Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
--

87- Bakara (2)

1: الم

Elif Lam Mim
Elif ve Lam Allah'ın iki kitabının rumuzlarıdır. Mim, şu an yaşayan Muhammed isimli ruhtur.

2: ذَلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ

Zalikel kitabu: o kitap - la reybe fih: şüphesiz - huden lil muttekin: sakınnanlara klavuzdur -
O kitap, şüphesiz sakınanlar için rehber/klavuzdur.

3: الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ

Ellezine:onlar ki/ o kimseler- yu’minune: güvende olanlar - bil gaybi: bilinmeden/görünmeden/gizlilikle - ve yukimunes: ve ikametlerini - salate: destekliyorlar - ve mimma: şeylerden - razakna hum: onlar yiyecekleri yunfikun: harcıyor -
Güvende olan o kimseler, bilinmeyerek/gizlideki ikametlerini verdiğimiz rızkı harcayarak destekliyor/onu ayakta tutuyorlar.
(Atomların güvende olmak için elementlere sığındıklarını önceki pasajlardan biliyoruz. bir önceki pasajda da onların adeta hapis olduklarını, nefslerinin kontrol altına alındığını ve böylece helaklarının önlendiğini görmüştük.)

4: والَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ وَبِالآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ

Vellezine yu’minune: ve güvende olanlar - bi ma unzile ileyke: seninle birlikte indirilenler - ve ma unzile min kablik: ve senden önce indirilenler - ve bil ahireti hum yukınun: bunlar ahirette emniyetteler -
Güvende olanlar: Seninle ibrlikte indirilenler ve senden önce indirilenler, bunların hepsi ahirette emniyetteler.
(Güvende olmak ne demek buraya kadar az çok anladık. Element içinde olmamak, enerji denizi evrende tek başına bulunmak, firavunlar ve diğer atomların nefsleri karşısında tehlikede olmak demektir. Element içinde güvende olanlar kimler? Senden önce yani Elif atomu içine indirilen ruh/racul olan İbrahim isimli ümmet atomlar ve Lam atomu içine indirilen Musa isimli ümmet atomlar. Peki ya İsa ve Muhammed neden anılmıyor burada? Cevap: Tüm anlatılardaki muhatap Muhammed ruhu -bunu bir beşer olan Hz. Muhammed ile karıştırmayınız! Zati onun adı Ahmet idi. Muhammed'i anlatığı için kendi adı olarak anlaşıldı. O vefat ettiğinde Ömer "Kim ki Muhammed öldü derse onu kılıcımla iki parça ederim!" derken Muhammed ruhunu işaret ediyordu. İsa'ya gelince o, lam rumuzlu atomun oğlu yani elektronuydu.)

5: أُوْلَئِكَ عَلَى هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

Ulaike ala huden: bunların üzerindeki rehberlik- min rabbihim: rabbimdendir - ve ulaike humul muflihun: onlar bu yüzden kutulanlar-
Üzerlerindeki rehberlik rabbimdendir, onlar kurtuluşa erenlerdir.

6: إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ سَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَأَنذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنذِرْهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ

İnnellezine keferu:inkar eden kimseler - sevaun aleyhim: olup olmadığı - e enzertehum: onları uyardın mı - em lem: veya uyarmadın - tunzirhum: bunlar uyarıya - la yu’minun: güvende olmazlar -
İnkar eden kimseleri uyarıp uyarmaman fark etmez, onlar güvende değiller.

7: خَتَمَ اللّهُ عَلَى قُلُوبِهمْ وَعَلَى سَمْعِهِمْ وَعَلَى أَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ عظِيمٌ

Hatemallahu: Allah mühürledi- ala kulubihim: kalplerinin üzerini - ve ala sem’ıhim: işitmesinin üzerine - ve ala ebsarihim: ve onun gözünün üzerine - gışavetun: perde/bulanıklık - ve lehum azabun azim: ve onların azapları büyüktür-
Alah onların kalplerinin üzerini mühürledi. Ve işitmelerinin üzerine ve (tek olan) gözünün üzerine perde/bulanıklık getirdi. Onların azabı büyüktür.
(Atomun bir gözü var. Ama bu göz manzara görmüyor bilakis sadece ışığı algılıyor. İn/mağara içinde barınan ruh, sadece ışık görür. hani ölümden dönen insanların tunelin ağzında bir ışık gördüm! diye anlattığı durum budur. Kulak denilen aza yine bu gözdür. Gözden ışık girerse görme, enerji hava gibi sızarak dolarsa duyma olarak tezühür ediyor. Görme işinin gerçekte bir işitme olduğunu önceki pasajlarda görmüştük. İşitme sırasında atoma enerjinin sızarcasına dolması olayını başkaca vahiy anlatılarında deliklere sessizce akan yılan denilerek veya fısıltı veyahut ilham diye de geçmektedir, hepsi aynı fiziksel işleyişin farklı yansıtılmasıdır, bu anşılması açısından iyidir, hem birbirlerine tezat teşkil etmezler.)

8: وَمِنَ النَّاسِ مَن يَقُولُ آمَنَّا بِاللّهِ وَبِالْيَوْمِ الآخِرِ وَمَا هُم بِمُؤْمِنِينَ

Ve minen nasi: ve insanlardan - men yekulu amenna billahi: Allah'a inanıyoruz diyenler - ve bil yevmil ahıri: ve öbür/diğer güne - ve ma hum bi mu’minin: ve onlar ın inanmadığı nedir -
---

9: يُخَادِعُونَ اللّهَ وَالَّذِينَ آمَنُوا وَمَا يَخْدَعُونَ إِلاَّ أَنفُسَهُم وَمَا يَشْعُرُونَ

Yuhadiunallahe: Allahı aldatıyorlar- vellezine amenu: inananlar - ve ma yahdeune: aldattıkları nedir - illa enfusehum: ancak kendileridir - ve ma yeş’urun: ne hissettiler -
---

10: فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ فَزَادَهُمُ اللّهُ مَرَضاً وَلَهُم عَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ

Fi kulubihim: kalplerinin içindeki - maradun:hastalık - fe zadehumullahu marada: ve ayyah hastalıklarını arttırdı - ve lehum azabun elimun: onların elim azabı var - bi ma kanu yekzibun : onlar yalan söylüyordular, öyleydiler. -
---

11: وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لاَ تُفْسِدُواْ فِي الأَرْضِ قَالُواْ إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ

Ve iza kile lehum: eğer onlara söylenirse - la tufsidu fil ardı: yerin içinde fesat çıkarmayın - kalu: dedi - innema nahnu muslihun: ama biz onarıcılar/düzelticileriz -
---

12: أَلا إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلَكِن لاَّ يَشْعُرُونَ

E la innehum: bunlar değiller mi - humul mufsidune: bozguncular - ve lakin la yeş’urun: ama hissetmeyen -
---

13: وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ آمِنُواْ كَمَا آمَنَ النَّاسُ قَالُواْ أَنُؤْمِنُ كَمَا آمَنَ السُّفَهَاء أَلا إِنَّهُمْ هُمُ السُّفَهَاء وَلَكِن لاَّ يَعْلَمُونَ

Ve iza kile lehum: ve eğer onlara söylense ki - aminu : iman etmiş olup- kema amenen nasu: güya güvendeki insanlar gibi - kalu e nu’minu: dediler güvende değilmiyiz- kema amenes sufehau: güvendeki aptallar gibi - e la innehum humus sufehau: ancak bunlar aptalmı ki - ve lakin la ya’lemun: ama bilmiyorlar -
---

14: وَإِذَا لَقُواْ الَّذِينَ آمَنُواْ قَالُواْ آمَنَّا وَإِذَا خَلَوْاْ إِلَى شَيَاطِينِهِمْ قَالُواْ إِنَّا مَعَكْمْ إِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِؤُونَ

Ve iza lekullezine amenu : eğer ölen kimse güvende idiyse- kalu amenna: güya güvende - ve iza halev ila şeyatinihim: ve eğer üzerlerinde şeytanları yoksa - kalu inna meakum: şüphesiz senileyiz/yanındayız- innema nahnu mustehziun: ancak biz alay edenleriz -
---

15: اللّهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ وَيَمُدُّهُمْ فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ

Allahu yestehziu bihim: Allah onlarla alay etti - ve yemudduhum: ve bunları uzattı/genişletti - fi tugyanihim: azgınlık içindekiler - ya’mehun: ? -
---

16: أُوْلَئِكَ الَّذِينَ اشْتَرُوُاْ الضَّلاَلَةَ بِالْهُدَى فَمَا رَبِحَت تِّجَارَتُهُمْ وَمَا كَانُواْ مُهْتَدِينَ

Ulaikellezineşterevud: satın alan kimseler- dalalete: sapkınlık - bil huda: rehberlikle - fe ma rabihat ticaretuhum: ticaretlerinde ne kazandılar - ve ma kanu muhtedin: onları döndüren neydi -
---

17: مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِي اسْتَوْقَدَ نَاراً فَلَمَّا أَضَاءتْ مَا حَوْلَهُ ذَهَبَ اللّهُ بِنُورِهِمْ وَتَرَكَهُمْ فِي ظُلُمَاتٍ لاَّ يُبْصِرُونَ

Meseluhum: onar tıpkı- ke meselillezistevkade nara: tutuşturulmuş atiş gibidirler - fe lemma edaet: yanan ateşinkaynağı nedir? - ma havlehu zeheballahu: - bi nurihim: nurlarıyla - ve terekehum: terk edildiler - fi zulumatin: karanlıklar içinde - la yubsirun: göremezler -
Onlar tıpkı tutuşturulmuş ateş gibidirler, yanan nedir?/ Ateşin kaynağı nedir? Nurlarıyla karanıklar içinde terk edildiler, göremezler!
(İçinde ruh olan ins atomların/insanların tamamı bir kandil/fener gibi ışık saçıyor. Bir beygamber himayesindeki elementler içinde yer almayan atomlar bir başlarına kalır, ateşleri sönünce kaybolur giderler. )

18: صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لاَ يَرْجِعُونَ

Summun: sağır - bukmun: dilsiz - umyun: görmez - fe hum la yerciun: onlar geri dönmediler-
(Sağır dilsiz ve görmez oluşları, mesnetsit duruşlarından kaynaklı olmalı. Fizik yönüyle referanssız iletişim olamaz.)

19: أَوْ كَصَيِّبٍ مِّنَ السَّمَاء فِيهِ ظُلُمَاتٌ وَرَعْدٌ وَبَرْقٌ يَجْعَلُونَ أَصْابِعَهُمْ فِي آذَانِهِم مِّنَ الصَّوَاعِقِ حَذَرَ الْمَوْتِ واللّهُ مُحِيطٌ بِالْكافِرِينَ

Ev ke: veya sana inen yağmur - sayyibin: ?- mines semai: göklerden- fihi zulumatun ve ra’dun: karanlığın içinden - ve ra’dun: gök gürültüsü - ve berk: şimşek- yec’alune esabiahum: parmaklarını bunlar yapıyor/oluşturuyor - fi azanihim: bunlar kulaklarının içinde - mines savaiki hazaral mevt: öldürücü yıldırımlara tedbir - vallahu muhitun bil kafirin: Allah inkarcıları çevresindedir -
---

20: يَكَادُ الْبَرْقُ يَخْطَفُ أَبْصَارَهُمْ كُلَّمَا أَضَاء لَهُم مَّشَوْاْ فِيهِ وَإِذَا أَظْلَمَ عَلَيْهِمْ قَامُواْ وَلَوْ شَاء اللّهُ لَذَهَبَ بِسَمْعِهِمْ وَأَبْصَارِهِمْ إِنَّ اللَّه عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

Yekadul berku: neredeyse şimşek çaktıkça - yahtafu ebsarehum: gözlerini kaçırıyordular - kullema edae lehum: onları aydınlattıkça - meşev fihi: yürüteçler içinde - ve iza azleme: eğer en karanlık - aleyhim kamu: onlar kıyam etti/kalktılar - ve lev şaellahu le zehebe: gerçi gitmelerini Allah istedi/diledi - bi sem’ihim: işittikleriyle - ve ebsarihim innallahe: ve görmeleriyle - ala kulli şey’in kadir: Allah'ın gücü herşeyin üzerindedir -
---

22: الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الأَرْضَ فِرَاشاً وَالسَّمَاء بِنَاء وَأَنزَلَ مِنَ السَّمَاء مَاء فَأَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقاً لَّكُمْ فَلاَ تَجْعَلُواْ لِلّهِ أَندَاداً وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ

Ellezi ceale: Kim oluşturdu- lekumul arda: yeri senin için - firaşen: yatak - ves semae binaa: ve göğü bina etti - ve enzele: ve indirdi - mines semai: gökten- maen: su - fe ahrece bihi: çıkardı - mines semarati: meyveler- rızkan lekum: rızkınız olarak - fe la tec’alu: ve kılmadı - lillahi endaden: ilahları takipçi - ve entum ta’lemun: bilmelisin -
Kim senin için Yer'de yatak oluşturdu, göğü bina etti ve gökten suyu indirdi? Rızk olarak sende meyveler çıkardı. Kılmadı, ilahlara takipçi, bilmelisin.
(Yerde yatak oluşturmak! ifadesine dikkat gerekiyor. Koni şekilli göğün sivri ucuna yer deniyor. Bu yer etrafında bir manyetik alan oluşturuluyor. Cümleyi "Yerde yatak yaptı" veya "Yeri size yatak/beşik olarak yaptı" gibi yorumlar, "ard" kelimesini dünya yüzeyi olarak algılamalarından dolayıdır. Benzer şekilde önceki aıklamalarda Yer'in içindeki kişilerden bahsedilirken bunu yer altındaki diyerek tercüme de yanlış olmaktaydı. Yer etrafındaki manyetik özellikli hafıza levhaları, atomun oğlu statüsündedir. Atomun içindeki racul kişi ahiret hayatı yaşıyorken, yere indirilen kendi uzantısıyla yer'de dünya hayatı yaşamaya başlıyor. Fizik dünyadaki tüm aktivitelerimiz bu oğul/elektron sayesinde gerçekleşiyor. Bilindiği üzere "Dünya" Arapçada ayrıca var olan kelimedir. Sonrasında en önemli vurgu "Seni ilahlara takipçi yapmadık" Koni şekilli gök ve külah şeklindeki atomun üst kısmında konuşlanan hiçlik, o atomun ilahıdır. Hiçlik şekil/boyut/ağırlık vb gibi özellikler içermediğinden ötürü "Sizin ilahınız tektir" çok sayıdadır ama bir tanedir demiyor. Cümelerde kinaye teşbih veya mecaz yoktur. Drekt söylenilen anlama odaklanılması lazımdır. )

23: وَإِن كُنتُمْ فِي رَيْبٍ مِّمَّا نَزَّلْنَا عَلَى عَبْدِنَا فَأْتُواْ بِسُورَةٍ مِّن مِّثْلِهِ وَادْعُواْ شُهَدَاءكُم مِّن دُونِ اللّهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

Ve in kuntum: gerçi siz - fi reybin: şüphe içindesiniz - mimma nezzelna: hangi şeyden indirdiğimiz - ala abdina: kölemiz üzerine - fe’tu bi suretin: suret ile getirdik - min mislihi: aynısından - ved’u : iddia etti - şuhedaekum: şahit olanlar- min dunillahi: ilah olmadan - in kuntum sadıkin: dürüst olursan -
(Varlığını hisseden fakat kendi hakkında bilgisi olmayan, etrafını göremeyen insan, oluşumu hakkında verilen bilgilerle bir türlü tatmin olamıyor. Hala şüphe içinde bulunuyor . Seni gökten indirdiğimiz sudan yaptık! Bilgisine binaen bu kez indirilen suyun menba hakkında bilgi veriliyor. İns atomu, içinde barınacak ruhun kölesi olarak ona hizmet edecek, ruh onun içine indiriliyor. Ruh müteşabih ayet olduğundan ötürü ins atomunun suretini alıyor. Bu işlemler sırasında külah şeklindeki ins atomunun üst kısmında henüz çekim alanı/ilah oluşmamış durumdadır. sonrasında oluşan bu alanın peşinden sürüklenen ruha, bir önceki cümlede "seni ilahları takip edesin diye yapmadık!" diyerek onun maddeyi oluşturmak gibi başkaca görevleri olduğu hatırlatılmıştı. Günümüze kadar bu cümle, anlamının dışında "Ve eğer indirdiğimiz Kur’an’dan şüphe içindeyseniz, o zaman o’nun mislinden bir sure getirin.. " diye tefsir edile gelinmiş. Dikkat edildiğinde dil bilgisi ve mantık kuralları dahilinde Kur'an'ın misli bir sure değil ancak bir Kur'an olabileceği görülebilir.)

24: فَإِن لَّمْ تَفْعَلُواْ وَلَن تَفْعَلُواْ فَاتَّقُواْ النَّارَ الَّتِي وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ أُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ

Fe in lem tef’alu: niçin yapmadınız - ve len tef’alu : ve yapmayacaksınız - fettekun narelleti: bu yüzden ateşe gittiler - vakuduhan nasu: yakıtı insanlardan oluşan - vel hicaratu uiddet : ve taşlardan oluşan- lil kafirin: kafirler için -
---

25: وَبَشِّرِ الَّذِين آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ كُلَّمَا رُزِقُواْ مِنْهَا مِن ثَمَرَةٍ رِّزْقاً قَالُواْ هَذَا الَّذِي رُزِقْنَا مِن قَبْلُ وَأُتُواْ بِهِ مُتَشَابِهاً وَلَهُمْ فِيهَا أَزْوَاجٌ مُّطَهَّرَةٌ وَهُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

Ve beşşirillezine amenu: İnanan/güvende olanları müjdele- ve amilus salihati: ve salih amel işleyenleri- enne lehum cennatin tecri: gerçekten yerleri cennettir - min tahtihel enhar: altından nehirler - kullema ruziku minha: devamlı ondan rızlanırlar- min semeretin rızkan: meyveleri rızıklarıdır - kalu hazellezi ruzıkna: dediler bu rızıkları kim - min kabl: önceden - ve utu bihi muteşabiha: ve geldi benzerleri - ve lehum fiha ezvacun mutahharatun: ve bunları içinde ter temiz çiftler yaptık - ve hum fiha halidun: ve bunlar orada daimi/sürekli kılındılar -
---