Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
---

61- Fussilet (41)

1 : حم

Ha Mim
Musa, Muhammed
(Rumuzların hemen ardındaki cümlelere dikkat ettiğimizde onların en belirgin özelliğini görüyoruz. Anılan şey ne ise o isim anılır. Sonraki cümleye baktığımızda Ta ve Mim için Rahmandan ve Rahim olandan indirildiğinin beyan eder. Yani bunlar ne bir ayet ne bir kitap değillerdir. )

2 : تَنزِيلٌ مِّنَ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Tenzilun : indirildi - miner : ...den - rahmanir : rahman/merhamet - rahim : şrahim/efkat -
Rahman ve rahimden indirilmiştir.

3 : كِتَابٌ فُصِّلَتْ آيَاتُهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لِّقَوْمٍ يَعْلَمُونَ

Kitabun : kitabın - fussilet : ayrılmış - ayatuhu : ayetleri - kur’anen : kuranın - arabiyyen : arabi - li kavmin : kavumleri için - ya’lemun : bilmeleri -
(bunlar) kitabın ayrılmış ayetleridir, arabi kur'an'ın halklarının bilmeleri için.
(Kİtap, manyetizma içindeki ins atomuyla oluşmuş yapının adı idi. Atom etrafındaki manyetizma, atomun varlığına göre ters özellik taşıyor, bu tıpkı fotoğraf negatifini andıran tersine bir görüntü veriyor. Bu yüzden kur'an'ın arabi olduğu bildiriliyor. Bunu, vahiy anlatılarıyla dolu mushafın arapça dili ile yazılmış olmasıyla ilgisi yoktur. Atomlar gözükmeyen olgular iken kur'an tamamen ışıltı saçmaktadır.)

4 : بَشِيرًا وَنَذِيرًا فَأَعْرَضَ أَكْثَرُهُمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ

Beşiran : birleştirici - ve nezira : uyarıcı - fe a’rada : görüntüleyen - ekseruhum: bunların çoğu - fehum la yesmeun : bunları duymazlar -
(Beşer, göz sayesinde parçalara bölünen resim bilgisini birleştirme işine verilen addır. Beşer, önceki pasajlarda anlatılan insan demetinin maharetini anlatan kelimedir. Göz tarafından parçalara ayrılmış resim bilgilerini ancak ve ancak "İnsan demeti" birleştirerek yorumlayabilir. İlgili resim bilgisinin her bir parçası, bir atomun göğsünün uyarılmasıyla okunuyor . Çünkü görme, çoklu duyma işidir ve bu işle görevli atomların elektronu değil protonu iş görmekte ve sadec vahiy almaktadırlar. Vahiy, görüntü bilgisidir. Vahiyle görevli atomlar duymazlar.)

5 : وَقَالُوا قُلُوبُنَا فِي أَكِنَّةٍ مِّمَّا تَدْعُونَا إِلَيْهِ وَفِي آذَانِنَا وَقْرٌ وَمِن بَيْنِنَا وَبَيْنِكَ حِجَابٌ فَاعْمَلْ إِنَّنَا عَامِلُونَ

Ve kalu kulubuna : dediler kalplerimiz - fi ekinnetin : içinde bir yerde - mimma ted’una ileyhi : bizi hangisi çağırıyor - ve fi azanina : ve kulaklarımızın içine - vakrun : soğukluk/yokluk - ve min beynina : ve aramızda - ve beynike : ve senin aranda - : engelleyen/perdeleyen/diyafram - fa’mel innena : yapan bizmiyiz - amilun : içerdekileri -
Kalplerimiz içindeki güneş/ilahlardan hangisi bizi çağırıyor? Kulaklarımızın içindeki enerjiyi soğuruyor? Aramızda ve seninle aranda (bu çekimi/çağrıyı engelleyen) içimizdeki diyaframı yapan bizmiyiz? dediler.
(Proton içindeki kuarklar yani göklerin her birinin içinde gelişen çekim güçü, konu tabanı yani kulaklarda bir çağrı/soğukluk/enerji soğrulmasına sebep oluyor. Bir arada duran kuarkların çekim güçlerini birbirinden ayıran bir diyafram işi gören şeyi kim yaptı diye sordular.)

6 : قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُوحَى إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَاسْتَقِيمُوا إِلَيْهِ وَاسْتَغْفِرُوهُ وَوَيْلٌ لِّلْمُشْرِكِينَ

Kul innema ene beşerun : de ki ben beşerim! - mislukum b>: hepiniz gibi - yuha : vahiy aldım/alırım - ileyye ennema ilahukum : nemalandığımız nimet ilahlarımızdır - ilahun vahidun : ilah ise tektir/bir tanedir - festekimu ileyhi : ona doğruldular - vestagfiruhu : affedilediler - ve veylun lil muşrikin : vay müşriklerin haline -
Deki ben hepiniz gibi vahiy alan beşerim! Nemalandığımız ilahlarımızdır, İlah ise tektir. Ayağa kalkar, ona doğruluruz.
(Vahiy almak: Göklerin/proton gövdesinin, enerji konileriyle/fotonlarla uyarılması işine deniyor, ve yalnızca göz konileri bu vahiyleri alabiliyor. Atomların işitme fonksiyonu, elektron yani Yer aracılığıyla çalışıyordu; Vahiy alımında ise proton çalışıyor. Vahiy alan atomların işitme fonksiyonu çalışmıyor ve vahiy anlatısı da bu yüzden önceki vahiy anlatısı cümlede "Onlar işitmezler!" deniyordu.
Her kuarkın ve her protonun baş tarafında yüksek çekim gücüne sahip ayrı birer "Hiçlik" var. Hiçlik, sayısı arttırılamayan gerçekliktir, ona varlık denemeyeceği için tektir. Bu yüzden "Sizin ilahınız tektir!" denmettedir. Sizin ilahınız benim denilmemesinin sebebi de budur; Hiçliğin çekim gücünü devralan Rab, artık kendisinden mada herşeyin enerji kayrağıdır. Diğer anlamıyla Rab, atomların ilahlarının da rabbidir. )

7 : الَّذِينَ لَا يُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُم بِالْآخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ

Ellezine la yu’tunez zekate : kimler zekata gelmezlerse - ve hum bil ahirati hum kafirun : bunlar ahiretin kafirleridir -
Zekata gelmeyenler, ahiretin kafirleridirler!
(Zekat, bir atomun fazla elektriksel yükünü diğer atomlarla paylaşarak onlarla denk olması durumudur. Yalnızca element içinde u dengeleme gereklidir. Miktarı, toplamın iştirakçi sayısına bölünmesi kadardır.)

8 : إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ

İnnellezine amenu : gerçekten de güvende olanlar - ve amilus salihati : salih amel işleyenlerdir - lehum ecrun : onların ecri/ücreti - gayru memnun : memnun kalmalarıdır -
Element içinde güvende olanların ücreti, memnun kalacakları ortamı kullanmalarıdır.

9 : قُلْ أَئِنَّكُمْ لَتَكْفُرُونَ بِالَّذِي خَلَقَ الْأَرْضَ فِي يَوْمَيْنِ وَتَجْعَلُونَ لَهُ أَندَادًا ذَلِكَ رَبُّ الْعَالَمِينَ

Kul e innekum le tekfurune : de ki gerçekten inkar mı ediyorsunuz - billezi halakal arda : yer'i yaptığını - fi yevmeyni : iki günde - ve tec’alune lehu : ve sen onu yapacaksın - endada : rakipler - zalike : sonra onu - rabbul alemin : iki dünyanın rabbi -
De ki: “Gerçekten , Yer'i iki günde yapanı inkar mı ediyorsunuz? Ve rakip yapacaksın onu, sonra iki dünyanın rabbi.

10 : وَجَعَلَ فِيهَا رَوَاسِيَ مِن فَوْقِهَا وَبَارَكَ فِيهَا وَقَدَّرَ فِيهَا أَقْوَاتَهَا فِي أَرْبَعَةِ أَيَّامٍ سَوَاء لِّلسَّائِلِينَ

Ve ceale : ve yaptık - fiha ravasiye : dağların içinde - min fevkıha : üstünden - ve barake fiha : mübarek kıldık - ve kaddera : miktarını mümkün olduğunca - fiha akvateha : geçim kaynağı için - fi erbeati eyyam : dört gün içinde - sevaen lis sailin : her ikisini eşit -
Dağların içinde yaptık, üstünüzde mübarek kıldık, miktarını mümkün olduğu kadar ayarladık, dört günde içinde, her ikisini de eşit/dengeli.