Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
---

55- Enam (6)

1 : الْحَمْدُ لِلّهِ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَ ثُمَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ بِرَبِّهِم يَعْدِلُونَ

El hamdu lillâhillezî : övgü Allah'a olsun ki - halakas semâvâti vel arda : gökleri ve yeri yaptı - ve cealez : ve oluşturdu - zulumâti : zulumü/yokluğu - ven nûr : ve nuru/varlığı - summellezîne keferû : sonra inkar edenler - bi rabbihim : rablerini - ya’dilûn : değiştiriyor -
Allah'a hamd olsun ki gökleri ve yeri yaptı , yokluğu ve varlığı oluşturdu.

2 : هُوَ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن طِينٍ ثُمَّ قَضَى أَجَلاً وَأَجَلٌ مُّسمًّى عِندَهُ ثُمَّ أَنتُمْ تَمْتَرُونَ

Huvellezî : o ki öyle- halakakum : yaptı seni - min tînin : sular çekildikten sonra kalanla - summe : sonra - kadâ ecelâ: uzun bir süre verdi ve ecelun : bitimine - musemmen : isimlendirilmiş - indehu : onunla - summe : sonra - entum : siz erkekler - temterûn : ? -
Seni o yaptı, tin-sular çekilince kalandan. Onra uzun bir süre verdi eceline kadar. Seni isimlendirdi, sonra erkekleri temterun.

3 : وَهُوَ اللّهُ فِي السَّمَاوَاتِ وَفِي الأَرْضِ يَعْلَمُ سِرَّكُمْ وَجَهرَكُمْ وَيَعْلَمُ مَا تَكْسِبُونَ

Ve huvallâhu : o Allah ki - fîs semâvâti ve fîl ard: göklerin ve yerin içindeeki - ya’lemu sırrakum : saklı olanların hepsini biliyor - ve cehrekum : ve açıklananları da - ve ya’lemu : ve bildiklerini de - mâ teksibûn : ne kazandıklarınızı da -
Göklerin ve yerin içinde saklı olanların ve açıklananların hepsini, bildiklerinizi ve kazandıklarınızı biliyor.

4 : وَمَا تَأْتِيهِم مِّنْ آيَةٍ مِّنْ آيَاتِ رَبِّهِمْ إِلاَّ كَانُواْ عَنْهَا مُعْرِضِينَ

Ve mâ te’tîhim : onlara gelmedi - min âyetin : ayetten - min âyâti rabbihim : rabbinin ayetlerinden - illâ kânû anhâ mu’rıdîn : ancak vardı onlar hakkında görünüm-
---

5 : فَقَدْ كَذَّبُواْ بِالْحَقِّ لَمَّا جَاءهُمْ فَسَوْفَ يَأْتِيهِمْ أَنبَاء مَا كَانُواْ بِهِ يَسْتَهْزِؤُونَ

Fe kad kezzebû : yalan söylediler - bil hakkı : sağ - lemmâ câehum : onlara geldiğinde - fe sevfe : yaptığınız - ye’tîhim : onlara geliyor - enbâû : haberler - mâ kânû : onlar oldular - bihî yestehziûn : alay edenlerin tarafında -
hak/sağ onlara geldiğinde yalan yaptılar. Onlara haber geliyorken onlar alay edenlerin tarafında oldular.
(Atomların aleminde önleden önce sola dönüş hakimdi, bu zamanlarda sağa dönüş ters kalıyor yalan diye anılıyordu. Bir evren günü çindeki atom polarması tıpkı ekvator çizgisi gibi bir yerden sonra değişiyor. Evren gününde önleden sonra yüzlerin kabeye/ protona dönmesiyle bilrikle sağa dönüş geçerli oldu. Artık bu andan sonra sola dönüş eyleminin adı yalan söylemek olarak ifade edildi. )

6 : أَلَمْ يَرَوْاْ كَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَبْلِهِم مِّن قَرْنٍ مَّكَّنَّاهُمْ فِي الأَرْضِ مَا لَمْ نُمَكِّن لَّكُمْ وَأَرْسَلْنَا السَّمَاء عَلَيْهِم مِّدْرَارًا وَجَعَلْنَا الأَنْهَارَ تَجْرِي مِن تَحْتِهِمْ فَأَهْلَكْنَاهُم بِذُنُوبِهِمْ وَأَنْشَأْنَا مِن بَعْدِهِمْ قَرْنًا آخَرِينَ

E lem yerev : görmediler mi - kem ehleknâ : kaç kişi öldü - min kablihim: onlar tarafından - min karnin mekkennâhum : onları etkinleştirdiğimiz yüz yıldan beri - fîl ardı : yerin içinde - mâ lem numekkin : yetkin kılmadıkça - lekum : sizi - ve erselnâs : ve müselsel/ardı ardınca - semâe : gökleri - aleyhim midrâren : onların üzerine bolca - ve cealnâl : ve yaptık - enhâra : nehirler - tecrî : oluyor - min tahtihim : onların altlarında - fe ehleknâhum : onları yok ettik- bi zunûbihim : günahlarıyla beraber - ve enşe’nâ min ba’dihim : ve ardından kurduk- karnen âharîn : diğer boynuzları -
Görmediler mi onları etkinleştirdiğimiz yüz yıldan beri kaç kişi öldüğünü. Sizi yerin içinde etkin kılmadıkça gökleri ardı ardınca üzerlerinde bollaştırmadıkça. Ve onların altlarında oluşan nehirleri yaptık. Ve onları günahlarıyla birlikte yok ettik, ve ardından yeniden kurduk değer boynuzları.
(Dünya balığın sırtında ve öküzün boynuzundadır! hadisini duymuşsunuzdur. Hadisteki dünya lafzı aslında Yer kelimesinin yanlış tercümesiyle nakil edilmiş halidir. Gerçekte "Yer balığın sırtı, öküzün boynuzundadır!" şeklinde olmalıydı. Çünkü vahiy anlatılarında bilim dünyasının "Elektron" dediği şey "Yer" ismiyle anılmaktadır. Böylece elektronun balona benzeyen etki alanı balığa benzeyen insan -atomunun- sırtını oluştururken ikili halde olan Adem yani helyumun yer kavusli uçları tamamen öküz boynuzunu andırmaktadır.)

7 : وَلَوْ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ كِتَابًا فِي قِرْطَاسٍ فَلَمَسُوهُ بِأَيْدِيهِمْ لَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُواْ إِنْ هَذَا إِلاَّ سِحْرٌ مُّبِينٌ

Ve lev nezzelnâ : eğer indirseydik - aleyke kitâben : size kitabı - fî kırtâsin: kağıt sayfalar içinde - fe le mesûhu : o ona dokunsaydı - bi eydîhim : elleriyle - le kâlellezîne keferû : inkar edenler derdiler - in hâzâ illâ : bu ancak - sihrun mubîn : görünen bir sihirdir -
Kitabı size kağıda yazılı sayfalar halinde indirseydik ve inkar edenler ona elleriyle dokunsaydılar -Bu görünen bir sihirdir! derdiler.
()

8 : وَقَالُواْ لَوْلا أُنزِلَ عَلَيْهِ مَلَكٌ وَلَوْ أَنزَلْنَا مَلَكًا لَّقُضِيَ الأمْرُ ثُمَّ لاَ يُنظَرُونَ

Ve kâlû : dediler- lev lâ unzile aleyhi melek : melekler aşağı inmezse - ve lev enzelnâ : eğer indiyse - meleken : melekler - le kudıyel emru : meseleyi sonuçlandırmak için - summe lâ yunzarûn : sonra bakılmazdı - ---

9 : وَلَوْ جَعَلْنَاهُ مَلَكًا لَّجَعَلْنَاهُ رَجُلاً وَلَلَبَسْنَا عَلَيْهِم مَّا يَلْبِسُونَ

Ve lev : gerçi - cealnâhu meleken : melekleri yaptık - le cealnâhu raculen : yaptığımız adam için - ve le lebesnâ : giysi için - aleyhim mâ yelbisûn : ona giydirdik -
gerçi melekleri adamlar için yaptık, ona giysi olarak giydirdik.
(Melek, emirleri uygulayan memurların yapılış amacı, İns atomunun içinde barınan racul denen ruh/adamın düşüncelerini fizik alemde işe çevirmeleri için, ve bu melekler inz atomunun bölümleri /uzuvları olarak ruhun üzerinde bir elbise gibi giydirilmiş olarak duruyor. Diğer bir bakış açışı ile müzzemmil pasajında anlatıldığı üzere ruhu cehennem ateşinden koruyan bu elbisenin kolu, göğsü vs gibi uzuvlarının her birisi bir melek olarak anılıyor. Öyleki ins atomunu içindeki ruhun şekil değiştirmesiyle bu meleklerde şekil değişerek adeta ruh alemi ile fizik alem arasında bir interface/arayüz olarak irtibat sağlıyor. Özellikle göğüs kısmına cebrail adı verilmiş. Bir çan şeklinde olan ins atomununun göğüs kısmıdır ve dış etkilerden ötüra bir basınca maruz kaldığında ruha iletilen titreşimler oluşturuyor ve bu titreşimlere "vahiy" deniyor. Hz. Muhammed, göğsünün cebrail tarafından sıkıldığı esnada çan sesi duyduğunu ifade etmiştir. Diğer dinlerdeki çan geleneği önceki müjdejiler/beşşer' ler tarafından da aynı anlatının iletildiğini gösteriyor. Beşer kelimesi gözü olan biyolojik yapıyı ifade ederken Beşşer kelimesi müjdeci anlamına gelmektedir. Hz. Muhammed'ten ötürü "bende sizin gibi beşerim" cümlesinin doğrusu "Ben size beşşerim/müjdeciyim!" dir.)

10 : وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِّن قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذِينَ سَخِرُواْ مِنْهُم مَّا كَانُواْ بِهِ يَسْتَهْزِؤُونَ

Ve lekadistuhzie : alaya alındım - bi rusulin : gönderdiklerimle beraber - min kablike : senden önce - fe hâka : katıldılar - billezîne : o kimselere - sehırû : alay edenlere - minhum mâ kânû : onlardan bazıları katılmadı - bihî yestehziûn : alay edenlere - ---

11 : قُلْ سِيرُواْ فِي الأَرْضِ ثُمَّ انظُرُواْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ

Kul sîrû : yürümelerin söyle - fîl ardı : yer'e (yer'in içine) - summenzurû : sonra bakın - keyfe kâne : nasıl oldu - âkıbetul mukezzibîn : akibetleri/sonları yalancıların -
Yer'e yürümelerini söyle , sonra baksınlar yalancıların akibeti nasıl oldu.
(Göklerin -protonun- içinde barınan ruh için deniliyor ki; Elektrona yürümelerini söyle. Oradan cehennemi müşahede edebilirler. Cehennem porotona da yakın lakin proton dediğimiz meleklerin bir giysi giydirildiği racul/adam, direkt olarak cehenneme temas edemiyorken elektronda bir giysi yoktur, oradan direkt cehenneme temas vardır. Bu temasa rağmen evren denizi ile elektron denizi birbirine karışmamaktadır. Başkaca vahiy anlatısında ruhun evi yani beytullah etrafında su olduğu bildiriliyor. Bahsedilen su, elektrondan başkası değildir. Ve bu su yer'in etrafını kuşatmaktadır.)

12 : قُل لِّمَن مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ قُل لِلّهِ كَتَبَ عَلَى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ لَيَجْمَعَنَّكُمْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لاَ رَيْبَ فِيهِ الَّذِينَ خَسِرُواْ أَنفُسَهُمْ فَهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ

Kul li men mâ fîs semâvâti vel ard : göklerde ve yerde olan herkese söyleyin/seslenin- kul lillâh : ilaha söyleyin/seslenin - ketebe alâ nefsihir : nefsinin üzerine yazılan - rahmete le yecmeannekum : hepsi onun rahmetiyle topluyorlar - ilâ yevmil kıyâmeti : kıyam günü için - lâ raybe fîhi : bu konuda hiç şüphe yok ki - ellezîne hasirû enfusehum : kaybeden ruhlar bunlardır - fe hum lâ yu’minûn : onlar inanmadılar -
Göklerde ve yerde olanlara söyleyin, nefsleriniz üzerine yazılmış ilahlara (da) söyleyin! Hepsi onun rahmetiyle dik duracakları gün için topluyorlar -çekim gücüne sahipler - Bu konuda hiç şüphe yok ki kaybeden ruhlar bunlardır, ki onlar inanmadılar.
(Göklerde ve yerde olanlar: Göklerin içinde ruhlar barınıyor, ruhların oğulları ise Yer içindeki kişiler oluyor. Atomların elektronu, onun oğlu statüsünde bulunuyor. Koni şekilli atomların taban çemberi - ki burası göğün kapısı hükmündedir- bize nefs diye tanıtılıyor. Bu nefs üstündeki çekim alanı etraftan enerji, bilgi emerek topluyor. Emme sırasında etki-tepki uyarınca atomun kendisini peşinden sürükleyen tersine çalışan bir jet gibi hareket oluşturuyor. BAşkaca bir kaç vahiy anlatısında daha geçen ilahı işte bu hiçlik/yokluk alanıdır. "Hepinizin ilahı tektir" saptamasına dikkat ediniz. Üç kelimelik cümlede üç öge var, bunlar; Önermeyi yapan kişi, bir ilah ve muhatabın kendisidir. "Ben sizin ilahınızım" demiyor, eğer böyle deseydi öge sayısı ikiye inecekti. Her atomun üstünde müstakil bir hiçlik mevcuttur. Göklerin/kuarkların içindeki yarık -bilim dünyasının kara delik adıyla tanımlamaya çalıştığı yüksek çekim gücüne sahip alan (gerçekte alan değil yarıktır, çünkü hiçliğin boyutları sıfırdır . Tabareke pasajında bu yarık, çatlaklık olarak anlatılıyor.) her şeyi içine çekmektedir. Uzayda mesnetsiz vaziyette duran atomların çekim gücü aynı zamanda kendisini de çekilen nesneye doğru ivmelendirmektedir. Fizik biliminde gravity dediğimiz kütle çekimi işte bu etki-tepki oluşturuyor. Kuvvetin tezahürü sırasında hem nesneler çekiliyor hemde atomun kendi bünyesini çeşiken nesneye doğru sürükleniyor. Böylece atomlar -insanlar- Nefslerinin peşine kuşuyorlar.)

13 : وَلَهُ مَا سَكَنَ فِي اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

Ve lehu mâ sekene : ve onu ikamet ettirir - fîl leyli ven nehâr : gecenin içinde ve gündüzde - ve huves semîul alîm : o işiten ve bilendir -
Ve onu (raculu/ruhu) gecenin içinde ve gündüzde ikamet ettirir. O, işitendir bilendir!
(Gece göklerinin içindeki çatlak/hiçlik içindeki boşlukta barındırılan ve gündüz göğü ile beslenen ruhu haber veriyor. O (Allah) işiten ve bilendir! Dİkkat ediniz Allah ehad/tekilliktir. önceki vahiy anlatılarında görme olayının parçalı ve çok sayıda piksel/resim bilgisinden oluştuğuna değinmiştik. O işiten ve bilendir! Cümlesinde Allah kendisinden "O" diye bahsedemeyeceğine göre işaret edilen kişi insan-atomu- olmalıdır. Eğer ki O zamiri Allah için kullanıldıysa bu kez cümle tamamen Hz.HMuhammed'e ait demektir. Böylelikle atomun görme yeteneği olmadığı anlatımaktadır. Gerçi bu hükme daha önce ki ve diğer pasajlardaki ins atomu hakkındaki bilimsel önerme niteliğindeki vahiy anlatılarından ve kendi idrakimizle bu sonucu çıkarabilimiştik.)

14 : قُلْ أَغَيْرَ اللّهِ أَتَّخِذُ وَلِيًّا فَاطِرِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَهُوَ يُطْعِمُ وَلاَ يُطْعَمُ قُلْ إِنِّيَ أُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ أَوَّلَ مَنْ أَسْلَمَ وَلاَ تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِكَينَ

Kul e gayrallâhi : deki allahtan başkasını mı - ettehızu veliyyen : veli edineyim - fâtırıs semâvâti : göklerin yaratıcısı - el ardı : ve yerin - ve huve yut’ımu : ve besleyeni - ve lâ yut’am : beslenmeyen - kul innî : deki bana - umirtu : emretti - en ekûne evvele : ilk önce benim - men esleme : güvende olmamı - ve lâ tekûnenne : ve sen olmayasın - minel muşrikîn : dinsizlerden -
Deki Allahtan başkasını mı veli edineyim? Göklerin yaratanı ve yeri ve besleyeni ve beslenmeyen. Deki bana emretti, ilk önce güvende olmamı ve müşriklerden/dinsizlerden olmamamı.
(Göklerin fatırı/yarıcısı-yaratıcısı demek göklerin içinde ruhun barınması için boşluk oluşturmasına fatr/yarmak diyor. Yaratı/yaratmak eyleminin anlamı bir bütün içinde çizikler yarıklar boşluklar oluşturmaya deniyor. Allah'ın ilk ve biricik eylemi fatr / yaratmak oluyor, diğer halk / yapmak ve ca'l / oluşturmaktır. Vahiy anlatılarında atomların kullanılarak inşa edilen varlıkları anlatırmen "Halg" , ruh çizgilerini ve elektronları anlatırken de ca'l fiilini kullanıyor. Ruh çizgilerini ve onlardan oluşan kadir gecesi ve elektron için oluşturmak/ ca'l fiili tam da eylemi anlatan fiildir. Kur'an'a gelince, o yaratı, inşa, yapma veya oluşturma ile anlatmıyor. İlgili pasajda da açaklındığı üzere Kur'an indirilme eylemidir. Kuark/geklerin içindeki su/enerjinin göklerin dışına çıkarılması/yere doğru indirilmesi ile oluşan manyetik alana Kur'an demektedir.
Rab, herşeyin enerji kaynağı olan ruh çizgisinin adı olarak anılıyor. Varlık diye andığımız her oluşumun hem bedenini meydana getiren enerji ve hemde fizik hareketlerini teminen sarf edeceği enerjinin yegane kaynağı Rab'dır. Nefslerin üstündeki hiçlikği enerjiye çevirmeyi varlıkların kendisi başaramıyor. İhtiyacı olan enerjinin depolandığı kuark çiftinin gündüz isimli göğünü tüketten racul ve gece göğü, insan denen akıllı varlığı meydana getiriyor. Gece göğü içinde sipin atan raculun dönüş yönü (yukarıda açıklanan hak/sağa dönüş) onun dini oluyor. Emredilen dönüş yönünün tersine dönen ruha "Kafir" denilirken, dönmeden duran ruhlar için Müşrik/dinsiz deniyor. Mümin ve münafık kavramları ise elementi oluşturan atomların element içindeki duruş ve vazifeleriyle ilgilidir, ilgili pasajlarda parçalı olarak açıklanmaktalar.)

15 : قُلْ إِنِّيَ أَخَافُ إِنْ عَصَيْتُ رَبِّي عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

Kul innî ehâfu : deki korkarım - in asaytu : karşı çakarsam - rabbî azâbe : rabbimin azabı - yevmin azîm : büyük gündedir -
Deki, karşı çıkmaktan korkarım, Rabbimin azabı büyük gündedir.