Kalu ya ebana: dediler ey babamız
inna zehebna nestebiku: önde gidiyorduk
ve terekna yusufe inde metaına : yusufu eşyalarla terk etmiş haldeyken
fe ekelehuz zi’bu: kurt yedi
ve ma ente bi mu’minin lena : ne söylesek inanmayacaksın
ve lev kunna sadikin: doğru söylesek bile

53/12 Yusuf 18 : وَجَآؤُوا عَلَى قَمِيصِهِ بِدَمٍ كَذِبٍ قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ أَنفُسُكُمْ أَمْرًا فَصَبْرٌ جَمِيلٌ وَاللّهُ الْمُسْتَعَانُ عَلَى مَا تَصِفُونَ

Ve cau ala kamisıhi bi demin kezib: geldiler soğuk kanlılık ve yalan üzere
kale bel sevvelet lekum enfusukum emra: ancak nefslerinizin emrine uydunuz dedi
fe sabrun cemil: sabır ve güzellik
vallahul musteanu ala ma tasıfun: Allah'ın tanımladığı budur

53/12 Yusuf 19 : وَجَاءتْ سَيَّارَةٌ فَأَرْسَلُواْ وَارِدَهُمْ فَأَدْلَى دَلْوَهُ قَالَ يَا بُشْرَى هَذَا غُلاَمٌ وَأَسَرُّوهُ بِضَاعَةً وَاللّهُ عَلِيمٌ بِمَا يَعْمَلُونَ

Ve caet seyyaratun : bir gezgin geldi
fe erselu varidehum : gönderildiler ona uzunca
fe adla delvehu: yapılmış saplı kova
kale ya buşra haza gulam: dedi ya büşra bu bir oğlan çocuktur
ve eserruhu bidaaten: ve eşyalarıyla onu sakladılar
vallahu alimun bi ma ya’melun: Allah yaptıklarını bilendir

53/12 Yusuf 20 : وَشَرَوْهُ بِثَمَنٍ بَخْسٍ دَرَاهِمَ مَعْدُودَةٍ وَكَانُواْ فِيهِ مِنَ الزَّاهِدِينَ

Ve şerevhu bi semenin : kötü bir fiyat
bahsin derahime ma’dudetin: düşük bir dara
ve kanu fihi minez zahidin: birkaç tanık arasında

53/12 Yusuf 21 : وَقَالَ الَّذِي اشْتَرَاهُ مِن مِّصْرَ لاِمْرَأَتِهِ أَكْرِمِي مَثْوَاهُ عَسَى أَن يَنفَعَنَا أَوْ نَتَّخِذَهُ وَلَدًا وَكَذَلِكَ مَكَّنِّا لِيُوسُفَ فِي الأَرْضِ وَلِنُعَلِّمَهُ مِن تَأْوِيلِ الأَحَادِيثِ وَاللّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ

Ve kalellezişterahu min mısra : dedi satan kimseler Mısır'dan
limraetihi ekrimi : eşi Ekrame için
mesvahu asa en yenfeana : dinlensin ve fayda sağlasın
ev nettehizehu veleda: diye bir çocuk al
ve kezalike mekkenna : bu yüzden muktedir olduk
li yusufe fil ardı : Yusufu Yer'in içinden almaya
ve li nuallimehu min te’vilil ehadis: ve bize sözleri yorumlasın
vallahu galibun ala emrihi : Allah'ın emriyle galip geliyor
ve lakinne ekseren nasi la ya’lemun: lakin çoğu insan bilmiyor

53/12 Yusuf 22 : وَلَمَّا بَلَغَ أَشُدَّهُ آتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا وَكَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ

Ve lemma belega eşuddehu : en şiddetli zamanına ulaştığında
ateynahu hukmen ve ilma : ona yargı ve bilgi verdik
ve kezalike neczil muhsinin: ödülle geliştiririz

53/12 Yusuf 23 : وَرَاوَدَتْهُ الَّتِي هُوَ فِي بَيْتِهَا عَن نَّفْسِهِ وَغَلَّقَتِ الأَبْوَابَ وَقَالَتْ هَيْتَ لَكَ قَالَ مَعَاذَ اللّهِ إِنَّهُ رَبِّي أَحْسَنَ مَثْوَايَ إِنَّهُ لاَ يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ

Ve ravedethulleti huve : onun isteği
fi beytiha an nefsihi : evi içinde kendi başına kalmak
ve gallekatil ebvabe : kapalı kapılar ardında
ve kalet heyte leke: sana dedi beri gel
kale maazallahi : dedi Allah korusun
innehu rabbi ahsene mesvay: rabbime sığınırım
innehu la yuflihuz zalimun: zalimler başaramaz

53/12 Yusuf 24 ْرِفَ عَنْهُ السُّوءَ وَالْفَحْشَاء إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُخْلَصِينَ

Ve lekad hemmet bihi : bundan etkilendim
ve hemme biha: dışarıdakiler
lev la en raa : göremezler
burhane rabbihi kezalike li nasrife : bizi harcamak için rabbin kanıt
anhus sue vel fahşae: kötü ve fuhş hakkında
innehu min ibadinal muhlesin: gerçekten samimi hizmetinden

53/12 Yusuf 25 : وَاسُتَبَقَا الْبَابَ وَقَدَّتْ قَمِيصَهُ مِن دُبُرٍ وَأَلْفَيَا سَيِّدَهَا لَدَى الْبَابِ قَالَتْ مَا جَزَاء مَنْ أَرَادَ بِأَهْلِكَ سُوَءًا إِلاَّ أَن يُسْجَنَ أَوْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

Vestebekal babe : önden kapıya -gidince
ve kaddet kamisahu min duburin : gömleği dubur/alt arka kısmından çekildi
ve elfeya: ?
seyyideha ledal bab: kapıda efendisi ile karşılaştı
kalet ma cezau men erade :dedi istediğin ceza nedir
bi ehlike suen: kötü ailenle
illa en yuscene ev azabun elim: ancak hapis ve acı bir azaptır

53/12 Yusuf 26 : قَالَ هِيَ رَاوَدَتْنِي عَن نَّفْسِي وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِّنْ أَهْلِهَا إِن كَانَ قَمِيصُهُ قُدَّ مِن قُبُلٍ فَصَدَقَتْ وَهُوَ مِنَ الكَاذِبِينَ

Kale hiye ravedetni an nefsi : dedi baştan çıkarmak için nefsimden
ve şehide şahidun min ehlih: şahidini gördüm ailesinden
in kane kamisuhu: eğer öyle olsaydı gömleği
kudde : uzunlamasına yırtık olurdu
min kubulin fe sadakat : öncesine şahidim ki
ve huve minel kazibin: o bir yalancıdır

53/12 Yusuf 27 : وَإِنْ كَانَ قَمِيصُهُ قُدَّ مِن دُبُرٍ فَكَذَبَتْ وَهُوَ مِن الصَّادِقِينَ

Ve in kane kamisuhu kudde : onun gömleğinin yırtığı
min duburin fe kezebet : dubur/alt arkadantan yırtık yalandır
ve huve mines sadikin: o doğru söyleyenlerdendir

53/12 Yusuf 28 : فَلَمَّا رَأَى قَمِيصَهُ قُدَّ مِن دُبُرٍ قَالَ إِنَّهُ مِن كَيْدِكُنَّ إِنَّ كَيْدَكُنَّ عَظِيمٌ

Fe lemma raa kamisahu kudde min duburin : onu gördüğümde gömleği duburdan yırtıktı
kale innehu min keydikun: dedi onun komplasudur
inne keydekunne azim: gerçekten komplonuz büyük

53/12 Yusuf 29 : يُوسُفُ أَعْرِضْ عَنْ هَذَا وَاسْتَغْفِرِي لِذَنبِكِ إِنَّكِ كُنتِ مِنَ الْخَاطِئِينَ

Yusufu a’rıd : Yusuf yüz çevirdi
an haza vestagfiri li zenbiki: günahı için af dilemesini söyledi
inneki kunti minel hatıin: gerçekten sen suçlulardansın

53/12 Yusuf 30 : وَقَالَ نِسْوَةٌ فِي الْمَدِينَةِ امْرَأَةُ الْعَزِيزِ تُرَاوِدُ فَتَاهَا عَن نَّفْسِهِ قَدْ شَغَفَهَا حُبًّا إِنَّا لَنَرَاهَا فِي ضَلاَلٍ مُّبِينٍ

Ve kale nisvetun : kadınlar dediler ki
fil medinetimraetul : şehir içinde bir kadın
azizi turavidu fetaha an nefsihi: kendisini baştan çıkaracak sevgili bir oğlan
kad şegafeha hubba: tutkusunu kesecek bir dost arıyor
inna le neraha fi dalalin mubin : sapkınlık içinde olduğu gösetirilen

53/12 Yusuf 31 : فَلَمَّا سَمِعَتْ بِمَكْرِهِنَّ أَرْسَلَتْ إِلَيْهِنَّ وَأَعْتَدَتْ لَهُنَّ مُتَّكَأً وَآتَتْ كُلَّ وَاحِدَةٍ مِّنْهُنَّ سِكِّينًا وَقَالَتِ اخْرُجْ عَلَيْهِنَّ فَلَمَّا رَأَيْنَهُ أَكْبَرْنَهُ وَقَطَّعْنَ أَيْدِيَهُنَّ وَقُلْنَ حَاشَ لِلّهِ مَا هَذَا بَشَرًا إِنْ هَذَا إِلاَّ مَلَكٌ كَرِيمٌ

Fe lemma semiat bi mekrihinne : tuzaklarını işittiğim zaman
erselet ileyhinne ve a’tedet lehunne muttekeen : onlara gönderilen ve onların dinlenecekleri
ve atet kulle vahidetin minhunne sikkinen : onların birinin bir bıçağı vardı
ve kaletihruc aleyhinn: ondan derhal kurtul dedi
fe lemma raeynehu ekbernehu : onu gördüğünde daha büyüktü
ve katta’ne eydiyehunne : elini kesince
ve kulne haşe lillahi ma haza beşera: dediler Allah'ım bu nasıl bir beşerdir!
in haza illa melekun kerim: o ancak iyi soylu bir kral

53/12 Yusuf 32 : قَالَتْ فَذَلِكُنَّ الَّذِي لُمْتُنَّنِي فِيهِ وَلَقَدْ رَاوَدتُّهُ عَن نَّفْسِهِ فَاسَتَعْصَمَ وَلَئِن لَّمْ يَفْعَلْ مَا آمُرُهُ لَيُسْجَنَنَّ وَلَيَكُونًا مِّنَ الصَّاغِرِينَ

Kalet fe zalikunnellezi : dedi suçlayan bu kimseler
lumtunneni fihi : ağız birliği içindeler
ve lekad ravedtuhu : onun parlaklığını gördüm/tanıştım
an nefsihi festa’sam: ondan kaçıp kendimi kurtardım
ve le in lem yef’al ma amuruhu le yuscenenne : yapmadığı halde hapsedilmesini emrettim
ve le yekunen mines sagırin: hepsi aşağılanmış halde

53/12 Yusuf 33 : قَالَ رَبِّ السِّجْنُ أَحَبُّ إِلَيَّ مِمَّا يَدْعُونَنِي إِلَيْهِ وَإِلاَّ تَصْرِفْ عَنِّي كَيْدَهُنَّ أَصْبُ إِلَيْهِنَّ وَأَكُن مِّنَ الْجَاهِلِينَ

Kale rabbis sicnu ehabbu ileyye : hapishanenin rabbi beni severdi
mimma yed’uneni ileyhi: bir şeyden ötürü beni çağırdılar
ve illa tasrif anni : ancak istedikleri gibi davranırsam
keydehunne asbu ileyhinne : hakkımdaki komplo uzaklaşır
ve ekun minel cahilin: -yadaben cahillerden olurum

53/12 Yusuf 34 : فَاسْتَجَابَ لَهُ رَبُّهُ فَصَرَفَ عَنْهُ كَيْدَهُنَّ إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

Festecabe lehu rabbuhu : ona cevap verdi rabbi
fe sarafe anhu keydehunn: onun hakkındaki suçlamalardan ayrıldı
innehu huves semiul alim: o öyle işiten ve bilendir

53/12 Yusuf 35 : ثُمَّ بَدَا لَهُم مِّن بَعْدِ مَا رَأَوُاْ الآيَاتِ لَيَسْجُنُنَّهُ حَتَّى حِينٍ

Summe bedalehum min ba’di : sonra onlara uzaktan göründü
ma raevul ayati: gördükleri ayetleri Ayet, Kur'an kitabındaki cümellerin isimleri değil. Onlar gösterilen ve görülen varlıklar yani atomların adı olarak anılır.
le yescununnehu hatta hin: bir süre saklayacaktılar

53/12 Yusuf 36 : وَدَخَلَ مَعَهُ السِّجْنَ فَتَيَانَ قَالَ أَحَدُهُمَآ إِنِّي أَرَانِي أَعْصِرُ خَمْرًا وَقَالَ الآخَرُ إِنِّي أَرَانِي أَحْمِلُ فَوْقَ رَأْسِي خُبْزًا تَأْكُلُ الطَّيْرُ مِنْهُ نَبِّئْنَا بِتَأْوِيلِهِ إِنَّا نَرَاكَ مِنَ الْمُحْسِنِينَ

Ve dehale meahus sicne feteyani: onunla birlikte hapse iki erkek girdi
kale ehaduhuma inni erani a’sıru hamra: dedi ki "benim şarap yapıldığımı gördüm"
ve kalel aharu inni erani ahmilu fevka ra’si hubzen te’kulut tayru minhu: değeri dedi ki "benim kafamın üstündeki ekmeği kuşlar yiyordu"
nebbi’na bi te’vilihi: bunların tevilini söyle
inna nerake minel muhsinin: gerçekten seni hayırsever görüyoruz

53/12 Yusuf 37 : قَالَ لاَ يَأْتِيكُمَا طَعَامٌ تُرْزَقَانِهِ إِلاَّ نَبَّأْتُكُمَا بِتَأْوِيلِهِ قَبْلَ أَن يَأْتِيكُمَا ذَلِكُمَا مِمَّا عَلَّمَنِي رَبِّي إِنِّي تَرَكْتُ مِلَّةَ قَوْمٍ لاَّ يُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَهُم بِالآخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ

Kale la ye’tikuma taamun turzekanihi : dedi size verilen yemek gelmesin ki
illa nebbe’tukuma bi te’vilihi kable en ye’tiyekuma: ancak daha gelmeden önce söylüyorsun
zalikuma mimma allemeni rabbi: rabbimin bana öğrettiği buydu
inni teraktu millete kavmin : ancak terk ettim milleti halkı Millet kelimesini din diye tercüme etmek yanlıştır, öyle bir anlamı yoktur. Hem din kelimesi yine din olarak çok yerde anılır. Burada millet, ruhların tamamına ait kavramdır. Üç çeşit ins atomu, içindeki ruhla bir millet oluşturuyor. Mesela Elif rumuzlu ins atomuna üflenen ruhun adı İbrahim'dir. Aynı anda kaç tane Elif atomu varsa hepsi İbrahim'dir ve hepsi birden millet olarak anılıyor. Kavim ise bu milletin küçük bir bölümüne verilen addır.
la yu’minune billahi : Allah'a inanmazlar
ve hum bil ahiratihum kafirun: ve onlar ahiretin kafirleridir kafir kavramı dünya üzerinde beşerler için kullanılamaz. Atomlar birbirlerini dahi göremezler. Kendilerine iletilen sözlere de itibar etmezler. Çünkü beşer gibi akıl yürütecekleri görüntü bilgisine sahip değillerdir.

53/12 Yusuf 38 : وَاتَّبَعْتُ مِلَّةَ آبَآئِي إِبْرَاهِيمَ وَإِسْحَقَ وَيَعْقُوبَ مَا كَانَ لَنَا أَن نُّشْرِكَ بِاللّهِ مِن شَيْءٍ ذَلِكَ مِن فَضْلِ اللّهِ عَلَيْنَا وَعَلَى النَّاسِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَشْكُرُونَ

Vetteba’tu millete abai ibrahime : izle/takip et baba ibrahim'i
ve ishaka ve ya’kub: İshak'ı ve Yakub'u
ma kane lena : sahip olduklarımız
en nuşrike billahi min şey’in: Allah'ın paylaştığı şey
zalike min fadlillahi aleyna : o, bize Allah'ın lütfundandır
ve alan nasi : insanlar üzerine
ve lakinne ekseren nasi la yeşkurun: lakin insanların çoğu şükretmezler

53/12 Yusuf 39 : يَا صَاحِبَيِ السِّجْنِ أَأَرْبَابٌ مُّتَفَرِّقُونَ خَيْرٌ أَمِ اللّهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ

Ya sahibeyis sicni: ey hapishane arkadaşlarım
e erbabun muteferrikune hayrun : dağınık patron/işveren mi iyidir...
emillahul vahıdul kahhar: yoksa yenilmez bir Allah'mı?

53/12 Yusuf 40 : مَا تَعْبُدُونَ مِن دُونِهِ إِلاَّ أَسْمَاء سَمَّيْتُمُوهَا أَنتُمْ وَآبَآؤُكُم مَّا أَنزَلَ اللّهُ بِهَا مِن سُلْطَانٍ إِنِ الْحُكْمُ إِلاَّ لِلّهِ أَمَرَ أَلاَّ تَعْبُدُواْ إِلاَّ إِيَّاهُ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ

Ma ta’budune : hizmet ettiğiniz nedir
min dunihi : ortada bir şey olmaksızın
illa esmaen: sadece bir isim
semmeytumuha entum ve abaukum : senin ve atalarının uydurduğu isimlerdir
ma enzelallahu biha : Allah'ın indirdiği
min sultan inil hukmu illa lillah emere : sultanın yargısı ancak Allah'ın emri
ella ta’budu illa iyyahu: hizmet etme
zaliked dinul kayyimu : bu dinin dışındaki değerlere
ve lakinne ekseren nasi la ya’lemun: lakin insanların çoğu bilmiyorlar

53/12 Yusuf 41 : يَا صَاحِبَيِ السِّجْنِ أَمَّا أَحَدُكُمَا فَيَسْقِي رَبَّهُ خَمْرًا وَأَمَّا الآخَرُ فَيُصْلَبُ فَتَأْكُلُ الطَّيْرُ مِن رَّأْسِهِ قُضِيَ الأَمْرُ الَّذِي فِيهِ تَسْتَفْتِيَانِ

Ya sahıbeyis sicni : ey hapishane arkadaşlarm
emma ehadukuma : ikinizden biriniz
fe yeski rabbehu hamra: rabine içki sunacak yeski: sulamak
ve emmal aharu :ve diğerine gelince
fe yuslebu : çarmıha gerileceksin
Durum, proton içindeki kuarkların haç görünümünden ötürü haç diye ifade ediliyor. Hz. İsa'nın da çarmıha gerilme olayı, elektron iken Allah'ın ipi yoluyla göğe çıkarak protondaki kurklara yerleşmesidir.
fe te’kulut tayru min ra’sihi: ve kuşlar başından yiyecek
kudiyel emrullezi: emir böyle öldürdü/harcadı -seni
fihi testeftiyani: ?

53/12 Yusuf 42 : وَقَالَ لِلَّذِي ظَنَّ أَنَّهُ نَاجٍ مِّنْهُمَا اذْكُرْنِي عِندَ رَبِّكَ فَأَنسَاهُ الشَّيْطَانُ ذِكْرَ رَبِّهِ فَلَبِثَ فِي السِّجْنِ بِضْعَ سِنِينَ

Ve kale lillezi zanne ennehu nacin : kurtulduğunu zannedene dedi ki
minhumazkurni inde rabbike: onların hatırlatılması rabbindendir
fe ensahuş şeytanu zikre rabbihi : şeytan unutturdu rabbinin zikrini
fe lebise fis sicni bid’a sinin: bir kaç yıl hapis olarak yayın yaptı Atomun titreşim üreten/neşriyat/yayın yapan organı elektron idi. Orası kuyunun/ins atomunu dibi olarak hapis sayılan yer oluyor

53/12 Yusuf 43 : وَقَالَ الْمَلِكُ إِنِّي أَرَى سَبْعَ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعَ سُنبُلاَتٍ خُضْرٍ وَأُخَرَ يَابِسَاتٍ يَا أَيُّهَا الْمَلأُ أَفْتُونِي فِي رُؤْيَايَ إِن كُنتُمْ لِلرُّؤْيَا تَعْبُرُونَ

Ve kalel meliku : kral dedi
inni era seb’a bakaratin simanin : yedi semiz inek görüyorum
ye’kuluhunne seb’un icafun : yedi zayıf olanı yiyorlar
ve seb’a sunbulatin hudrin : ve yedi yeşil sünbül/başak
ve uhara yabisat : ve ahirlerini/sonlarını kurumuş
ya eyyuhal meleu: ey dolular Dolular: İçinde ruh olan ins atomları
eftuni : ?
fi ru’yaye : rüyamda
in kuntum lir ru’ya ta’burun: sen rüyamı yorumla-yorumlarsan

53/12 Yusuf 44 : قَالُواْ أَضْغَاثُ أَحْلاَمٍ وَمَا نَحْنُ بِتَأْوِيلِ الأَحْلاَمِ بِعَالِمِينَ

Kalu adgasu ahlam: dedi karışık hayaller/uyanıkken görülen düşler
ve ma nahnu bi te’vilil ahlami bi alimin: biz ilmimizle yorumlayamayız

53/12 Yusuf 45 : وَقَالَ الَّذِي نَجَا مِنْهُمَا وَادَّكَرَ بَعْدَ أُمَّةٍ أَنَاْ أُنَبِّئُكُم بِتَأْوِيلِهِ فَأَرْسِلُونِ

Ve kalellezi neca minhuma : onlardan kurtulan kimse dedi ki
veddekere ba’de ummetin: sonra gelen ümmet anlayabilir
ene unebbiukum : bana söylediklerinizin
bi te’vilihi fe ersiluni: yorumuyla gönderilecekler

53/12 Yusuf 46 : يُوسُفُ أَيُّهَا الصِّدِّيقُ أَفْتِنَا فِي سَبْعِ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعِ سُنبُلاَتٍ خُضْرٍ وَأُخَرَ يَابِسَاتٍ لَّعَلِّي أَرْجِعُ إِلَى النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَعْلَمُونَ

Yusufu eyyuhas sıddiku: yusuf ey arkadaşım!
eftina :
fi seb’ı bakaratin simanin ye’kuluhunne seb’un icafun : yedi semiz inek yedi zayıfı yedi burada ismi verilmeyen yedi zayıf nedir?
ve seb’ı sunbulatin hudrin : ve yedi yeşil sünbül/başak
ve uhare yabisatin: ve ahirlerini/sonlarını kurumuş
lealli erciu ilan nasi : insanlara ilan için geri döndüm
leallehum ya’lemun: belki de onlar biliyorlar

53/12 Yusuf 47 : قَالَ تَزْرَعُونَ سَبْعَ سِنِينَ دَأَبًا فَمَا حَصَدتُّمْ فَذَرُوهُ فِي سُنبُلِهِ إِلاَّ قَلِيلاً مِّمَّا تَأْكُلُونَ

Kale tezraune : -?-
seb’a sinine deeba: yedi yıl her zamanki gibi
fe ma hasadtum fe zeruhu fi sunbulihi : hasat etmeyip kesmeyeceksin başakta -bırak
illa kalilen mimma te’kulun: ancak yediğiniz kadarını

53/12 Yusuf 48 : ثُمَّ يَأْتِي مِن بَعْدِ ذَلِكَ سَبْعٌ شِدَادٌ يَأْكُلْنَ مَا قَدَّمْتُمْ لَهُنَّ إِلاَّ قَلِيلاً مِّمَّا تُحْصِنُونَ

Summe ye’ti : sonraki
min ba’di zalike seb’un şidadun ye’kulne: yedi şiddetli yıl boyunca yersiniz
Cümlede kuraklık kıtlık gibi kelime geçmiyor bilakis "Şiddetli yıllar" deniyor. Artık rahatlıkla anlayağağımız üzere olaylar atomların dünyasındaki yaşama dairdir. Şiddetli yıllarda manyetik rüzgarlar ve ters polarmalı manyetik ortamlar gelişiyor. Bu zamanlarda semirmiş atomlar kendi içlerinde -başaklarında ki kuarklar başakların tanelerini oluşturuyor enerjiyi tüketerek haram aylara ulaşmalıdırlar.
ma kaddemtum lehunne : sen onlara vereceksin
illa kalilen mimma tuhsinun: ancak/sadece güçlendirecek kadar miktar

53/12 Yusuf 49 : ثُمَّ يَأْتِي مِن بَعْدِ ذَلِكَ عَامٌ فِيهِ يُغَاثُ النَّاسُ وَفِيهِ يَعْصِرُونَ

Summe ye’ti min ba’di zalike amun fihi : sonra gelecek bunlardan sonraki yıl içinde
yugasun nasu : insanlar gelişirler İnsanlar: İçinde ruh olan ins atomları
ve fihi ya’sırun: ve çaba/mücadele içinde

53/12 Yusuf 50 : وَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُونِي بِهِ فَلَمَّا جَاءهُ الرَّسُولُ قَالَ ارْجِعْ إِلَى رَبِّكَ فَاسْأَلْهُ مَا بَالُ النِّسْوَةِ اللاَّتِي قَطَّعْنَ أَيْدِيَهُنَّ إِنَّ رَبِّي بِكَيْدِهِنَّ عَلِيمٌ

Ve kalel meliku’tuni bihi: kral dedi onu bana getirin
fe lemma caehur resulu : elçi geldiğinde
kalerci’ila rabbike fes’elhu : dedi rabbine dön ona sor
ma balun nisvetillati katta’ne eydiyehunn: elleri kesilen nisa durumu nedir ?
Elleri kesilen nisa yani içinde racul/ruh olmayan ins atomlarının elleri -eletktronlarıkesiliyor. İns atomunun elektron oluşturma şartı, ancak onun içinde bir racul barınmasıyla mümkündür. Racul barındırmayan ins atomlarının elleri, sebep kalktığı için kendiliğinden kesiliyor. Yusuf'a bunların durumu soruluyor.
inne rabbi bi keydihinne alim: rabbim onların kesilen ellerini bilir

53/12 Yusuf 51 : قَالَ مَا خَطْبُكُنَّ إِذْ رَاوَدتُّنَّ يُوسُفَ عَن نَّفْسِهِ قُلْنَ حَاشَ لِلّهِ مَا عَلِمْنَا عَلَيْهِ مِن سُوءٍ قَالَتِ امْرَأَةُ الْعَزِيزِ الآنَ حَصْحَصَ الْحَقُّ أَنَاْ رَاوَدتُّهُ عَن نَّفْسِهِ وَإِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِقِينَ

Kale ma hatbukunne iz ravedtunne yusufe an nefsihi: dedi, yusufla aranızda geçen konuşma neydi
kulne haşe lillahi : dedi haşa
ma alimna aleyhi min suin : onun kötülükğünden öğrenmedik
kaletimraetul azizil : dedi kadın sevgili
ane hashasal hakku : şimdi görünür oldu
ene ravedtuhu an nefsihi : onun nefsinin parlaklığı
ve innehu le mines sadikin: o, doğrulardandır

53/12 Yusuf 52 : ذَلِكَ لِيَعْلَمَ أَنِّي لَمْ أَخُنْهُ بِالْغَيْبِ وَأَنَّ اللّهَ لاَ يَهْدِي كَيْدَ الْخَائِنِينَ

Zalike li ya’leme enni lem ehunhu bil gaybi : o benim kayıp kardeşi olduğumu bilmiyor
ve ennallahe la yehdi keydel hainin: ve Allah hainlerin çocuklarına klavuzluk yapmaz

53/12 Yusuf 53 : وَمَا أُبَرِّئُ نَفْسِي إِنَّ النَّفْسَ لأَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ إِلاَّ مَا رَحِمَ رَبِّيَ إِنَّ رَبِّي غَفُورٌ رَّحِيمٌ

Ve ma uberriu nefsi: benim nefsim masum mudur?
innen nefse le emmaretun bis sui : nefs kötü davranır
illa ma rahime rabbi: rabbimin merhameti hariç
inne rabbi gafurun rahim: rabbim bağışlayan merhamet edendir

53/12 Yusuf 54 : وَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُونِي بِهِ أَسْتَخْلِصْهُ لِنَفْسِي فَلَمَّا كَلَّمَهُ قَالَ إِنَّكَ الْيَوْمَ لَدَيْنَا مِكِينٌ أَمِينٌ

Ve kalel meliku’tuni bihi: kral dedi ki onu bana getirin
estahlishu li nefsi: onu seçtim kendim için
fe lemma kellemehu : ve onunla konuştu
kale innekel yevme ledeyna mekinun emin: ona dedi ki bugün bizim yanımızda sekretersin

53/12 Yusuf 55 : قَالَ اجْعَلْنِي عَلَى خَزَآئِنِ الأَرْضِ إِنِّي حَفِيظٌ عَلِيمٌ

Kalec’alni ala hazainil ard: dedi beni yerin hazinelerinin üstünde kıl Yer/elektronu oluşturan levhalar bilgi barındırıyorlar.
inni hafizun alim: onların bilgisini koruyan Saklanan bilginin korunması işi Allah tarafından yusufa veriliyor.

53/12 Yusuf 56 : وَكَذَلِكَ مَكَّنِّا لِيُوسُفَ فِي الأَرْضِ يَتَبَوَّأُ مِنْهَا حَيْثُ يَشَاء نُصِيبُ بِرَحْمَتِنَا مَن نَّشَاء وَلاَ نُضِيعُ أَجْرَ الْمُحْسِنِينَ

Ve kezalike mekkenna li yusufe fil ard: böylece yusufun yerin içinde yaptık
yetebevveu minha haysu yeşau: istenilen yerde onları tutar
nusibu bi rahmetina men neşau : istediğimize merhametiziden pay veririrz
ve la nudiu ecrel muhsinin: hayırseverlerin ücreti kaybolmaz

53/12 Yusuf 57 : وَلَأَجْرُ الآخِرَةِ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ آمَنُواْ وَكَانُواْ يَتَّقُونَ

Ve le ecrul ahırati hayrun lillezine amenu : ücret/ödeme için ahiret hayırlıdır güvende olanlar için
ve kanu yettekun: onlar zevk/eğlence içindedir

53/12 Yusuf 58 : وَجَاء إِخْوَةُ يُوسُفَ فَدَخَلُواْ عَلَيْهِ فَعَرَفَهُمْ وَهُمْ لَهُ مُنكِرُونَ

Ve cae ihvetu yusufe : yusuvun kardeşleri geldi
fe dehalu aleyhi: ona dahil oldular
fe arafehum : onları tanıdı
ve hum lehu munkirun: onlar kötülük edenlerdi

53/12 Yusuf 59 : وَلَمَّا جَهَّزَهُم بِجَهَازِهِمْ قَالَ ائْتُونِي بِأَخٍ لَّكُم مِّنْ أَبِيكُمْ أَلاَ تَرَوْنَ أَنِّي أُوفِي الْكَيْلَ وَأَنَاْ خَيْرُ الْمُنزِلِينَ

Ve lemma cehhezehum bi cehazihim : onları henüz onların cihazlarıyla donatmamıştı ki
kale’tuni bi ahin lekum min ebikum: dedi babanızdan olan diğer kardeşlerini getir
e la terevne enni ufil keyle : görmüyor musun benim ölçtüğümü
ve ene hayrul munzilin: ben iki evin hayırlısıyım Hayırlı iki ev; Ruhların barınması için yaratılan ins atomları üç tane idi. Firavun diye anılan Ra büyük ev hariç diğer iki ev Elif ve Lam dır. Bu iki ev ruhun evidir.

53/12 Yusuf 60 : فَإِن لَّمْ تَأْتُونِي بِهِ فَلاَ كَيْلَ لَكُمْ عِندِي وَلاَ تَقْرَبُونِ

Fe in lem te’tuni bihi : eğer bana gelmezseniz
fe la keyle lekum indi : benden size ölçüm yoktur Kile: Buğday ölçü birimi
ve la takrabuni: yaklaşmayın

53/12 Yusuf 61 : قَالُواْ سَنُرَاوِدُ عَنْهُ أَبَاهُ وَإِنَّا لَفَاعِلُونَ

Kalu : dediler
senuravidu: ?
anhu ebahu : babası hakkında
ve inna le fa’ilun: şüphesiz fiili işlemek için

53/12 Yusuf 62 : وَقَالَ لِفِتْيَانِهِ اجْعَلُواْ بِضَاعَتَهُمْ فِي رِحَالِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَعْرِفُونَهَا إِذَا انقَلَبُواْ إِلَى أَهْلِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

Ve kale li fityanihic’alu bidaatehum fi rihalihim: dedi onların göçerlerinin içine koy
leallehum ya’rifuneha : belki onlar biliyorlar
izankalebu ila ehlihim : eğer evebeynlerine dönerlerse
leallehum yerci’un: belki onlar geri dönerler

53/12 Yusuf 63 : فَلَمَّا رَجِعُوا إِلَى أَبِيهِمْ قَالُواْ يَا أَبَانَا مُنِعَ مِنَّا الْكَيْلُ فَأَرْسِلْ مَعَنَا أَخَانَا نَكْتَلْ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ

Fe lemma raceu ila ebihim: babalarına döndüklerinde
kalu ya ebana : dediler ey babamız
munia minnal keylu: bizden ölçüyü yasaklandı
fe ersil meana ehana nektel : kardeşimiz bizimle gönderildi ki ölçsün
ve inna lehu le hafizun: ve biz onu koruyacağız

53/12 Yusuf 64 : قَالَ هَلْ آمَنُكُمْ عَلَيْهِ إِلاَّ كَمَا أَمِنتُكُمْ عَلَى أَخِيهِ مِن قَبْلُ فَاللّهُ خَيْرٌ حَافِظًا وَهُوَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ

Kale hel amenukum aleyhi : dedi o güvende mi
illa kema emintukum ala ahihi min kabl: ancak kardeşin güvencesindense
fallahu hayrun hafiza: Allah'ın saklaması hayırlıdır
ve huve erhamur rahimin: o merhametlilerin merhametlisidir

53/12 Yusuf 65 : وَلَمَّا فَتَحُواْ مَتَاعَهُمْ وَجَدُواْ بِضَاعَتَهُمْ رُدَّتْ إِلَيْهِمْ قَالُواْ يَا أَبَانَا مَا نَبْغِي هَذِهِ بِضَاعَتُنَا رُدَّتْ إِلَيْنَا وَنَمِيرُ أَهْلَنَا وَنَحْفَظُ أَخَانَا وَنَزْدَادُ كَيْلَ بَعِيرٍ ذَلِكَ كَيْلٌ يَسِيرٌ

Ve lemma fetahu metaahum b>: eşyalarını açtıklarında
vecedu bidaatehum ruddet ileyhim : onların malından bulduk diye cevap verdim
kalu ya ebana ma nebgi: dediler "baba ne yapamalıyız"
hazihi bidaatuna ruddet ileyna: bunlar bizim mallarımız diye cevapladı
ve nemiru ehlena: ?
ve nahfazu ehana : kardeşlerimizi koruruz
ve nezdadu keyle beir : ve büyük deve ölçüsü
zalike keylun yesir: o yürüyen ölçü

53/12 Yusuf 66 : قَالَ لَنْ أُرْسِلَهُ مَعَكُمْ حَتَّى تُؤْتُونِ مَوْثِقًا مِّنَ اللّهِ لَتَأْتُنَّنِي بِهِ إِلاَّ أَن يُحَاطَ بِكُمْ فَلَمَّا آتَوْهُ مَوْثِقَهُمْ قَالَ اللّهُ عَلَى مَا نَقُولُ وَكِيلٌ

Kale len ursilehu meakum : dedi sizinle göndermem
hatta tu’tuni mevsikan minallahi : hatta doğrulanana
le te’tunneni bihi illa en yuhata bikum: Allah tarafından beslenip çevrilmenize kadar
fe lemma atevhu mevsikahum : doğruladıkları zaman
kalallahu ala ma nekulu vekil: Allah dedi ki ne üzerinden ölçtünüz

53/12 Yusuf 67 : وَقَالَ يَا بَنِيَّ لاَ تَدْخُلُواْ مِن بَابٍ وَاحِدٍ وَادْخُلُواْ مِنْ أَبْوَابٍ مُّتَفَرِّقَةٍ وَمَا أُغْنِي عَنكُم مِّنَ اللّهِ مِن شَيْءٍ إِنِ الْحُكْمُ إِلاَّ لِلّهِ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَعَلَيْهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ

Ve kale ya beniyye : dedi ki oğullarım
la tedhulu : girmeyin
min babin vahidin : bir -tek-kapıdan
vedhulu min ebvabin muteferrikatin: girin çeşitli kapılardan
ve ma ugni ankum minallahi : senin için Allahtan zenginlik dileyeceğim
min şey’in inil hukmu illa lillah: ancak Allah'ın hükmüne
aleyhi tevekkeltu : güvendiğim
ve aleyhi felyetevekkelil mutevekkilun: ve ona güvenenler güvensinler

53/12 Yusuf 68 : وَلَمَّا دَخَلُواْ مِنْ حَيْثُ أَمَرَهُمْ أَبُوهُم مَّا كَانَ يُغْنِي عَنْهُم مِّنَ اللّهِ مِن شَيْءٍ إِلاَّ حَاجَةً فِي نَفْسِ يَعْقُوبَ قَضَاهَا وَإِنَّهُ لَذُو عِلْمٍ لِّمَا عَلَّمْنَاهُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يَعْلَمُونَ

Ve lemma dehalu min haysu emerehum ebuhum: babalarının emrettiği yerden girdiler
ma kane yugni anhum minallahi : senin için Allahtan zenginlik dileyeceğim
min şey’in illa haceten: ancak ihtiyaç duyduğun şeyden
fi nefsi ya’kube : yakubun nefsi içinde Nefs, göklerin çekim/vakum etkisi. Racul/kişi göklerin içindeyken onun çekim gücü olarak tezahür ediyor
kadaha: ?
ve innehu le zu ilmin lima : ve neyi biliyorsa
allemnahu : ona biz öğrettik
ve lakinne ekseren nasi la ya’lemun: lakin çoğu insan bilmiyor

53/12 Yusuf 69 : وَلَمَّا دَخَلُواْ عَلَى يُوسُفَ آوَى إِلَيْهِ أَخَاهُ قَالَ إِنِّي أَنَاْ أَخُوكَ فَلاَ تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ

Ve lemma dehalu ala yusufe : yusuf'a dahil olduklarında
ava : ?
ileyhi ehahu kale : kardeşi ona dedi ki
inni ene ahuke : ben senin kardeşinim
fe la tebteis bima kanu ya’melun: yaptıklarımdan umutsuzluğa kapılmayın

53/12 Yusuf 70 : فَلَمَّا جَهَّزَهُم بِجَهَازِهِمْ جَعَلَ السِّقَايَةَ فِي رَحْلِ أَخِيهِ ثُمَّ أَذَّنَ مُؤَذِّنٌ أَيَّتُهَا الْعِيرُ إِنَّكُمْ لَسَارِقُونَ

Fe lemma cehhezehum bi cehazihim : onların cihazlarıyla onları donattığı zaman
ceales sikayete fi rahli ahihi: su hortumu içinde oluşturdu yolculuk oluşturdu kardeşine
Yer/elektrondan -kuyunun dibindenyukarıya/göğe doğru çıkan bir hortum oluşturdu, kardeşi için -Bu hortum için Allah'ın ipi denmektedir, ona sarılan kurtuyuşa erer.
summe ezzene muezzinun : sonra kulağına bağırarak duyurdu
eyyetuhal iru innekum le sarikun: ey utanmazlar siz hırsızsınız

53/12 Yusuf 71 : قَالُواْ وَأَقْبَلُواْ عَلَيْهِم مَّاذَا تَفْقِدُونَ

Kalu ve akbelu aleyhim : dediler ve onları kabul et
maza tefkidun: kaybettiğin nedir?

53/12 Yusuf 72 : قَالُواْ نَفْقِدُ صُوَاعَ الْمَلِكِ وَلِمَن جَاء بِهِ حِمْلُ بَعِيرٍ وَأَنَاْ بِهِ زَعِيمٌ

Kalu nefkıdu suvaal meliki : dedi kralın altın ölçü kabını kaybettik
ve li men cae bihi hımlu beirin: hamile deve kime geldiyse
ve ene bihi za’im: ben onun lideriyim

53/12 Yusuf 73 : قَالُواْ تَاللّهِ لَقَدْ عَلِمْتُم مَّا جِئْنَا لِنُفْسِدَ فِي الأَرْضِ وَمَا كُنَّا سَارِقِينَ

Kalu tallahi lekad alimtum : dedi Allah sana öğretti
ma ci’na li nufside fil ardı : nefsimiz/kendimiz için gelmedik yer/elektron içine Elektronun atomun oğlu olduğunu önceki pasajlarda görmüştük, böyle anlatılar aynı formda aralıklı devam ediyor. Musa nebiden sonra içi boş kalan protonlar elektron oluşturamıyordu. Elektron oluşumu için etraftan enerji toplayarak elektron oluşumu hırsızlıkla itham ediliyor.
ve ma kunna sarikin: ve biz hırsız değiliz

53/12 Yusuf 74 : قَالُواْ فَمَا جَزَآؤُهُ إِن كُنتُمْ كَاذِبِينَ

Kalu fe ma cezauhu: dedi cezanız nedir
in kuntum kazibin: siz yalan söylüyorsanız

53/12 Yusuf 75 : قَالُواْ جَزَآؤُهُ مَن وُجِدَ فِي رَحْلِهِ فَهُوَ جَزَاؤُهُ كَذَلِكَ نَجْزِي الظَّالِمِينَ

Kalu cezauhu men vucide : dedi onun cezasını bulan kimse
fi rahlihi fe huve cezauhu: yolculuk içinde bu onun parçasıdır
kezalike necziz zalimin: bunlar zalimlerin yöneticileridir

53/12 Yusuf 76 : فَبَدَأَ بِأَوْعِيَتِهِمْ قَبْلَ وِعَاء أَخِيهِ ثُمَّ اسْتَخْرَجَهَا مِن وِعَاء أَخِيهِ كَذَلِكَ كِدْنَا لِيُوسُفَ مَا كَانَ لِيَأْخُذَ أَخَاهُ فِي دِينِ الْمَلِكِ إِلاَّ أَن يَشَاء اللّهُ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مِّن نَّشَاء وَفَوْقَ كُلِّ ذِي عِلْمٍ عَلِيمٌ

Fe bedee : başladı
bi ev’ıyetihim : ?
kable viai ahihi: önce kardeşinin haznesinden
summestahraceha min viai ahihi: sonra ayıkladı kardeşinin haznesinden
kezalike kidna li yusuf: böylece yusuf için çalıştı
ma kane li ye’huze ehahu fi dinil meliki: alan kardeşi değildi kralın dini içinden Din, atomların dönüş hareketiyken ondan enerji almak, ondan bir meta çalmak anlamına gelecektir. Cümle bu meanda doğru şey anlatıyor. Öyle ki ins atomu bir ölcek altın kap iken onun dönüş enerjisinden bir miktar alındığında gerçekten de o ölçeğin kase diye adlandırılacak küçük bir kısmı alınmış demek olur.
illa en yeşaallah nerfeu deracatin men neşau : ancak Allah'ın isteğiyle derecesini yükselttik
ve fevka kulli zi ilmin alim: her şeyin üstündeki bilgiyi bilendir

53/12 Yusuf 77 : قَالُواْ إِن يَسْرِقْ فَقَدْ سَرَقَ أَخٌ لَّهُ مِن قَبْلُ فَأَسَرَّهَا يُوسُفُ فِي نَفْسِهِ وَلَمْ يُبْدِهَا لَهُمْ قَالَ أَنتُمْ شَرٌّ مَّكَانًا وَاللّهُ أَعْلَمْ بِمَا تَصِفُونَ

Kalu in yesrık : dedi çalan
fe kad seraka ahun lehu min kabl: onun kardeşi, önceden yine çalmıştı
: yusufun ailesi
fi nefsihi ve lem yubdiha lehum b>: kendisi onlara benzemedi
kale entum şerrun mekana: dedi sen kötü yerdesin
vallahu a’lemu bima tasifun: ve Allah anlattıklarını biliyor

53/12 Yusuf 78 : قَالُواْ يَا أَيُّهَا الْعَزِيزُ إِنَّ لَهُ أَبًا شَيْخًا كَبِيرًا فَخُذْ أَحَدَنَا مَكَانَهُ إِنَّا نَرَاكَ مِنَ الْمُحْسِنِينَ

Kalu ya eyyuhal azizu : dedi ey sevgili
inne lehu eben şeyhan kebiran : onun babası yaşlı büyük biri şeyh: yaşlı
fe huz ehadena mekanehu: her birimizin uyluğu onun mekanı Atomların protonla elektron arasındaki bağlantıya bacak deniyor. Manyetik alanını kaybetmiş atomlar için "baldırları görüldüğünde/çıplak kaldığında" şeklinde ifade var. Bu meanda bacağın esneyen kısmı/uyluğu sayesinde atomlar elektrik kuvvetini nakledebiliyor. Uyluktan yukarısı gökler oluyor, orada bulunan ruh ahiret hayatını yaşıyor. Aynı ruhun uyluktan aşağı kısımda kalanı ise elektron/oğul olarak aşağı -dünyahayatı sürüyor. Oğul, uyluğun babasının mekanı olduğunu biliyor, ve bunu ifade ediyor.
inna nerake minel muhsinin: seni yakın hayırsever -görüyoruz-

53/12 Yusuf 79 : قَالَ مَعَاذَ اللّهِ أَن نَّأْخُذَ إِلاَّ مَن وَجَدْنَا مَتَاعَنَا عِندَهُ إِنَّآ إِذًا لَّظَالِمُونَ

Kale maazallahi en ne’huze : dedi Allah bizi almaktan korusun
illa men vecedna metaana indehu : biz sadece -kendimetamızı aldık
inna izen le zalimun: eğer öyle ise adaletsizliktir/haksızlıktır

53/12 Yusuf 80 : فَلَمَّا اسْتَيْأَسُواْ مِنْهُ خَلَصُواْ نَجِيًّا قَالَ كَبِيرُهُمْ أَلَمْ تَعْلَمُواْ أَنَّ أَبَاكُمْ قَدْ أَخَذَ عَلَيْكُم مَّوْثِقًا مِّنَ اللّهِ وَمِن قَبْلُ مَا فَرَّطتُمْ فِي يُوسُفَ فَلَنْ أَبْرَحَ الأَرْضَ حَتَّىَ يَأْذَنَ لِي أَبِي أَوْ يَحْكُمَ اللّهُ لِي وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِمِينَ

Fe lemmastey’esu minhu halasu neciyya: ne zaman ki çizgiyi -bacak/uyluktamamladılar, o zaman görüştüler -babalarıyla
kale kebiruhum e lem ta’lemu enne ebakum : büyükleri dedi "bilmiyormuydun babanız sizi aldı...
kad ehaze aleykum mevsikan minallahi : ...belgeyle/yemin ile Allah'tan"
ve min kablu ma ferrattum fi yusuf: önceden yusufa aşırılığınızı
fe len ebrahal arda : açıklamadım
hatta ye’zene li ebi : hatta babam verdiği yetki
ev yahkumallahu : veya Allah'ın kuralları
li ve huve hayrul hakimin: benim için hayırlı olandır

53/12 Yusuf 81 : ارْجِعُواْ إِلَى أَبِيكُمْ فَقُولُواْ يَا أَبَانَا إِنَّ ابْنَكَ سَرَقَ وَمَا شَهِدْنَا إِلاَّ بِمَا عَلِمْنَا وَمَا كُنَّا لِلْغَيْبِ حَافِظِينَ

Irciu ila ebikum : babanıza dön
fe kulu ya ebana innebneke seraka: derler, ey baba senin oğlun çaldı
ve ma şehidna : şahitliğimiz
illa bima alimna : ancak bildiklerimiz
ve ma kunna lil gaybi hafizin: biz bilinmeyeni/görünmeyeni kaydetmedik
Elektron/oğul kaydedici levhaların oluşturduğu bir metadır. Protonun içindeki ruh'un yaptıkları elktronda kaydediliyor. Oğulların şahittiği ancak ruhun bilgisi ve amelidir. Gayb yani Allah'ın bilebileceği şeyler ki bunlar atomların dıştan görünüşleri, onların yapıları, onların hizmet ettikleri üst yapılardır. Bunları elektron/oğullar bilemez ve kaydedemez.

53/12 Yusuf 82 : وَاسْأَلِ الْقَرْيَةَ الَّتِي كُنَّا فِيهَا وَالْعِيْرَ الَّتِي أَقْبَلْنَا فِيهَا وَإِنَّا لَصَادِقُونَ

Ves’elil garyetelleti kunna fiha : içinde olduğumuz köye sor!
Garyatin: Köy... Meallerde bu kelime şehir olarak çevriliyor; Halbu ki burada Medine: Şehir kelimesi anılmamaktadır. Yusuf kıssasında geçen olayların atomların aleminde geçtiğini bilemeyen mütekallim, dünya üzerinde yaşanmış sanarak kendi mizansenlerinin şehirde geçmesi hasebiyle köy kelimesini taammüden değiştirmişlerdir., sorsanız Kur'an değişmemiştir derler. Köy: Atomların belli sayıda birliktelikleriyle meydana getirdikleri küçük topluluklarır. Biz buna bilimsel anlamda "Element" diyoruz. Tüm olaylar işte bu elemet içinde geçmektedir.

vel iralleti akbelna fiha: utanç içindeyiz
ve inna le sadikun: ancak onlar samimiler

53/12 Yusuf 83 : قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ أَنفُسُكُمْ أَمْرًا فَصَبْرٌ جَمِيلٌ عَسَى اللّهُ أَن يَأْتِيَنِي بِهِمْ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ

Kale bel sevvelet lekum enfusukum emra: dedi ancak cezbetti/önerdi nefsinizin emri
fe sabrun cemil asallahu < b>: Allah'tan güzel sabır dilerim
en ye’tiyeni bihim cemi’a: onların hepsi bana gelir
innehu huvel alimul hakim: o bilendir hakimdir

53/12 Yusuf 84 : وَتَوَلَّى عَنْهُمْ وَقَالَ يَا أَسَفَى عَلَى يُوسُفَ وَابْيَضَّتْ عَيْنَاهُ مِنَ الْحُزْنِ فَهُوَ كَظِيمٌ

Ve tevella anhum : onları aldı
ve kale ya esefa ala yusufe : ve dedi ki yusuf hakkında sizi üzdüm
vebyaddat aynahu: onun gözleri beyazlandı
minel huzni fe huve kezim: kederinden o üzüntülü

53/12 Yusuf 85 : قَالُواْ تَالله تَفْتَأُ تَذْكُرُ يُوسُفَ حَتَّى تَكُونَ حَرَضًا أَوْ تَكُونَ مِنَ الْهَالِكِينَ

Kalu tallahi tefteu tezkuru yusufe: dedi vallahi yusufu hatırlamaktasın
hatta tekune haradan : hatta hasta olup
ev tekune minel halikin: ve hatta ölene kadar

53/12 Yusuf 86 : قَالَ إِنَّمَا أَشْكُو بَثِّي وَحُزْنِي إِلَى اللّهِ وَأَعْلَمُ مِنَ اللّهِ مَا لاَ تَعْلَمُونَ

Kale innema eşku bessi : dedi ben şikayet etmedim, her vakit över sena ederdim
ve huzni ilallahi : benim üzüntüm Allah içindir
ve a’lemu minallahi : ve bilmem Allah'tandır
ma la ta’lemun: -kendimdenbilmemekteyim

53/12 Yusuf 87 : يَا بَنِيَّ اذْهَبُواْ فَتَحَسَّسُواْ مِن يُوسُفَ وَأَخِيهِ وَلاَ تَيْأَسُواْ مِن رَّوْحِ اللّهِ إِنَّهُ لاَ يَيْأَسُ مِن رَّوْحِ اللّهِ إِلاَّ الْقَوْمُ الْكَافِرُونَ

Ya beniyyezhebu fe tehassesu : ey oğullarım gidip araştırdınız /sorguladınız
min yusufe ve ahihi : yusuftan ve kardeşlerinden
ve la tey’esu min ravhillah : umutsuzluk etmeyin Allah'ın ruhundan
innehu la yey’esu min ravhillahi : o umutsuzluk etmedi Allah'ın ruhundan
illal kavmul kafirun: inkar eden halk dışında

53/12 Yusuf 88 : فَلَمَّا دَخَلُواْ عَلَيْهِ قَالُواْ يَا أَيُّهَا الْعَزِيزُ مَسَّنَا وَأَهْلَنَا الضُّرُّ وَجِئْنَا بِبِضَاعَةٍ مُّزْجَاةٍ فَأَوْفِ لَنَا الْكَيْلَ وَتَصَدَّقْ عَلَيْنَآ إِنَّ اللّهَ يَجْزِي الْمُتَصَدِّقِينَ

Fe lemma dehalu aleyhi : ona dahil olduklarında
kalu ya eyyuhal azizu : dedi ey sevgili
messena ve ehlenad durru : ibze zararı dokundu ve insana hasar verdi İnsan: İçinde ruh olan ins atomu (ins+ruh=insan)
ve ci’na bi bidaatin muzcatin : biz geldik zayıf değerli mallar yüklendik
fe evfi lenal keyle : bizim ölçeğimizi doldurdu
ve tesaddak aleyna: bize sadaka -olarak
innallahe yeczil mutesaddikin: Muhakkak Allah sadaka verenleri ödüllendirir

53/12 Yusuf 89 : قَالَ هَلْ عَلِمْتُم مَّا فَعَلْتُم بِيُوسُفَ وَأَخِيهِ إِذْ أَنتُمْ جَاهِلُونَ

Kale hel alimtum ma fealtum bi yusufe : dedi yusufa ne yaptığını biliyor musun?
ve ahihi iz entum cahilun: kardeşi olarak sen cahillerdensin

53/12 Yusuf 90 : قَالُواْ أَإِنَّكَ لَأَنتَ يُوسُفُ قَالَ أَنَاْ يُوسُفُ وَهَذَا أَخِي قَدْ مَنَّ اللّهُ عَلَيْنَا إِنَّهُ مَن يَتَّقِ وَيِصْبِرْ فَإِنَّ اللّهَ لاَ يُضِيعُ أَجْرَ الْمُحْسِنِينَ

Kalu e inneke le ente yusuf: dedi sen yusufmusun?
kale ene yusufu : dedi ben yusufum
ve haza ahi kad : ve bunlar kardeşlerim
mennallahu aleyna innehu men yettekı ve yasbir : Allahtan o temkinli ve sabırlıymış
fe innallahe la yudi’u ecrel muhsinin: Allah hayırseverlerin ücretini boşa çıkarmadı

53/12 Yusuf 91 : قَالُواْ تَاللّهِ لَقَدْ آثَرَكَ اللّهُ عَلَيْنَا وَإِن كُنَّا لَخَاطِئِينَ

Kalu tallahi lekad aserekellahu aleyna : dedi tallahi Allah seni esirgemiş
ve in kunna le hatıin : gerçekten biz yanlıştaydık

53/12 Yusuf 92 : قَالَ لاَ تَثْرَيبَ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَ يَغْفِرُ اللّهُ لَكُمْ وَهُوَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ

Kale la tesribe aleykumul yevm: dedi suçlama yok size o günde
yagfirullahu lekum b>: Allah sizi bağışlasın
ve huve erhamur rahimin: o bağışlayandır ve merhametlidir

53/12 Yusuf 93 : اذْهَبُواْ بِقَمِيصِي هَذَا فَأَلْقُوهُ عَلَى وَجْهِ أَبِي يَأْتِ بَصِيرًا وَأْتُونِي بِأَهْلِكُمْ أَجْمَعِينَ

Yezhebu bi kamisi : bu gömleğimle git haza Gömlek, atomların koni yüzeylerinden taşan dalgaya deniyor. Öyleki ins atomunun kendisi zaten müzzemmil pasajında annalıtıldığı üzere ruhu cehennemden koruyan giysidir. Ruhun nefsi vasıtasıyla kazandığı enerjiyi koni yüzeyinden yayınlanırken onun formunu kazanır ve gömleğe benzetilir. Bis buna fizikte foton diyoruz. Bu bölümün başında anıldığı üzere görme olayında asıl faktör gösterilmedir. Yani atom kendini göstermezse -ki bunu foton salarak ve birde yansıtarak sağlamazsagözükmeyecektir. Vahiy açıklamaları olan bu cümlelerde atomlardan/ayetlerder bahsedilinken "gösterilen" denmektedir. Babasının üzerine atılan gömlek/foton algılanacaktır.

fe elkuhu ala vechi ebi ye’ti basira: onu yüzüne attığında babam görecektir Babasının yüzüne atılan foton, yusufun ölçülerine sahiptir. Fotonlar renk /dalgaboyu gibi özelliklerini üretildiği atomun ölçülerinden alır. Yani atom haçmen büyükse aynı büyüklükte foton salacaktır. Böylece Elif atomu mavi, Lam atomu yeşil ve Ra atomu kırmızı foton yayınlar tabiki ara renklerle birlikte sayı sonsuza gidecek kadar çok farklılığa sahip foton çeşidi üretilir demektir . Yusufun babası yusufun gömleğini/fotonunun hemen tanıyıcaktır.
ve’tuni bi ehlikum ecmain: ve tüm ailenini getir

53/12 Yusuf 94 : وَلَمَّا فَصَلَتِ الْعِيرُ قَالَ أَبُوهُمْ إِنِّي لَأَجِدُ رِيحَ يُوسُفَ لَوْلاَ أَن تُفَنِّدُونِ

Ve lemma fasalatil’iru kale ebuhum : ayrıldığım zaman babası dedi
inni le ecidu riha yusufe : yusufun rüzgarını bulmak için Rüzgar, elektronun/oğulun hareket ettiğinde oluşturduğu manyetik dalgalanmaya deniyor. Elektromanyetizmanın rüzgar denen değişimleri çok uzaklara gidebiliyor., öyleki beşeri hayatta izlediğimiz radyo dalgalarının binlerce Km ötelerden algılandığını biliyoruz. Bu mesafeler amomarın dünyasında dahi değişmiyor. onların kendi boyutlarıyla aynı mesafeleri orantıladığıızda ortaya korkunç uzaklıkta mesafelerden etkileştikleri anlaşılır. Yani beşeri hayattaki bir metre mesafe, bir atom için kendi boyutlarını ölçü aldığınızdaki yukarıdaki cümlelerde "kile" diye anılan ölkü yine kendi hacimleridir katrilyonlarca birim uzaklık ediyor. Bir elektronun minicik hareketiyle evren denizinde oluşturduğu dalgalanmalar, muazzam uzaklıklarda başkaca bir elektron üzerinde titreşimler oluşturuyor. Bu işitme hassasını meydana getiren fiziki olay atomlar arası yegane iletişimdir. Bİr önceki cümlede anlatılan gömlek vasıtasıyla görme hassasından farklılık arz ediyor. Görme, bir atomun protonu ile gerçekleşen olaydı. Orada fotonun protona isabet etme şartı varken, manyetizmanın küresel dalgaları büyürken kapsama alanında kalan tüm elektonlar bu sesi işitecektir. Başka cümlelerde bir de yusufun kokusundan bahsediliyor. Koku, hareketsiz duran elektronun/oğulun durağan manyetizmasının hareketli başka bir elektron tarafından hissedilmesidir. Bu prensip elektrik motarlarının içinde stator -duranrotor -hareket edensargılarda işlemektedir.
lev la en tufenniduni: eğer ki çürümemişse/reddedilmemişse

53/12 Yusuf 95 : قَالُواْ تَاللّهِ إِنَّكَ لَفِي ضَلاَلِكَ الْقَدِيمِ

Kalu tallahi inneke le fi dalalikel kadim: dediler tallahi sen eski hatalarınlasın Cümle iki farklı anlamda yorumlanabilir. Birisi, kişinin her yaptığının kaydedilmesi vesilesiyle tüm hataları kendiyle tümleşik haldedir. Diğeri ise kişinin aynı hataları tekrar etmesi vurgulanarak öğüt alması isteniyor olmalı

53/12 Yusuf 96 : فَلَمَّا أَن جَاء الْبَشِيرُ أَلْقَاهُ عَلَى وَجْهِهِ فَارْتَدَّ بَصِيرًا قَالَ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ إِنِّي أَعْلَمُ مِنَ اللّهِ مَا لاَ تَعْلَمُونَ

Fe lemma en cael beşiru: müjdeci geldiği zaman
elkahu : o attı
ala vechihi : yüzü üzerine
fertedde basira: yakaladı gördü Foton, bere gibi atomun kafa kısmı olan protona giyiliyor. Görme hassası böyle işliyor. Aynı foton alıcısının enerji seviyesine bağlı olarak tekrar geri döndürülebilir, zaten irtedde kelimesinin yakalama, bere gibi giyme ve geri dönme gibi anlamları vardır.
kale e lem ekul lekum : dedi siz görmüyormusunuz?
inni a’lemu minallahi ma la ta’lemun: sizin bilmediklerinizi ben Allah'an biliyorum

53/12 Yusuf 97 : قَالُواْ يَا أَبَانَا اسْتَغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا إِنَّا كُنَّا خَاطِئِينَ

Kalu ya ebanastagfir lena zunubena : ey babamız günahlarımızı bağışla Günahların bağışlanması dileğinin kime yapıldığına dikkat ediniz! Burada bu cümleyi yorumlamayacağım, saplama olarak bu cümlenin okunması tehlikesine karşı bu bir zorunluluktur.
inna kunna hatıin: şüphesiz biz günahkardık

53/12 Yusuf 98 : قَالَ سَوْفَ أَسْتَغْفِرُ لَكُمْ رَبِّيَ إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ

Kale sevfe estagfiru lekum : dedi seni bağışlayacağım
rabbi innehu huvel gafurur rahim: rabbim o bağışlayıcıdır merhametlidir

53/12 Yusuf 99 : فَلَمَّا دَخَلُواْ عَلَى يُوسُفَ آوَى إِلَيْهِ أَبَوَيْهِ وَقَالَ ادْخُلُواْ مِصْرَ إِن شَاء اللّهُ آمِنِينَ

Fe lemma dehalu ala yusufe ava ileyhi ebeveyhi : ve ailesi dahil oldukları zaman yusufa
ve kaledhulu mısra in şaallahu aminin: dedi mısıra gir, Allah -orayıgüvenli yapacak


53/12 Yusuf 100 : وَرَفَعَ أَبَوَيْهِ عَلَى الْعَرْشِ وَخَرُّواْ لَهُ سُجَّدًا وَقَالَ يَا أَبَتِ هَذَا تَأْوِيلُ رُؤْيَايَ مِن قَبْلُ قَدْ جَعَلَهَا رَبِّي حَقًّا وَقَدْ أَحْسَنَ بَي إِذْ أَخْرَجَنِي مِنَ السِّجْنِ وَجَاء بِكُم مِّنَ الْبَدْوِ مِن بَعْدِ أَن نَّزغَ الشَّيْطَانُ بَيْنِي وَبَيْنَ إِخْوَتِي إِنَّ رَبِّي لَطِيفٌ لِّمَا يَشَاء إِنَّهُ هُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ

Ve rafea ebeveyhi alal arşı : ailesini tahta yükseltti
ve harru lehu succeda: ona eğildiler
ve kale ya ebeti haza te’vilu ru’yaye : dedi ey baba bu rüyamı yorumunu
min kablu kad cealeha rabbi hakka: önceden rabbim yapmıştı hak/sağ ile
ve kad ahsene bi iz ahraceni mines sicni : benim için iyi oldu hapisten dışarı çıkartması
ve cae bikum: bize geldin
minel bedvi: çöldeki yaşantından
min ba’di : bir müddet sonra
en nezegaş şeytanu beyni : şeytan çıkaribir aradan
ve beyne ıhveti: ve kardeşlerimin arasından
inne rabbi latifun lima yeşau: gerçekten rabbim güzellikler ister
innehu huvel alimul hakim: o bilendir hakimdir

53/12 Yusuf 101 : رَبِّ قَدْ آتَيْتَنِي مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنِي مِن تَأْوِيلِ الأَحَادِيثِ فَاطِرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ أَنتَ وَلِيِّي فِي الدُّنُيَا وَالآخِرَةِ تَوَفَّنِي مُسْلِمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ

Rabbi kad ateyteni minel mulki : rab keserek getirdi beni mülkünden v
ve allemteni: ve ööğretti
min te’vilil ehadis: sözlerinin yorumundan
fatıras semavati vel ardı : yardı/yarattı gökleri ve yeri Varlıklar gerçekte yokluktur. Sizi yoktan/yokluktan yarattım! ifadesi, bir bütünün içinde çok sayıda yarıklar oluşturmayı anlatıyor. Bu yarıklara gök diyoruz. Yer ise gök'ün uzantısı olarak uzunlamasına -gad yarıklardan/çiziklerden ibaretler.
ente veliyyi : sen ve ben
fid dunya vel ahırati: dünya içinde ve ahirette Dünya, aşağı anlamıyla atomun aşağısı olan elektronu işaret ediyor. Dünya hayatı fizik alemde geçerken, göklerin içindeki ruhumuz hala ahirette bulunmaya devam ediyor. İşin sonunda elektron/oğul -İsatamamen yukarı yani göğe çekilecek ve böylece dünyada manyetizma/kuran silinecek.
teveffeni muslimen ve elhıkni bis salihin: teslim olmuş halde bana katılacaksın, amellerinle

53/12 Yusuf 102 : ذَلِكَ مِنْ أَنبَاء الْغَيْبِ نُوحِيهِ إِلَيْكَ وَمَا كُنتَ لَدَيْهِمْ إِذْ أَجْمَعُواْ أَمْرَهُمْ وَهُمْ يَمْكُرُونَ

Zalike min enbail gaybi nuhihi ileyke: size açıkladığımız o gaybın haberinden
ve ma kunte ledeyhim iz ecmau emrehum : ve sahip olduklarınız toplandı onlaın emriyle
ve hum yemkurun: ve onlar ?

53/12 Yusuf 103 : وَمَا أَكْثَرُ النَّاسِ وَلَوْ حَرَصْتَ بِمُؤْمِنِينَ

Ve ma ekserun nasi : insanlardan çoğu nedir?
ve lev haraste bi mu’minin: güvendekiler dikkatli olsalar bile

53/12 Yusuf 104 : وَمَا تَسْأَلُهُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ هُوَ إِلاَّ ذِكْرٌ لِّلْعَالَمِينَ

Ve ma tes’eluhum aleyhi min ecrin: onlara ücretiniz nedir diye soruyorsun
in huve illa zikrun lil alemin: o ancak erkeğidir dünyanın Zikr: Erkek anlamına gelir. Atomun içinderi ruh racul/adam erkek olarak anılır. Dünya/aşağı diye tanımlanan elektron, zikr sayesinde tezahür ediyor.

53/12 Yusuf 105 : وَكَأَيِّن مِّن آيَةٍ فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ يَمُرُّونَ عَلَيْهَا وَهُمْ عَنْهَا مُعْرِضُونَ

Ve keeyyin min ayetin fis semavati vel ardı : ve neredeysen ayetlerden göklerin ve yerin içinde
yemurrune aleyha : üzerinden onlar da geçtiler
ve hum anha mu’ridun: onlar savunmasız kaldılar

53/12 Yusuf 106 : وَمَا يُؤْمِنُ أَكْثَرُهُمْ بِاللّهِ إِلاَّ وَهُم مُّشْرِكُونَ

Ve ma yu’minu ekseruhum billahi : güvende olanların çoğu Allah'ladır
illa ve hum muşrikun: ancak onlar şirk koşarlar

53/12 Yusuf 107 : أَفَأَمِنُواْ أَن تَأْتِيَهُمْ غَاشِيَةٌ مِّنْ عَذَابِ اللّهِ أَوْ تَأْتِيَهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً وَهُمْ لاَ يَشْعُرُونَ

E fe eminu : inandılar mı?
en te’tiyehum gaşiyetun: onlara gelen örtüye Ğaşiye: Kuşatan, saran, örtü
min azabillahi: Allahın azabından < i> Evren, cehennemin ta kendisi. Bunu modren bilim de onaylıyor. Big bang ile açığa çıkan sonsuz enerjinin içinde yaratılan atomlarla inşa edilmiş bir evrende yaşıyoruz. Bu enerji denizi içinde yaşayan ruhların etrafını sarıp kuşatarak onu bu azaptann/ateşin yakıcı etkisinden koruyan bir örtü var. Bu örtü Müzzemmil pasajında anlatıldı. Sonrasında bu örtü İns atomu olarak tanılmandı, ve onun içi nincennet olduğu anlatıldı. Ruhlar , bu cennet içine yerleştirildi. İçinde ruh olan ins atomu İnsan diye isimlendirildi. İnsan atomunun bir de elektronu var. Yani bu elektron da insan tanımına dahil ediliyor.
ev te’tiyehumus saatu bagteten: veya ansızın gelen saati
ve hum la yeş’urun: onlar hissedemezler

53/12 Yusuf 108 : قُلْ هَذِهِ سَبِيلِي أَدْعُو إِلَى اللّهِ عَلَى بَصِيرَةٍ أَنَاْ وَمَنِ اتَّبَعَنِي وَسُبْحَانَ اللّهِ وَمَا أَنَاْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ

Kul hazihi sebili : deki benim yolum
ed’u ilallahi : Allah'a çağırmak
ala basiratin ene : içgörümle
ve menittebeani: takip eden kimse
ve subhanallahi : Allah'a yüzer Ruhlar ve atomların aleminde ground/zemin ve mesnet olacak varlık yoktur. Her şey evrenin ateşten denizinde yazmektedir. Uçsuz bucaksız denizde kör haliyle kendi başına heba olup gidecek kimseler, liderini takip ederek Allah'a doğru yüzer, kurtulurlar.
ve ma ene minel muşrikin: ben şirk koşanlardan değilim

53/12 Yusuf 109 : وَمَا أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ إِلاَّ رِجَالاً نُّوحِي إِلَيْهِم مِّنْ أَهْلِ الْقُرَى أَفَلَمْ يَسِيرُواْ فِي الأَرْضِ فَيَنظُرُواْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَدَارُ الآخِرَةِ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ اتَّقَواْ أَفَلاَ تَعْقِلُونَ

Ve ma erselna min kablike : senden önce göndermedik
illa ricalen nuhi ileyhim: sadece adam nuhu onlara
min ehlil kura: köy sahiblerinden
e fe lem yesiru fil ardı : yer'in içinde yürümediler mi?
fe yanzuru keyfe kane : gördüler nasıl olduğunu
akıbetullezine min kablihim: onlardan öncekilerinin sonlarını
ve le darul ahırati hayrun : ahiretteki evinin hayırlı olduğunu
lillezinettekav: korkanlar için
e fe la ta’kılun: akıllı değilmisin?

53/12 Yusuf 110 : حَتَّى إِذَا اسْتَيْأَسَ الرُّسُلُ وَظَنُّواْ أَنَّهُمْ قَدْ كُذِبُواْ جَاءهُمْ نَصْرُنَا فَنُجِّيَ مَن نَّشَاء وَلاَ يُرَدُّ بَأْسُنَا عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمِينَ

Hatta izastey’eser rusulu : hatta eğer elçiler beklemiyi baraksaydı
ve zannu ennehum : onlar sanacaktı ki
kad kuzibu caehum : onlara yalancı gelecekti
nasruna fe nucciye : bize zafer ?
men neşau: dileğimizden
ve la yureddu be’suna: geri dönüş bizim cezamız değildir
anil kavmil mucrimin: suçlu halkların

53/12 Yusuf 111 : لَقَدْ كَانَ فِي قَصَصِهِمْ عِبْرَةٌ لِّأُوْلِي الأَلْبَابِ مَا كَانَ حَدِيثًا يُفْتَرَى وَلَكِن تَصْدِيقَ الَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ وَتَفْصِيلَ كُلَّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

Lekad kane fi kasasıhim ibratun li ulil elbab: hikayesinde ibret vardır evebiynler için
ma kane hadisen yuftera : bu olay bir icat değildir
ve lakin tasdikallezi beyne yedeyhi : lakin elleri arasındakini tastik ederler
ve tafsile kulli şey’in : her şey detaylandırılmış/açıklanmıştır
ve huden ve rahmeten li kavmin yu’minun: rehberlik ve merhameti güvende olan kavimlere/halklaradır