Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
--

72- İbrahim (14)

1 : لَر كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ إِلَيْكَ لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ بِإِذْنِ رَبِّهِمْ إِلَى صِرَاطِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ

Elif Lam Ra : Muhkem ayetler -
kitabun enzelnahu ileyke : Sana kitabı indirdik - li tuhricen nase : nas'ı çıkarmak için - minez zulumati : karanlıklardan - ilan nuri : ışığa - bi izni rabbihim : rabbinin izniyle - ila sıratıl azizil hamid : aziz hamidin yolu üzere -
Elif Lam Ra, muhkem ayetlerin her biri bir kitap. Onlar Nas'ı karanlıktan nura çıkarmak için. Rabbinin izni ve aziz hamidin yolu üzere.

2 : اللّهِ الَّذِي لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَوَيْلٌ لِّلْكَافِرِينَ مِنْ عَذَابٍ شَدِيدٍ

Allahillezi lehu : Allahın'dır - ma fis semavati ve ma fil ard : göklerde ve yerde olan lar - ve veylun lil kafirine : vah hallerine inkar edenlerin - min azabin şedid : şiddetli azaptan -
Göklerde ve yerde olan-kimse-ler Allah'ındır. İnkar edenlerin şiddetli azaptan ötürü vah hallerine.
(Atomun içindeki odacıklarda yani kalbin odacıklarında yani göklerde olan kişiler Allah'ındır. Atomun içinde barınan racul yani ruhun oğlu -elektron- kişi Allah'ındır. Atomun dışında olan kişiler direkt cehennemin ateşi -azap- içinde koruyucusuz olarak durduklarından ötürü vah hallerine.
cümleyi yeryüzü ile gökyüzünün arasında ne varsa diye tercüme etmek, böyle anlamak mantıklı durmuyor. Çünkü yeryüzü ile gökyüzü arası diye bir ortam/bölge/katman yoktur, bu ikisi arası sıfır kalınlıklı bir satıhtır. Dünya yüzünün bittiği yerde uzay başlıyor, bir anlamda bizler dahi uzayda yaşıyoruz. Hem zaten cümlede gökyüzü değil gök denilmekte ve yeryüzü değil yer denilmektedir.)

3 : الَّذِينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا عَلَى الآخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ اللّهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًا أُوْلَئِكَ فِي ضَلاَلٍ بَعِيدٍ

Ellezine : kimseler - yestehıbbunel : arzu edenler - hayated dunya : aşağıdaki/yerdeki/dünya hayatını - alal ahırati :ahirette - ve yasuddune : iterler - an sebilillahi : Allah'ın yolunu - ve yebguneha iveca : eğri buluyorlar - ulaike fi dalalin baid: bunlar delalet içindeler -
Dünya hayatını arzu edenler,ahirette iterler allahın yolunu, onu eğri bulurlar. Bunlar delalet içindeler.
(Dünya, aşağıda olan anlamındadır. Beşeri hayatta üzerinde yaşadığımız gezegene dünya isminin verilmeside fiziki ve teknik anlamda doğrudur. Çünkü dünyayı oluşturan atomlar ayaklarımızın altında olmalarına karşın göreceli olarak üzerinde bulunanların fevkinde/öncesindedir. Bu bağlamda yeryüzü -ki bu kelime dahi "yerlerin yüzü, elektronların yüzeyi" demekle doğrudur- yeryüzü, göklerden sonra gelen zamanı yani göklerin aşağısını ifade ediyor. Yer etrafında gelişen oğul, gök içindeki raculla aynı kişidir, onun amelleridir. Akıl sahibi bu kişi elektrondaki etkileşimli/sosyal hayatı tercih ediyor ve göklerle irtibatı sağlayan yolu eğri bularak bahane üretiyor.)

4 : وَمَا أَرْسَلْنَا مِن رَّسُولٍ إِلاَّ بِلِسَانِ قَوْمِهِ لِيُبَيِّنَ لَهُمْ فَيُضِلُّ اللّهُ مَن يَشَاء وَيَهْدِي مَن يَشَاء وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

Ve ma erselna: gönderdiğimiz - min resulin : elçiler/melekler - illa bi lisani kavmihi: ancak lisanıyla - li yubeyyine lehum: onlara göstermek için - fe yudillullahu: ? - men yeşau: kim istiyor - ve yehdi men yeşau: klavuz kim istiyor - ve huvel azizul hakim: o aziz hakim -
---

5 : وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مُوسَى بِآيَاتِنَا أَنْ أَخْرِجْ قَوْمَكَ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَذَكِّرْهُمْ بِأَيَّامِ اللّهِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَاتٍ لِّكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ

Ve lekad erselna musa:Musayı gönderdik - bi ayatina: işaretlerimizle - en ahric kavmeke: senin halkını çıkarsın - minez zulumati ilan nuri: karanlıktan/yokluktan ışığa - ve zekkirhum: onlara hatırlattı- bi eyyamillah: Allah'ın günlerini - inne fi zalike: içindeki o - le ayatin: işaretleri için - li kulli sabbarin şekur: sabredişleri için teşekkür -
---

6 : وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ اذْكُرُواْ نِعْمَةَ اللّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ أَنجَاكُم مِّنْ آلِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوءَ الْعَذَابِ وَيُذَبِّحُونَ أَبْنَاءكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَاءكُمْ وَفِي ذَلِكُم بَلاء مِّن رَّبِّكُمْ عَظِيمٌ

Ve iz kale musa: musa halkına dedi ki - li kavmihizkuru ni’metallahi: hatırlayın Allah'ın kavmimiz için nimetlerini - aley kum: üzerinize - iz enca kum: ? - min ali fir’avne:firavundan - yesumune kum: yasaklara karşı koyan - suel azabi: kötü azap - ve yuzebbihune ebnae kum: oğulları öldürdüler - ve yestahyune nisaekum: eşleri utandırdılar - ve fi zalikum belaun: oğlanlara bela/felaket - min rabbikum azim: azim rabbimizden -
---

7 : وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكُمْ لَئِن شَكَرْتُمْ لأَزِيدَنَّكُمْ وَلَئِن كَفَرْتُمْ إِنَّ عَذَابِي لَشَدِيدٌ

Ve iz teezzene rabbukum: rabbiniz izin verirse - le in şekertum: teşekkür için - le ezidennekum:misafirperverliğiniz için - ve le in kefertum:inkar ederseniz - inne azabi le şedid:azap gerçekten şiddetlidir -
---

8 : وَقَالَ مُوسَى إِن تَكْفُرُواْ أَنتُمْ وَمَن فِي الأَرْضِ جَمِيعًا فَإِنَّ اللّهَ لَغَنِيٌّ حَمِيدٌ

Ve kale musa : musa dedi ki - in tekfuru entum :sen inkar edersen - ve men fil ardı cemian:yüm yer'lerin içinde - fe innallahe : Allah gerçekten - le ganiyyun hamid: zengin iyi -
---

9 : أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَبَأُ الَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَالَّذِينَ مِن بَعْدِهِمْ لاَ يَعْلَمُهُمْ إِلاَّ اللّهُ جَاءتْهُمْ رُسُلُهُم بِالْبَيِّنَاتِ فَرَدُّواْ أَيْدِيَهُمْ فِي أَفْوَاهِهِمْ وَقَالُواْ إِنَّا كَفَرْنَا بِمَا أُرْسِلْتُم بِهِ وَإِنَّا لَفِي شَكٍّ مِّمَّا تَدْعُونَنَا إِلَيْهِ مُرِيبٍ

E lem ye’tikum nebeullezine : kimselerin haberi gelmedi mi - min kablikum kavmi nuhın : nuh kavminden öncekilerin - ve adin : ve adin - ve semud: ve semud - vellezine min ba’dihim: ve peşlerinde olanları - la ya’lemuhum illallah: ancak Allah bilir - caethum rusuluhum: onlara gelen elçiler - bil beyyinati fe reddu eydiyehum :onların ellerindeki kanıtları reddettiler - fi efvahihim :ağızlarındaki - ve kalu inna keferna : inkarcı olduk dediler - bi ma ursiltum bihi : ne gönderdin onunla - ve inna le fi şekkin mimma ted’unena : neden davet ediyor ki biz şüphe içinde değiliz - ileyhi murib: ondaki şüpheli -
Nuh kavminden önceki Adin ve Semud ve onların peşlerinde olanların haberi size gelmedi mi? Onları ancak Allah bilir. Onlara gelen elçilerin ellerinde ve ağızlarında olan kanıtları reddettiler. Bir inkarcı olduk ve şüphe içinde değiliz, o gönderdiğin şüpheli dediler.

10 : قَالَتْ رُسُلُهُمْ أَفِي اللّهِ شَكٌّ فَاطِرِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ يَدْعُوكُمْ لِيَغْفِرَ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرَكُمْ إِلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى قَالُواْ إِنْ أَنتُمْ إِلاَّ بَشَرٌ مِّثْلُنَا تُرِيدُونَ أَن تَصُدُّونَا عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ آبَآؤُنَا فَأْتُونَا بِسُلْطَانٍ مُّبِينٍ

Kalet rusuluhum e fillahi şekkun: Elçiler dedi şüphesiz ki Allah- fatırıs semavati vel ard: göklerin ve yerin fatır'ı/yarıcısıdır- yed’u kum : sizi çağırıyor- li yagfira le kum: sizi affetmek için- min zunubi kum:günahlarınızı - ve yuahhırakum ila ecelin musemma: adlandırıldığınız belli süreyi geciktirmek için - kalu in entum illa beşerun misluna :eddiler sen sadece bizim gibi beşer/birleştiricisin - turidune en tesudduna amma : bize ne hakkında yardım etmeyi istiyorsun- kane ya’budu abauna : atalarımız ibadet ederdi- fe’tuna : bize geldi - bi sultanin mubin: yetkiliyle gösterilen-
---