Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
--

77- Mülk / Kral (67)

  • Göğü yedi tane yapan O’dur, aralarıda bir uyumsuzluk/fark göremezsin. Haydi bakışını çevir, endişe verici bir durum görüyor musun? Sonra iki defa daha bakışını çevir, bakışın aciz ve yorgun olarak sana döner.

    Gök'ün aşağısını kandillerle süsledik. Ve onları, şeytanlar için taşlanır kıldık. Ve onlara azap için ateş hazırladık.

    Yer’i size yumuşak başlı kılan O’dur. Artık onun omuzlarında dönüp dolaşın. Gökteki Kişinin, o sallandığı zaman sizi, yere geçirmesinden emin mi oldunuz? Veya Gök’te olan Kişinin sizin üzerinize fırtına göndermesinden emin mi oldunuz?...

    Onlar, fevkinizde saf saf kanatlarıyla kuşları görmüyorlar mı? Onları Rahman’dan başkası tutmuyor. Muhakkak ki O, her şeyi en iyi görendir...

    İlk yaratılan ölüm, sonrasında hayat...

    Bir vahiyde de “Ölürüz ve yaşarız” diye bir ifade var. Çok ihtimalli yorumlar yanlış oluyor. Eski tefsirleri okuduğumuzda hep ihtimaller üzerinde durulduğunu görüyoruz, bu ise bilgi yok zan var anlamı taşır. çok ihtimalli yorumlar ise çekildiği yöne uzanacak anlamlar doğruyor, birinin ak dediğine diğer grup kara diyor.

    Yedi Gök arasındaki muhteşem mimari yapıyla entegre vaziyettedir. İçte altı tane konik yapılı Gök, küresel kapsama alanını piramit şekilli paylaşmaktadırlar, onları portakal dilimlerini saran kabuk gibi yedinci Gök’ün konisi sarmaktadır. Yeri gelmişken Ana Gök’ün koni yapısına değinelim; Evreni içine alan Gök olan Kadir Gecesi, Konik yapısına rağmen nasıl oluyor da küre şeklini oluşturabiliyor?

    Burada gayb hakkında ancak akıl gözü görülebilecek şeyler konuşmaktayız. Başkalarının değişik yorumlar yapabilecekleri ihtimalini göz önünde tutmak zorundayız. Bütüne uyan tek parçayı alıp gerisini attık. Vahiylerde anlatılanların tek ve basit bir şekilden ibaret olduğunu gördük. Gök’ler koni şeklinde tarif ediliyor, örneğin bu koniyi silindir şeklinde tasarlandığımızda çalışmayan ve de bütünlük arz etmeyen bir yapı oluşuyor. Gök’lerin içindeki boşlukta barınan benlik için, kati delil niteliğinde bir vahiy okuyoruz burada, Gök'teki kişi ifadesi müfessirlerin ekserisi tarafından Allahın zatı olarak yorumlanmıştır. Bakınız, Gök'ler Allah'ın yarattığı mahlûklardır.

    Sonra Gök’teki kişinin, "size fırtına göndermesinden emin olduğunuz" ifadesi parantez içinde “göndermemesinden” şeklinde tam zıt bir anlam yazarak tercüme edilmektedir, bu ne maksatla yapılmaktadır?

    Rüzgâr ve fırtınalar manyetizmanın hareketini anlatır, Bu hareketin tek müsebbibin/kaynağın Allah olduğunu vurgulamaktadır. Uğraşanlar iyi bilir; vahiylerdeki Fevk kelimesi maksadını ifade etmeyecek şekilde tercüme ediliyor, sanki gökyüzünü işaret ediyormuş gibi anlamlar veriliyor. Bu kelime irtifa bilgisi içermez. Allah, Gök'lerin fevkindedir demek, Gök'lerin başlangıcı öncesi zaman kavramının işlemediği, bizim kitabın başında belirttiğimiz "çizginin ötesini" işaret ediyor. Ayrıca Tayr ismi ile anılan varlıklar da kanatlarıyla uçan(?) kuşları anlatmıyor.

    Ya da eğer, onun rızkını tutarsa, sizi rızıklandıracak olan bu kişiler kimlerdir?...

    Atomik seviyede beslenme ancak ısı iletimi ile gerçekleşir. Dikkat edilirse rızkı vermek ifadesi yerine gelen ışımayı tutmak anlamında bir cümle kurularak, anlatılanların atomlara ait olduğu açık ediliyor. Öyleyse yüzüstü sürünerek yürüyen kimse mi daha çok hidâyete ermiştir, yoksa sıratı Müstakim üzerinde düzgün yürüyen mi?

    Manyetizması zayıflayan sonra tamamen kaybolan bir İns atomu, beli iki büklüm olmuş ihtiyar gibi duracaktır. Etrafında olması gereken manyetizmanın desteğinden mahrum kalan atom, ince uzun ipin dik duramamasına benzer halde olur. Manyetik alanı besleyecek enerjisi yani Rızkı engellenen bir atomun devinimi de azaldığından ötürü manyetizması azalıyor. Mevlana, semazen figürü ile tamda bu olayı canlandırmıştır, semazenin etekleri dönme hızı ile enerji seviyesini gösterecek şekilde genişlemektedir. Yavaşlayan semazenin etek çapı zayıflayan merkez kaç kuvvetleri nedeniyle küçülmektedir. Hz. Muhammed’den sonra atomlar hakkında bu kadar net ve vazıh bilgiyi yalnız Mevlana sunmuştur.

    De ki: “Sizi inşa eden ve size işitme, görme ve idrak etme hassalarını veren O’dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz?”

    Bakınız suretlerimiz yani biyolojik bedenlerimiz inşa edildiğinde ortaya öyle kendiliğinden duyan gören ve idrak edebilen varlıklar çıkmıyor. Bunu bir robota benzetin, göz yerine kamera koydunuz, kulaklarına mikrofon koydunuz, sonra bunlardan gelen bilgiyi kim ve neye göre değerlendirecektir. Görüntüler ve sesler bir protokol olmaksızın kendiliğinden idrak edilmeyecektir.

    Önce bu bilgileri koordineli şekilde root (yönlendirme) protokolleri yazmalısınız, sonra gelen anlamsız bilgi paketlerini resmedecek görüntü ve ses kartları yapmalısınız. En son bu bilgileri anlamlandıracak "gönül" inşa etmelisiniz.

    Bir anahtarın şifresi, kilidin içinde yoksa hem anahtar hem kilit anlamsızdır. De ki: “Bu ilim ancak Allah’ın indindedir.”

    Dışında hiçlik olan Evrenin kenarları dıştan birleşik haldedir. Böylece içi duvarına eriştiğinizde anında 270 terece ötedeki diğer duvardan yeniden evrene girmiş oluyorsunuz. Evren küçük olsaydı eğer, içinde dururken ileriye sabit baktığınızda kendi ensenizi görebiliriz.

    Yer/Ard kavramının yeryüzü olmadığını anladık yinede bu vahiy Yer’in omuzlarında dolayın demekle zaten yeryüzünden bahsetmediği hemen anlaşılır. Yerin omuzlarında dolaşmak eylemi, birbirlerine omuz hizalarından temas eden elektronları anlatıyor.

1 : تَبَارَكَ الَّذِي بِيَدِهِ الْمُلْكُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

Tebarakellezi : talep ettiğin bereket - bi yedihil mulku:kralın eliyledir - ve huve ala kulli şey’in kadir: ve o her şeye kadirdir -
Bereket, kralın eliyledir. O her şeye kadirdir!
(Bereket, sürekli enerji ihtiyacının karşılanması gerekliliği. Bu sonsuz enerji sadece alemlerin maliki/kralından geliyor. )

2 : الَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا وَهُوَ الْعَزِيزُ الْغَفُورُ

Ellezi halakal mevte:ölümü yapan odur - vel hayate: hayatı da - li yebluvekum : ? - eyyukum: neredeler - ahsenu amela: iyi işler yapan - ve huvel azi zul gafur: o aziz gafur -
---

3 : الَّذِي خَلَقَ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ طِبَاقًا مَّا تَرَى فِي خَلْقِ الرَّحْمَنِ مِن تَفَاوُتٍ فَارْجِعِ الْبَصَرَ هَلْ تَرَى مِن فُطُورٍ

Ellezi halaka seb'a semavatin: o ki gökleri yedi yaptı - tibaka: biri tabak/dışta/yukarıda - ma tera fi halkır rahmani: görüyormusun rahmanın yaptığında - min tefavut: düzensizlik/uyumsuzluk/farklılık - ferciıl basara :geri gelir görüşün - hel tera min futur: görebiliyor musun yarık/çatlak -
O ki gökleri yedi tane yapandır, birisi tabak gibi/dıştadır. Rahmanın yaptığında düzensizlik/uyumsuzluk bulamadan geri gelir görüşün. Bir çatlak/yarık görebiliyor musun?
(Yedi gök yerine altı gök denilseydi çok sayıda kişi bu sayıyı yönlere hamen bağlayabilirdiler. Gerçekte altısı öyle fakat yedinci-veya birinci/ gök tüm hesapları bozar niteliktedir. O, altı göğü bir portakal dilimlerini kabuk gibi sarmaktadır. Lakin aynı cümlede bir uyumsuzluk veya farkılılık göremezsin diyor. Şimdi portakal dilimlerinin şekli ile dilimleri birbirinine benzememektedir. "Diğer Olasılıklar" kitabında Allah'ın önünde her zaman tek olasılıklı problem ve çözümü olma zorunluluğuna değiniliyor. Birden fazla olasılığın varlığı, başka bir tasarlayıcı ihtiyacı doğruyor. Ehad, evrenin her yerinde ve oluşumun her aşamasında tekillik esası geçerlidir. Bu bağlamda portakal kabuğu ve dilimlerine benzettiğimiz yedi göğün her birisi birbirinin tıpkı benzeri olmak zorundadır. Yani öyle bir düzenek göklerden her hangi birinin şekliyle diğer altısını içine alabilecek tılsım gerçekleşsin! Burada bize yardımcı olacak başka bir vahiy anlatısı devreye giriyor; Açılan gök kapısından bahseden bilgi ışığında göklerin bir cihetinin açık olduğu haber veriliyor. Alak pasajından ta buraya kadar ki anlatılarda göklerin/kuarkların koni şekilli olduğunu görüp durduk. Koni şekline dikkat ediniz, tek yüzeyiyle basit yapısı ve tek harekle oluşma ihtimali de göz önünde tutulduğunda hangi şekille evren kuruldu sorusuna tek cevap veren tek ihtimalli adeta mecburiyetin olması yorumlarımızı onaylar nitelik kazanıyor. Modern bilimin küre şeklinin dışına çıkamayışı yüzünden atom modellemeleri, yama teorilerle ayakta tutulmayşa çalışılıyor fakat yine de çalışmasındaki aksaklıklar giderilemiyor. Vahiy anlatılarındaki tikillik-Ehad- kuralıyla modellediğimiz proton, elektron ve kombin yapısıyla hidrojen atomu ve devamında içine üflenen akıl/ruh ile insanın oluşumu, ve sonrasında onunla evrenin inşası bilimsel mantığa ve fizik kurallarına uygun açıklama getiriyor.
................Vahiy anlatılarından yola çıkılarık tahayyül edilen (7)gökler/proton

Bu cümlede anılan çaklaklık/yarık, göklerin içindeki enerjisiz hiçlik alanını anlatıyor. Tek boyutlu varlıkla dolu uzayda açılan yine tek boyutlu ruhun barınacağı yer yani hiçlik eni boyu olmayan sadece derinlikten ibaret görünmeyen bir çizgi oluşturuyor. Evreni yırtan/yaran bu çizgi, görünmez olduğundan ötürü bilimin, insanın görme/tespit etme çabaları sonuçsuz kalarak üzgün bırakıyor.)

4 : ثُمَّ ارْجِعِ الْبَصَرَ كَرَّتَيْنِ يَنقَلِبْ إِلَيْكَ الْبَصَرُ خَاسِأً وَهُوَ حَسِيرٌ

Summerciıl basara: sonra geye döndür baştan bak - kerrateyni yengalib : iki kere geri çevir - ileykel basaru hasien: bakışın döner korkuyla - ve huve hasir: ve üzgündür -
Sonra, bak iki kere geriye/kaynağına çevir bak! Bakışın korkuyla sana döner, üzgün halde.

5 : وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَاء الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِّلشَّيَاطِينِ وَأَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابَ السَّعِيرِ

Ve lekad zeyyennas: süsledik - semaed dunya: göklerin dünyasını - bi mesabiha: lambalarla - ve cealnaha rucumen: ve taşladık - liş şeyatini:şeytanlar için - ve a’tedna: ve hazırladık- lehum azabes sair:onlara ateş ile azabı -
Göklerin dünyasını lambalarla süsledik. Şeytanları taşladık, ve onlar için ateş ile azabı hazırladık.
(Gökler yani cennetler, her biri müstakil evren kadar büyük, ruhun kendisinden ve bedeninin yarısı eşinden başka şeyin bulunmadığı yaşam şekli olarak bizi bekliyor. Atom içindeki kişi ve eşinin dışında olan şeyler yine kendisi gibi başka ruhların barındığı diğer atomlardan başka şeyler değiller. Atomlar arasında Kur'an'ın sağladığı açıklık sebebiyle oldukça uzak mesafeler bulunuyor. Elementler dağıldığında bir başlarına kalan atomların görüntüsü tıpkı aşağıdaki fener festivalini andırır nitelikte görüntü veriyor. Kör olan atımların bu görüntüyü görmeleri mümkün değil tabiatıyla, onlar ancak ve sadece hur denilen gözlerinin önündeki ışığı alğılayabiliyor fakat manzaranın tamamını göremiyor belki kör insanların hayalleri gibi durumu tahayyül edebiliyorlar.


Atomların her birisi nur 35 de anlatıldığı üzere kandil gibi ışık veriyorlar. Saçtıkları ışığın enerjisini temin için taşlanarak yani taş denilen ışık toplarıyla/fotonlarla besleniyorlar. Hani hocalara hep cennette tuvalet ihtiyacı nasıl gideriliyor diye sorulurya, işte cennetteki atomların ışık ile beslenmelerini müteakiben fazla enerjinin atılması bedenlerinin koni yüzeyi/ay tarafından foton olarak saçılmasıyla gerçekleşiyor.
Atomlar, koni şekilli bedenlerinin açık olan tabanı/nefsi aracılığıyla da enerjiyi alabiller. Cennetin yemekleri hakkında önceki pasajlarda şöyle denilmişti: Cennettekiler için yiyecek olarak cehennem yerine başkaca yemekler hazırladık! Bir enerji denizi olan cehennemin kendisi de yemek olabilir; Zaten azaptakilerin yemeği cehennem narıdır. Fakat cennet ehlinin yedikleri meyve olarak anılan fotonlardır. )

6 : وَلِلَّذِينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ

Ve lillezine keferu: ve inkar edenler ki - bi rabbihim azabu cehennem: rablerinin cehennem azabı - ve bi’sel masir: kaderleri umutsuz -
Ve inkar edenlere rablerinin cehennem azabı var, umutsuz kaderleriyle.

7 : إِذَا أُلْقُوا فِيهَا سَمِعُوا لَهَا شَهِيقًا وَهِيَ تَفُورُ

İza ulku: eğer atılırsa - fiha semiu: orada duydu - leha şehikan: nefesini - ve hiye tefur: öyle sıçradı -
Eğer attılarsa orada duydu nefesini, öyle sıçrayıverdi.

8 : تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِ كُلَّمَا أُلْقِيَ فِيهَا فَوْجٌ سَأَلَهُمْ خَزَنَتُهَا أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَذِيرٌ

Tekadu: neredeyse - temeyyezu: çatlayacak/ayrılacaktı - minel gayz: öfkesinden - kullema ulkıye: atılanların hepsine - fiha fevcun: kalabalığa/alayına - seelehum hazenetuha: sakladıklarına sordu - e lem ye’tikum nezir: size uyarıcı gelmedi mi? -
Neredeyse öfkesinden çatlayıp ortadan ayrılacaktı, içine atılan kalabalığın hepsine sordu; -Size uyarıcı gelmedi mi?

9 : قَالُوا بَلَى قَدْ جَاءنَا نَذِيرٌ فَكَذَّبْنَا وَقُلْنَا مَا نَزَّلَ اللَّهُ مِن شَيْءٍ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا فِي ضَلَالٍ كَبِيرٍ

Kalu bela: evet geldi dediler - kad caena nezirun: bize uyarıcı geldi - fe kezzebna: yalan söyledik - ve kulna: ve dedik ki - ma nezzelallahu: Allah'ın bize indirmedi - min şey'in entum: şeyden dediğinden - illa fi dalalin kebir: ancak büyük sapıklık-
Evet, bize uyarıcı geldi dediler. Ve yalan söyledik, Allah bize o dediğin şeyden indirmedi, ancak sen büyük bir sapıklık içindesin.
(Günümüz bilim ve teknoloji çağında, her bireyin bile belli miktarda fizik, altom ve atomaltı parçacıklar hakkında bilgileri olmasına rağmen yukarıda temsili resimle ve buraya kadar yaptığımız betimlemeler tekfir edilmek için yeterliyken, cahilliğin dibe vurduğu bir zamanda Hz. Muhammed'in yaratılış hakkında anlattıklarına kim inanırdı? İnanmadılar da; Sanıldığının aksine etrafında kimse pervane olmadı. Hayatına dair yazılanları okuduğumuzda çok şeyler sezmebilmekteyiz.)

10 : وَقَالُوا لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ أَوْ نَعْقِلُ مَا كُنَّا فِي أَصْحَابِ السَّعِيرِ

Ve kalu: ve dediler - lev kunna nesmeu: eğer işitirdik - ev na'kılu: veya düşünseydik - ma kunna: olmazdık - fi ashabis sair: ateştekilerin sahibi -
Eğer işitseydik veya akıl etseydik, alevli ateştekilerin sahibi olmazdık! dediler.
(Cehennem ateşine atılsa bile ruhlar, içinde barındıkları ins atomuyla birlikte cehenneme giriyorlar. Ateştekilerin sahibi olmak demek, ateşle muhatap durumdaki ins atomunun sahibi "ashabis sair" olan ruhun ağzından ifadeleri okuyoruz. Cümleyi anlamak için ins atomunu ve içindeki cinn atomunu ve etrafındaki kur'an ile birlikte meydana gelen kitabı bilmek gerekiyor. Hz. Muhammed'e atomlar alemi vahiy olara gösterildiğinde bunları bir anda anlar oluyor, bu yüzden "Sen kitap nedir bilmezdin" deniliyor. Biz dahi atomlar alemini bir anlığına görsek değil 600 sayfa diyebiliriz ki bir ömür onu anlatır dururduk. İşte bilimsel tefsir, görmemiz gereken atomların dünyasını bize sayfalar dolusu yazıyla ve temsili resimlerle anlatmaya çalışıyor. Dünya değişmek ölmek demek değil, atomların dünyasına gittiğimizde evvel emir kör olacağız. O anda bilimsel tefsirde anlatılanlara ihtiyaç duyacağız. Bakınız az önce cehenneme atılan ruhun ins atomu içinde bulunmaya devam ettiğin söyledik. Ölmek, gerçekte ins atomu olmadan cehenneme atılmanın adı oluyor. Ölen ruh, o anda Alllah'ın ruhuna karışıyor. Allah'ın ruhuna kavuşmak bilinenden zor ve ağır bir durum. )

11 : فَاعْتَرَفُوا بِذَنبِهِمْ فَسُحْقًا لِّأَصْحَابِ السَّعِيرِ

Fa’terefu:kabul ettiler - bi zenbihim: şuçlarını onlar - fe suhkan: ezilerek günahtan çıkarıldılar - li ashabis sair: ateştekilerin sahibi -
---

12 : إِنَّ الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُم بِالْغَيْبِ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ كَبِيرٌ

İnnellezine yahşevne: korkanlar onlar ki - rabbehum bil gaybi: görünmeyen rablerinden - lehum magfiratun: onlar affedilmişlerdir - ve ecrun kebir: ve ücretleri büyüktür -
Görünmeyen rablerinden korkanlar affedilmişlerdir ve büyük ücretleri vardır.

13 : وَأَسِرُّوا قَوْلَكُمْ أَوِ اجْهَرُوا بِهِ إِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

Ve esirru kavlekum: söyledikleriyle yakalandılar - ev icheru : veya beyanlarıyla - bihi innehu alimun: böylece bilir - bi zatis sudur: göğüslerde olanı -
Söyledikleriyle veya beyanlarıyla yakalandılar. Göğüslerinde olanı böyle bilir.
(Cennet, saklı yer! Ruhun barındığı atomun içi, saklı yer yani cennettir. Orada olanları, orada barınan ruh söylemedikçe kimse bilemiyor. Ruh, düşünürken şekil değiştiriyor ve bu değişiklik, titreşim veya foton salma olarak atomun dışına çıkıyor.)

14 : أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ

E la ya’lemu: bilmiyor mu- men halaka: yarattığından - ve huvel: o - latiful habir:şefkat uzman - >
Yaptığından onun haberi yokmu/ bilmiyor mu?

15 : هُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ ذَلُولًا فَامْشُوا فِي مَنَاكِبِهَا وَكُلُوا مِن رِّزْقِهِ وَإِلَيْهِ النُّشُورُ

Huvellezi ceale: kim yaptı - lekumul arda: size yer'i - zelulen : aşağıda - femşu fi menakibiha: böylece içinden yürüyüp geçerek - ve kulu min rızkıhi: rızkınızdan yiyebilesiniz - ve ileyhin nuşur: ve dirilmeniz için - >
Kim yaptı aşağınızdaki yer'i sizin için? Böylece dirilmeniz için içinden yürüyüp geçerek rızkınızdan yiyebilesiniz.

16 : أَأَمِنتُم مَّن فِي السَّمَاء أَن يَخْسِفَ بِكُمُ الأَرْضَ فَإِذَا هِيَ تَمُورُ

E emintum: güvendesin - men fis semai: göklerin içinde - en yahsife bikum el arda: zayıflayan yer'i kaybettiğinizde - fe iza hiye: eğer öyle olduysa - temur: ? -
Göğün içindeyken güvendesin...

17 : أَمْ أَمِنتُم مَّن فِي السَّمَاء أَن يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِبًا فَسَتَعْلَمُونَ كَيْفَ نَذِيرِ

Em emintum: emin misin - men fis semai : göklerin içinde - en yursile aleykum b>: sana gönderdiğimzde - hasıba b>: ? - fe se ta’lemune keyfe nezir b>: bilirsin nasıl uyarılıyor -
---

18 : وَلَقَدْ كَذَّبَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ

Ve lekad kezzebellezine: yalan söylediler - min kablihim:onlardan önce - fe keyfe kane nekir: nekir nasıldı -
---

19 : أَوَلَمْ يَرَوْا إِلَى الطَّيْرِ فَوْقَهُمْ صَافَّاتٍ وَيَقْبِضْنَ مَا يُمْسِكُهُنَّ إِلَّا الرَّحْمَنُ إِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ بَصِيرٌ

E ve lem yerav: yoksa görmüyorlar mı - ilat tayri fevkahum: üzerlerindeki/fevklerinde olan kuşları - saffatin: sıralı halde - ve yakbıdne: yakalanmışlar - ma yumsikuhunne: ne tutuyor onları orada - illar rahman: ancak rahman - innehu bi kulli şey’in basir: o her şeyi bilir -
Görmüyorlar mı üstte-yukarıdaki sıralı duran yakalanmış kuşları, onları ne tutuyor orada?
(Elementin orbitallarından birinde duran hidrojenler için kuş tanımlaması yapılmış. En üst orbitalda enam adıyla anılan sekiz hidrojen işaret edilmişti. Şimdi kuşların sıra sıra yakalanmış orad duran kuşlar, enamın iki altındaki orbital olmalı. Birde ziynet ve cariyelerin durduğu orbital var. Böylece üç orbital ediyor. Üç de simetri orbital ile altı ve bunlara dik konumlankmış adem denilen iki elemanlı helyumun durduğu orbital ile yedi katlı Yer tamam oluyor. Element içindeki hidrojenlerin yer'leri, bir binanın balkonları gibi dışarıdan bakıldığında sayılabildiği için "yedi kat yer" deniliyor. Orbitalda tutulmuş halde sıralı vaziyette duran kusların altlarında bir tel veya tar yoktur. Allah soruyor "Onları orada ne tutuyor?" Cevabı önceki pasajlardan hatırlayacağımız ilahtır. Dondurma külahını andıran hidrojenlerin üst kısmındaki soğuk dondurma gibi enerjisiz boş ve boş olduğundan ötürü yüksek çekim güçüne sahip şefaatçi bir alan var. Elementin çekirdeğine dönük duran bu alanlar sayesinde element dağılmadan sağlam vaziyette bütünlüğünü koruyor. Tanımlarken "dıştan bakıldığında" gibi cümle kullanıyoruz, gerçekte burlara böyle bakmak mümkün değil. Hem insan atomları kör olduğu için etraftaki bu manzarayı müşahede edemezler hem de beşeriyetin atom seviyesinde görüntüleme yapması tatrtışılabilir ama olası değil. Bu yüzden böyle anlatıların akabinde gelen söz "Allah her şeyi bilir" gibi saptamalardır. Gerçekten de Allah her şeye şahit tek kişidir. Bunun haricinde beşerlerin şehadet ettim/ediyorum/ederim ki gibi cümleler kati surette şirktir.)

20 : أَمَّنْ هَذَا الَّذِي هُوَ جُندٌ لَّكُمْ يَنصُرُكُم مِّن دُونِ الرَّحْمَنِ إِنِ الْكَافِرُونَ إِلَّا فِي غُرُورٍ

Emmen hazallezi: bu güvenlikler - huve cundun: askerler - lekum : sana - yansurukum: kazandırırlar - min dunir rahman: rahman olmadan - inil kafirune: inkarcılar - illa fi gurur: ancak kibir/ego -
güvenliği bu askerler sağlarlar, rahman olmadan. İntarcılar bunu gurur yaparlar.

21 : أَمَّنْ هَذَا الَّذِي يَرْزُقُكُمْ إِنْ أَمْسَكَ رِزْقَهُ بَل لَّجُّوا فِي عُتُوٍّ وَنُفُورٍ

Emmen hazallezi: bu güvenlikler - yerzukukum: rızkınız - in emseke rızkahu: geçiminizi sağlamanız - bel leccu: ? - fi utuvvin ve nufur: azgınlık içinde hoşnutsuz -
---

22 : أَفَمَن يَمْشِي مُكِبًّا عَلَى وَجْهِهِ أَهْدَى أَمَّن يَمْشِي سَوِيًّا عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ

Efemen yemşi mukibben: yüzünde yürüyeceğim - ala vechihi: yüzü üzerinde - ehda em men yemşi: yönlendirilmiş halde güvenli yürüyecek - seviyyen: birlikte - ala sıratın: yol üzerinde - mustakim: düz -
---

23 : قُلْ هُوَ الَّذِي أَنشَأَكُمْ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ

Kul huvellezi: deki o kimse ki - enşeekum: sizi inşa etti - ve ceale lekumus sem’a: ve oluşturdu sana işitme - vel ebsara: ve basiret/öngörü - vel ef’idete: ve kalpler - kalilen ma teşkurun: az teşekkür ediyorsunuz - De ki: o kimse ki sizi inşa etti, işitmenizi oluşturdu, basiret öngörü kabiliyeti verdi, ve kalpler verdi; Ne az şükrediyorsunuz.
(Allah sadece ins atomu yaratıyor. Evrendeki her şeyi bu ins atmlarını kullanarak inşa ediyor ve sistemler oluşturuyor. İnsan, ins atomu kullanılarak onun üzerinde melekler yapıyor, üzerine Kur'an indiriyor, ona çeşitli fonksiyorlar kazandırıyor. Son olarak ins atomu içinde kalpler oluşturuyor. Kalp içinde barınan ruha, az şükrettiği için sitem ediyor. )

24 : قُلْ هُوَ الَّذِي ذَرَأَكُمْ فِي الْأَرْضِ وَإِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

Kul huvellezi : deki odur- zeraekum: sizi üreten - fil ardı: yerin içinde - ve ileyhi tuhşerun: ve onda toplanan -
De ki sizi yerin içinde üreten ve onda toplayan odur.
(Adam denilen ruh, yer etrafında gelişen elektronda oğul denilen kişi olarak dünya hayatı buluyor. Fizik dünyayla haşır neşir olan oğuldur. )

25 : وَيَقُولُونَ مَتَى هَذَا الْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ

Ve yekulune: dedin - meta hazalva’du: bu söz ne zaman - in kuntum sadikin: sen dürüst olursan-
Dedin, bu söz ne zaman? Sen sadıkklardan olursan.

26 : قُلْ إِنَّمَا الْعِلْمُ عِندَ اللَّهِ وَإِنَّمَا أَنَا نَذِيرٌ مُّبِينٌ

Kul innemal: ama deki - ilmu indallahi: ilim Allah'tır - ve innema ene: ama deki ben - nezirun mubin: gösterilen uyarıcıyım -

Ama de ki: “ilim Allah’tır" Ve ama deki ben "gösterilen uyarıcıyım”

(Bu cümle evrenin en önemli tespitidir. İnsanların Allah'ın varlığı ve zatı üzerine kafa yormalarına en kati cevaptır. Üstelik altı bin iki yüz cümlelik Kur'an kitabının cevap anahtarı ve sağlamasını yapan anahtardır! Şöyle ki; Bu cümleyi binlerce yıldır tefsir eden kişiler "inde" kelimesini tercüme etmeden olduğu gibi kullanmıştır. "Alah'ın indinde" ifadesiyle onun yanı, yöresi, katı, tabakası, makamı, tahtı gibi onu sınırlayan, onu bir mekana koyan/sığdıran, onu cismanileştiren tercüme/tefsir olur. Allah bizatihi ilim/bilgi/akıldır. Yarattığı atomlarda bilgidir. çünkü onların içine kendinden yani akıl koymuştur. Madde ve maddeyle inşa ettikleri de bilgidir. Ahirete götürülebilecek tek kazanım da bilgidir. binlerce yıldır sadece zaman öldüren, insanları cahil bırakan oyalayıcı vaatlerin bağlandığı faydasız ritüeller ile ahiret hayatına götürülecek gram ağırlık elde edilemiyor. Ağırlık dediysek gerçekten ruha yüklenen bilgi onun tartılabilir ağırlığını arttırıyor. Bunu ampirik olarak ispat edebiliriz. Evet evet, vahiy anlatıları hakkında günümüze kadar bilimsel bir tek çalışma/deney/gözlem yapılamamışken işbu bilimsel tefsir, bir kaç tane bilimsel deney ile bir çok şeyi görselleştirecek, ölçümleyebilecek ve formülize edilecek sonuçlar üretebiliyor. Siteye bu deneyleri koymadık, nasip olursa yüksek sayıda kişiye ulaşılabilir imkan bulunduğunda kamuoyuna takdim edilir, tabiatıyla adil değerlendirme yapacak kompleksiz ilim ehli kişilerce oluşturulacak heyet huzurunda olmak kaydıyla. Buhar gücü icat edildiğinde mum üstünde dönen iki- üç cm çapında bir küre buhar püstürterek dönüyordu. Bunu seyreden avam"Bu ne işe yarayabilir ki?" demişlerdi. Veya dönemin ABD Başkanı. Rutherford B. Hayes “Çok güzel bir buluşa benziyor ama Tanrı aşkına bunu kim, niye kullanmak istesin ki?” demişti. ilgili deneylerimiz bu yüzden ifşa edilmedi.)

27 : فَلَمَّا رَأَوْهُ زُلْفَةً سِيئَتْ وُجُوهُ الَّذِينَ كَفَرُوا وَقِيلَ هَذَا الَّذِي كُنتُم بِهِ تَدَّعُونَ

Fe lemma raevhu:onu gördüklerinde - zulfeten siet: geceden bir parça olacak - vucuhullezine keferu: inkarcıların yüzleri - ve kile hazallezi: ve seylendi ki - kuntum bihi teddeun: senin çağırdıkların -
---

28 : قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَهْلَكَنِيَ اللَّهُ وَمَن مَّعِيَ أَوْ رَحِمَنَا فَمَن يُجِيرُ الْكَافِرِينَ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ

Kul : deki - e raeytumin: görüyor musun - ehlekeniyallahu: Allah beni helak ettiğini - ve men maıye: benimle olanları- ev rahımena: veya merhamet ettikleri - fe men yucirul kafirine: o zaman kim kurtarır inkarcıları - min azabin elim: elim azabından -
---

29 : قُلْ هُوَ الرَّحْمَنُ آمَنَّا بِهِ وَعَلَيْهِ تَوَكَّلْنَا فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ فِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ

Kul huver rahmanu: deki o merhametlidir - amenna bihi: güvenlik ondandır - ve aleyhi tevekkelna: ve ona tevekkül ettim/emanet ettim - fe se ta’lemune:bilirsin - men huve: o kimse - fi dalalin mubin: görünen hata içinde -
---

30 : قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَصْبَحَ مَاؤُكُمْ غَوْرًا فَمَن يَأْتِيكُم بِمَاء مَّعِينٍ

Kul e raeytum: deki görüyor musun - in asbaha: olursa - maukum gavran: vadi su - fe men ye’tikum: sana geldi - bi main mainin: akan su ile -
---