Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
---

58- Sebe (34)

1 : الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَلَهُ الْحَمْدُ فِي الْآخِرَةِ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْخَبِيرُ

El hamdu : Övgüler - lillahillezi : allah olsun - lehu : onundur - ma fis semavati ve ma fil ardı : gökler ve yerin içindekiler - ve lehul hamdu fil ahirati : ve ahiret içindeki övgüler de - ve huvel hakimul habir : ve o bilgedir uzmandır -
Övgüler Allah olsun! Gökler ve yerin içindekiler onundur ve ahiretteki övgüler de onadır. O bilgedir, uzmandır.
(İfadelere dikkat edin, mevcut tefsirlerde "Göklerde ve yerde olanlar onundur!" şeklinde yapılıyor, gerçekte göklerin ve yer'in içinde olmalıdır. Proton ve elektronun içinde olan ve gayb dediğimiz şeyleri anlatıyor. Bu bilgilere bizim erişme imkanımız yoktur. Teorik modeller tarih boyunca yanlışlanıp yeni modeller ileri sürülmektedir. Günümüz kuantum modellemelerinde bile atoma ait aynı anda zıt davranışlar açıklanamamakta yine absürt sayılacak Q bit kuramı, schrödinger'inkedisi gibi kuramlar üretilmektedir, )

2 : يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِي الْأَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنزِلُ مِنَ السَّمَاء وَمَا يَعْرُجُ فِيهَا وَهُوَ الرَّحِيمُ الْغَفُورُ

Ya’lemu : biliyor - ma yelicu : ne olduğunu - fil ardı : Yerin içinde (yer yüzü veya yer altı anlamında değil) - ve ma yahrucu minha : ve ondan dışarı çıkanı (ondan biteni anlamında değil) - ve ma yenzilu mines semai : ve göklerden inenleri - ve ma ya’rucu fiha : içinde neyin yükseldiğini - ve huver rahimul gafur : o merhamet eden ve bağışlayan -
Yer'in içinde ne olduğunu, ondan dışarı çıkanı, göklerden ineni, içinde neyin yükseldiğini biliyor. O merhamet eden ve bağışlayandır.

3 : وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لَا تَأْتِينَا السَّاعَةُ قُلْ بَلَى وَرَبِّي لَتَأْتِيَنَّكُمْ عَالِمِ الْغَيْبِ لَا يَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ فِي السَّمَاوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ وَلَا أَصْغَرُ مِن ذَلِكَ وَلَا أَكْبَرُ إِلَّا فِي كِتَابٍ مُّبِينٍ

Ve kalellezine keferu : inkar edenler dediler ki - la te’tinas saatu : o zaman gelmez - kul bela : evet de - ve rabbi le te’tiyennekum : rabbin için geri gel - alimil gaybi : ilmin yokluğu - la ya’zubu anhu : onu yalnız bırakmaz - miskalu zerretin : zerre ağırlığında - fis semavati ve la fil ardı : göklerin içinde ve yerin içinde olmasın ki - ve la asgaru min zalike : ve bundan daha küçük olmasın - ve la ekberu illa : ve daha büyük olmasın - fi kitabin mubin : gösterilen kitabın içinde -
---

4 : لِيَجْزِيَ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أُوْلَئِكَ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ

Li yecziyellezine amenu : Güvende olanlar ödüllendirilir - ve amilus salihati : ve iyi iş yapanlar - ulaike lehum magfiratun : onlar affedilir- ve rızkun kerim : ve geçimleri cömertlikle sağlanır -
---

5 : وَالَّذِينَ سَعَوْا فِي آيَاتِنَا مُعَاجِزِينَ أُوْلَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مِّن رِّجْزٍ أَلِيمٌ

Vellezine seav : Kİmler aranırsa - fi ayatina : ayetlerimizin içinde - muacizine : iki sayaç vardır - ulaike lehum azabun : onların üzerlerine azap- min riczin elim : korkunç acı veren -
---

6 : وَيَرَى الَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ الَّذِي أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ هُوَ الْحَقَّ وَيَهْدِي إِلَى صِرَاطِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ

Ve yerallezine : kim görebilir - utul ılm : bilgiye sahip olabilir - ellezi unzile ileyke min rabbike : bunlar ancak rabbiniz tarafından size bildirilir- huvel hakka : o haktır - ve yehdi : yönlendirendir/ rehberlik edendir - ila sıratıl : yolu için - azizil hamid : sevgili ve iyi -
Kim görebilir, bilebilir? Bunlar ancak rabbiniz tarafından size bildirilir. O sağda yol gösterici, yönlendiricidir.
(İnsan -atomu- kördür, bilgisizdir, tecrübesizdir, Barındığı ins atomunun içinde bir başına, yalnızdır. Kendi hakkında, nasıl var olduğu, neye benzediği, nerede yaşadığı, neyle beslendiği, etrafında olanları bilemez. Sadece işiterek edinebileceği bilgi bir bilardo topunun yan bantlara çarpmasından çıkaracağı kadardır.
Bir çocuğun yetişkin insan bedeniyle Atenanın Zeus'un -Jüpiter'in- kafasından çıktığı gibi dünyaya geldiğini varsayalım. Bu adam tam bir budala olur, hareketsiz bir heykel gibi dururdu. Gözleri olmasına karşın göremez, duyduğu sesleri anlamaz, görebilse bile kimseyi tanımazdı. Tüm duyumları sadece tek bir "Ben düşüncesi, var olma duyusu" olurdu. Ayakları üzerinde duramaz ve yürüyemezdi. Dengeyi öğrenmesi için çok zaman gerekir, bu süre boyunca yerlerde köpek yavrusu gibi sürünürdü. Gereksinimlerini asla bilemezdi, yiyecek uzatılsa beyni ile kasları arasında iletişimi kuramaz ve kol ve bacaklarına komut veremezdi. İşte "İnsan atomları" ilk yaratılışlarında bir yetişkin bedenine sahiplerken giderek küçülmekteler. Onlar akıl sahibi olmalarına rağmen bilgisiz, beceriksiz, hantaldırlar. Sahip oldukları yegane bilgi var olma hissiyatının eşsiz hazzıdır. Bu vahiy anlatısı, insanın bilgi ile donatılmasını beşerlere telkin etmektedir. )

7 : وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا هَلْ نَدُلُّكُمْ عَلَى رَجُلٍ يُنَبِّئُكُمْ إِذَا مُزِّقْتُمْ كُلَّ مُمَزَّقٍ إِنَّكُمْ لَفِي خَلْقٍ جَدِيدٍ

Ve kalellezine keferu : kafirler dedi - hel nedullukum : bunu açıklayın - ala raculin : adamların üzerinde - yunebbiukum : var olanlar - iza muzzıktum : eğer üzerimizdeki yırtılırsa - kulle mumezzekın : yırtılmış olanların - innekum le fi halkın cedid : gerçekten sen neyin içinde yeniden yapılacaksın -
Kafirler, Adamların üzerindeki giysi/örtüler yırtılırsa giysileri yırtılmış olan adamlar neyin içinde yeniden yapılacaklarını açıklayın dediler.
(Bu vahiy anlatısında öldükten sonra vücudunuz çürüdüğü zaman diye bir ifade yoktur. Çünkü atomların giysisi Müddessir ve Müzzemmil pasajlarında anlatılan ins atomlarıdır. Onlar içindeki ruhu koruyarak müstakil hayatlar sürecekleri ortamı sağlamaktalar. Eğer bu giysi yırtılırsa tekrar nasıl ve nerede oluşturulacaklarını soruyorlar.)

8 : أَفْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا أَم بِهِ جِنَّةٌ بَلِ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ فِي الْعَذَابِ وَالضَّلَالِ الْبَعِيدِ

Eftera : döndü - alallahi : Allah'a - keziben : yalan - em : veya - bihi : tarafından - cinnetun : cenneti - belillezine : ancak kimin - la yu’minune : inanmıyanlar - bil ahirati : ahiret - fil azabi : içindeki azaba - ved dalalil : yanlış yol - baid : uzak -
---

9 : أَفَلَمْ يَرَوْا إِلَى مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُم مِّنَ السَّمَاء وَالْأَرْضِ إِن نَّشَأْ نَخْسِفْ بِهِمُ الْأَرْضَ أَوْ نُسْقِطْ عَلَيْهِمْ كِسَفًا مِّنَ السَّمَاء إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً لِّكُلِّ عَبْدٍ مُّنِيبٍ

v E fe lem yerav : görmediler mi - ila ma beyne eydihim : elleri arasındaki - ve ma halfehum : ve arkalarındaki - mines semai vel ardı : gökten ve yerden - in neşe’ : ortaya çıkarsa - nahsif : ? - bihimul arda : onlara ait yer'de - ev nuskıt aleyhim : veya onları düşürürüz - kisefen mines semai : göklerin parlaklığını - inne fi zalike : onu içinde - le ayeten : ayet için- li kulli abdin munib : tüm tövbekar köleler -
---

10 : وَلَقَدْ آتَيْنَا دَاوُودَ مِنَّا فَضْلًا يَا جِبَالُ أَوِّبِي مَعَهُ وَالطَّيْرَ وَأَلَنَّا لَهُ الْحَدِيدَ

Ve lekad ateyna davude : davuda verdik - minna fadla : bizden - ya cibalu : o dağları - evvibi meahu : ona itaat eden - vet tayra : kuş - ve elenna : ve biz - lehul hadid : onun demirini-
Biz,dağları , kuşları ve demiri davuda itaat edin diye verdik.
(Dağ, bilim dünyasının elektron adını verdiği manyetizmaoluyor. Demir, valans bandında iki elektron bulunan bir element oluyor. Dağların boyun eğmesiyle miknatıslanma oluşurken bu özellik elektromanyetik endüksiyor mekanizmasını çalıştırıyor.)