Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
---

56- Saffat (37)

  • Allah İns ve Cinn leri yarattı. İns atomu, ruhu barındıran ev olarak anılıyor. Ateşe dayanıklı esnek yapıya sahipmiş. Öyle ki yapışkan çamurdan yapılmış ve ateşte pişirilmiş. Dokunulduğunda adeta bir çan gibi çınlama yapıyor. Ona dokunan şey, tabiatıyla içine yerleştirilen ruh oluyor. Ruh, ins atomuna dokundukça ürettiği titreşimlerle konuşmuş oluyor. Bunu anlatan kelimenin bir anlamı da şarkı söylemek.

    İns atomunun içine ruh üflendikten sonra artık ona "İnsan" deniliyor. Bizim şu anki halimizin adı "Beşer" oluyor. Beşerleri, beynimizdeki insan atomları komuta ediyor. Beyinlerimizde çok sayıda insan atomu oluduğundan ötürü "Nas" deniyor. Yani bir beşer demek trilyonlarca insan atomu veya kısaca nas demek oluyor. İnsan, Nas ve beşer kelimeleri böyle farklı anlamlara sahipler.

    Her insan atomunun fevkinde bir alan var. Bu alan, sahip olduğu çekim gücüyle insan atomunu bir balık gibi hareket ettiriyor. Uzayın boşluğunda hava, su gibi moleküler yapı olmadığından ötürü onlar kanatlarıyla hareket edemiyorlar. Kanatların başka görevi var tabi. Atomların fevkindeki çekim kuvvetine ise "ilah" deniyor.

56/37 Saffat -1 : وَالصَّافَّاتِ صَفًّا

Ves saffati : saflarda/satırlarda sıra sıra - saffa : saf tutmak
Satırlarda sıra sıra saf tutanlar.

56/37 Saffat -2 : فَالزَّاجِرَاتِ زَجْرًا

Fez zacirati : ? - zecra : ?

56/37 Saffat -3 : فَالتَّالِيَاتِ ذِكْرًا

Fet taliyati : sıralı - zikra : erkek
Sıralanmış erkekler

56/37 Saffat -4 : إِنَّ إِلَهَكُمْ لَوَاحِدٌ

İnne ilahe-kum : sizin ilahınız - le vahıdun : tektir
Sizin ilahınız tektir!
(İlah, çekim gücü. Allah'ın sonsuz gücü, onun sonsuz çekim gücüdür denebilir. Çekim gücü, aşkın ve sevginin de görünmeyen yüzüdür. Zamanı akıtan da bu sonsuz çekim gücüdür, yani Allah'ın gücüdür.
Enerji dediğimiz şey, akan zaman çizgileridir. Zaman çizgileri tek boyutlu olmaları hasebiyle görünmezdir. Sonrasında camdaki buzlanmanın gelişimi gibi bu zaman çizgisi dallanarak ağaç oluşturur. Ağacın dalları o kadar sıktır ki içinde hiç boşluk olmayan evreni meydana getirir. Boş sanılan evren/uzay gerçekte dopdoludur. Bu evren, ihtiva ettiği sonsuz enerjisi hasebiyle aynı zamanda cehennem dediğimiz yerdir. Atomlar bu enerji denizi içinde/ cehennemde yaratılıyorlar. İçinde ruh üflenmiş atoma insan denildiği vahiy anlatılarında görüyoruz. İnsan, Müddessir ve Müzzemmil örtüleri sayesinde bu cehennemde serin bir ortamda ve güven içinde duruyor. Her insan atomunun kendi çekim gücü var. İnsan atomları bu çekim güçünün ardından giderler. Bilim adamları buna "güçlü nükleer kuvvet" diyorlar. Bu kuvvetin ana kaynağının Allah olduğu burada beyan ediliyor. )

56/37 Saffat -5 : رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِ

Rabbus semavati vel ardı : göklerin ve yer'in rabbi
ve ma beynehuma : ve arasındaki
ve rabbul : rabbin
meşarık : doğusu/tan yeri
Göklerin ve yerin ve arasındakilerin rabbidir. ve Rabbin, doğudur.

56/37 Saffat -6 : إِنَّا زَيَّنَّا السَّمَاء الدُّنْيَا بِزِينَةٍ الْكَوَاكِبِ

İnna zeyyennas : gerçekten süsledik
semaed dunya : alttaki göğü
bi ziynetinil kevakib : gezegen süsüyle

Gerçektende alttaki göğü gezegenlerle süsledik.

56/37 Saffat -7 : وَحِفْظًا مِّن كُلِّ شَيْطَانٍ مَّارِدٍ

Ve hıfzan : koruduk
min kulli : hepsinden
şeytanin : şeytanlardan
marid : dev
Dev şeydanların hepsinden koruduk.

56/37 Saffat -8 : لَا يَسَّمَّعُونَ إِلَى الْمَلَإِ الْأَعْلَى وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍ

La yessemmeune : duymazlar
ilal meleil a’la : en üstte olanı
ve yukzefune : fırlatırlar
min kulli canib : her yanlarından
Üstte olanı (artık) duymazlar, her yanlarından fırlatıp atarlar.
(Üstte olan çekim alanı kapatılan kuarklar işitme kaybına uğrayarak artık duyamazlar. Etraftan gelecek olası enerji dalgaları ve yumaklarını ise koni şeklindeki bedenlerinin tek yüzeyi olan yanlardan foton olarak fırlatırlar. Çekim alanının yedinci gök konisi tarafından kapanması yüzünden dış ortamdan tamamen izoledirlen. Aşağıda kalan yedinci gök içinde hapsedilmiş diğer altı göğ/kuark hakkında başkaca vahiylerde bahsetmişti. İçte hapsolmuş kuarklar böylelikle korunmaktadırlar.)

56/37 Saffat -9 : دُحُورًا وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ

Duhuran : kovulmuşlara
ve lehum : ve onlara
azabun vasibun : daimi işkence
Kovulmuş olanlara ve onlara daimi işkence vardır.

56/37 Saffat -10 : إِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ

İlla men hatıfel : ancak kaçırılan
hatfete : kaçırılınca fe etbeahu : onu takip etti şihabun : akan yıldız
sakibun : delici

56/37 Saffat -11 : فَاسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَا إِنَّا خَلَقْنَاهُم مِّن طِينٍ لَّازِبٍ

Festeftihim : onlar sordu
e hum eşeddu halkan : yaptıkların onlardan şiddetli mi em men halakna : bizim yapılışımızdan
inna halakna hum : gerçekten onları yaptık
min tinin lazibin : yapışkan çamurdan

56/37 Saffat -12 : بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ

Bel acibte : fakat şaşırdım - ve yesharun : gülmelerine -

56/37 Saffat -13 : وَإِذَا ذُكِّرُوا لَا يَذْكُرُونَ

Ve iza zukkiru : eğer derlerse ki- la yezkurun : hatırlamıyoruz -

56/37 Saffat -14 : وَإِذَا رَأَوْا آيَةً يَسْتَسْخِرُونَ

Ve iza raev : eğer görseler - ayeten : ayetleri - yesteshırun : utanacaklar -
Ve ayetleri görseler, utanacaklar.
(Atom görüntülenemez çünkü atomu görmek için kullanacağınız aracın yapısındaki atom, görüntülenmeye çalışılan atomu daldalayacaktır. Görebilseydik o malzemenin yapısındaki atomu görürdük zaten. Allah atomlara atomu anlatıyor, ruhun atom içinde barındığını anlatıyor, kendi görünüşleri hakkında atomlara bilgi veriyor, tabi hepsi sözlü yapılıyor. Atomların aleminde görüntü ancak tahayyül edilebilir. )

56/37 Saffat -15 : وَقَالُوا إِنْ هَذَا إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ

Ve kalu : dediler -
in haza illa sihrun mubin : bu gösterilen sadece sihirdir
Dediler bu gösterilen sadece bir sihirdir!
(Görme ancak bir nesneen gelen ışığı değerlendirmekle mumkün olabilen gerçekliktir. Sadece bir atomdan çıkarak diğer atoma ulaşan ışık sadece bir tek foton olabilir. Bir tek foton görüntü bilgisi taşıyamaz, o sadece ışık bilgisi taşır. Kendisine ışık ulaşan atoma "Bu bir atomun görüntüsüdür" dediğinizde o bir nesne yerine bir nur görecek ve bu bir sihirdir diyecek, bunu inanmadığı için değil gerçekten ışığın büyüsüne kapılarak diyecektir. Çünkü evren ve uzay kapkaranlık bir yerdir, atomlar birbirlerini uzayda parıldayan yıldızlar gibi algılayacak ve tabiatıyla bizim yıldızlara baktığımızda etkilendiğimiz gibi hislere kapalacaklardır.)

56/37 Saffat -16 : أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَئِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

E iza mitna : öldüğümüz zaman mı - ve kunna turaben : toprağa karıştığımız - ve izamen: ve kemik - e inna le meb’usun : elçiler mi bina edecek
Elçiler, ölüp toprağa karıştığımız ve kemik olduğumuz zaman mı bizi bina edecek?

56/37 Saffat -17 : أَوَآبَاؤُنَا الْأَوَّلُونَ

E ve abaunel : evebeynlerimizi mi - evvelun : ilk önce
Yoksa ilk olarak ana babamızı mı -bina edecek-?

56/37 Saffat -18 : قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَاخِرُونَ

Kul neam : de ki "evet" - ve entum dahırun : seni de diğerleriyle
De ki "Evet"; seni ve diğerlerini de

56/37 Saffat -19 : فَإِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ

Fe innema hiye zecratun : o (dişil) mezar - vahıdetun : tek bir tane - fe iza hum yenzurun : eğer onlar görünüyorsa

56/37 Saffat -20 : وَقَالُوا يَا وَيْلَنَا هَذَا يَوْمُ الدِّينِ

Ve kalu : dediler - ya veylena : bize eyvah - haza yevmud din : bu din günüdür

56/37 Saffat -21 : هَذَا يَوْمُ الْفَصْلِ الَّذِي كُنتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ

Haza yevmul : bu gün
faslillezi : ayrıldığı
kuntum : sizden
bihi tukezzibun : yalancıların
Bu gün, yalancıların sizden ayırıldığı -gündür-

56/37 Saffat -22 : احْشُرُوا الَّذِينَ ظَلَمُوا وَأَزْوَاجَهُمْ وَمَا كَانُوا يَعْبُدُونَ

Uhşurullezine zalemu : yanlış yapan kimseler toplandı
ve ezvacehum : ve onların eşleri
ve ma kanu ya’budun : onlar hizmet etmeyenlerdiler

56/37 Saffat -23 : مِن دُونِ اللَّهِ فَاهْدُوهُمْ إِلَى صِرَاطِ الْجَحِيمِ

Min dunillahi : Allah'tan başkasını
fehduhum : onlar rehber edindiler
ila sıratıl cahim : cehennem yolu üzerine

56/37 Saffat -24 : وَقِفُوهُمْ إِنَّهُم مَّسْئُولُونَ

Vakıfuhum : duruyorlar Allah'a hizmet (ibadet) etmiyorlar
innehum mes’ulun : ancak onlar mes'ul/sorumlular

56/37 Saffat -25 : مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ

Ma lekum : size ne
la tenasarun : yardım etmeyin

56/37 Saffat -26 : بَلْ هُمُ الْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ

Bel humul yevme : fakat onlar o gün -geldiğinde-
musteslimun : teslim olacaklar

56/37 Saffat -27 : وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ يَتَسَاءلُونَ

Ve akbele ba’duhum : onlardan bazıları geldi
ala ba’dın yetesaelun : bazı sorular üzerine

56/37 Saffat -28 : قَالُوا إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ الْيَمِينِ

Kalu innekum kuntum : dediler sizdiniz
te’tunena anil yemin : bize sağ taraftan gelen

56/37 Saffat -29 : قَالُوا بَل لَّمْ تَكُونُوا مُؤْمِنِينَ

Kalu bel : dediler
lem tekunu : olmayacaksın
mu’minin : güvende

56/37 Saffat -30 : وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَانٍ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًا طَاغِينَ

Ve ma kane : olamadı
lena aleykum : bizim sizin üzerinizde
min sultanin : otoritemiz/gücümüz
bel kuntum kavmen tagin: ama sen halkına zalim hükümdardın

56/37 Saffat -31 : فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَا إِنَّا لَذَائِقُونَ

Fe hakka aleyna kavlu rabbina: sağa -yönümüz- rabbimizin sözüdür
inna le zaıkun: ancak layık olmak için

56/37 Saffat -32 : فَأَغْوَيْنَاكُمْ إِنَّا كُنَّا غَاوِينَ

Fe agveynakum: azıp yoldan çıktınız
inna kunna gavin: şüphesiz biz azdırdık

56/37 Saffat -33 : فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ

Fe innehum yevme izin : onlar izin günü
fil azabi muşterikun: birlikte azap içindeler

56/37 Saffat -34 : إِنَّا كَذَلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ

İnna kezalike nef’alu bil mucrimin: gerçekkten biz suçluları böyle yaparız

56/37 Saffat -35 : إِنَّهُمْ كَانُوا إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ

İnnehum kanu iza kile lehum : onlar onlara eğer söylerseniz dedi
la ilahe illallahu : Allah'tan başka ilah yoktur
yestekbirun: onlar kibirliydi

56/37 Saffat -36 : وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوا آلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَّجْنُونٍ

Ve yekulune : ve dediler
e inna le tariku alihetina: biz ilahlarımızdan mı ayrılalım
li şairin mecnun: deli bir şair için

56/37 Saffat -37 : بَلْ جَاء بِالْحَقِّ وَصَدَّقَ الْمُرْسَلِينَ

Bel cae bil hakkı ve saddakal murselin: ama galince sağ ile. tastik ettiler gönderileni

56/37 Saffat -38 : إِنَّكُمْ لَذَائِقُو الْعَذَابِ الْأَلِيمِ

İnnekum le zaikul azabil elim: gerçekten sen tadacaksın acı içinde azabı

56/37 Saffat -39 : وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

Ve ma tuczevne illa ma kuntum ta’melun: cezalandırılmasınız ancak yaptıklarınızın dışında

56/37 Saffat -40 : إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ

İlla ibadallahil muhlasin: Allah'a içtenlikle hizmet edenler hariç

56/37 Saffat -41 : أُوْلَئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَّعْلُومٌ

Ulaike lehum rızkun ma’lum: onlar, onlara geçim bilinendir

56/37 Saffat -42 : فَوَاكِهُ وَهُم مُّكْرَمُونَ

Fevakihu, ve hum mukramun: onlar meyvelerle onurlandırıldı/ödüllendirildi

56/37 Saffat -43 : فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ

Fi cennatin naim: mutlulut/saadet cenneti içinde

56/37 Saffat -44 : عَلَى سُرُرٍ مُّتَقَابِلِينَ

Ala sururin mutekabilin: birbirine bakan karşılıklı karyolalar üzerinde

56/37 Saffat -45 : يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍ مِن مَّعِينٍ

Yutafu aleyhim bi ke’sin min main: onlar için özel kase/fincan dolaştırılıyor

56/37 Saffat -46 : بَيْضَاء لَذَّةٍ لِّلشَّارِبِينَ

Beydae lezzetin liş şaribin: içene zevk veren beyaz içeceklerle

56/37 Saffat -47 : لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ

La fiha gavlun ve la hum anha yunzefun: onda kötü etki yoktur ve onda taşma/kanama yapmaz Ğavlun: Kötü etki.

56/37 Saffat -48 : وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ عِينٌ

Ve indehum: ve onda var
kasıratut tarfı in: küçük göz

56/37 Saffat -49 : كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَّكْنُونٌ

Ke enne hunne beydun meknun: onlar -dişiler- sanki örtülü yumurtadır

56/37 Saffat -50 : فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ يَتَسَاءلُونَ

Fe akbele : sordular
ba’duhum: onların bazıları
ala ba’dın yetesaelun: bazı sorular

56/37 Saffat -51 : قَالَ قَائِلٌ مِّنْهُمْ إِنِّي كَانَ لِي قَرِينٌ

Kale kailun : birisi dedi
minhum : onlardan
inni kane li karin: benim yakınım olan vardı

56/37 Saffat -52 : يَقُولُ أَئِنَّكَ لَمِنْ الْمُصَدِّقِينَ

Yekulu e inneke : dedi sana inanıyorum
le minel musaddikin: kim onaylayacak

56/37 Saffat -53 : أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَئِنَّا لَمَدِينُونَ

E iza mitna ve kunna turaben ve izamen: eğer öldükse ve toz ve kemik oldus ise
e inna le medinun: borç mu ödeyeceğiz?

56/37 Saffat -54 : قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ

Kale hel entum muttaliun: dedi sen mi haber alıyorsun

56/37 Saffat -55 : فَاطَّلَعَ فَرَآهُ فِي سَوَاء الْجَحِيمِ

Fettalea b>: yıldız doğdu
fe raahu b>: gördüm
fi sevail cahim: cehennemin içinde

56/37 Saffat -56 : قَالَ تَاللَّهِ إِنْ كِدتَّ لَتُرْدِينِ

Kale tallahi in kidte le turdin: vallahi dedi, iki kere -gördüm-

56/37 Saffat -57 : وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّي لَكُنتُ مِنَ الْمُحْضَرِينَ

Ve lev la ni’metu rabbi : eğer rabbimin nimeti olmasaydı
le kuntu minel muhdarin: kaydedicilerden olurdum

56/37 Saffat -58 : أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ

E fe ma nahnu bi meyyitin: biz ölecek miyiz?

56/37 Saffat -59 : إِلَّا مَوْتَتَنَا الْأُولَى وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ

İlla mevtetenal ula : ancak ilk ölümümüz -var-
ve ma nahnu bi muazzebin: ve -bu esnada- işkence olmuyor

56/37 Saffat -60 : إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

İnne haza le huvel fevzul azim: öyleyse/gerçekten bu büyük bir kazanım

56/37 Saffat -61 : لِمِثْلِ هَذَا فَلْيَعْمَلْ الْعَامِلُونَ

Li misli haza felya’melil amilun: istedikleri gibi yapsın, çalışanlar

56/37 Saffat -62 : أَذَلِكَ خَيْرٌ نُّزُلًا أَمْ شَجَرَةُ الزَّقُّومِ

E zalike hayrun nuzulen : hayırlı bir konaklama mı
em şeceratuz zakkum: yoksa cehennem meyvesi -mi?-

56/37 Saffat -63 : إِنَّا جَعَلْنَاهَا فِتْنَةً لِّلظَّالِمِينَ

İnna cealnaha fitneten: şüphesiz bizi baştan çıkaran
liz zalimin: zalimler/ezicilerdi

56/37 Saffat -64 : إِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فِي أَصْلِ الْجَحِيمِ

İnneha şeceratun tahrucu: o mezuniyet ağacı
fi aslil cahim: kökü cehennemin içinde

56/37 Saffat -65 : طَلْعُهَا كَأَنَّهُ رُؤُوسُ الشَّيَاطِينِ

Tal’uha ke ennehu ruusuş şeyatin: meyveleri şeytanın başı gibi

56/37 Saffat -66 : فَإِنَّهُمْ لَآكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِؤُونَ مِنْهَا الْبُطُونَ

Fe innehum le akilune : onlar yemeklerini
minha fe maliune : onlardan yapıyorlar
minhal butun: karınlarına dolduruyorlar

56/37 Saffat -67 : ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِّنْ حَمِيمٍ

Summe inne lehum aleyha le şevben : sonra içmeleri için
min hamim: kaynar sular var

56/37 Saffat -68 : ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى الْجَحِيمِ

Summe inne merciahum le ilal cahim: sonra onların dönüş yeri, cehenneme -dir-

56/37 Saffat -69 : إِنَّهُمْ أَلْفَوْا آبَاءهُمْ ضَالِّينَ

İnnehum elfev : onları bulduk
abaehum: babalarının
dalline: bulduk

56/37 Saffat -70 : فَهُمْ عَلَى آثَارِهِمْ يُهْرَعُونَ

Fehum ala asarihim : onların anlayışları üzerine
yuhraun: acele ediyorlardı

56/37 Saffat -71 : وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ الْأَوَّلِينَ

Ve lekad dalle : ve yoldan çıktı
kablehum ekserul: onlardan daha önceki
evvelin: iki -nesil- Üç atom ve üç nesil var. Son nesile aktarılan olaylarda önceki iki neslil özellikle sayı verilerek anlatılıyor.

56/37 Saffat -72 : وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ

Ve lekad erselna: gönderdik
fi him: onların içine
munzirin: ?

56/37 Saffat -73 : فَانظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنذَرِينَ

Fanzur : bakın
keyfe kane: nasıldı
akibetul : sonu
munzerin: ?

56/37 Saffat -74 : إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ

İlla ibadallahil muhlasin: Allah'a sadık hizmet edenlerin dışında

56/37 Saffat -75 : وَلَقَدْ نَادَانَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ الْمُجِيبُونَ

Ve lekad nadana nuhun fe le ni’mel mucibun: nuh bize nida etti, katılımcılar için

56/37 Saffat -76 : وَنَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ

Ve necceynahu ve ehlehu : o kurtuldu ve ailesi
minel kerbil azim: büyük sıkıntıdan

56/37 Saffat -77 : وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُ هُمْ الْبَاقِينَ

Ve cealna zurriyyetehu humul bakin: ve biz onun çocuklarını geriye kalanlardan kıldık

56/37 Saffat -78 : وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ

Ve terakna : ve onu ayırdık aleyhi fil ahirin: diğerlerinin içinden/diğerlerinden

56/37 Saffat -79 : سَلَامٌ عَلَى نُوحٍ فِي الْعَالَمِينَ

Selamun ala nuhın fil alemin: selamet/esenlik her iki dünyada nuhun üzerindedir
her iki dünya, protonun/göklerin içindeki ruhun ahiret hayatı ve elektronda/yerde vücut bulan oğulun dünya hayatı oluyor. Kastedilen, gezegen olarak dünya değildir.

56/37 Saffat -80 : إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ

İnna kezalike neczil : gerçekten böyle ödüllendiririz
muhsinin: iyi kimseleri

56/37 Saffat -81 : إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ

İnnehu min ibadinal : o bizim kölelerden/hizmet edenlerden
mu’minin: güven altında/güvende olandır

56/37 Saffat -82 : ثُمَّ أَغْرَقْنَا الْآخَرِينَ

Summe agraknal: sonra biz diğerlerini
aharin: boğduk

56/37 Saffat -83 : وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِ لَإِبْرَاهِيمَ

Ve inne min şiatihi b>: gerçi şiilerden olan
le ibrahim: İbrahim için

56/37 Saffat -84 : إِذْ جَاء رَبَّهُ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ

İz cae rabbehu: onun rabbi olarak geldi
bi kalbin selim: iyi bir kalp ile

56/37 Saffat -85 : إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَاذَا تَعْبُدُونَ

İz kale li ebihi ve kavmihi : babasına ve halkına dedi
maza ta’budun: hizmet ettiğniz şey/nedir

56/37 Saffat -86 : أَئِفْكًا آلِهَةً دُونَ اللَّهِ تُرِيدُونَ

E ifken aliheten : ilahlar mı beslesin
dunallahi turidun: Allah olmadan istiyorsun?
Allah olmadan seni ilahlar mı beslesin istemektesin?

56/37 Saffat -87 : فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ الْعَالَمِينَ

Fe ma zannukum: sizin düşünceniz nedir?
bi rabbil alemin: iki dünyanın rabbi hakkında
protondaki ruh ve elektrondaki ruhun yaşamı iki dünya/alem oluyor. Bir önceki cümlede ruhlara, onları kimin beslediğini hatırlarma babında soruluyor. Bu cümledeyse ruhların sanıl ve kim tarafından beslenmekte olduğunu vurğuulamadan önce fikirleri soruluyor. Çünkü ruhlar, kendi varlığını kendinden sanarak minnettisz davranıyorlar. 56/37 Saffat -88 : فَنَظَرَ نَظْرَةً فِي النُّجُومِ Fe nazara : baktı
nazraten fin nucum: yıldızların içine bakın
Necm pasajında "Yıldızların içi boştur!" deniliyor. Burada ise yıldızların içine bakın deniyor. Görüyor musunuz, boş yıldızlar nasıl olupta ışık yayıyorlar? demek istiyor . Atomların fevkindeki boşluk ve yıldızların içindeki boşluk kendi başına iş göremez, her şeyin rabbi/besleyeni/enerji kaynağı Allah'tır. 56/37 Saffat -89 : فَقَالَ إِنِّي سَقِيمٌ Fe kale inni sakim: dedi ki ben hasta fikirli/hatalıyım

56/37 Saffat -90 : فَتَوَلَّوْا عَنْهُ مُدْبِرِينَ

Fe tevellev: onlar döndü
anhu mudbirin: ondan geri döndü

56/37 Saffat -91 : فَرَاغَ إِلَى آلِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ

Feraga ila alihetihim: onların ilahı olan boşluk/vakum
fe kale e la te’kulun: dedi yemediniz mi?

56/37 Saffat -92 : مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ

Ma lekum la tentıkun: siz söyleyemiyor musunuz?

56/37 Saffat -93 : فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًا بِالْيَمِينِ

Feraga aleyhim : onların üzerindeki boşluğa/vakuma
darben bil yemin: sağ eliyle vuruldu

56/37 Saffat -94 : فَأَقْبَلُوا إِلَيْهِ يَزِفُّونَ

Fe akbelu: ğeldiler
ileyhi : ona
yeziffun: aceleyle

56/37 Saffat -95 : قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ

Kale e ta’budune ma tenhıtun: dedi yonttuklarınıza mı hizmet ediyorsunuz

56/37 Saffat -96 : وَاللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ

Vallahu halakakum : Sizi allah yaptı
ve ma ta’melun: Siz -ise- neye çalışıyorsunuz

56/37 Saffat -97 : قَالُوا ابْنُوا لَهُ بُنْيَانًا فَأَلْقُوهُ فِي الْجَحِيمِ

Kalubnu lehu bunyanen: ona yüksek bina inşa ettik
İns atomları 71-72-73 yıllık boylarıyla oldukça yüksek binalardır. O binalar ruh için inşa edilmiş evlerdir.
fe elkuhu fil cahim: onu cehennemin içine attık
İns atomları her daim cehennemin içidedirler. Zaten varlık namına sadece onlar vardır ve atomların tamamı cehennemin içinde yaşmaktalar. İns atomlarının içi, ruh için cennet diye anılır.

56/37 Saffat -98 : فَأَرَادُوا بِهِ كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْأَسْفَلِينَ

Fe eradu : istediler
bihi keyden : onda çocuk
fe cealna : biz yaptık
humul : onları
esfelin: en altta

56/37 Saffat -99 : وَقَالَ إِنِّي ذَاهِبٌ إِلَى رَبِّي سَيَهْدِينِ

Ve kale: dedi
inni zahibun: ben gidiyorum
ila rabbi : rabbime
se yehdini: onun rehberliğinde
burada rehberlik eden şey, ruhu barındıran ins atomudur. Onun içindeki ruh, ilerleyeceği mecburi tek yön/yol sayesinde rabbile ulaşacaktır. Bu yol için "Allah'ın ipi" denmektedir. Öyle ki bu ipe tutunan rabbine kavuşuyor.