Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
--

87- Bakara (2)

87/2 Bakara -1: الم

Elif Lam Mim
Elif ve Lam Allah'ın iki kitabının rumuzlarıdır. Mim şu an yaşayan Muhammed adı verilmiş olan ruhun rumuzudur.

87/2 Bakara -2: ذَلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ

Zalikel kitabu: o kitap - la reybe fih: şüphesiz - huden lil muttekin: sakınnanlara klavuzdur -
O kitap, şüphesiz sakınanlar için rehber/klavuzdur.

87/2 Bakara -3: الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ

Ellezine:onlar ki/ o kimseler- yu’minune: güvende olanlar - bil gaybi: bilinmeden/görünmeden/gizlilikle - ve yukimunes: ve ikametlerini - salate: destekliyorlar - ve mimma: şeylerden - razakna hum: onlar yiyecekleri yunfikun: harcıyor -
Güvende olan o kimseler, bilinmeyerek/gizlideki ikametlerini verdiğimiz rızkı harcayarak destekliyor/onu ayakta tutuyorlar.
(Atomların güvende olmak için elementlere sığındıklarını önceki pasajlardan biliyoruz. bir önceki pasajda da onların adeta hapis olduklarını, nefslerinin kontrol altına alındığını ve böylece helaklarının önlendiğini görmüştük.)

87/2 Bakara -4: والَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ وَبِالآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ

Vellezine yu’minune: ve güvende olanlar - bi ma unzile ileyke: seninle birlikte indirilenler - ve ma unzile min kablik: ve senden önce indirilenler - ve bil ahireti hum yukınun: bunlar ahirette emniyetteler - Güvende olanlar: Seninle ibrlikte indirilenler ve senden önce indirilenler, bunların hepsi ahirette emniyetteler.
(Güvende olmak ne demek buraya kadar az çok anladık. Element içinde olmamak, enerji denizi evrende tek başına bulunmak, firavunlar ve diğer atomların nefsleri karşısında tehlikede olmak demektir. Element içinde güvende olanlar kimler? Senden önce yani Elif atomu içine indirilen ruh/racul olan İbrahim isimli ümmet atomlar ve Lam atomu içine indirilen Musa isimli ümmet atomlar. Peki ya İsa ve Muhammed neden anılmıyor burada? Cevap: Tüm anlatılardaki muhatap Muhammed ruhu -bunu bir beşer olan Hz. Muhammed ile karıştırmayınız! Zati onun adı Ahmet idi. Muhammed'i anlatığı için kendi adı olarak anlaşıldı. O vefat ettiğinde Ömer "Kim ki Muhammed öldü derse onu kılıcımla iki parça ederim!" derken Muhammed ruhunu işaret ediyordu. İsa'ya gelince o, lam rumuzlu atomun oğlu yani elektronuydu.)

87/2 Bakara -5: أُوْلَئِكَ عَلَى هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

Ulaike ala huden: bunların üzerindeki rehberlik- min rabbihim: rabbimdendir - ve ulaike humul muflihun: onlar bu yüzden kutulanlar- Üzerlerindeki rehberlik rabbimdendir, onlar kurtuluşa erenlerdir.

87/2 Bakara -6: إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ سَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَأَنذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنذِرْهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ

İnnellezine keferu:inkar eden kimseler - sevaun aleyhim: olup olmadığı - e enzertehum: onları uyardın mı - em lem: veya uyarmadın - tunzirhum: bunlar uyarıya - la yu’minun: güvende olmazlar -
İnkar eden kimseleri uyarıp uyarmaman fark etmez, onlar güvende değiller.

87/2 Bakara -7: خَتَمَ اللّهُ عَلَى قُلُوبِهمْ وَعَلَى سَمْعِهِمْ وَعَلَى أَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ عظِيمٌ

Hatemallahu: Allah mühürledi- ala kulubihim: kalplerinin üzerini - ve ala sem’ıhim: işitmesinin üzerine - ve ala ebsarihim: ve onun gözünün üzerine - gışavetun: perde/bulanıklık - ve lehum azabun azim: ve onların azapları büyüktür- Alah onların kalplerinin üzerini mühürledi. Ve işitmelerinin üzerine ve (tek olan) gözünün üzerine perde/bulanıklık getirdi. Onların azabı büyüktür.
(Atomun bir gözü var. Ama bu göz manzara görmüyor bilakis sadece ışığı algılıyor. İn/mağara içinde barınan ruh, sadece ışık görür. hani ölümden dönen insanların tunelin ağzında bir ışık gördüm! diye anlattığı durum budur. Kulak denilen aza yine bu gözdür. Gözden ışık girerse görme, enerji hava gibi sızarak dolarsa duyma olarak tezühür ediyor. Görme işinin gerçekte bir işitme olduğunu önceki pasajlarda görmüştük. İşitme sırasında atoma enerjinin sızarcasına dolması olayını başkaca vahiy anlatılarında deliklere sessizce akan yılan denilerek veya fısıltı veyahut ilham diye de geçmektedir, hepsi aynı fiziksel işleyişin farklı yansıtılmasıdır, bu anşılması açısından iyidir, hem birbirlerine tezat teşkil etmezler.)

87/2 Bakara -8: وَمِنَ النَّاسِ مَن يَقُولُ آمَنَّا بِاللّهِ وَبِالْيَوْمِ الآخِرِ وَمَا هُم بِمُؤْمِنِينَ

Ve minen nasi: ve insanlardan - men yekulu amenna billahi: Allah'a inanıyoruz diyenler - ve bil yevmil ahıri: ve öbür/diğer güne - ve ma hum bi mu’minin: ve onlar ın inanmadığı nedir -

87/2 Bakara -9: يُخَادِعُونَ اللّهَ وَالَّذِينَ آمَنُوا وَمَا يَخْدَعُونَ إِلاَّ أَنفُسَهُم وَمَا يَشْعُرُونَ

Yuhadiunallahe: Allahı aldatıyorlar- vellezine amenu: inananlar - ve ma yahdeune: aldattıkları nedir - illa enfusehum: ancak kendileridir - ve ma yeş’urun: ne hissettiler -

87/2 Bakara -10: فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ فَزَادَهُمُ اللّهُ مَرَضاً وَلَهُم عَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ

Fi kulubihim: kalplerinin içindeki - maradun:hastalık - fe zadehumullahu marada: ve ayyah hastalıklarını arttırdı - ve lehum azabun elimun: onların elim azabı var - bi ma kanu yekzibun : onlar yalan söylüyordular, öyleydiler -

87/2 Bakara -11: وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لاَ تُفْسِدُواْ فِي الأَرْضِ قَالُواْ إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ

Ve iza kile lehum: eğer onlara söylenirse - la tufsidu fil ardı: yerin içinde fesat çıkarmayın - kalu: dedi - innema nahnu muslihun: ama biz onarıcılar/düzelticileriz -

87/2 Bakara -12: أَلا إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلَكِن لاَّ يَشْعُرُونَ

E la innehum: bunlar değiller mi - humul mufsidune: bozguncular - ve lakin la yeş’urun: ama hissetmeyen -

87/2 Bakara -13: وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ آمِنُواْ كَمَا آمَنَ النَّاسُ قَالُواْ أَنُؤْمِنُ كَمَا آمَنَ السُّفَهَاء أَلا إِنَّهُمْ هُمُ السُّفَهَاء وَلَكِن لاَّ يَعْلَمُونَ

Ve iza kile lehum: ve eğer onlara söylense ki - aminu : iman etmiş olup- kema amenen nasu: güya güvendeki insanlar gibi - kalu e nu’minu: dediler güvende değilmiyiz- kema amenes sufehau: güvendeki aptallar gibi - e la innehum humus sufehau: ancak bunlar aptalmı ki - ve lakin la ya’lemun: ama bilmiyorlar -

87/2 Bakara -14: وَإِذَا لَقُواْ الَّذِينَ آمَنُواْ قَالُواْ آمَنَّا وَإِذَا خَلَوْاْ إِلَى شَيَاطِينِهِمْ قَالُواْ إِنَّا مَعَكْمْ إِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِؤُونَ

Ve iza lekullezine amenu : eğer ölen kimse güvende idiyse- kalu amenna: güya güvende - ve iza halev ila şeyatinihim: ve eğer üzerlerinde şeytanları yoksa - kalu inna meakum: şüphesiz senileyiz/yanındayız- innema nahnu mustehziun: ancak biz alay edenleriz -

87/2 Bakara -15: اللّهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ وَيَمُدُّهُمْ فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ

Allahu yestehziu bihim: Allah onlarla alay etti - ve yemudduhum: ve bunları uzattı/genişletti - fi tugyanihim: azgınlık içindekiler - ya’mehun: ? -

87/2 Bakara -16: أُوْلَئِكَ الَّذِينَ اشْتَرُوُاْ الضَّلاَلَةَ بِالْهُدَى فَمَا رَبِحَت تِّجَارَتُهُمْ وَمَا كَانُواْ مُهْتَدِينَ

Ulaikellezineşterevud: satın alan kimseler- dalalete: sapkınlık - bil huda: rehberlikle - fe ma rabihat ticaretuhum: ticaretlerinde ne kazandılar - ve ma kanu muhtedin: onları dinlerinden döndüren neydi -

87/2 Bakara -17: مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِي اسْتَوْقَدَ نَاراً فَلَمَّا أَضَاءتْ مَا حَوْلَهُ ذَهَبَ اللّهُ بِنُورِهِمْ وَتَرَكَهُمْ فِي ظُلُمَاتٍ لاَّ يُبْصِرُونَ

Meseluhum: onar tıpkı- ke meselillezistevkade nara: tutuşturulmuş atiş gibidirler - fe lemma edaet: yanan ateşinkaynağı nedir? - ma havlehu zeheballahu: - bi nurihim: nurlarıyla - ve terekehum: terk edildiler - fi zulumatin: karanlıklar içinde - la yubsirun: göremezler -
Onlar tıpkı tutuşturulmuş ateş gibidirler, yanan nedir?/ Ateşin kaynağı nedir? Nurlarıyla karanıklar içinde terk edildiler, göremezler!
(İçinde ruh olan ins atomların/insanların tamamı bir kandil/fener gibi ışık saçıyor. Bir beygamber himayesindeki elementler içinde yer almayan atomlar bir başlarına kalır, ateşleri sönünce kaybolur giderler. )

87/2 Bakara -18: صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لاَ يَرْجِعُونَ

Summun: sağır - bukmun: dilsiz - umyun: görmez - fe hum la yerciun: onlar geri dönmediler-
(Sağır dilsiz ve görmez oluşları, mesnetsit duruşlarından kaynaklı olmalı. Fizik yönüyle referanssız iletişim olamaz.)

87/2 Bakara -19: أَوْ كَصَيِّبٍ مِّنَ السَّمَاء فِيهِ ظُلُمَاتٌ وَرَعْدٌ وَبَرْقٌ يَجْعَلُونَ أَصْابِعَهُمْ فِي آذَانِهِم مِّنَ الصَّوَاعِقِ حَذَرَ الْمَوْتِ واللّهُ مُحِيطٌ بِالْكافِرِينَ

Ev ke: veya sana inen yağmur - sayyibin: ?- mines semai: göklerden- fihi zulumatun ve ra’dun: karanlığın içinden - ve ra’dun: gök gürültüsü - ve berk: şimşek- yec’alune esabiahum: parmaklarını bunlar yapıyor/oluşturuyor - fi azanihim: bunlar kulaklarının içinde - mines savaiki hazaral mevt: öldürücü yıldırımlara tedbir - vallahu muhitun bil kafirin: Allah inkarcıları çevresindedir -

87/2 Bakara -20: يَكَادُ الْبَرْقُ يَخْطَفُ أَبْصَارَهُمْ كُلَّمَا أَضَاء لَهُم مَّشَوْاْ فِيهِ وَإِذَا أَظْلَمَ عَلَيْهِمْ قَامُواْ وَلَوْ شَاء اللّهُ لَذَهَبَ بِسَمْعِهِمْ وَأَبْصَارِهِمْ إِنَّ اللَّه عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

Yekadul berku: neredeyse şimşek çaktıkça - yahtafu ebsarehum: gözlerini kaçırıyordular - kullema edae lehum: onları aydınlattıkça - meşev fihi: yürüteçler içinde - ve iza azleme: eğer en karanlık - aleyhim kamu: onlar kıyam etti/kalktılar - ve lev şaellahu le zehebe: gerçi gitmelerini Allah istedi/diledi - bi sem’ihim: işittikleriyle - ve ebsarihim innallahe: ve görmeleriyle - ala kulli şey’in kadir: Allah'ın gücü herşeyin üzerindedir -

87/2 Bakara -21: يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُواْ رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

Ya eyyuhen nasu’budu: Ey insanlar ibadet/hizmet edin - rabbekumullezi: rabbiniz ki ona - halakakum: sizi halg eden- vellezine : ve kim - min kablikum: sizden öncekileri- leallekum tettekun: umulur ki sakınırsınız-

87/2 Bakara -22: الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الأَرْضَ فِرَاشاً وَالسَّمَاء بِنَاء وَأَنزَلَ مِنَ السَّمَاء مَاء فَأَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقاً لَّكُمْ فَلاَ تَجْعَلُواْ لِلّهِ أَندَاداً وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ

Ellezi ceale: Kim oluşturdu- lekumul arda: yeri senin için - firaşen: yatak - ves semae binaa: ve göğü bina etti - ve enzele: ve indirdi - mines semai: gökten- maen: su - fe ahrece bihi: çıkardı - mines semarati: meyveler- rızkan lekum: rızkınız olarak - fe la tec’alu: ve kılmadı - lillahi endaden: ilahları takipçi - ve entum ta’lemun: bilmelisin -
Kim senin için Yer'de yatak oluşturdu, göğü bina etti ve gökten suyu indirdi? Rızk olarak sende meyveler çıkardı. Kılmadı, ilahlara takipçi, bilmelisin.
(Yerde yatak oluşturmak! ifadesine dikkat gerekiyor. Koni şekilli göğün sivri ucuna yer deniyor. Bu yer etrafında bir manyetik alan oluşturuluyor. Cümleyi "Yerde yatak yaptı" veya "Yeri size yatak/beşik olarak yaptı" gibi yorumlar, "ard" kelimesini dünya yüzeyi olarak algılamalarından dolayıdır. Benzer şekilde önceki aıklamalarda Yer'in içindeki kişilerden bahsedilirken bunu yer altındaki diyerek tercüme de yanlış olmaktaydı. Yer etrafındaki manyetik özellikli hafıza levhaları, atomun oğlu statüsündedir. Atomun içindeki racul kişi ahiret hayatı yaşıyorken, yere indirilen kendi uzantısıyla yer'de dünya hayatı yaşamaya başlıyor. Fizik dünyadaki tüm aktivitelerimiz bu oğul/elektron sayesinde gerçekleşiyor. Bilindiği üzere "Dünya" Arapçada ayrıca var olan kelimedir. Sonrasında en önemli vurgu "Seni ilahlara takipçi yapmadık" Koni şekilli gök ve külah şeklindeki atomun üst kısmında konuşlanan hiçlik, o atomun ilahıdır. Hiçlik şekil/boyut/ağırlık vb gibi özellikler içermediğinden ötürü "Sizin ilahınız tektir" çok sayıdadır ama bir tanedir demiyor. Cümelerde kinaye teşbih veya mecaz yoktur. Drekt söylenilen anlama odaklanılması lazımdır. )

87/2 Bakara -23: وَإِن كُنتُمْ فِي رَيْبٍ مِّمَّا نَزَّلْنَا عَلَى عَبْدِنَا فَأْتُواْ بِسُورَةٍ مِّن مِّثْلِهِ وَادْعُواْ شُهَدَاءكُم مِّن دُونِ اللّهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

Ve in kuntum: gerçi siz - fi reybin: şüphe içindesiniz - mimma nezzelna: hangi şeyden indirdiğimiz - ala abdina: kölemiz üzerine - fe’tu bi suretin: suret ile getirdik - min mislihi: aynısından - ved’u : iddia etti - şuhedaekum: şahit olanlar- min dunillahi: ilah olmadan - in kuntum sadıkin: dürüst olursan - (Varlığını hisseden fakat kendi hakkında bilgisi olmayan, etrafını göremeyen insan, oluşumu hakkında verilen bilgilerle bir türlü tatmin olamıyor. Hala şüphe içinde bulunuyor . Seni gökten indirdiğimiz sudan yaptık! Bilgisine binaen bu kez indirilen suyun menba hakkında bilgi veriliyor. İns atomu, içinde barınacak ruhun kölesi olarak ona hizmet edecek, ruh onun içine indiriliyor. Ruh müteşabih ayet olduğundan ötürü ins atomunun suretini alıyor. Bu işlemler sırasında külah şeklindeki ins atomunun üst kısmında henüz çekim alanı/ilah oluşmamış durumdadır. sonrasında oluşan bu alanın peşinden sürüklenen ruha, bir önceki cümlede "seni ilahları takip edesin diye yapmadık!" diyerek onun maddeyi oluşturmak gibi başkaca görevleri olduğu hatırlatılmıştı. Günümüze kadar bu cümle, anlamının dışında "Ve eğer indirdiğimiz Kur’an’dan şüphe içindeyseniz, o zaman o’nun mislinden bir sure getirin.. " diye tefsir edile gelinmiş. Dikkat edildiğinde dil bilgisi ve mantık kuralları dahilinde Kur'an'ın misli bir sure değil ancak bir Kur'an olabileceği görülebilir.)

87/2 Bakara -24: فَإِن لَّمْ تَفْعَلُواْ وَلَن تَفْعَلُواْ فَاتَّقُواْ النَّارَ الَّتِي وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ أُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ

Fe in lem tef’alu: niçin yapmadınız - ve len tef’alu : ve yapmayacaksınız - fettekun narelleti: bu yüzden ateşe gittiler - vakuduhan nasu: yakıtı insanlardan oluşan - vel hicaratu uiddet : ve taşlardan oluşan- lil kafirin: kafirler için -

87/2 Bakara -25: وَبَشِّرِ الَّذِين آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ كُلَّمَا رُزِقُواْ مِنْهَا مِن ثَمَرَةٍ رِّزْقاً قَالُواْ هَذَا الَّذِي رُزِقْنَا مِن قَبْلُ وَأُتُواْ بِهِ مُتَشَابِهاً وَلَهُمْ فِيهَا أَزْوَاجٌ مُّطَهَّرَةٌ وَهُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

Ve beşşirillezine amenu: İnanan/güvende olanları müjdele
ve amilus salihati: ve salih amel işleyenleri
enne lehum cennatin tecri: gerçekten yerleri cennettir
min tahtihel enhar: altından nehirler
kullema ruziku minha: devamlı ondan rızlanırlar
min semeretin rızkan: meyveleri rızıklarıdır
kalu hazellezi ruzıkna: dediler bu rızıkları kim
min kabl: önceden
ve utu bihi muteşabiha: ve geldi benzerleri
ve lehum fiha ezvacun mutahharatun: ve bunları içinde ter temiz çiftler yaptık ve hum fiha halidun: ve bunlar orada daimi/sürekli kılındılar

87/2 Bakara -26: إِنَّ اللَّهَ لاَ يَسْتَحْيِي أَن يَضْرِبَ مَثَلاً مَّا بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَا فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُواْ فَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ الْحَقُّ مِن رَّبِّهِمْ وَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُواْ فَيَقُولُونَ مَاذَا أَرَادَ اللَّهُ بِهَذَا مَثَلاً يُضِلُّ بِهِ كَثِيراً وَيَهْدِي بِهِ كَثِيراً وَمَا يُضِلُّ بِهِ إِلاَّ الْفَاسِقِينَ

İnnallahe la yestahyi: Allah utanmadı
en yadribe : vurmakla
meselen : örneği
ma beudaten : sivrisineği
fe ma fevkaha :üstünde
fe emmellezine amenu : güvende olan kimseler
fe ya’lemune : bilsinler
ennehul hakku b>: ki o sağa
min rabbihim: rabbinden
ve emmellezine keferu: inkar edenlere gelince
fe yekulune maza eradallahu bi haza mesela: Allahtan bir örnek istediklerini söylerler
yudıllu bihi kesiran : çokları bu yanlışı yaptı
ve yehdi bihi kesira: çokları yanlış yönlendi
ve ma yudıllu bihi illel fasıkin: sadcece yanlışları değil, iftiralarıda

İns atomunun yer uzvu sivri sineğin iğnesine o kadar benziyor ki... Bunu bu cümlede sivrisineğin örnek gösterildiğine dair bilgileri okuyunca fark edebildik. Uzun yıllar insanların aklında kaldığı kadarıyla nakledilen böylesi önemli vakıaları bildiren vahiy anlatılarındaki detayları bulamıyoruz.

87/2 Bakara -27: الَّذِينَ يَنقُضُونَ عَهْدَ اللَّهِ مِن بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَا أَمَرَ اللَّهُ بِهِ أَن يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الأَرْضِ أُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ

Ellezine yenkudune ahdallahi : Allah ile ahdlerini bozanlar kimlerdi
min ba’di misakıh ve yaktaune : kestiklen sonra şartlarını
ma emerallahu bihi : Allah'ın emri ne idi
en yusale : bağlanmalarıydı Madde bütünlüğü için elementlerin birbirlerine tutunma metodu, elektronlarının birbirini tutması yani kovalent bağ kurmalarıdır.
ve yufsidune fil ard: onlar yer'de/elektronda olanı yağmaladılar Onlar ne yaptılar? İki elektron birleşmek yerine birri diğerinin metasını gasp ediyor/yağmalıyor. Bu durumda ne bağ kurulabiliyor nede gasp edilen işe yarar halde bırakılıyor.
ulaike humul hasirun: işte bunlar kaybedenlerdir

87/2 Bakara -28: كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِاللَّهِ وَكُنتُمْ أَمْوَاتاً فَأَحْيَاكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

Keyfe tekfurune billahi : Allah'a nasıl inanmazsın?
ve kuntum emvaten fe ahyakum: Siz ölü idiniz, sizi canlandırdı! İnsanlara yanlış bir şekilde öğretilen şudur "Kıyamet günü sizi dirilten Allah'tır! " Evet bu söz 2. aşama için doğrudur, fakat Allah bundan bahsetmiyor, ilk ölü halimizden bahsediyor. Yani var olan akıllı varlıklar ilk yaratılışlarında ölü haldeler bunu haler veriyor. Öncelikle şunu belirtelim Fatr bölümünde ve Felak bölümünde ve birçok yerde daha anıldığı üzere yaratma ve yaratılış, bir bütünün yarılması ile elde edilen birimlerin yokluk kazanmış halleridir. Yani tek bir varlık var, o bir bütün halinde duruyor. Sonra Ay konileninin çemberleri birbirini kestiğinde bu bütün halindeki deniz/okyanız içinde girdaplar oluşuyor. Girdap oluşumunu takiben dönen sıvılarda olduğu gibi girdabın merkezinde bir yarık bir boşluk meyrana geliyor. Allah buna İns atomu diyor. İns atomu ölü ve dişi özelliklere sahip. Sonra düz ruh çizgilerinin bu girdaplar sırasında helezon/yumak halini almış haldeki ruhu bu ins atomunun içine yerteştiriyor. İşte ilk diriliş budur.
summe yumitukum: Sonra sizi öldürdü İns atomunu içindeki ruha bir süre verilmiş, buna ecel deniyor. Verilen süre kadar huni şeklindeki ins atomunda aşağıya doğru akarak bitiyor, tabi devamında tekrar denize/okyanusa karışıyor, bu ise ölüm oluyor.
summe yuhyikum : Sonra sizi diriltecek
summe ileyhi turceun: 2. kez tekrarlanan bu diriliş sırasında ins atomuna tekrar ruh yerleştiriliyor. Evet belki okyanusa karışan ruhun bizzat kendisi değil ama okyanusun kendisi bir tek ruh, yani Allah'ın ruhu yani ruhların hepsi aynı. İs atomunu dirilten şey ruhtur, İns atomu ruh olmaksızın boş bir çuval gibidir. Onun içine giren yumak/spiral seklindeki ruh ne zaman ki salat eder -doğrulur- işte o zaman ins atomu dirilmiş olur. Hz Muhammed bu olayı aktarırken kullandığı kelimeler hafifçe değiştirilerek dünya beşeri hayatına uyarlanmış ve şu hali almıştır: Kızınızı (ins atomunu) namaz kılana (salat eden ruha) vermezseniz onu cehennem ateşine atmış olursunuz.

87/2 Bakara -29: هُوَ الَّذِي خَلَقَ لَكُم مَّا فِي الأَرْضِ جَمِيعاً ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاء فَسَوَّاهُنَّ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ

Huvellezi halaka lekum ma fil ardı cemian : Sizi hepinizi Yer'in içinde yapan kimdir? Gökten aşağıya inerek Yerin içinde elektron/oğul olarak oluşmadan önce ruh bir rüya aleminde/ahirette yaşamaktadır. Elektron fizik dünya ile irtibatı olan organ olması hasebiyle konuşmalara/titreşimlere muhataptır. O, göklerin içindeki varlığından habersizdir.
summesteva iles semai : sonra göğe yöneldi
fe sevvahunne seb’a semavat: onları 7 gök halinde düzenledi
ve huve bi kulli şey’in alim: o her şeyi bilendir

87/2 Bakara -30: وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُواْ أَتَجْعَلُ فِيهَا مَن يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاء وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لاَ تَعْلَمُونَ

Ve iz kale rabbuke : rabbin dedi
lil melaiketi inni cailun fil ardı halifeten: ben yerin içinde bir halife oluşturacağım melekler için
kalu e tec’alu fiha men yufsidu fiha : dedi orada bozgunculuk yapacak
ve yesfikud dimae: ve kan dökecek birini mi?
ve nahnu nusebbihu : biz tespih ederiz
bi hamdike ve nukaddisu lek: övgüyle seni kutsarız
kale inni a’lemu ma la ta’lemun: dedi ben sizin bilmediklerini biliyorum

87/2 Bakara -31: وَعَلَّمَ آدَمَ الأَسْمَاء كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلاَئِكَةِ فَقَالَ أَنبِئُونِي بِأَسْمَاء هَؤُلاء إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ

Ve alleme ademel esmae kulleha : adem bütün isimleri biliyordu
summe aradahum alel melaiketi : sonra ona gösterdi meleklerin üzerindekini Kur'an'ı
fe kale enbiuni bi esmai haulai: dedi bana haber ver/bilgilendir bunların isimlerini
in kuntum sadikin: eğer doğru sözlü isen

87/2 Bakara -32: قَالُواْ سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَا إِلاَّ مَا عَلَّمْتَنَا إِنَّكَ أَنتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ

Kalu subhaneke : dediler seni tenzih ederiz
la ilme lena : bizim ilmimiz yok
illa ma allemtena inneke : ancak senin öğrettiklerin -kadarını biliriz-
entel alimul hakim : sen alimsin hakimsin

87/2 Bakara -33: قَالَ يَا آدَمُ أَنبِئْهُم بِأَسْمَآئِهِمْ فَلَمَّا أَنبَأَهُمْ بِأَسْمَآئِهِمْ قَالَ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ إِنِّي أَعْلَمُ غَيْبَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَأَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنتُمْ تَكْتُمُونَ

Kale ya ademu enbi’hum bi esmaihim: dedi ey adem onların isimlerini onlara haber ver
fe lemma enbeehum bi esmaihim:onların isimlerini onlara söylediği zaman
kale e lem ekul lekum: dedi "size demedim mi?"
inni a’lemu gaybes semavati vel ardı : "göklerin ve yerin gaybını " Gayb: görünmeyen bilgisini
ve a’lemu ma tubdune : ben biliyorum
ve ma kuntum tektumun: neye benzediğinizi, -içinizde- sakladığınızı

87/2 Bakara -34: وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلاَئِكَةِ اسْجُدُواْ لآدَمَ فَسَجَدُواْ إِلاَّ إِبْلِيسَ أَبَى وَاسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِرِينَ

Ve iz kulna lil melaiketiscudu li ademe fe secedu : meleklere, ademe eğilin dediğimizde eğildiler
illa iblis: ancak iblis
eba vestekbere : küçümsedi gurur yaptı
ve kane minel kafirin: ve inkar edenlerden oldu

87/2 Bakara -35: وَقُلْنَا يَا آدَمُ اسْكُنْ أَنتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ وَكُلاَ مِنْهَا رَغَداً حَيْثُ شِئْتُمَا وَلاَ تَقْرَبَا هَذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الْظَّالِمِينَ

Ve kulna ya ademuskun ente ve zevcukel cennete : biz dedik ki ey adem yerleş eşinle cennete
ve kula minha ragaden haysu şi’tuma : ikiniz beğendiğin yerde bolluk içinde
ve la takraba hazihiş şecerete : bu ağaca şaklaşmayın
fe tekuna minez zalimin: ezicilerden olursunuz

87/2 Bakara -36: فَأَزَلَّهُمَا الشَّيْطَانُ عَنْهَا فَأَخْرَجَهُمَا مِمَّا كَانَا فِيهِ وَقُلْنَا اهْبِطُواْ بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ وَلَكُمْ فِي الأَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ إِلَى حِينٍ

Fe ezellehumaş şeytanu anha: şeytan onların yerini daralttı ve onları kaldırdı
fe ahrecehuma : dışarı çıkardı
mimma kana fih: oldukları yerden
ve kulnahbitu ba’dukum li ba’din aduvv: biz dedik; bazılarınız bazılarınıza düşman olarak indiniz Göklere/cennete yerleşen adem (dişi ve erkek gök çifti) mekanlarına şeytan girmesiyle yerleri daralıyor ve Yer/elektrona inmeye zorlanıyorlar. Elekrona inen ruhlar fiziki yetkinliğe kavuştuklarında diğer elektronlara şiddet uygular hale geliyor.
ve lekum fil ardı : sizler yerin içinde
mustekarrun ve metaun ila hin: bir süreliğine metanızla kararlı halde

87/2 Bakara -37: فَتَلَقَّى آدَمُ مِن رَّبِّهِ كَلِمَاتٍ فَتَابَ عَلَيْهِ إِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ

Fe telekka ademu min rabbihi kelimatin : adem rabbinden kelime aldı
fe tabe aleyh: tövbe üzerine
innehu huvet tevvabur rahim: o tövbeleri kabul edendir, merhametlidir

87/2 Bakara -38: قُلْنَا اهْبِطُواْ مِنْهَا جَمِيعاً فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُم مِّنِّي هُدًى فَمَن تَبِعَ هُدَايَ فَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ

Kulnahbitu minha cemia: dedik inin oradar hepiniz Bir atomun içindeki ruh elektrona indiği vakit artık hepsinin inme zamanı gelmiş demektir, bunun üzerine aynı batında yaratılmış/ümmet atomların hepsine birden gökten yere/elektrona inin deniyor.
fe imma ye’tiyennekum minni huden : size benim klavuzluğum gelecektir
fe men tebia hudaye : o klavuzu takip et Göklerden yere inişte klavuzluk edecek şey, protonla elektron arasındaki 72 yıl uzunluktaki He rumuzlu yoldur. Bu yol için Allah'ın ipi dendiğini biliyoruz. Ruh bu hortum içinden yani onun klavuzluğunda, elektrona ulaşacaktır.
fe la havfun aleyhim : onlara korku yoktur
ve la hum yahzenun: onlar üzülmezler

87/2 Bakara -39: وَالَّذِينَ كَفَرواْ وَكَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا أُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

Vellezine keferu : inkar eden kimseler
ve kezzebu bi ayatina : ayetlerimizle/atomlarımızla -onları kullanmak suretiyle- yalan söylediler
ulaike ashabun nar: onlar ateşin sahipleridir
hum fiha halidun: onlar -ateşin içinde- ölümsüzdürler.

87/2 Bakara -40: يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ اذْكُرُواْ نِعْمَتِيَ الَّتِي أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَأَوْفُواْ بِعَهْدِي أُوفِ بِعَهْدِكُمْ وَإِيَّايَ فَارْهَبُونِ

Ya beni israilezkuru ni’metiyelleti en’amtu aleykum : ey İsrailoğulları lütfumla sizi kutsadım
ve evfu bi ahdi ufi bi ahdikum : ya benimle olan ahdinizi yerine getirin
ve iyyaye ferhebun: ya benden korkun

87/2 Bakara -41: وَآمِنُواْ بِمَا أَنزَلْتُ مُصَدِّقاً لِّمَا مَعَكُمْ وَلاَ تَكُونُواْ أَوَّلَ كَافِرٍ بِهِ وَلاَ تَشْتَرُواْ بِآيَاتِي ثَمَناً قَلِيلاً وَإِيَّايَ فَاتَّقُونِ

Ve aminu bi ma enzeltu musaddikan li ma meakum : güvende olanlar, sizinle beraber indirileni tastik edin
ve la tekunu evvele kafirin bihi: inkar edenlerin ilki olmayın
ve la teşteru bi ayati semenen kalilen : ayetleri/atomları hafif fiyatla takas etmeyin Hafif fiyat! Atomların tek ölçüsü enerji seveyeleri yani ağırlıklarıdır. Birbirleri aralarındaki alışveriş, ister hırsızlık yoluyla olsun veya zekat yoluyla olsun enerji seviyelerinin birbirleriyle fiziki temas yoluyla aktarılmasıyla gerçekleşiyor. Bu nedenle ifadede ucuz kelimesi yerine "hafif " kullanılarak fiyat ülçüsü belli ediliyor
ve iyyaye fettekuni: ?

87/2 Bakara -42: وَلاَ تَلْبِسُواْ الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُواْ الْحَقَّ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ

Ve la telbisul hakka bil batılı : yıpratma sağı, yalanla
ve tektumul hakka : sessiz kalıyordu sağ
ve entum ta’lemun: sen biliyorsun

87/2 Bakara -43: وَأَقِيمُواْ الصَّلاَةَ وَآتُواْ الزَّكَاةَ وَارْكَعُواْ مَعَ الرَّاكِعِينَ

Ve ekimus salate ve atuz zekate : salatı kurdu/inşa ettiler, zekata geldiler salat ve zekat eşzamanlı yapıldığından ötürü hep birlikte anılır. Yani her salat kurulurken zekat söz konusudur. Salat, atoma dirlik sağlarken, zekatta atomların enerji seviyelerine dengelemektedir.
verkeu mear rakiin: eğilenlerle birlikte eğilin i> salat dik duruma geçmek oluyor, sonra atomlar eski haline dönüyorlar. Manyetik rüzgarlar içindeki atomlar, rüzgarda eğilen başaklar gibi devamlı surette eğik durmaktalar. Manyetik alanlara dik pozisyonlarda hemen dik duruma geçmeleri salat emri ile isteniyor. Her turda iki tane salat sözkonusudur, tabiatıyla iki de zekat .

87/2 Bakara -44: أَتَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنسَوْنَ أَنفُسَكُمْ وَأَنتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَ أَفَلاَ تَعْقِلُونَ

E te’murunen nase bil birri : insanlara kara ile komuta ettik
ve tensevne enfusekum : kendiniziunutmayın
ve entum tetlunel kitabe: siz kitabı okuyun Kitap: Bir ins atomu, içinde ruh ve etrafında onu muhafaza eden, kapak içine alan manyetizmasıyla birlikte oluşturduğu bir bütünlük. İçindeki ayetleri ve dışındaki levhi mahfuzda kayıtlı bilgileriyle gerçek bir kitap.
e fe la ta’kılun: anlamıyormusun

87/2 Bakara -45: وَاسْتَعِينُواْ بِالصَّبْرِ وَالصَّلاَةِ وَإِنَّهَا لَكَبِيرَةٌ إِلاَّ عَلَى الْخَاشِعِينَ

Vesteinu bis sabri :sabırla yardım isteyin
ves salat: ve salat/destek -isteyin-
ve inneha le kebiratun: muhakkak büyüklük
illa alal haşiin: ancak ? üzerinedir

87/2 Bakara -46: الَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُم مُّلاَقُو رَبِّهِمْ وَأَنَّهُمْ إِلَيْهِ رَاجِعُونَ

Ellezine yezunnune : o kimseler zannediyor ki
ennehum mulaku rabbihim : onlar yalın halde rablerine yürüyor
ve ennehum ileyhi raciun: onlar ona geri dönecekeler

87/2 Bakara -47: يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ اذْكُرُواْ نِعْمَتِيَ الَّتِي أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَأَنِّي فَضَّلْتُكُمْ عَلَى الْعَالَمِينَ

Ya beni israilezkuru: ey israil oğulları
ni’metiyelleti en’amtu aleykum : sizi lütfumla kutsadım
ve enni faddaltukum alel alemin: sizi erdemli kıldım iki dünya üstüne

87/2 Bakara -48: وَاتَّقُواْ يَوْماً لاَّ تَجْزِي نَفْسٌ عَن نَّفْسٍ شَيْئاً وَلاَ يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَاعَةٌ وَلاَ يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلاَ هُمْ يُنصَرُونَ

Vetteku yevmen la teczi nefsun an nefsin : nefslere cezalarının verileceği günden nefsler korksun
şey’en ve la yukbelu minha şefaatun : kabul edilmez hiç bir şeyin şefaati
ve la yu’hazu minha adlun : adalet ondan alınmaz
ve la hum yunsarun: onlardan destek alınmaz

87/2 Bakara -49: وَإِذْ نَجَّيْنَاكُم مِّنْ آلِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوَءَ الْعَذَابِ يُذَبِّحُونَ أَبْنَاءكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَاءكُمْ وَفِي ذَلِكُم بَلاء مِّن رَّبِّكُمْ عَظِيمٌ

Ve iz necceynakum min ali fir’avne : sizi kurtardık büyük firavundan
yesumunekum : ?
suel azabi : fena/kötü azab/ateşte yakma etkisi
yuzebbihune ebnaekum : kesip ayırıyordu oğullarınızı Atomların elektronlarını protondan koparıyorlardı
ve yestahyune nisaekum : kadınlarınıza hakaret ediyorlardı
ve fi zalikum belaun min rabbikum azim: rabbinizin büyüklüğü sizi o belanın içinden -kurtardı-

87/2 Bakara -50: وَإِذْ فَرَقْنَا بِكُمُ الْبَحْرَ فَأَنجَيْنَاكُمْ وَأَغْرَقْنَا آلَ فِرْعَوْنَ وَأَنتُمْ تَنظُرُونَ

Ve iz farakna bikumul bahre : denizi böldük/ayırdık size
fe enceynakum : sizi kurtardık
ve agrakna ale fir’avne : boğduk firavunun ailesini
ve entum tenzurun: ve sen görüyorsun