Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
--

65- Casiye (45)

1 : حم

Ha Mim

2 : تَنزِيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ

Tenzilul kitabi : indirilen kitap minallahil azizil hakim : aziz hakim Allah'tan İndirilen kitap, aziz hakim Allah'tandır.

3 : إِنَّ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ لَآيَاتٍ لِّلْمُؤْمِنِينَ

İnne fis semavati vel ardı : gerçekten göklerin içinde ve yerdeki le ayatin : ayetler lil mu’minin : güvende olanlar için
Göklerin ve yerin içindeki ayetler, gücende olanlar içindir!
(Ruh hariç diğer tüm yaratılanlar ve onların etrafındaki melek adıyla anılan ayetler, ruhun meskeni olarak yaratılan ins atomunun içindeki "İn" de ikamet eden sakinin emrine verilmiş. Bu muhkem yapı içinde Kur'an tarafından korunan racul/ruh güvende olanlar/müminlerdir. Üç çeşit atom ve üç ayrı racul var. Her çeşit atomlar içinde hayat süren ruhlar üç ayrı isile anılıyor. Aynı ana yani aynı çeşit atom içinde bulunan tüm ruhlar aynı ismi alıyor ve ümmet diye anılıyor. Buna göre iki ümmet var, İbrahim ümmeti ve musa ümmetidir. Bunlar Muhammed'den önceki iki ümmettir. Muhammed ruhu için ümmet kavramı kullanılmıyor, çünkü o İbrahim gibi Elif atomunun içinde ikamet ediyor, bu yüzden Muhammed "Ben İbrahim milletindenim" diyor. Burada ismini andığımız Muhammed, beşer olan Hz. Muhammed' olmayıp bir millet adıdır. Üç millet için üç nebi varlığı zikrediliyor. Yani ümmet aynı anneden olma anlamındadır. Tabi bunu kardeş anlamındaki İhvan ile karıştırmamak lazımdır.)

4 : وَفِي خَلْقِكُمْ وَمَا يَبُثُّ مِن دَابَّةٍ آيَاتٌ لِّقَوْمٍ يُوقِنُونَ

Ve fi halkıkum : yapınızın içindeki ve ma yebussu : ve yayınlanan min dabbetin ayatun : ayetlerin debelenmesinden li kavmin : kavminiz için yukınun :
---
(İns atomunun içindeki ruh onu canlı hale getiriyor ve suda balığın debelenmesine benzer hareketiyle elektronunundan titreşimli manyetizma yayarak yayın yapıyor.)

5 : وَاخْتِلَافِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَا أَنزَلَ اللَّهُ مِنَ السَّمَاء مِن رِّزْقٍ فَأَحْيَا بِهِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ آيَاتٌ لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ

Vahtilafil leyli : gecenin ihtilafını ven nehari : gündüze ve ma enzelallahu : allah inzal etti mines semai : göklerden min rızkın : rızıklanarak fe ahya bihil arda : yaşıyordu yerde ba’de mevtiha : ölümünden sonraki ve tasrifir riyahı ayatun : rüzgarların boşalttığı ayetler li kavmin ya’kılun : akıllı kavimler için
ve gecenin gündüze olan ihtilafını Allah indirdi. Ve göklerden rızıklanarak yer'de yaşıyordu. Ölümünden sonra rüzgarların boşalttığı ayetler akıllı kavinmer içindi.
(Musa ile sonlanan önceki iki milletten sonra içleri boş kalan ins atomları yeni ve akıllı kavimler için hazırlanmış oluyordu. Artık Muhammet isimli ruh yerleşecekti bu atomlara.)

6 : تِلْكَ آيَاتُ اللَّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ فَبِأَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَ اللَّهِ وَآيَاتِهِ يُؤْمِنُونَ

Tilke ayatullahi : Bunlar Allah'ın izleri/işaretleridir netluha aleyke : senin üzerine okundu bil hakkı : sağ fe bi eyyi : hangi hadisin : olay ba’dallahi : Allah''tan sonra ve ayatihi yu’minun : onun işaretleri güvendir
---
(K-kef harfi ile senin üzerine okundu denilen ayetler ki bunlar ruhu saran onu koruyan ve ona hizmet eden varlıklardır.)

7 : وَيْلٌ لِّكُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ

Veylun : vay haline li kulli : hpsinin effakin : yalancı esim : suçlu/günahkar ---

8 : يَسْمَعُ آيَاتِ اللَّهِ تُتْلَى عَلَيْهِ ثُمَّ يُصِرُّ مُسْتَكْبِرًا كَأَن لَّمْ يَسْمَعْهَا فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ

Yesmeu ayatillahi : Allah'ın işaretlerini duyar tutla aleyhi : üzerine okunan summe : sonra yusırru : ısrar etmek mustekbiran : kibrinde ke en lem yesma’ha : sanki işitmiyor gibi fe beşşirhu bi azabin elim : ve o acı bir ceza vaz etti
---

9 : وَإِذَا عَلِمَ مِنْ آيَاتِنَا شَيْئًا اتَّخَذَهَا هُزُوًا أُوْلَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُّهِينٌ

Ve iza alime : eğer bilgili olsaydı min ayatina : işaretlerimizden şey’enittehazeha huzuva : alınan bir şey bunları salladığında/titreştirdiğinde ulaike lehum : onlara azabun muhin : aşağılayıcı azap
---

10 : مِن وَرَائِهِمْ جَهَنَّمُ وَلَا يُغْنِي عَنْهُم مَّا كَسَبُوا شَيْئًا وَلَا مَا اتَّخَذُوا مِن دُونِ اللَّهِ أَوْلِيَاء وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ

Min verai him : onların ardından cehennem : cehennem ve la yugni : söylemez anhum : onlar hakkında ma kesebu şey’en : kazandıkları şeyler ve la mattehazu : alamayacaklar min dunillahi evliyae : Allahtan koruma ve lehum azabun azim : onların azabı büyük
---