Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
---

54- Hicr (15)

1 : الَرَ تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ وَقُرْآنٍ مُّبِينٍ

Elif - Lam - Ra : Sırasıyla İbrahim,'in Musa'ın ve firavunun evleri -
Tilke : bunlar - ayatul : ayetleridir - kitabi : kitabın - ve kur’anin : ve kur'an'ın - mubîn: gösterilen -
Elif - Lam - Ra
Bunlar, kitab'ın ve gösterilen Kur'an'ın ayetleridir.
(Kur'an sadece 3 ayettir. Muhkem yapılarıyla kabe/ beytullah yani ruhların evleridir. Üç racul ruh var. Ta, Ha ve Mim. Mim, önceki iki ruhtan farklılık arz ediyor, o "Muhammed" ismiyle anılan ruhtur. Mim'i Ta ve Ha dan ayıran sahip olduğu farklılık ilerki vahiy anlatılarında açıklanıyor. Ta ve Ha aynı özellikleri sabebiyle hep ikili olarak anılıyor.
Hz. Muhammed "Her gece sekiz hatim edin!" dediğinde kendisinden sonra derlenecek bir kitabın tamamının sekiz kere baştan sona okunmasını tavsiye etmiyor bilakis Elif, Lam ve Ra ayetlerinin hatırlanmasını ve onlar hakkında anlattıklarını unutmamalarını istemekteydi. Allah, kendi gerçekliğinin delili olarak bu üç varlığı göstermektedir. Allah sadece bu üç ayeti yaratıyor ve görünen evrenin tamamını işte bu ayetlerle inşa ediyor.)

2 : رُّبَمَا يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُواْ لَوْ كَانُواْ مُسْلِمِينَ

Rubema : belki- yeveddu : isterler - llezîne : kimin - keferû : kafirler - lev : eğer - kanû : onlar vardı muslimîn : Müslüman -
---

3 : ذَرْهُمْ يَأْكُلُواْ وَيَتَمَتَّعُواْ وَيُلْهِهِمُ الأَمَلُ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

Zerhum : haydi onları- ye’kulû : yiyelim - ve yetemetteû : ve zevk alalım - ve yulhihimul emelu : - fe sevfe : ? - ya’lemûn : bilmek-
---

4 : وَمَا أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلاَّ وَلَهَا كِتَابٌ مَّعْلُومٌ

Ve ma ehlekna : helak edilmeyenler - min karyetin : köyden- illa : ancak - ve leha : onun - kitabun ma’lûm : bilinen kitabı-
Köyden ve bilinen kitabı olanlar helak edilmezler.
(Vahiy anlatıylarında geçen köy, bir elemente denilmektedir. Her bir elementin atom sayısı tıpkı köy nüfuzu gibi farklıdır. Bir elemnet içinde o elementin peygamberi himayesine girmemiş atom savunmasızdır, tehlikededir. evrenin işleşişi sırasında her evren ayında yaşanan rüzgarlarda helak olması kuvvetle muhtemeldir.)

5 : مَّا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَأْخِرُونَ

Ma tesbiku : önceki - min ummetin : ulus - eceleha : sona erdi- ve ma yeste’hırûn: gecikirler -
Önceki ulusun eceli geciktirilmez, sona erdirilir.
(Ümmet, nesil ve ulus anlamıyla üç atom çeşitlerine deniyor. Yaratıldıktan sonra atomların giderek küçülmeleri sebebiyle onlara sırayla ruh üfleniyor. İçlerine üflenerek giren ruh erkek/zikir ile o atom racul olarak anılıyor. Zamanı tükenen atomların içinde ruh barınmayınca ulus özelliği kalmıyor.)

6 : وَقَالُواْ يَا أَيُّهَا الَّذِي نُزِّلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ إِنَّكَ لَمَجْنُونٌ

Ve kalû : dediler - ya eyyuhallezî : siz kimsiniz - nuzzile : indirilen - aleyhiz : ona - zikru: erkek - inneke : sen- le mecnûn: mecnunsun-
Ona indirilen bir erkek ha! Öyleyse Sen delirmektesin dediler.
(Atom iki ana unsurdan oluşuyor; İns içi boş ortam ve ins içindeki boşluğa yerleşen cinn birlikteliğiyle "İnsan" denilen akıllı atom ortaya çıkıyor. Akıllı atomlar bir lider atom/peygamber etrafında toplanarak belirlenen elementi oluşturuyorlar. Tabi bu sözleri sarf etmek demek, otomatikman deli damgası yemek anlamına gelecektir.)

7 : لَّوْ مَا تَأْتِينَا بِالْمَلائِكَةِ إِن كُنتَ مِنَ الصَّادِقِينَ

Lev : eğer - ma te’tîna : gelmezsen - bil melaiketi : meleklerle - in kunte : öyleydin - mine-sadıkîn : doğru sözlü-
---

8 : مَا نُنَزِّلُ الْمَلائِكَةَ إِلاَّ بِالحَقِّ وَمَا كَانُواْ إِذًا مُّنظَرِينَ

Ma nunezzilul melaikete : Melekleri indirmedik- illa bil hakkı : sadece sağda - ve ma kanû izen munzarîn : Ve onlar göremediler -
Melekleri indirmedik, sadece sağdalar. Onlar göremezler.
(Melekler atom içinden dışarı çıkarılan/atılan/indirilen enerji değiller. Onlar sadece ins atomunun görünmez bucakları oluyorlar. İçte barınan ruhun hareketleri/kıpırdanışı dışarıya titreşim olarak iletiliyor. Görünmez bir satıh olan ins atomun duvarları, yaptığı titreşimlerle ruhtan dışarıya veya dışarıdan ruha iletiyor sesleri. İns atomunun koni şekilli göğüs duvarı Cebrail olarak isimlendiriliyor. )

9 : إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ

İnna nahnu : onu biz - nezzelna-z-ikre : indirdik erkeği - ve inna lehu : ve biziz - le hafizûn : onu muhafaza edip/koruyacak-
Zikri/erkeği biz indirdik. Onu muhafaza edecek biziz.
(Elif ve Lam rumuzlu muhkem olduğu yukarıda beyan edilen İns atomunun içine indirilen ruh, burada korunaklı ortamda saklanmaktadır.)

10 : وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ فِي شِيَعِ الأَوَّلِينَ

Ve lekad erselna : biz gönderdik- min kablike : senden önce de - fî şiyaıl evvelîn : ilk olara şii'lere-
Senden önce de şii'lere gönderdik.

11 : وَمَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلاَّ كَانُواْ بِهِ يَسْتَهْزِؤُونَ

Ve ma ye’tîhim : onlara ne getirdiyse - min resûlin: resul/gönderilen - illa kanû : ancak onlardı- bihî yestehziûn: alay edenler-
Rezul onlara ne getirdiyse alay eden yine onlardı.

12 : كَذَلِكَ نَسْلُكُهُ فِي قُلُوبِ الْمُجْرِمِينَ

Kezalike : bizde - neslukuhu: girmesine izin veriyoruz - fî kulûbil : kalbine/kalbinin içine - mucrimîn : suçluların-
Bizde suçluların kalbine girmesine izin veriyoruz.

13 : لاَ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ الأَوَّلِينَ

La yu’minûne bihî : Güvende değiller - ve kad halet : terk edildikleri - sunnetul evvelîn : ilk yıl -
Terk edildikleri ilk sene güvande değildirler.

14 : وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِم بَابًا مِّنَ السَّمَاء فَظَلُّواْ فِيهِ يَعْرُجُونَ

Ve lev fetahna : eğer açsaydık - aleyhim : onlara - baben : kapı - mines semai : göklerde - fe zallû : gölgeleri - fîhi ya’rucûn : güneşin yokluğuna girerler -
Eğer onlar için göklere kapı açsaydık, gölgeleriyle güneşin yokluğuna girirlerdi.
(Koni şekilli geklerin taban dairesi onların kapılarıdır, çünkü tek açık alan orasıdır. Zati koni tek yüzlüdür. Uzanım halindeki konu yüksekliğine bağlı boyutu büyümekte ve koni tabanı devamlı genişlemektedir. Bir protonu oluşturan yedi göğün altısı, yedinci göğün içinde hapsolmuş ve böylece kapıları kilitlenmiştir. Başkaca vahiy anlatısında kapıları kilitli göklerin anahtarının Allah'ta olduğundan bahsedilir. Kapılı açılan göğün çekim kuvveti onun tabanında bir yarım küre yokluk alanı oluşturuyor. Yine başkaca vahiy anlatılarında bu yarım kürenin tüm küre olduğu zamana işaret edilir ki o zaman göklerin yok olduğu zamandır. Kapısı açıldığı için güneşin çekim güçü içine çekilen atom ve onun gölgesi -ışığa engel teşkil eden ay/koni yüzeyi vesilesiyle atomun varlığı bir gölgeden ibarettir- güneşin içine çekilerek helakını temin eder.)

15 : لَقَالُواْ إِنَّمَا سُكِّرَتْ أَبْصَارُنَا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَّسْحُورُونَ

Le kalû innema : dediler - sukkiret : sarhoştu - ebsaruna : görüşümüz - bel nahnu kavmun : bizim kavmimizin - meshûrûn : gözleri büyü etkisiyle büyümüş -
Bizim kavmin gözleri sihir etkisiyle büyümüş, görüşü sarhoştu.

16 : وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِي السَّمَاء بُرُوجًا وَزَيَّنَّاهَا لِلنَّاظِرِينَ

Ve lekad cealna : biz yaptık - fî-s-emai : göklerde- burûcen : kuleler - ve zeyyennaha : parlaklık - lin nazırîn : göz bebekleri için -
Göklerde parlaklık yayan kuleler yaptık, gözbebekleri için.
(Vahiy anlatılarında geçen göz ve görme ile ilgili anlatılar bir piksellik ışık bilgibi hakkında söylemlerdir. Beşerlerin çok noktalı/pikselli görüntü organlarını anlatmıyor. Başkaca cümlelerde ayrıntılarına birer birer değinilen göz hakkındaki bilgileri topladığınızda ve her bir atomun (insanın) bir piksel ışık görme kabiliyeti nezdinde değerlendirdiğimizde ortaya ışık/parlaklık yayan ampül flemanı ve bir fitil gibi uzunca bir organ ve onu algılayan bir göz bebeğinin işlevlerinin anlatıldığını idrak ediyoruz. Göz bebeği, koni şekilli atomun tabanıdır.)

17 : وَحَفِظْنَاهَا مِن كُلِّ شَيْطَانٍ رَّجِيمٍ

Ve hafıznaha : muhafaza edilmiş - min kulli : hepsinden - şeytanin : şeytanların - racîm: taşlanmış -
(kuleler) Taşlanmış şeytanlardan muhafaza edilmiştir.

18 : إِلاَّ مَنِ اسْتَرَقَ السَّمْعَ فَأَتْبَعَهُ شِهَابٌ مُّبِينٌ

İlla menisterakas : çarpan koku - sem’a : gökte - fe etbeahu : takip et - şihabun : akan yıldız / ateşin parlak ucu - mubîn : gösterilen -
Yıldızın gösterilen parlak ucundan sana çarpan işittiğin zayıf kokuyu takip et.
(Yusufun babası onun kokusunu çok uzaklardan hissediyor; Anılan koku, kule/burç etrafında oluşan ve ışık yayan manyetik alanın basınçlı etkisinin başkaca atomlara çarptığında hissedilmesidir. Eğer göz bebeğine isabet etmiyorsa bu parlaklık, o zaman atomun cidarları dediğimiz koni yapısının dış yüzeyine çarpacak demektir. Bu durumda ışığı görerek değil, onun kokusunu algılayarak takip etmesi gerekiyor. Dünya hayatı bittiğinde geçinen / ölen beşerlerin dağılan insan atomları kör halleriyle uzayın karanlığında bir başlarına kaldıklarında ne yapacakları vahiy anlatılarında öğretilmektedir. Vahiy anlatılarını tapınılacak putlar haline getirip onu anlayamayanlar ebedi hayatlarında yüksek helak olma riskiyle karşı karşıyalar.
Yusufun kokusundan ayrıca başkaca vahiy anlatısında okuduğumuz "benan / koku" kelimesini anlamlandıramayan fizik bilmeyen müfessirler bu kelimeyi parmak izi olarak değiştirerek/tahrif ederek tefsir ve meal yapmaktalar. Biz beşerlerin tat dokunma görme ve koku duyularımızın hepsi gerçekte atomların kokusu denilen basınçlarının etkilerinin değerlendirilmesinden ibarettir.)

19 : وَالأَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ وَأَنبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ شَيْءٍ مَّوْزُونٍ

Vel arda : Yer'i - medednaha : uzattık- ve elkayna : ve fırlattık - fîha ravasiye : sabit kıldık - ve enbetna : ve büyüdük - fîha : içinde - min kulli şey’in : her şeyin - mevzûn : dengeleyen ağırlık - br>
Yer'i uzattık ve attık, sabit kıldık ve büyüttük, içindeki her şeyi dengeleyen agırlıkla.
(içindeki altı göğün kapılarını kapatan/kilitleyen dıştaki yedinci gök başta koni şekilli idi. Hızı artan hortumun yeryüzüne kadar uzanması gibi onun yer ismi verilen koni ucu) uzatıltı. Sonra bu uzantının etrafında fırlatılıp atılan ve giderek büyüyen bir manyetik alan oluşturuldu. Bu manyetik alan sabit kılındı ve baştaki proton dediğimiz yedi göğü dengeleyen bir ağırlık oluşturdu. Yer hakkındaki tüm anlatılar, bilim dünyasının elektron dediği atomun en önemli uzvu hakkındadır. Yeri ve gökleri yarattım! ifadesinde yer elektronu temsil ettiğinden ötürü tekil ve kuarkları temsil eden gök ismi çoğul anılmaktadır. Evrene bakarak Allah'ın yeri ve gökleri yarattığını düşüncesiz şekilde tekrar etmek ve cümledeki çelişkiyi görmemek tam bir gaflet olsa gerek. Evrende tekil olan gökyüzü yani uzayın boşluğu iken yeryüzü sayısı gök cisimlerinin adedi kadardır.
Elektronun kütlesiz olduğunu söyleyen modern bilim bunda tamamen haklı iken onun ağırlığının olmadığını düşünmesi yanlıştır. Ağırlık, varlıkların kendinden tezahür eden bir etki değildir. Ağırlık, bir çekim gücüne muhatap olmak ve o çekim gücüne icabet etmeye çalışma çabasının izlencesindir. İçleri boş olan gece isimli kuarklar, etraflarında olası enerji ihtiva eden tüm parçacıkları çekme iştiyakı gösterir. Olayı, suya daldırılan içi boş bardağa benzetmek doğru olur, bardağın içine dolmak isteyen, daha doğrusu negatif basınçtan ötürü sahip oldu uçekim gücüne kapılan en yakındaki suyu durdurmaya çalışılırsa bir itki /ağırlık ile karşılaşılır.)