Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
---

57- Lokman (31)

1 : الم

Elif Lam Mim
İbrahim'İn evi, Musa'ın evi ve Muhammed

2 : تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْحَكِيمِ

Tilke : Bunlar - ayatul : ayetleridir - kitabil : kitabın - hakim : bilge -
Bunlar, bilge kitabın işaretleri/delilleridir.

3 : هُدًى وَرَحْمَةً لِّلْمُحْسِنِينَ

Huden : Rehberi/klavuzudur ve rahmeten : ve merhameti - lil muhsinin : iyilik severlerin -
İyilikseverlerin rehberi ve merhametidir.

4 : الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُم بِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ

Ellezine : kimseler - yukimunes : ikamet eden - salate : destek olan - ve yu’tunez : - zekate : zekatı- ve hum : ve onlar - bil ahırati : ahirette - hum yukinun : onlar ? -
İkamet ederken destek olanlar, zekatını getirenler ahirette 'yukinun'

5 : أُوْلَئِكَ عَلَى هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

Ulaike : bunlar - ala huden : klavuzluğuyla - min rabbihim : rabbinin - ve ulaike : bunlar - humul muflihun : başarılı olanlar -
Başarılı olanlar rablerinin klavuzluğunu alanlardır.

6 : وَمِنَ النَّاسِ مَن يَشْتَرِي لَهْوَ الْحَدِيثِ لِيُضِلَّ عَن سَبِيلِ اللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَيَتَّخِذَهَا هُزُوًا أُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُّهِينٌ

Ve minen nasi : Bu nas'lardan - men yeşteri : kim alırsa - lehvel hadisi : boş söz - li yudılle : yoldan çıkar - an sebilillahi : Allah yolundan - bi gayri ilmin : ilim olamdan - ve yettehızeha huzuva : onu alınca titreşirler - ulaike lehum : onlara- azabun muhin : aşağılayıcı azap -
Naslardan boş söz alanlar yoldan çıkarlar. İlim yokken alır da titreşir Allah'ın yolundan çıkarlar. onları aşağılayan azap var.

7 : وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِ آيَاتُنَا وَلَّى مُسْتَكْبِرًا كَأَن لَّمْ يَسْمَعْهَا كَأَنَّ فِي أُذُنَيْهِ وَقْرًا فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ

Ve iza : eğer - tutla : takip ederlerse - aleyhi : onlar - ayatuna : ayetlerimizi - vella mustekbiran keen : sanki kibirli/gururlu - lem yesma’ha keen ne : sanki duymadı - fi uzuneyhi vakra : kulaklarında sağırlık vardı - fe beşşirhu : o uyardı/vaaz etti - bi azabin elim : korkunç bir işkenceyle -
---

8 : إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتُ النَّعِيمِ

İnnellezine amenu : gerçekten onlar güvendeler- ve amilus salihati : iyi işler yapıyorlar - lehum : onlar - : cennette - : mutlu -
---

9 : خَالِدِينَ فِيهَا وَعْدَ اللَّهِ حَقًّا وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

Halidine : ölümsüzlük- fiha va’dallahi hakka : Allah'ın vaadi gerçektir - ve huvel : o - azizul : sevgili - hakim : bilge -
---

10 : خَلَقَ السَّمَاوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا وَأَلْقَى فِي الْأَرْضِ رَوَاسِيَ أَن تَمِيدَ بِكُمْ وَبَثَّ فِيهَا مِن كُلِّ دَابَّةٍ وَأَنزَلْنَا مِنَ السَّمَاء مَاء فَأَنبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ

Halakas semavati : gökleri yaptı - bi gayri amedin : bir sütun olmadan - teravneha : görüyor musun? - ve elka : ve attı - fil ardı : yerin içine - ravasiye : dağları - en temide : sabitledik - bikum : sizinle - ve besse : yaydık - fiha min kulli dabbet : Yerin içinde akan her şeyi - ve enzelna : ve indirdik - mines semai : gökten/gökteki - maen : suyu - fe enbetna : böylece biz büyüttük - fiha min kulli zevcin kerim : hepsinden hayırlı çiftler -
Gökleri direksiz yaptığını görüyor musun? Ve yeri aşağı attı/uzattı. Yer'in içinde dağları sabitledi, yer'in içine akan her şeyi, gökteki suyu indirdik. Böylece büyüttük, hepsinden hayırlı çiftler. (Göklerin yukarıda yerin aşağıda duruşu arasında bir direk olmadan sabit duruşu ve birbirinden kopmamasını anlatılyor. Koni şekilli göğün sivri ucuna "Yer" deniyor. Bu uç göğün devinimi arttığında tıpkı bir hortumun gökyüzünden yeryüzüne doğru uzanışı gibi uzanıyor ve sivri ucun etrafına göklerin içinden atılan su/enerji indirilerek onu bir dağı andıracak şekilde çevreliyor. Biz bu dağ için elektromanyetizma diyoruz, fizik bilim adamlarının tüm atom modellemelerinde proton ve elektron ayrık/birbirinden kopuk tahayyül edilmesine karşın kurandaki fizik bise yer ile gögün aynı varlık olduğunu söylüyor. ve başkaca vahiy anlatılarında gökle yerinbu tümleşik hali için "Gök ile yer bitişik idi onu biz uzattık!" demektedir. Sona yer içindeki sular, kenarlara uzanacak şekilde akıtılarak manyetik alanın genişlediğini haber veriyor ve onun içinde sağlı sollu çiftler halinde yetiştirilen/filizlenen hayırlı varlıkları anlatıyor.)

11 : هَذَا خَلْقُ اللَّهِ فَأَرُونِي مَاذَا خَلَقَ الَّذِينَ مِن دُونِهِ بَلِ الظَّالِمُونَ فِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ

Haza halkullahi : Allah nasıl yapıyor - fe eruni : bana göster - maza halakallezine : allah kimseleri yapıyor - min dunihi : onlar olmadan - bel iz-zalimune : ancak zalimler - fi dalalin : hata içindeler - mubin : gösterilen -
Allah'ın nasıl halg ettiğini/yaptığını bana göster! Allah kimseleri onlar/birşey/varlık olmadan yapıyor. Ancak zalimler, görünen bir hata içindeler.

12 : وَلَقَدْ آتَيْنَا لُقْمَانَ الْحِكْمَةَ أَنِ اشْكُرْ لِلَّهِ وَمَن يَشْكُرْ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ اللَّهَ غَنِيٌّ حَمِيدٌ

Ve lekad ateyna : biz verdik/öğrettik - lukmanel hikmete : lokmana fizik bilgisini - enişkur lillah : o Allah şükrediyor - ve men yeşkur fe innema : Kim şükrediyor - yeşkuru li nefsihi : nefsiyle/kendisiyle teşekkür ederek - ve men kefere : inanmıyorlar- fe innellahe : allahın - ganiyyun hamid : zengin ve iyi olduğuna -
Lokman'a biz verdik -fizik bedeni ve fizik bilgsinini kast ederek- hikmeti/fiziği, o bunun için Allah'a şükrediyor. İnanmayanlar/inanmıyorlar Allah'ın zengin ve övülen olduğuna.

13 : وَإِذْ قَالَ لُقْمَانُ لِابْنِهِ وَهُوَ يَعِظُهُ يَا بُنَيَّ لَا تُشْرِكْ بِاللَّهِ إِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ

Ve iz kale lukmanu : Lokman dedi - libnihi : oğluna - ve huve yaızuhu : şeyle vaaz ediyor - ya buneyye : ey oğlum - la tuşrik billahi : Allahın çizgisinden çıkma - inneş şir ke : gerçekten de kötülük sendendir - le zulmun azim : adaletsizliğin büyüğü de-
---

14 : وَوَصَّيْنَا الْإِنسَانَ بِوَالِدَيْهِ حَمَلَتْهُ أُمُّهُ وَهْنًا عَلَى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ فِي عَامَيْنِ أَنِ اشْكُرْ لِي وَلِوَالِدَيْكَ إِلَيَّ الْمَصِيرُ

Ve vassaynal insane : Ve biz insanoğluyuz - bi valideyhi : evebeynylerimizle birlikte - hamelethu ummuhu : annesi hamile - vehnen ala : ona (onun üzerine hamile)- - vehnin ve fisaluhu : ve bunlar bebeği ayırdılar - fi ameyni : iki yılda/iki yıl içinde - en işkur li : bana teşekkür et - ve li valideyke : ve evebeylerin için - ileyyel masir : kaderi için -
Biz insanoğluyuz, evebeynlerimizle birlikte (beraber anlamında değil) Annesi onu taşıyordu, bunlar bebeğini iki "gün" içinde ayırdılar. -Yeni atom ilk gün bir miktar küçülerek bir alt renge mesela kırmızı yeşile kayıyor. sonraki gün bir renk daha kaydığında yani yeşil maviye kaydığında mavi renk bu sırada görünür ışık tayfından çıkarak mor ötesi titreşimler yayıyor. Bu esnada elektronunu kaybetmiş oluyor- Bana evebeynlerin kaderi için teşekkür et.
(İns atomunun içindeki an/ruh ile birlikte insan meydana geliyor. Yani insan iki ana ögeden ibaret ve birde oğlu var. İns atomu içindeki enerji/su dışarı/aşağı indirildiğinde orada bir boşluk oluşuyor. Sonuçta ruh/zaman çizgisi de bir enerji olduğundan ötürü o boşluğa ruh yerleşiyor. Dişi özelliğiyle ins atomu anne oluyor ve içindeki ruh racul olarak baba statüsündedir. Meydana gelen İnsan -atomu- yer uzvunun etrafında gelişen oğul/insanoğlu oluyor ve onu annesi yani ins atomu taşıyor. Atomlar zamanla evriliyor, küçülüyor, içindeki racul ruh tükeniyor ve oğul anasına tutunamaz oluyor daha doğrusu anası oğlunu tutamaz oluyor ve ayrılıyor. Ayrılık oğlun helaki demek, baki kalan sadece ana oluyor. Sonrasında içindeki boşluğa başka bir racul yerleşebilir. )

15 : وَإِن جَاهَدَاكَ عَلى أَن تُشْرِكَ بِي مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا وَصَاحِبْهُمَا فِي الدُّنْيَا مَعْرُوفًا وَاتَّبِعْ سَبِيلَ مَنْ أَنَابَ إِلَيَّ ثُمَّ إِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَأُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

Ve in cahedake : gerçi cehd edersen - ala en tuşrike : katılmak için - bi ma leyse : benimle değil - leke bihi ilmun : senin ilminle - fe la tutı’huma : onlara itaat etme - ve sahibhuma : iki mal sahibinin - fid dunya : aşağıda - ma’rufen vettebi’ sebile : bilinen yolu takip et - men enabe ileyye : bana dönüş için - summe ileyye merciukum : sonra kaynağa - fe unebbiukum : açıkladım, söyledim - bi ma kuntum : senle birlikte - ta’melun: yaptıkların -
Katılmak için kendi ilminle mücadele et, onlara itaat etme. Aşağıda kalan bilinen yolu takip et. Bana ve sonra kaynağa dönüş için. Açıkladım, sen ve seninle birlikte yaptıkların.
(Proton yani gökler ve elektron yani Yer arasında bir yol var. Önceki vahiy anlatılarında bahsedilen görünmez yol/sütun/göklerin görünmelen direği ve Allah'ın ipi diye açıklandığı üzere bu yolu takip edersen Muhammed'e ve oradan da kaynağa/rabbe ulaşırsın, sen ve yaptıkların! diye açıkladık. Kişi/racul yani ruh, eşyanın aksine gerçek varlık bunlar. Madde/eşya ise varlık denizi içindeki boşluk/yokluklar oluyor. Kişinin amelleri sayesinde kazanımı madde/eşya değil aksine gerçek anlamda varlık olan ruh/enerji çizgileri oluyor. Vahiy anlatılarına dikkat ediniz, hep bu kelimeler geçmekte fakat günümüze kadar yapılmış tefsirlerde tefsirleri yapan müfessirler bu kelimeleri anlamsız bularak değiştirmiş güya anlamlı hale getirmişler.)