Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
--

92- Nisa (4)

  • Nebi Musa'ın devri zamanında Firavunlar, raculleri ve oğullarını öldürmüştürler. Geriye kalanlar ise firavunların güç yetiremeyeceği İns atomları yani boş halde kadınlardı. Onların peygamber etrafında toplanmalarıyla yeniden element oluşumları gerçekleşecekti. Bu pasajda peygamberlere bu kadınları nasıl kabul edecekleri ve onları nasıl dolu hale getirecekleri anlatılıyor.

1: يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُواْ رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَثِيرًا وَنِسَاء وَاتَّقُواْ اللّهَ الَّذِي تَسَاءلُونَ بِهِ وَالأَرْحَامَ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا

Ya eyyuhan nasutteku: ey insan toplulukları/ ey halk - rabbekumullezi: rabbinizden korkun - halakakummin: sizleri yapandan - nefsin vahidetin: tek nefsten - ve halaka minha zevceha: ve eşinizi de ondan yapandan - ve besse: çoğaltıp yaydı - minhuma : onlardan - ricalen: erkekler - kesiran: çok sayıda - ve nisaa: dişiler - vettekullahellezi : Allah'tan korkanlar - tesaelune bihi vel erham: rahimlerde olanı sordular - İnnallahe kane aleykum rakiba: Allah sana öyle anlatıyor -
---
(Ey Nas! çok sayıda insan atomunun bir arada tek kişilik oluşuna "Nas" deniyor. Böylece akıllı varlık olan insan, zeka sergileyebilir maharet kazanıyor. Zeka, akıllı atomların birlikte istişare ederek mevcut bilgilerden yeni bilgiler çıkarabilen, örüntü ile problem çözen ve en önemlisi merak eden özellikler sergiliyor. Tabi bu durumda zeka, itiraz eden, baş kaldıran , sorgulayan durumuna da geliyor. Allah ise onu oluşturan yapıya "Allah'tan korkun!" yani sizi yapan benim anlamında cümle kuruyor. Sanrasında Nas'ın merakını giderecek bilgi veriyor, onları nasıl yaptığını anlatıyor.)

2: وَآتُواْ الْيَتَامَى أَمْوَالَهُمْ وَلاَ تَتَبَدَّلُواْ الْخَبِيثَ بِالطَّيِّبِ وَلاَ تَأْكُلُواْ أَمْوَالَهُمْ إِلَى أَمْوَالِكُمْ إِنَّهُ كَانَ حُوبًا كَبِيرًا

Ve atul yetama emvalehum: gelen babasızların satın alınacak mallarını - ve la tetebeddelul habise bit tayyib: soysuzları temiz olanla değişmeyin - ve la te’kulu emvalehum: onların mallarını yiyip bitirmeyin - ila emvalikum: malları için - İnnehu kane: öyleydi - huben: ? - kebira: büyük -
---

3: وَإِنْ خِفْتُمْ أَلاَّ تُقْسِطُواْ فِي الْيَتَامَى فَانكِحُواْ مَا طَابَ لَكُم مِّنَ النِّسَاء مَثْنَى وَثُلاَثَ وَرُبَاعَ فَإِنْ خِفْتُمْ أَلاَّ تَعْدِلُواْ فَوَاحِدَةً أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ ذَلِكَ أَدْنَى أَلاَّ تَعُولُواْ

Ve in hıftum ella tuksitu: sadeleşmekten korkarsan - fil yetama fenkihuma tabe lekum: yetimler içinde iyi olanlar kazandı - minen nisai : kadınları - mesna: ikişer - ve sulas: üçer - ve rubaa: dörder - fe in hıftum ella ta’dilu fe vahideten : birini diğerine değişmekten kork - ev ma meleket eymanukum:yada elinde olanlardan inançlıları - Zalike edna ella teulu: onları altta tut sayma -
---

4: وَآتُواْ النَّسَاء صَدُقَاتِهِنَّ نِحْلَةً فَإِن طِبْنَ لَكُمْ عَن شَيْءٍ مِّنْهُ نَفْسًا فَكُلُوهُ هَنِيئًا مَّرِيئًا

Ve atun nisae: gelen kadınları - sadukatihinne: bunların sadakaları - nıhleh: tazminat/bağış/fırka/arı - Fe in : zira - tıbne lekum: doldurursanız - an şey’in: bir şey hakkında - minhu nefsen: nefes aldığın yerden - fe kuluhu henien meria:yemen seni mutlu eder -
Gelen kadınlardan sadık olanlara sadaka/tazminatlarını verin zira onları nefes aldıkları yerden doyurmanız sizi mutlu eder.
(Olay içi boş ins atomu olunca onu kendi elementine/köyüne dahil ettiğinizde içlerindeki boşluğu tazminat olarak anılan mal/enerjiyle doldurduğunuzda hırsızlık yapmayacak ve sadakatle element içinde hizmetlerine devam edeceklerdir.)

5: وَلاَ تُؤْتُواْ السُّفَهَاء أَمْوَالَكُمُ الَّتِي جَعَلَ اللّهُ لَكُمْ قِيَاماً وَارْزُقُوهُمْ فِيهَا وَاكْسُوهُمْ وَقُولُواْ لَهُمْ قَوْلاً مَّعْرُوفًا

Ve la tu’tus: aptallık etme - sufehae:sefih/cahil - emvalekumulleti: varlığınızı - cealallahu: Allah oluşturdu/kıldı - lekum kıyamen: ayağı kalktın - verzukuhum: onlara rızıklarını ver - fiha veksuhum:? - ve kulu lehum: onlara de- kavlen ma’rufa: bilinen sözü-
---
(Aptallık etme diyor, anılan tazminatı/sadakayı vermeyenlere. Vereceğin enerjiyi Allah oluşturdu, neden kıskanasın ki. Yedirdiğin ins atomu nisa/kadın/dişi/ins atomlarına rızkların verdiğinde ayağı kalkacak ve destek olacak.)

6: وَابْتَلُواْ الْيَتَامَى حَتَّىَ إِذَا بَلَغُواْ النِّكَاحَ فَإِنْ آنَسْتُم مِّنْهُمْ رُشْدًا فَادْفَعُواْ إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ وَلاَ تَأْكُلُوهَا إِسْرَافًا وَبِدَارًا أَن يَكْبَرُواْ وَمَن كَانَ غَنِيًّا فَلْيَسْتَعْفِفْ وَمَن كَانَ فَقِيرًا فَلْيَأْكُلْ بِالْمَعْرُوفِ فَإِذَا دَفَعْتُمْ إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ فَأَشْهِدُواْ عَلَيْهِمْ وَكَفَى بِاللّهِ حَسِيبًا

Vebtelul: ? - yetama: yetimler - hatta iza belagun nikah: hatta eğer ergenliğe ulaştılarsa nikahlayın - fe in anestum: ? - minhum ruşden: onlar reşit olunca - fedfeu ileyhim emvalehum: onlara malları karşılığını ödeme yap - ve la te’kuluha israfen:yemeyin israf etmeyin - ve bidaren en yekberu: ve büyüyüp sırası gelen - Ve men kane ganiyyen felyesta’fif: zenginleri hafifletmeyin - ve men kane fakiran felye’kul bil ma’ruf: fakirleri bırak yemelerine izin ver - Fe iza defa’tum ileyhim emvalehum: öyleyse onlara öde - fe eşhidu aleyhim: bunlar üzerine tanıklık et - Ve kefa billahi hasiba: Allah yeterini hesaplayandır -
---
(Bir de yetim olarak anılan ins atomları var. Onları ergenliğe ulaşınca nikahlayın ifadesi büyük olasılıkla elementin orbitalındaki atomların çiftler halinde oluşlarıyla dengenin sağlanması olmalı. Adem peygamber yani elementin lideri olan atom çifti, bunların hepsine tanıklık edcek şekilde diğer orbitalların üzerindedir.)

7: لِّلرِّجَالِ نَصيِبٌ مِّمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالأَقْرَبُونَ وَلِلنِّسَاء نَصِيبٌ مِّمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالأَقْرَبُونَ مِمَّا قَلَّ مِنْهُ أَوْ كَثُرَ نَصِيبًا مَّفْرُوضًا

Lir ricali nasibun: erkeklerin payı - mimma terakel validani: ebeveynlerini terk ettiklerinde - vel akrabune: ve akrabalarını - ve lin nisai nasibun: ve kadınların hissesi - mimma terakel validani: ebeveynlerini terk ettiklerinde - vel akrabune:ve akrabalarını - mimma kalle minhu ev kesur: bu durumda az olsada tatmin edecek - Nasiben mefruda: zorulu payları vardır -
---
(Cümlelere dikkat edildiğinde mirastan pay alanların içinde akrabaların zikredilmesine karşın evlatlardan söz edilmiyor. çünkü olay tamamen bir atomun mal olarak geride bıraktığı enerjidir. Geride kalanlar yani element içindeki diğer atomlar mirascıdır.)

8: وَإِذَا حَضَرَ الْقِسْمَةَ أُوْلُواْ الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينُ فَارْزُقُوهُم مِّنْهُ وَقُولُواْ لَهُمْ قَوْلاً مَّعْرُوفًا

Ve iza hadaral kısmete ulul kurba: eğer bölünmeye akrabalar katılırsa - vel yetama:ve yetimler - vel mesakinu:ve fakirler - ferzukuhum minhu: onlara da verin - ve kulu lehum kavlen ma’rufa: onlara bilinenleri söyleyin -
Topluluğu terk eden kadınların mirası bölünürken, katılan akrabalar ve yetimler ve fakirlere de verin. Onlara bilinen söz söyleyin.
(Dikkat ediniz bu cümlede de iki önemli dikkat ceken husus var; Bölünmeye katılan birinci derece akrabalardan olan evlatlar kardeşler dedeler nineler sayılmazken buna karşın 3. ve 4. kişiler var. Ayrıca terk edileni paylaşırken yanında bilinen söz söylenmesi özel bir durum olarak karşımızda durur. Tarifi yapılan olay dünya üzerindeki beşeri yaşamla ilgisi olmayan durumdur. Anlatılar, elementten ayrılan Nisa diye anılan ins atomlarının elektriksel yüklerinin paylaşımından ibarettir. Element içinde insan atomları arasındaki yakınlık durumu atomun elektronu/oğlu hariç birinci dereceden kimse yoktur. Tereke bırakan ins atomlarını/nisaların, zaten oğulları yoktur. Bu yüzden cümlede anılmazlar.)

9: وَلْيَخْشَ الَّذِينَ لَوْ تَرَكُواْ مِنْ خَلْفِهِمْ ذُرِّيَّةً ضِعَافًا خَافُواْ عَلَيْهِمْ فَلْيَتَّقُوا اللّهَ وَلْيَقُولُواْ قَوْلاً سَدِيدًا

Velyahşellezine lev teraku:korkan kimseler evğer ayrılırlarsa - min halfihim: arkalarından - zurriyeten dıafen: korunmasız soy/sop/sulb bırakır - hafu aleyhim: onlarda korku içindedir - felyettekullahe:Allahtan korksunlar - velyekulu kavlen sedida:sözleri daima gerçeği yansıtsın-
---
(İns atomları, kütleleri hasebiyle bulundukları yeri terk ettiğinde, ardlarında yeni oluşan küçük bir kütle bırakırlar. Bundan kız çocuğu olarak bahsedildiği başkaca cümleler var. Bu cümlede de onlardan ve onların korumasız oluşlarından bahsediliyor.)

10: إِنَّ الَّذِينَ يَأْكُلُونَ أَمْوَالَ الْيَتَامَى ظُلْمًا إِنَّمَا يَأْكُلُونَ فِي بُطُونِهِمْ نَارًا وَسَيَصْلَوْنَ سَعِيرًا

İnnellezine ye’kulune: yiyen kimseler - emvalel yetama: yetim mallarını - zulmeninnema ye’kulune: haksız yere yiyorlar - fi butunihim nara: onların karınlarının içinde nar olur - Ve se yaslevne seira: ve ateşe varırlar -
---