Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
--

73- Enbiya (21)

1 : اقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ وَهُمْ فِي غَفْلَةٍ مَّعْرِضُونَ

Ikterabe : yaklaşan - lin nasi : insan için - hisabuhum : hesapları - ve hum fi gafletin: dikkatsizlik içinde - mu’ridun: açığa çıkmak -
---

2 : مَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍ مَّن رَّبِّهِم مُّحْدَثٍ إِلَّا اسْتَمَعُوهُ وَهُمْ يَلْعَبُونَ

Ma ye’tihim : ne geliyor - min zikrin : erkekten - min rabbihim: rabbinden - muhdesinillastemeuhu : ancak dinledikleri kadarı - ve hum yel’abun: onlar oynamaktalar -
Erkekten ne geliyor? Rabbinden dinledikleri kadarı biliyorlar, onlar sadece oynuyorlar. (Haddizatında enerji olan ruh çizgilerinin her biri bir bilgi saklıyor/içeriyor. Burada anlatılan şey, varlıkğın bilgiden ibaret oluşu ve bilginin enerjiden ibaret oluşu ve enerjinin ağırlık olarak tebarüzüdür.. Zaten bu yüzden insan atomunun bilgi kazanımlarının kendi ağırlığını arttırdığını yine vahiy anlatılarında buluyoruz. Atomların içine akan enerji de bir bilgi bilgi olunca soruluyor, onlara ruh ile gelen bilginin miktarının ancak Allah'tan işittikleri kadar olduğudur. Atomların titreşimleri, bu bilgiyi neşretmek anlamına geliyor.)

3 : لَاهِيَةً قُلُوبُهُمْ وَأَسَرُّواْ النَّجْوَى الَّذِينَ ظَلَمُواْ هَلْ هَذَا إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ أَفَتَأْتُونَ السِّحْرَ وَأَنتُمْ تُبْصِرُونَ

Lahiyeten: hayat yok - kulubu : kalplerinde - hum: bunların - ve eserrun: yakalanmak - necv: ? - ellezine zalemu :haksızlığa uğrayanlar - hel haza : bu mu? - illa beşerun mislukum : aynı beşer gibi - e fe te’tunes sihre : sihre şaşırdın - ve entum tubsırun: gördüğün -
Hayat yok kalplerinde bunların! Yakalanıp haksızlığa uğrayanlar. Beşer gibi olan bu mu? Gördüğün sihre şaşırdın.

4 : قَالَ رَبِّي يَعْلَمُ الْقَوْلَ فِي السَّمَاء وَالأَرْضِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

Kale: dedi - rabbi: rabbim - ya’lemul : biliyor - kavle: sözleri- fis semai vel ardı: gökte ve yerde olanı- ve huves semiul alim: o işitendir bilendir -
Gökte ve yerde olan sözleri rabbim bilir dedi. O işiten ve bilendir.

5 : بَلْ قَالُواْ أَضْغَاثُ أَحْلاَمٍ بَلِ افْتَرَاهُ بَلْ هُوَ شَاعِرٌ فَلْيَأْتِنَا بِآيَةٍ كَمَا أُرْسِلَ الأَوَّلُونَ

Bel kalu : bundan başka dediler - adgasu ahlamin: kabuslar rüyalar - bel ifterahu : onun icadı- bel huve şaır: o bir şair - felye’tina bi ayetin :bırakın ilk getirdiği gibi bir ayet/işaret daha getirsin - kema ursilel evvelun: - ---

6 : مَا آمَنَتْ قَبْلَهُم مِّن قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَاهَا أَفَهُمْ يُؤْمِنُونَ

Ma amenet kablehum: öncesinde inandığın neydi? - min karyetin ehleknaha: yok ettiğimiz köy/elementten önce - e fe hum yu’minun: güvende olmayı anlıyorum -
---
(Evren kuruldu beri bir çok element oluşturuldu ve bunlardan bazıları ya işi bittiği için yada lüzumu kalmadığı için veya zararlı olduğu için hilak edildi. Elementler nüfus sayısı olarak en az 3 ve en fazla 114 insan atomu içerebiliyor. Element içinde olmak güvende olmak/yuminun anlamını taşıyor. Verdikleri sözleri tutmayan elementler helak edilebiliyor, bu tehdit bir yaptırım olarak kullanılıyor.)

7 : وَمَا أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ إِلاَّ رِجَالاً نُّوحِي إِلَيْهِمْ فَاسْأَلُواْ أَهْلَ الذِّكْرِ إِن كُنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ

Ve ma erselna kableke: senden önce gönderdiğimiz - illa ricalen nuhi ileyhim : ancak adamlar onları görünür yapıyor - fes’elu ehlez zikri: erkek sordu - in kuntum la ta’lemun: sen bilmiyorsan... -
---

8 : وَمَا جَعَلْنَاهُمْ جَسَدًا لَّا يَأْكُلُونَ الطَّعَامَ وَمَا كَانُوا خَالِدِينَ

Ve ma cealnahum ceseden: onların cesetlerini yapmadık ki - la ye’kulunet taame: yemek yemeyen - ve ma kanu halidin: ve onlar ölümsüz değillerdi -
---
(Atomlar yaratılıp canlılık kazandırıldıktan sonra, yapacakları hareketleri sırasında ve varlıklarını sürdürmeleri esnasında enerji tüketiyorlardı. Bu enerjinin bir kısmını ikmal yapmaları gerekiyordu. Fotonlar, manyetik rüzgarlar ve nefslerinin soğurduğu enerji sayesinde harcadıklarının bir kısmı temin edilse dahi yetmeyecekti. Fizik kuralları dahilinde yüzde yüz verimli bir makine değillerdi. İhtiyaç fazlası enerji sarfiyatı sonucunda kendi cesetleri küçülüyordu. Söz konusu küçülmenin renkler gibi avantaja çevrildiği alanlar vardı, fakat eceli müsemma yani kendileri için belirlenmiş bir süre kadar yaşayacaklardı. Ölüm kelimesi dünyadaki beşerlerin dünya değişmesi için kullanılmayıp, tamamen enerjiye dönüşerek Allah'a karışmanın/ulaşmanın adı olarak anılıyordu. "Madem Allah'ı çok arzuluyorsunuz, o halde ölümü hemen isteseniz ya!")

9 : ثُمَّ صَدَقْنَاهُمُ الْوَعْدَ فَأَنجَيْنَاهُمْ وَمَن نَّشَاء وَأَهْلَكْنَا الْمُسْرِفِينَ

Summe sadaknahumul va’de: sonra onlara söz verdik - fe enceynahum:onları kurtardık - ve men neşau: yenilenmek,doğmak, - ve ehleknal musrifin: müsrifler helak -
Söz verdiklerimizi kurtardık, yeniledik. Müsrifleri yok ettik.

10 : لَقَدْ أَنزَلْنَا إِلَيْكُمْ كِتَابًا فِيهِ ذِكْرُكُمْ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

Lekad enzelna: indirdik - ileykum kitaben: sana kitabı - fihi zikrukum: içindeki erkek - e fe la ta’kılun: anlamıyormusun -
Sana kitabı indirdik? İçindeki erkeklersiniz, anlamıyormusun?
(Zikir/zikr: z-k-r kökünden türeyen erkek anlamında kelime. Kur'an, ins atomunun etrafını saran koruyucu, ayırıcı, uzaklaştırıcı manyetizmaydı. Lakin bu manyetizma ancak ve ancak ins atomunun içindeki boşluğa racul yani adam denen ruh girdiğinde neşet ediyor. Burada üstüne barasak anılan şey Kur'an içindeki zikir yani erkektir. Racul/adam denilen ruhun erkek/müzekker durumuna karşın içinde boşluk bulunan ins atomu dişi/nisa diye anılmaktadır.)