Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
--

83- İnşikak (84)

1: إِذَا السَّمَاء انشَقَّتْ

İzas semaunşakkat.
eğer gökler ikiye ayrıldıysa.

2: وَأَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ

Ve ezinet: yetkilendirilme - li rabbiha: rabbi için - ve hukkat: ? -
---

3: وَإِذَا الْأَرْضُ مُدَّتْ

Ve izal: eğer - ardu: yer/göğün ucu- - muddet: yorgandan dışarı uzanan ayak gibi uzanmak -
Eğer yer, uzatıldıysa.

4: وَأَلْقَتْ مَا فِيهَا وَتَخَلَّتْ

Ve elkat: attığı - ma: nedir - fiha: nerede - ve tehallet: vazgeçtim -
Vazgeçerek dışarı attığın nedir? Nerededir?

5: وَأَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ

Ve ezinet: yetkilendirme - li rabbiha: rabbi için - ve hukkat: ? -
Ve Rabbine itaat etti ve gerçekleştirdi.

6: يَا أَيُّهَا الْإِنسَانُ إِنَّكَ كَادِحٌ إِلَى رَبِّكَ كَدْحًا فَمُلَاقِيهِ

Ya eyyuhal insanu: ya, ey insan - inneke kadihun: gerçekten siz işçi/emekçilersiniz - ila rabbike kedhan: rabbi için hizmet eden - fe mulakihi: ? -
Ey insan, siz gerçekten de rabbi için çalışan işçiler/emekçilersiniz. <
(İnsan atomları, evreni inşa ve imar etmekte, bilim, sanat üretmekle görevlidir.)

7: فَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِيَمِينِهِ

Fe emma: lakin, amma - men utiye kitabehu: kitabı getiren kim - bi yeminihi: sağından -
Lakin kitabı sağından getiren kim?

8: فَسَوْفَ يُحَاسَبُ حِسَابًا يَسِيرًا

Fe sevfe yuhasebu : hesap tutan - hısaben yesira: hesabı kolaylıkla-
Hesap tutan, yapacaklarını/hesabını kolaylıkla tutar. <
(Hesap, manyetik alanda kayıt ediliyor. Yani her insan atomunun hesabı yine kendi üzerinde tutuluyor.)

9: وَيَنقَلِبُ إِلَى أَهْلِهِ مَسْرُورًا

Ve yenkalibu: ve geri döner - ila ehlihi: ailesine - mesrura:memnun -
Ve ailesine memnun olrak döner.

10: وَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ وَرَاء ظَهْرِهِ

Ve emma: Ve lakin - men utiye kitabehu: kitabı getiren kim - verae zahrihi: arkasında görünen-
Ve lakin kitabını arkasından görünür şekilde getiren kim?

11: فَسَوْفَ يَدْعُو ثُبُورًا

Fe sevfe yed’u : dua yapacaksın - subura: alı konulmak-
Alıkoyulmak için dua yapacaksın.

12: وَيَصْلَى سَعِيرًا

Ve yasla: çukur - saira: ateş -
---

13: إِنَّهُ كَانَ فِي أَهْلِهِ مَسْرُورًا

İnnehu kane : öyleydi- fi ehlihi: ailesinin içinde - mesrura: memnun -
Ailesiyle birlikteyken memnundu.

14: إِنَّهُ ظَنَّ أَن لَّن يَحُورَ

İnnehu: şüphesiz öyle - zanne: düşündü/sandı - en len : ...mayacak - yahur: bozulma-
Süphesiz o hiç bozulmayacağını sandı!

15: بَلَى إِنَّ رَبَّهُ كَانَ بِهِ بَصِيرًا

Bela: Evet - inne rabbehu: şüphesiz rabbi - kane: öyleydi - bihi basira: vizyoner-
Evet, şüphesiz rabbi vizyoner-herşeyi bilen/yöneten idi.

16: فَلَا أُقْسِمُ بِالشَّفَقِ

Fe la uksimu: yemin etmem - biş şefak: şafakla -
---

17: وَاللَّيْلِ وَمَا وَسَقَ

Vel leyli: gece - ve ma vesak: neyi kaplar -
Gecenin kuşattığı nedir? <
(Gecenin kaplaması, örtmesi ile ilgili ulemanın idrakinde hata var! Mütekellimin gece hususunu karanlık olarak anlaması hata olmasına karşın onun kaplayıcı özelliği sahip olduğu zannı mantıklı durmuyor; Öyle ki kaplayan ışıktır. Bakınız ışık olmasa dünyanın tüm yüzeyi karanlık kalacaktır. Güneş, dünyanın bir yüzünü aydınlığıyla kapladığında o kısım aydınlık oluyor. İnanın bu kadar basit bir açıklamayı yapmak bana hicap verdi. Sorulmalıdır ki kaplayıcı olan şey bir varlık olmalı değil midir? Vahiy anlatısında haberi verilen "Gece" ruhu kaplayan yaratıktır.)

18: وَالْقَمَرِ إِذَا اتَّسَقَ

Vel kameri: ve ay - izattesak: düzgün/tutarlı -
Ve ay düzgünse/tutarlıysa! <
(Bu cümlede anılan ay, dünyanın uydusu ay olabilir mi? Tutarlılık, düzgünlük onun belirgin bir özelliği olarak anılıyor. Koni şekilli güğün tek parçalık yüzeyi düzgün ve tutarlıdır. Gecenin yüzü olan ay, atom üzerine gelen dalgalara yansıtmasının yanı sıra bir hoperlör diyaframı gibi titreşim üretebilmektedir.)

19: لَتَرْكَبُنَّ طَبَقًا عَن طَبَقٍ

Le terkebunne: bir arada bulunan - tabakan: tabakların - an tabakın: bir tabak -
Tabakların, bir arada duruşları.

20: فَمَا لَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

Fe ma lehum: yani onlar varya - la yu’minun: inanmıyorlar - Yani onlar varya, inanmıyorlar!

21: وَإِذَا قُرِئَ عَلَيْهِمُ الْقُرْآنُ لَا يَسْجُدُونَ

Ve iza kurie: Eğer okunuyorsa - aleyhimul kur’anu: kuran onların üzerine - la yescudun: eğilme -
---

22: بَلِ الَّذِينَ كَفَرُواْ يُكَذِّبُونَ

Belillezine keferu: fakat inkar edenler - yukezzibun: yalan söylüyor -
---

23: وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا يُوعُونَ

Vallahu: ve Allah - a’lemu: bilir - bima yuun: ? -
---

24: فَبَشِّرْهُم بِعَذَابٍ أَلِيمٍ

Fe beşşir: müjdele - hum: onlar - bi azabin elim: elim azap ile -
---

25: إِلَّا الَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ لَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ

İllallezine amenu: ancak güvende olanlar - ve amilus salihati: ve iyi işler yapanlar - lehum ecrun:onların ücreti - gayru memnun: memnun değil -
---