Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
---

53- Yusuf (12)

1 : الر تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ

Elif - Lam - Ra
Tilke : bunlar - ayatul : ayetleri - kitabil : kitabın - mubîn: gösterilen -
Elif/mavi - Lam/yeşil - Ra/kırmızı renkte foton yayan atomlar
Bunlar gösterilen kitabın ayetleridir!.
(Gösterilen.! Oldukça önemli bir ayrıntıdır bu, diğer insan -atomları- göremezler, onlar kördürler. Yalnızca ışığı algılayabilecek tek göze -Hur- sahiptirler. Atomun içindeki ruh sadece kendisine ulaşan manyetik titreşimleri işitebilmekte ve sensör diyebileceğimiz gözüyle ışığı algılayabilmektedir. Görüntü ve görme olayı çokluk -kesret- gerektirir. Görüntüleme aygıtları -gözlerimiz dahil olmak üzere- manzarayı parçalara bölüp sonra bir protokolün işletilerek bütünleştirilmesi sayesinde çalışıyorlar. Sistem içindeki piksellerin tamamı birden görüntü oluşturuyor, tek piksel tıpkı atomlar gibi sadece ışık bilgisi taşıyor. Gösretilme, o atomun ışık yaymasıyla sağlanıyor. etrafa saçılan ışık sayesinde ışığın kaynağındaki atom görünün kılınmış oluyor.
Önceki pasajlarda değindiğimiz üzere kitap, bir ayet ve onun etrafındaki manyetizma/kuran bütünlüğüne deniyor. Manyetizma/kuran içerisinde sadece bu üç atomdan biri bulunabiliyor. Diğerleri başka bir manyetizma içinde barınıyor. Daha doğrusu her atom kendi manyetizmasını oluşturuyor. Atomun içinden dışarı atılan su, kendi dışında bir basınçlı alan oluşturuyor. İşte bu basınçlı alana manyetizma diyoruz. Bilim dünyası manyetizmanın muhtevası hakkında tamamen bilgisizdir. Onlar sadece ölçümleyebildikleri etkileriyle manyetizmayı tanımlıyorlar.)

2 : إِنَّا أَنزَلْنَاهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لَّعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

İnna enzelnahu : onu inzal ettik/indirgedik- kur’anen : kuranı - arabiyyen : arabi olarak - leallekum : sen edebilesin - ta’kılûn : akıl -
Kur'an'ı arabi olarak indirdik ki akıl edebilesiniz.
(İndirgemek: İnmesini sağlamak, yalın duruma getirmek. Kur'an kitabının gökten yere inmesi gibi bir anlam rant için çıkarılmaktadır. Gerçekte kitaptaki cümleler vahiy edilmiş ama toptan bir kitap halinde gelmemiş/gönderilmemiş/indirilmemiştir. Başkaca vahiy anlatılarında onun parşomenler veya levhalar halinde indirilmediği açıkça beyan edilmektedir.
Kur'an'ın arabiyen olması demek Arapça dili ile iletilmiş olduğu anlamına gelmiyor. Çünkü cümlede geçen "arabiyyen" kelimesi "Arap" demektir, Arapça dili olarak tercüme edilemiyor. Böylece Kur'an'ın kendisinin "Arap" olduğu beyan ediliyor. Arap adı verilmesinin Arabistan'da yaşayan insan ırkını işaret etmediği ayandır. Çünkü Kur'an bir insan değildir. Radyoloji ve fotoğraf teknolojisindeki negatif görüntü anlamında kullanılmaktadır. Makaralı fotoğraf makinelerinden önceki modellerde negatif film yerine yine fotoğraf kağıdı kullanılırdı. Böylece ilk çıktıya "Arap" denilirdi. İşte aynı şekilde kur'an için kullanılan arap kelimesi onun atoma göre olan durumunu açıklayan teknik bilgiyi aktarmış oluyor. İçi boşaltılan atomun karanlık görüntüsü tıpkı röntgen film çıktısı gibi varlığı yansıtırken, parlak kısım olan Kur'an manyetik alanı görüntülemiş oluyor. Bu teknik bildirimi anlamanın akla kolay geleceğini söylüyor. Sebep tabiki atom ve etrafındaki zıt durumun maddeyi tam anlamıyla ve en basit şekliyle tarif etmesinden ötürüdür. )

3 : نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ أَحْسَنَ الْقَصَصِ بِمَا أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ هَذَا الْقُرْآنَ وَإِن كُنتَ مِن قَبْلِهِ لَمِنَ الْغَافِلِينَ

Nahnu : biziz - nakussu aleyke : sizde eksik olan - ahsenel : iyi - kasası : kıssa/hikaye - bima evhayna : önerdiğimiz/ilham ettiğimiz üzere - ileyke : burada - hazal kur’ane : bu karanda - ve in kunte : ve sizler - min kablihî : onun öncesinde - le minel gafilîn: gafillerdiniz-
Sizde eksik olan iyi hikayeleri kuran'da öneren biziz, öncesinde sizler gafillerdiniz.
(Atomun içinde barınan ruh, kendi deneyimlerini anılarını hikayeler olarak biriktirebilir, lakin önesinde olanlar hakkında ne bir belgi ne bir kayıt ne de bir işaret bulamayacaktır. Her daim -Ben neyim? -Ben nereden geldim? gibi bir çok soruları olacak fakat cevapsız kalacaktır. Kur'an, levhi mahfuz ismiyle anılan yuvarlak düz levhalar halinde üst üste yığılı diskler şeklindedir. Her bir diskte bir bitlik veri kaydı tutulabilmektedir. Hepsi birden Kur'an 'ı oluşturmaktadırlar. Kur'an'daki bir bilgiler ilham yoluyla yüklüdür. Evren, bilgi denizi içindeki titreşimlere dokunan kur'an'a bu bilgi aktarılıyor. (Çok seyahat etmek, yer değiştirmek /hicret- evrendeki bilgi denizi içinde kayıtlı bilgilerden başka çeşitte olanlarına dokunlak imkanı sağlayacaktır) Böylece insan isimli -içinde ruh barınan ins- atomları kendiyle ilgili cevapları kur'an'da bulacaktır. Tabi ismini anıp durduğumuz Kur'an ile halife Osman'ın derlediği kitabı kastetkmediğimiz aşikardır.)

4 : إِذْ قَالَ يُوسُفُ لِأَبِيهِ يَا أَبتِ إِنِّي رَأَيْتُ أَحَدَ عَشَرَ كَوْكَبًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ رَأَيْتُهُمْ لِي سَاجِدِينَ

İz kale yûsufu : yusuf dedi - li ebîhi : babasına - ya ebeti : ey baba - innî : gerçekten - raeytu : gördüm - ehade aşera : on bir tane- kevkeben : gezegen - veş şemse : güneş iyle - vel kamere : ve ay'la - raeytuhum : onları gördüm - lî sacidîn : bana secde ettiler -
Yusuf babasına " Ey baba ben gerçekten on bir gezegeni, güneşi ve ay'ı bana secde ederken gördüm.” dedi

5 : قَالَ يَا بُنَيَّ لاَ تَقْصُصْ رُؤْيَاكَ عَلَى إِخْوَتِكَ فَيَكِيدُواْ لَكَ كَيْدًا إِنَّ الشَّيْطَانَ لِلإِنسَانِ عَدُوٌّ مُّبِينٌ

Kale ya buneyye : ya oğlum dedi - la taksus : kesilme - ru’yake : vizyonundan/vahyinden - ala ihvetike : kardeşlerine/kardeşlerin üstüne - fe yekîdû : ? - leke keyda : ? - inneş şeytane : şeytan tarafından - lil insani : insana - aduvvun mubîn: gösterilen düşman -
--

6 : وَكَذَلِكَ يَجْتَبِيكَ رَبُّكَ وَيُعَلِّمُكَ مِن تَأْوِيلِ الأَحَادِيثِ وَيُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَعَلَى آلِ يَعْقُوبَ كَمَا أَتَمَّهَا عَلَى أَبَوَيْكَ مِن قَبْلُ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْحَقَ إِنَّ رَبَّكَ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

Ve kezalike : sen olasın diye - yectebîke : dikkatli - rabbuke : senin rabbin - ve yuallimuke : sana öğretti - min te’vîlil : yorumunu - ehadîsi : konuşmaların/duyulanların - ve yutimmu : yetim kalmak/öksüz olmak - ni’metehu : onun nimetlerinden - aleyke : senin - ve ala ali ya’kûbe : yakubun ailesine - kema etemmeha : yaptığı gibi - ala ebeveyke : ailen üzerine - min kablu ibrahîme : ibrahim tarafından- ve ishak : ve ishak (tarafından) - inne rabbeke : senin rabbin - alîmun hakîm: alimdir hakimdir -
Sen dikkatli olasın diye seslerin/konuşmaların yorumlanışını rabbin sana öğretti. Yakubun ailesine yaptığı gibi nimetlerinden yetim/öksüz kalmayasın diye seni ailen üzerine ibrahim yaptı.

7 : لَّقَدْ كَانَ فِي يُوسُفَ وَإِخْوَتِهِ آيَاتٌ لِّلسَّائِلِينَ

Lekad kane fî : içeri girdiğimde - yûsufe ve ihvetihî : yusuf ve kardeşleri - ayatun : ayetleri- lis sailîn: sormak için -
Yusuf ve kardeşlerine ayetleri sormak için içeri girdiğimde

Devamı var...