Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
--

62- Şura (42)

1 : حم

Ha Mim
Musa ve Muhammed
(İbrahim ve Musa isimli racul ruhların rumuzları. İbrahimin ruhunun birlikte anılmayışının sebebi , Elif rumuzlu ins atomunun içine artık Muhammed'in yerleşmesinden ötürüdür.)

2 : عسق

Ayn - Sin - Kaf
Proton (Gökler) - Gündüz gök'ü - Elektron (Elektron)

3 : كَذَلِكَ يُوحِي إِلَيْكَ وَإِلَى الَّذِينَ مِن قَبْلِكَ اللَّهُ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

Kezalike : böyle - yuhi : vahiy kayrağı - ileyke : senin için - ve ilallezine : kimselere - min kablike-l: senin yanında olanlar - e-lahul azizul hakim : Allah sevgili ve bilgili -
Aziz ve Hakim olan Allah, sana ve senin yanında olanlara böyle vahyeder.

4 : لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ

Lehu ma fis semavati ve ma fil ard : göklerde ve yerdekiler onundur - ve huvel aliyyul azim : O yüce ve büyük -
Göklerde ve yerdekiler o’nundur.
(Gökler ve yer, proton ve elektron olduğundan ötürü onların içinde bulunan şeyler vardır. İşte bunların sahipliğini vurgulanıyor. Günümüze kadar bu cümlenin ayrıntısı hep es geçilmiş, anlamı hafife alınmıştır. Göklerde olanın ne olduğu ve Yer'de olanlar ifadesinin de ise yer altı ve yer üstü diye tefsir edilmesi binlerce yıllık kayıp olarak önümüzde duruyor.)

5 : تَكَادُ السَّمَاوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِن فَوْقِهِنَّ وَالْمَلَائِكَةُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِمَن فِي الْأَرْضِ أَلَا إِنَّ اللَّهَ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ

Tekadus : neredeyse - semavatu yetefattarne : gökler çatladı - min fevkıhinne : üstlerindeki - vel melaiketu yusebbihune : ve melekler yüzüyorlardı - bi hamdi rabbihim : rablerine övgüyle - ve yestagfirune : af diliyordular - li men : kendisine ait - fil ard : yer'in içinde - e la innallahe : Allah değil mi ki - huvel gafurur rahim : bağışlayan merhamet sahibi-
Neredeyse gökler çatladı. Ve melekler, üstlerinde yüzüyorlardı. Kendilerine ait yer içinde, rablerine övgüyle af diliyordular. Allah değil mi ki, bağışlayan ve merhamet eden?
(Ruhun yerleşeceği gök çatladığında, dıştan bir çatlak olarak gözükecek -daha doğrusu gözükmeyecek- ama içten sonsuz büyüklükte bir boyut oluşuyor. Zaman/ruh orada akmadan "an" olarak duruyor. Ruhun hemen üstünde/fevkinde onu cehennem atesinden koruyan deri misali örtüye melek deniyor. Melekler, ruhun emirlerini fizik aleme aktarıyor ve aynı zamanda onu ateşten kuruyorlar. Onunda fevkinde Kur'an var, onun koruyuculuğu diğer insan atomlarına karşı işliyor. Sonra ruh, yere yönelince yer etrafında amellerinin kaydedildiği oğulu oluşturuyor. Racul/ruh böylelikle oğul veriyor.)

6 : وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مِن دُونِهِ أَولِيَاء اللَّهُ حَفِيظٌ عَلَيْهِمْ وَمَا أَنتَ عَلَيْهِم بِوَكِيلٍ

Vellezinettehazu : kimler aldı/sahiplendi - min dunihi evliyallahu hafizun : Allah'ın koruyucuları/evebeynleri olmadan - aleyhim : onlarda (bunlardan olmadan)- ve ma ente aleyhim : ve sen değilsin - bi vekil : vekilleri -
Kimler (Yer'i) sahiplendi, koruyucuları (etrafında yüzen melekleri ve kur'an) olmadan. Ve sen, onlara vekil değilsin.
(Protonun/göklerin uzatılılması elektron oluşumu için yetmiyor, devamında yer etrafında basınçlı alan oluşumu lazım. Ne var ki yer etrafında bu oluşumun gerçekleşmesi, göklerin etrafındaki manetizma oluşumundan çık daha zor diyebiliriz. Çünkü göklerin içindeki su indirildiğinde gök etrafında bir su/enerji birikintisi kendiliğinden oluşuyor. Lakin yer'den su indirmek olası değil. Onun etrafında bir alan oluşturmak için gök içindeki ruhun uzanlılarının levhalar halinde bir dağ veya çam ağaçı görünümünde bir şekilde birikmesiyle olabiliyor. Bunu, gök içindeki ruhun amelleri meydana getiriyor. Diğer anlamda Raculün amelleri bu disklerde kaydediliyor. İlk oluşturulan disk, su halkası gibi giderek genişlediğinden ötürü sonra oluşturulanlardan büyük oluyor. Böylelikle üstte en küçük disk, altta en büyük disk, bir koni/dağ görünümü alıyor. Eğer atom etrafında Kur'an olmasa ruh, uçtaki elektronu oluşturamayacaktır. Kur'an, göklere ve yere korunaklı ortam sağlıyor. Elektron, raculun oğlu olmasına karşın Kur'an, kendisine hediye edilmiş bir nimet durumundadır. )

7 : وَكَذَلِكَ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لِّتُنذِرَ أُمَّ الْقُرَى وَمَنْ حَوْلَهَا وَتُنذِرَ يَوْمَ الْجَمْعِ لَا رَيْبَ فِيهِ فَرِيقٌ فِي الْجَنَّةِ وَفَرِيقٌ فِي السَّعِيرِ

Ve kezalike : Böylece - evhayna : aydınlattık - ileyke kur’anen arabiyyen : seni arabi kur'an'la - li tunzira : kendi nefsine ait - ummel kura : köylerin anası - ve men havleha : etrafında - ve tunzira yevmel cem’i : nefslerin toplanma günü - la raybe fihi ferikun : şüphesiz takımıyla - fil cenneti : cennet içinde - ve ferikun fis sair : takımıyma kızgın ateş içinde -
Böylece kendi nefsine ait olan arabi Kur'an'la aydınlattık, köylerin anası etrafında. Nefslerin toplanma günü takımıyla, cenneti içinde, takımıyla birlikte cehennemin kızgınlığı içinde.
(Atomun etrafındaki kur'an, ışıltı saçmaktadır. Bu ışıltı fotonun sağladığı ışıktan farkıdır. Onun parıltısı, etrafındaki manyetik alanın varlığından ötürüdür, atomdan uzaklaştıkça azalan şiddettedir.
Atom bu ışıltılı haliyle elementi -köyleri- oluşturduğunda ortaya ışıltılı üzüm salkımına benzer yapı çıkıyor. Oluşturulmuş bu takım tabiatıyla komple cehennemin ateşi içindeki oluşumdur. Başkaca vahiy anlatısı cümlelerde Hz. Muhammede "kendisinin cehennemde olduğu" nun bildirilmesi bu sebepledir. Gerçekte evren, cehennemin ta kendisidir, herşey bu enerji denizi içinde oluşuşor. )

8 : وَلَوْ شَاء اللَّهُ لَجَعَلَهُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَلَكِن يُدْخِلُ مَن يَشَاء فِي رَحْمَتِهِ وَالظَّالِمُونَ مَا لَهُم مِّن وَلِيٍّ وَلَا نَصِيرٍ

Ve lev şaallahu : eğer Allah isteseydi - le cealehum ummeten vahıdeten : tek ümmet halinde oluşturmayı - ve lakin yudhilu men yeşau : ancak isteyenler girer - fi rahmetihi : rahmetinin içine - vez zalimune : ve zalimler - ma lehum : onlar değil - min veliyyin : koruyucu - ve la nasir : ve savunucu -
Eğer allah isteseydi tek anadan oluştururdu. Ancak isteyenler Allah'ın rahmetinin içine. Ve zalimlerin koruyucu ve savunucusu değildir.
(Ümmet, aynı tip atomların elektronlarına deniyor. Üç çeşit atomun üç çeşit elektronu oluyar haliyle. Elektronlar, atomların oğlu statüsündeler, tabiatıyla ins atomları da anne yani ümmi konumundalar.)

9 : أَمِ اتَّخَذُوا مِن دُونِهِ أَوْلِيَاء فَاللَّهُ هُوَ الْوَلِيُّ وَهُوَ يُحْيِي المَوْتَى وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

Em ittehazu : yoksa götürdüler - min dunihi evliyae : koruyucuları olmadan - fallahu huvel veliyyu : Allah o koruyucudur ki - ve huve yuhyil mevta : o ölüyü diriltir - ve huve ala kulli şey’in kadir : ve onun gücü her şeyin üstündedir -
---

10 : وَمَا اخْتَلَفْتُمْ فِيهِ مِن شَيْءٍ فَحُكْمُهُ إِلَى اللَّهِ ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبِّي عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَإِلَيْهِ أُنِيبُ

Ve mahteleftum : ve sen farklı değilsin - fihi min şey’in : içindeki şey - fe hukmuhu ilallahi : Allah'ın hükmü üzerinizde - zalikumullahu : yani Allah - rabbi aleyhi tevekkeltu : rabbim o dur ki güvendiğim - ve ileyhi unib : ve dayanağım -
Sen, farklı değilsin, senin içindeki şeyin diğerlerinden farkı yok! Allah'ın hükmü üzerinizdedir. Yani Allah, güvendiğimiz dayanağımız rabbimizdir.