Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
---

57- Lokman (31)

  • Soruyorlar ""Bizi nasıl"Allah bizi nasıl yapıyor?" diye.

    İnsanın nasıl yaratılıp inşa edildiği şöyle anlatılıyor:
    Allah'ın önce yedi göğü yarattığı sonra yer'in üzerinde yükselttildiği ve yerin içinde dağların sabitlediği, yeri yaydığı anlatılıyor. Tabi bu anlatılarda geçen 7 gök yer, dağ bunlar hep atomun uzuvlarını isimleridirler.

57/31 Lokman -1 : الم

Elif : İbrahim isimli ruhun evi
Lam : Musa isimli ruhun evi
Mim : Muhammed nebi

57/31 Lokman -2 : تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْحَكِيمِ

Tilke : Bunlar
ayatul : ayetleridir
kitabil : kitabın
hakim : bilge
Bunlar, bilge kitabın işaretleri/delilleridir.

57/31 Lokman -3 : هُدًى وَرَحْمَةً لِّلْمُحْسِنِينَ

Huden : Rehberi/klavuzudur
ve rahmeten : ve merhameti
lil muhsinin : iyilik severlerin
İyilikseverlerin rehberi ve merhametidir.

57/31 Lokman -4 : الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُم بِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ

Ellezine : kimseler
yukimunes : ikamet eden
salate : destek olan
ve yu’tunez : geliyorlar
zekate : zekata Zekata gelinme olayı var! Zekat, atomlar arasındaki enerji farkılılğını ortadan kaldıran dengeleme işleminin adı oluyor. Zekata gelen atomlar, kurdukları halka içinde fiziki temaz ile enerji aktarımını gerçekleştiriyorlar. Dolayısı ile zekat için bir ortama gelinmesi gerekiyor.
ve hum : ve onlar
bil ahırati : ahirette
hum yukinun : onlar emin olurlar

57/31 Lokman -5 : أُوْلَئِكَ عَلَى هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

Ulaike : bunlar
ala huden : klavuzluğuyla
min rabbihim : rabbinin
ve ulaike : bunlar
humul muflihun : başarılı olanlar
Başarılı olanlar rablerinin klavuzluğunu alanlardır.

57/31 Lokman -6 : وَمِنَ النَّاسِ مَن يَشْتَرِي لَهْوَ الْحَدِيثِ لِيُضِلَّ عَن سَبِيلِ اللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَيَتَّخِذَهَا هُزُوًا أُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُّهِينٌ

Ve minen nasi : Bu nas'lardan
men yeşteri : kim alırsa
lehvel hadisi : boş söz
li yudılle : yoldan çıkar
an sebilillahi : Allah yolundan
bi gayri ilmin : ilim olamdan
ve yettehızeha huzuva : onu alınca titreşirler
ulaike lehum : onlara
azabun muhin : aşağılayıcı azap

57/31 Lokman -7 : وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِ آيَاتُنَا وَلَّى مُسْتَكْبِرًا كَأَن لَّمْ يَسْمَعْهَا كَأَنَّ فِي أُذُنَيْهِ وَقْرًا فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ

Ve iza : eğer
tutla : takip ederlerse
aleyhi : onlar
ayatuna : ayetlerimizi
vella mustekbiran keen : sanki kibirli/gururlu
lem yesma’ha keen ne : sanki duymadı
fi uzuneyhi vakra : kulaklarında sağırlık vardı
fe beşşirhu : o uyardı/vaaz etti
bi azabin elim : korkunç bir işkenceyle

57/31 Lokman -8 : إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتُ النَّعِيمِ

İnnellezine amenu : gerçekten onlar güvendeler
ve amilus salihati : iyi işler yapıyorlar
lehum : onlar
cennatun : cennette -
naim : mutlu

57/31 Lokman -9 : خَالِدِينَ فِيهَا وَعْدَ اللَّهِ حَقًّا وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

Halidine : ölümsüzlük
fiha va’dallahi hakka : Allah'ın vaadi gerçektir
ve huvel : o
azizul : sevgili
hakim : bilge

57/31 Lokman -10 : خَلَقَ السَّمَاوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا وَأَلْقَى فِي الْأَرْضِ رَوَاسِيَ أَن تَمِيدَ بِكُمْ وَبَثَّ فِيهَا مِن كُلِّ دَابَّةٍ وَأَنزَلْنَا مِنَ السَّمَاء مَاء فَأَنبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ

Halakas semavati : gökleri yaptı
bi gayri amedin : bir sütun olmadan
teravneha : görüyor musun?
ve elka : ve attı
fil ardı : yerin içine
ravasiye : dağları
en temide : sabitledik
bikum : sizinle
ve besse : yaydık
fiha min kulli dabbet : Yerin içinde akan her şeyi
ve enzelna : ve indirdik
mines semai : gökten/gökteki
maen : suyu
fe enbetna : böylece biz büyüttük
fiha min kulli zevcin kerim : hepsinden hayırlı çiftler
Gökleri direksiz yaptığını görüyor musun? Ve yeri aşağı attı/uzattı. Yer'in içinde dağları sabitledi, yer'in içine akan her şeyi, gökteki suyu indirdik. Böylece büyüttük, hepsinden hayırlı çiftler.

(Göklerin yukarıda yerin aşağıda duruşu arasında bir direk olmadan sabit duruşu ve birbirinden kopmamasını anlatılyor. Koni şekilli göğün sivri ucuna "Yer" deniyor. Bu uç göğün devinimi arttığında tıpkı bir hortumun gökyüzünden yeryüzüne doğru uzanışı gibi uzanıyor ve sivri ucun etrafına göklerin içinden atılan su/enerji indirilerek onu bir dağı andıracak şekilde çevreliyor. Biz bu dağ için elektromanyetizma diyoruz, fizik bilim adamlarının tüm atom modellemelerinde proton ve elektron ayrık/birbirinden kopuk tahayyül edilmesine karşın kurandaki fizik bise yer ile gögün aynı varlık olduğunu söylüyor. ve başkaca vahiy anlatılarında gökle yerinbu tümleşik hali için "Gök ile yer bitişik idi onu biz uzattık!" demektedir. Sona içindeki sular kenarlara akıtılarak koruyucu manyetik alanın genişlediğini haber veriyor ve onun içinde sağlı sollu çiftler halinde yetiştirilen/filizlenen hayırlı varlıkları anlatıyor.)

57/31 Lokman -11 : هَذَا خَلْقُ اللَّهِ فَأَرُونِي مَاذَا خَلَقَ الَّذِينَ مِن دُونِهِ بَلِ الظَّالِمُونَ فِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ

Haza halkullahi : Allah nasıl yapıyor
fe eruni : bana göster
maza halakallezine : allah kimseleri yapıyor
min dunihi : onlar olmadan
bel iz-zalimune : ancak zalimler
fi dalalin : hata içindeler
mubin : gösterilen
Allah'ın nasıl halg ettiğini/yaptığını bana göster!
Allah kimseleri onlar/birşey/varlık olmadan yapıyor. Ancak zalimler, görünen bir hata içindeler.

57/31 Lokman -12 : وَلَقَدْ آتَيْنَا لُقْمَانَ الْحِكْمَةَ أَنِ اشْكُرْ لِلَّهِ وَمَن يَشْكُرْ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ اللَّهَ غَنِيٌّ حَمِيدٌ

Ve lekad ateyna : biz verdik/öğrettik
lukmanel hikmete : lokmana fizik bilgisini
enişkur lillah : o Allah şükrediyor
ve men yeşkur fe innema : Kim şükrediyor
yeşkuru li nefsihi : nefsiyle/kendisiyle teşekkür ederek
ve men kefere : inanmıyorlar
fe innellahe : allahın
ganiyyun hamid : zengin ve iyi olduğuna
Lokman'a biz verdik -fizik bedeni ve fizik bilgsinini kast ederek- hikmeti/fiziği, o bunun için Allah'a şükrediyor. İnanmayanlar/inanmıyorlar Allah'ın zengin ve övülen olduğuna.

57/31 Lokman -13 : وَإِذْ قَالَ لُقْمَانُ لِابْنِهِ وَهُوَ يَعِظُهُ يَا بُنَيَّ لَا تُشْرِكْ بِاللَّهِ إِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ

Ve iz kale lukmanu : Lokman dedi
libnihi : oğluna
ve huve yaızuhu : şeyle vaaz ediyor
ya buneyye : ey oğlum
la tuşrik billahi : Allahın çizgisinden çıkma
inneş şir ke : gerçekten de kötülük sendendir
le zulmun azim : adaletsizliğin büyüğü de

57/31 Lokman -14 : وَوَصَّيْنَا الْإِنسَانَ بِوَالِدَيْهِ حَمَلَتْهُ أُمُّهُ وَهْنًا عَلَى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ فِي عَامَيْنِ أَنِ اشْكُرْ لِي وَلِوَالِدَيْكَ إِلَيَّ الْمَصِيرُ

Ve vassaynal insane : Ve biz insanoğluyuz
bi valideyhi : evebeynylerimizle birlikte
hamelethu ummuhu : annesi hamile
vehnen ala : ona (onun üzerine hamile)-
vehnin ve fisaluhu : ve bunlar bebeği ayırdılar
fi ameyni : iki yılda/iki yıl içinde
en işkur li : bana teşekkür et
ve li valideyke : ve evebeylerin için
ileyyel masir : kaderi için
Biz insanoğluyuz, evebeynlerimizle birlikte (beraber anlamında değil) Annesi onu taşıyordu, bunlar bebeğini iki "gün" içinde ayırdılar. -Yeni atom ilk gün bir miktar küçülerek bir alt renge mesela kırmızı yeşile kayıyor. sonraki gün bir renk daha kaydığında yani yeşil maviye kaydığında mavi renk bu sırada görünür ışık tayfından çıkarak mor ötesi titreşimler yayıyor. Bu esnada elektronunu kaybetmiş oluyor- Bana evebeynlerin kaderi için teşekkür et.
(İns atomunun içindeki an/ruh ile birlikte insan meydana geliyor. Yani insan iki ana ögeden ibaret ve birde oğlu var. İns atomu içindeki enerji/su dışarı/aşağı indirildiğinde orada bir boşluk oluşuyor. Sonuçta ruh/zaman çizgisi de bir enerji olduğundan ötürü o boşluğa ruh yerleşiyor. Dişi özelliğiyle ins atomu anne oluyor ve içindeki ruh racul olarak baba statüsündedir. Meydana gelen İnsan -atomu- yer uzvunun etrafında gelişen oğul/insanoğlu oluyor ve onu annesi yani ins atomu taşıyor. Atomlar zamanla evriliyor, küçülüyor, içindeki racul ruh tükeniyor ve oğul anasına tutunamaz oluyor daha doğrusu anası oğlunu tutamaz oluyor ve ayrılıyor. Ayrılık oğlun helaki demek, baki kalan sadece ana oluyor. Sonrasında içindeki boşluğa başka bir racul yerleşebilir. )

57/31 Lokman -15 : وَإِن جَاهَدَاكَ عَلى أَن تُشْرِكَ بِي مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا وَصَاحِبْهُمَا فِي الدُّنْيَا مَعْرُوفًا وَاتَّبِعْ سَبِيلَ مَنْ أَنَابَ إِلَيَّ ثُمَّ إِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَأُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

Ve in cahedake : gerçi cehd edersen
ala en tuşrike : katılmak için
bi ma leyse : benimle değil
leke bihi ilmun : senin ilminle
fe la tutı’huma : onlara itaat etme
ve sahibhuma : iki mal sahibinin
fid dunya : aşağıda
ma’rufen vettebi’ sebile : bilinen yolu takip et
men enabe ileyye : bana dönüş için
summe ileyye merciukum : sonra kaynağa
fe unebbiukum : açıkladım, söyledim
bi ma kuntum : senle birlikte
ta’melun: yaptıkların
Katılmak için kendi ilminle mücadele et, onlara itaat etme. Aşağıda kalan bilinen yolu takip et. Bana ve sonra kaynağa dönüş için. Açıkladım, sen ve seninle birlikte yaptıkların.
(Proton yani gökler ve elektron yani Yer arasında bir yol var. Önceki vahiy anlatılarında bahsedilen görünmez yol/sütun/göklerin görünmelen direği ve Allah'ın ipi diye açıklandığı üzere bu yolu takip edersen Muhammed'e ve oradan da kaynağa/rabbe ulaşırsın, sen ve yaptıkların! diye açıkladık. Kişi/racul yani ruh, eşyanın aksine gerçek varlık bunlar. Madde/eşya ise varlık denizi içindeki boşluk/yokluklar oluyor. Kişinin amelleri sayesinde kazanımı madde/eşya değil aksine gerçek anlamda varlık olan ruh/enerji çizgileri oluyor. Vahiy anlatılarına dikkat ediniz, hep bu kelimeler geçmekte fakat günümüze kadar yapılmış tefsirlerde tefsirleri yapan müfessirler bu kelimeleri anlamsız bularak değiştirmiş güya anlamlı hale getirmişler.)

57/31 Lokman -16 : يَا بُنَيَّ إِنَّهَا إِن تَكُ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِّنْ خَرْدَلٍ فَتَكُن فِي صَخْرَةٍ أَوْ فِي السَّمَاوَاتِ أَوْ فِي الْأَرْضِ يَأْتِ بِهَا اللَّهُ إِنَّ اللَّهَ لَطِيفٌ خَبِيرٌ

Ya buneyye: Ey oğlum
inneha in teku miskale habbetin min hardalin fe tekun: o hardal bir tanesinden ağırlık olsa
fi sahratin : kayada
ev fis semavati : veya göklerin içinde -olsa-
ev fil ardı : veya yer'in içinde -olsa-
ye’ti bihallahu : Allahtan gelmektedir
innellahe latifun habir: gerçekten Allah latif ve uzmandır

57/31 Lokman -17 : يَا بُنَيَّ أَقِمِ الصَّلَاةَ وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنكَرِ وَاصْبِرْ عَلَى مَا أَصَابَكَ إِنَّ ذَلِكَ مِنْ عَزْمِ الْأُمُورِ

Ya buneyye ekımıs salate: Ey oğlum, desteği kur
Oldukça açık anlışılıyor; Salat, kurulan eylemdir ve konu şekilli ins atomunun ekseninde ruhun, bir direk gibi duruşuyla çadırı kurmasına benzer bir iştir.
ve’mur bil ma’rufi : ve bilinen şekilde tamamla
venhe anil munkeri vasbir : ve kötülüğe sabret
ala ma esabeke inne zalike : senin üzerine bu vurulan
min azmil umur: azim -gerektiren- işlerdendir

57/31 Lokman -18 : وَلَا تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلَا تَمْشِ فِي الْأَرْضِ مَرَحًا إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ

Ve la tusa’ir : ?
haddeke lin nasi : senin yüzün, insanlar için
ve la temşi fil ardı merahan : Yerin içinde yürümeyin eğlence için
innallahe la yuhıbbu : Allah sevmez
kulle muhtalin fehur: mağrur ve gururlu olanları

57/31 Lokman -19 : وَاقْصِدْ فِي مَشْيِكَ وَاغْضُضْ مِن صَوْتِكَ إِنَّ أَنكَرَ الْأَصْوَاتِ لَصَوْتُ الْحَمِيرِ

Vaksid : amaç/kast
fi meşyike : yürüyüşünde kızgınlık
vagdud min savtike: sesinde kızgınlık
inne enkeral asvati : kuşkusuz inkar edenin sesi
le savtul hamir: kulağa eşek sesi -gelir-

57/31 Lokman -20 : أَلَمْ تَرَوْا أَنَّ اللَّهَ سَخَّرَ لَكُم مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَأَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةً وَمِنَ النَّاسِ مَن يُجَادِلُ فِي اللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُّنِيرٍ

E lem terav : görmüyormusun
ennallahe sahhara lekum : Allah size tabi kıldı
ma fis semavati ve ma fil ardı : göklerin ve yerin içinde ne varsa
ve esbega aleykum niamehu zahiraten : size bahşetti dışarıdaki nimetleri
ve batıneten : ve içerideki -nimetleri- Ruh, atomun içinde yaşanken onun etrafındaki melekler ve atoma ait diğer fonksiyonlar ve atomun içindeki diğer nimetler ona hizmet etmekte ve onu nimetlendirmektedir.
ve minen nasi men yucadilu fillahi bi gayri ilmin : ve insanlardan bazı bilgisi olmayan kişiler Allah'la tartışma içindedirler
ve la huden ve la kitabin munir: rehberleri yoktur ve kitap ışığı Kitabın ışığı: Atomun elektromanyetizması, onun ışığını temin ediyor. İnkarcıların ve firavunların elektronu olmadığı için ışıkları yoktur.

57/31 Lokman -21 : وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَا أَنزَلَ اللَّهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ آبَاءنَا أَوَلَوْ كَانَ الشَّيْطَانُ يَدْعُوهُمْ إِلَى عَذَابِ السَّعِيرِ

Ve iza kile lehu : eğer onlara denilseydi ki
muttebiu : takip edin
ma enzelallahu : Allah'ın indirdiğini
kalu bel nettebiu : biz takip ediyoruz
ma vecedna aleyhi abaena: babalarımızı bulduğumuz
e ve lev kaneş şeytanu yed’uhum ila azabis sair: Şeytan onları ateş azabı için çağırıyor olsa bile mi?

57/31 Lokman -22 : وَمَن يُسْلِمْ وَجْهَهُ إِلَى اللَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى وَإِلَى اللَّهِ عَاقِبَةُ الْأُمُورِ

Ve men yuslim : kim teslim olup
vechehu ilallahi : yüzünü Allah'a dönerse
ve huve muhsinun : ve işini güzel yaparsa
fe kadistemseke bil urvetil vuska: güçlü şekilde tutunmuştur
ve ilallahi akibetul umur: işlerin sonu Allah'a varır